31 Temmuz 2013 Çarşamba

Elif Çakır, türbanlı kadın, taciz ve komplo teorim..


Kanal-24 Televizyonu ve Star Gazetesi yazarlarından Sayın Elif Çakır, şok edici bir habere imza atmıştı.

Neydi o haber?

Hani AK Parti’li İstanbul ilçe belediye başkanının gelini ve 6 aylık yavrusuyla Adalar’dan Kabataş iskelesine geliyor, Eşini beklemek üzere iskelenin karşısına geçiyor, tam o anda ne olduysa oluyor.. İşte 50-50 kişilik kalabalık grup kadını darp ediyor, taciz ediyor, bebek yerlerde sürünüyor, velhasıl her türlü iğrençlik ve insanlık dışı muameleye maruz kalıyor..

Tarih ne zaman?

1 Haziran 2013,

Kime beyan ediyor bu bilgiyi?

Sayın Elif Çakır Hanıma,

Kimler bu tarifsiz olayı gerçekleştiriyor?

Gezi Parkı eylemcileri..

Bu haberi Elif Çakır, önce sosyal medya üzerinden sonra televizyon ve gazete aracılığıyla yayıyor..

Hatta ben ilk TV-8’de yayınlanan, Gökmen Karadağ’ın sunduğu, Elif Çakır’ın da katıldığı ‘8.GÜN’ programında duydum ve elbette şok oldum..

Star Gazetesi’nde, 12 Haziran 2013 Perşembe günü, yayınlanan tacize uğrayan kadınla röportaj ve yazının linki aşağıdadır..

O haberde geçen bazı ayrıntılar gözümden kaçmadı.

Neydi o ifadeler?

Olay yargıya intikal etti. Valiliğin, emniyetin elinde mobese kayıtları mevcut..

Derken İstanbul Valisi yaptığı açıklamada ‘böyle bir görüntü olmadığını’ söyledi.

En son okuduğum haber ise şöyledir:

CHP İstanbul Milletvekili Umut Oran, 17 Haziran 2013 tarihinde İçişleri Bakanlığı ve İstanbul Valiliği’ne yaptığı Bilgi Edinme başvurusuna şu yanıtın verildiğini bildirdi:

“Sn. Umut ORAN bilgi edinme başvurunuz ile ilgili olarak yapılan çalışmada; Konu hakkında Karaköy Polis Merkezi Amirliğimiz kayıtlarında yapılan araştırmada; bahse konuyla alakalı tarafımıza herhangi bir müracaatın bulunmadığı, konunun doğrudan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına intikal ettiği, soruşturma numarasının 2013/81797 olduğu, tarafımızca herhangi bir tahkikatın yürütülmediğinin bilinmesi hususunu bilgilerinize sunarız.”

Umut Oran’ın yanıtsız bırakılan soruları ise şöyle:

-  1 Haziran 2013 tarihinde İstanbul Kabataş İskelesi’nde bulunan MOBESE Kameraları gün boyunca kayıt almış mıdır?

- Bu kamera kayıtlarında 25 yaşındaki başörtülü bir vatandaşımıza, çocuğu yanındayken saldırıldığını gösteren herhangi bir görüntü bulunmakta mıdır?

- Bu görüntüler ilgili adli ve idari mercilere iletilmiş midir?

- Saldırı kayıtlara göre ne kadar sürmüştür? Bahsi geçen saldırının yapıldığını gösteren herhangi bir emniyet gücü kaydı bulunmakta mıdır? Saldırı esnasında o bölgede kaç polis memuru bulunmaktadır, bu memurlar hangi sebeple saldırıya müdahale etmemiştir?

- Bu saldırı ile ilgili olarak İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı ilgili birimlere herhangi bir başvuruda bulunulmuş mudur, bu başvurunun sonucu ne olmuştur?

-Saldırı esnasında orada bulunan görgü tanıklarının ifadesi alınmış mıdır? Alınmışsa hangi tarihte alınmıştır?

-Saldırının failleri tespit edilmiş midir, haklarında gereken adli süreç başlatılmış mıdır?

Bundan sonra yazacaklarım tamamen komplo teorisidir.. İster inanın, ister inanmayın..

Komplo teorim 2 ayaklıdır.

İlk ya da 1.ayağında bu olay tamamen kurgudur, ‘Gezi Parkı’ eylemini toplum nezdinde itibarsızlaştırma operasyonudur. Sayın Başbakan Erdoğan, bu olayı hem mitinglerinde hem TBMM grup toplantısında gündeme taşımış ve toplumun anti-gezi parkı saflarını sıklaştırmıştır. Olay siyaseten verimli ve doyurucu şekilde kullanılmıştır. Ve konu kapanmıştır.

Gelelim komplo teorimin 2.ayağına.. Bu çok daha tehlikelidir.. Olay emniyetin elinden alınıp direk savcılık kanalıyla soruşturulması bana hiç de iç açıcı gelişme olarak durmuyor.. Mobese görüntüleri vardır ve savcılık deşifre etmeye uğraşmaktadır.

Sıkı durun şimdi, ne olacağını söylüyorum:

Yerel seçimlere 1 ay ya da 2 ay kala olaya katıldığı iddia edilen 50-60 kişi tutuklanma kararı çıkartılacak, şok operasyonla gözaltına alınacaklar ve gündem bir anda tersyüz olacaktır. Kimse İstanbul Belediye Başkan adaylarının projesini, siyasetini konuşmayacak, sadece bu olay tartışılacak ve seçimin gidişatına direk etki edecektir.

Hadi bakalım, kolay gelsin:J)

21 Temmuz 2013 Pazar

Korint (Korent) Kanalı


Önce Korint Kanalı hakkında kısa bilgi veriyorum..

Mora Yarımadası’nı Yunanistan'dan ayıran kanal; 1881 yılında kazı çalışmasına başlanmış, 1989 yılında açılışıyla hizmete girmiştir. Korint ya da Korinth Kanalı açılmadan önce gemilerin kayalıklı tepe üzerinden kızaklarla çekildiği söylenmektedir. Gemilerin Mora Yarımadası’nın etrafından dolaşmak yerine; bu kanaldan Yunanistan sularına giriş veya Ege denizine çıkış yapması gerçekleşmiştir. Bir yük veya yolcu gemisinin Mora yarımadasını dolaşması yaklaşık 11 saatini almaktadır. Korint kanalı,  Gemilere hem zaman hem de yakıt tasarrufu sağlamaktadır.

Kanalın teknik özellikleri şöyledir:
Kanalın uzunluğu: 6343 metre
Kanalın genişliği: 24.6 metre
Kanal derinliği: 52 metre
Kanal su derinliği: 8 metredir.

Kanalı görmek istiyorsanız; Atina’dan yaklaşık 70 km. daha gideceksiniz. Otoban olduğu için yaklaşık 45 dakikada bu mesafeyi alırsınız. Eğer araba kiraladıysanız ve zamanınız varsa; Korint Kanalı’ndan sonra hemen NAVPLİO şehrine hareket edin. Korint Kanalı’ndan yaklaşık 1.5-2 saat sürer. Navplio tarihi kale ve surları görülmeye değer yerlerdir. Osmanlının izleri bu şehirde de kendini hissettirir.

Yaz mevsiminde gittiyseniz; hem Korint sahilinde,  hem de Navplio sahilinde denize girmenizi tavsiye ederim. Tertemiz ve upuzun sahil şeridi vardır.

Buralara gidilirde; deniz ürünleri yenmez mi? Mutlaka ahtapot ızgara ile kalamar ve bira vazgeçilmez ikili oluyorlar. Aceleniz yoksa her yer için birer gün ayırabilirsiniz. İsterseniz bir gün içinde de gezebilirsiniz ama yorucu oluyor derim.


20 Temmuz 2013 Cumartesi

Türkiye’nin kırılma noktası..


Kimse fark etti ya da fark etmedi ama dünyaya servis edilen bu fotoğraf her şeyin bittiği andır..

Bir ülkenin başbakanı, Genelkurmay Başkanı sınırları içinde bir hudut karakolu mevzisinde çömelerek gözetleme yaptılarsa ve bu resim dünyaya servis edildiyse; işte o an tarihin kırılmasıdır. PKK ile devletin mücadelesinde bambaşka bir safhaya geçisin başlangıcıdır.

Yanlış anımsamıyorsam, o fotoğrafın çekildiği tarih 21 Haziran 2010 olacaktır, zaten o tarihten sonra PKK ile Oslo müzakeresi başladı, işte başarısız Habur girişimi oldu, işte en son ise direk PKK Lideri A.Öcalan ile sürdürülen ‘çözüm süreci’ adıyla müzakereler..

Burada şu doğru, şu yanlış demiyorum, sadece tarihi tespit yapıyorum.

Bir kere o fotoğrafı kim servis yaptı?

Genelkurmay mı yoksa Başbakanlık mı?

Burası çok önemli bir çıkış noktasıdır. Çünkü neyi amaçladılar bu fotoğrafla?

Her nereden kaynaklı bilinmeyen o fotoğraf servis edildiyse Türkiye halkına şu mesaj verildi:

‘’Hiç boşuna efelenmeyin, sizi yönetenlerin ahvali durumu ortadır. Kabul edin artık! PKK’yı savaşla yenemeyeceksiniz, ne yapıp, ne edip; barışın!’’

Bu tarihi evrilmeye cemaat biraz direndi, işte KCK davası, işte MİT krizi falan derken hemen bastırıldı..

TSK direndi, hemen tavsiye edildi, işte Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanları toplu istifalar..

2013-Temmuz ayına geldik. İşte karşımızda sürekli talimat veren silahlı bir örgüt ile müzakere yürütülmeye çalışılıyor..

30 yıllık düğüm çözülecek mi yoksa kopacak mı?

Valla ben de bilemiyorum ama tarihe tanıklık ediyoruz hep beraber..



CHP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı kim olmalı?


Valla bir sürü isim geçiyor ama bildiğim kadarıyla ya Mustafa Sarıgül olacak, ya da Gürsel Tekin..

Mustafa Sarıgül kabul eder mi, etmez mi, ederse nasıl eder, etmezse ne yapar, orası muallaktır..

Mustafa Sarıgül denklem dışı kalacaksa CHP’nin en uygun adayı Gürsel Tekin’dir.

Neden?

Ehee en azından İstanbul il başkanlığı yaptı, 2009 yerel seçimlerinde Kılıçdaroğlu’yla beraber kampanya yürüttü, yani deneyimi var, o İstanbul’u tanıyor, İstanbul onu anıyor..

Kazanır, kazanamaz orası ayrı meseledir.. Ama CHP’nin çıkarabileceği en uygun aday Gürsel Tekin olup başka isimlerle macera aramasına gerek yoktur..


AKP’nin baraj ve seçim kurnazlığı..


Seçim barajı için çalışmamız yok dense de “daraltılmış bölge seçim sistemi” çalışması olduğunu AKP’nin kurmayları resmen açıkladı.

İyi de nedir bu “daraltılmış bölge seçim sistemi”  ve neyi amaçlıyor?

Amaç bellidir. Daha fazla milletvekili nasıl çıkarırım..
Bu sistemde bir de yüzde 20 bölge barajı vardır. Ülke barajını aşacak, bir de bölge barajını aşacak kısaca engelli koşuya dönüşecek seçim..

Neyse ben size somut örneklerle izah edeyim..

Burdur 3 milletvekili, Isparta 4 milletvekili çıkardığı için yani 5’ten az olduğu için birleşecektir. 2011 genel seçimlerine göre Burdur toplam seçmeni 187 bin, Isparta ise 298 bin olduğundan birleşmesi halinde toplam seçmen 485 bin olacaktır.

298 bin toplam seçmenin olduğu Isparta 2011 Genel Seçimi ve oy dağılımı:
AKP 135 bin
CHP 55 bin
MHP 48 bin
Isparta 4 milletvekili çıkardı, dağılımı ise: 2 AKP, 1 CHP, 1 MHP

187 bin toplam seçmenin olduğu Burdur 2011 Genel Seçimi ve oy dağılımı:
AKP 81 bin
CHP 42 bin
MHP 30 bin
Burdur 3 milletvekili çıkardı, dağılımı ise: 2 AKP, 1 CHP

Bu iki (2) ilin birleştirildiğini, yüzde 20 baraj olduğunu ve daraltılmış bölge seçim sistemiyle oyların dağılımına bakalım mı?

AKP: 215 bin
CHP 97 bin
MHP: 78 bin

Toplam seçmen neydi? 485 bin

Yüz 20 barajı aşmak için asgari 97 bin oy almak zorundasın.

Başka bir cinlik ise yüzde 20 bölge barajı; kullanılan ve geçerli toplam oy üzerinden değil, toplam seçmen üzerinden yapılıyor..

Peki, 7 milletvekili dağılımı bu yeni sisteme göre nasıl olur?

MHP aldığı 1 milletvekili uçtu, çünkü yüzde 20 barajını aşamadı. CHP ise kıl payı ya aşar, ya aşamaz.. Aşamazsa felaket olur, AKP 7-0 yapar..

Kurnazlığı anladınız mı şimdi?

Ülke seçim barajı düşürülmesi ise masanın üstünde bekleyecektir.

Düşecekse; neye göre 7 ya da 8 olacaktır?

29 Mart 2014 yerel seçimlerine bakılacak ve planlar-öngörüler canlı  laboratuarı sahasında (seçim sonuçlarıyla)  test edilecektir.   

Hele İstanbul, Ankara, İzmir’i saymıyorum bile.. Örneğin 90 milletvekili çıkaran ve 3 seçim bölgesinden oluşan İstanbul, 18 seçim bölgesine ayrılacaktır.

2014-Mart ayında AKP’nin oyları yüzde 40 ve altına düşerse bilin ki ülke barajı yüzde 7-8 olacaktır.

Neden?

Canım, ne olur olmaz, BDP desteği bir köşede dursun..

Yok, yüzde 45-50 aralığında olursa; ülke barajı yüzde 10 olarak kalacaktır.

AKP binasında onlarca uzman çalışıyor ve tüm olasılıkların hesabı kitabı yapılıyor.

Son olarak bu düzenleme ne zaman yasalaşır?


En geç Haziran-2014 ayından önce.. Çünkü seçim yasası değişikliği seçimlerde 1 yıl önce yapılması anayasal zorunluluktur.

19 Temmuz 2013 Cuma

Maradona’ya, Chavez ve Castro yüzünden ABD vizesi yok..


Bugün gazetenin bir köşesine sıkışmış haber dikkatimi çekti. Bir o kadar şaşkınlığa uğradım.

Dünyaca ünlü hatta efsane futbolcusu Diego Armando Maradona kızları ve torunuyla ABD’nin Florida şehrinde bulunan Disneyland'ı ziyaret etmek ister.. Kısaca ABD’ye seyahat edecek yahuJ

ABD Konsolosluğu vize talebini reddediyor.

‘Gerekçe nedir?’ derseniz; bana göre çok komiktir..

Sayın Maradona, iyisiniz, hoşsunuz ama dostluk kurduğunuz insanlar yüzünden size maalesef vize veremiyoruz.

Kimmiş o dostlar?

Fidel Castro ve Hugo Chavez

Lan bu nasıl kafadır, Hugo öleli ne zaman oldu bir, Fidel Castro ise ha öldü ha ölecek, adam sekerattadır..

Yahu 2013 yılındayız, milenyum çağındayız, hem de özgürlüğün anıtı dikili ülkeden bahsediyoruz.. Seyahat vizesi vermeyen; bu kafalar soğuk savaş döneminden kaldılar herhalde..

Hayır, adam terörist olur anlarım, kaldı ki teröristler elini kolunu sallayarak giriyor ya, hani illegal suçlara bulaşmıştır anlarım, Maradona ise dünyaca ünlü eski bir futbolcudur, sonra gideceğe yer belli, kalacağı süre belli ama olmaz, sana vize yok..

Esas vurgulamak istediğim düşünce şudur: 20 yıl öncesinden duyardım, ‘ABD’nin düşman listesine giren yanmıştır, ölünceye kadar silinmezmiş, hesabını eninde sonunda sorarmış’ efsane lafları aklımın bir köşesindeydi..

Bu haberi okuyunca pat diye beynimin işlem merkezine düştü.. ABD listeye kayıt ettiği düşmanlarını ve onlarla bağı olan, dostluk kuran her kim olursa olsun; mutlaka cezalandırılır mantığı hala işliyor olması beni çok şaşırttı..

Demek ki dünyanın efendisi olmak, dünyayı yönetmek için böyle kesin, kati prensipler vardır ve her daim uygulanmaktadır.


16 Temmuz 2013 Salı

CHP ile MHP arasında yerel seçim ittifakı olur mu?


CHP ile MHP ittifakı olur mu yerel seçimlerde?

Olursa, tüm siyasi dengeler değişir..

Zaten dün akşam HALK TV'ye bağlanan Eski Ülkü Ocakları Başkanı’nın konuşmasından sezdim.. işte Gezi Parkı eylemlerinde ferdi olarak bizde varız, toplumsal tepkilere kayıtsız kalamayız, polis olmuş AK-POLİS…

Galiba senaryo gerçekleşecek...

Emareler ise gerginleşen ve ağır üsluba dönüşen MHP-AKP kavgası..

AKP’nin mitinglerinde parti bayrağından daha çok Türk bayrağı sallaması..

‘’Ankara’da MHP desteklenecek, İstanbul ve İzmir CHP desteklenecek’’ formülü siyasi kulislere bomba gibi düşmesi..

Bir emare daha MHP Grup Sözcüsü Sayın Şandır, ‘’48 maddelik anayasa değişikliğine hodri meydan’’ dedi ama daha sözlerinin yankısı geçmeden MHP Lideri Bahçeli, ‘’hayır, 2015’den önce olmaz’’ diyerek kestirip attı.. Ne oldu da grup başkanvekili askıda kaldı, burası meçhuldür..

Ha bu senaryo sahada tutar mı? Valla orası da meçhuldür..

Ama konuşulması bile bu kadar korkuttuysa; demek ki siyasi dengeleri 
bozacaktır..


14 Temmuz 2013 Pazar

Gezi PARKI olaylarının hesabı..


Hani bir laf vardır, ‘keser döner, sap döner, gün olur devran döner’ derler ya, bu bağlamda; Gezi PARKI eylemlerinde ölenlerin hesabı mutlaka yargı önünde sorulacaktır.

İşte size tarihe not düşülsün diye isimleri de veriyorum:

Başta İstanbul Valisi Sayın H.Avni MUTLU,
İstanbul Emniyet Müdürü Sayın Hüseyin Çapkın,
Emniyet Genel Müdürü,
Hatay Emniyet Müdürü,
Eskişehir Emniyet Müdürü..

Hani bu tarih ne zaman olur derseniz; AK Parti iktidardan düşer, yerine gelecek iktidar önce meclis araştırmasıyla Sayın İçişleri Bakanı ve
Sayın Başbakan Erdoğan’ı Yüce Divana gönderir, diğer saydıklarım ise savcılık soruşturmasıyla Türk adaletini önüne çıkarlar..

AK Parti ne zaman gider?

Valla 2015’de olabilir, 2019’da olabilir, 2023’de olabilir, herhalde ömrü billah bu ülke AK Parti iktidarı altında kalmayacaktır.

Bu arada ben kimseyi suçlamıyorum, ben kimseyi zan altında bırakmıyorum, sadece ‘tarih tekerrürden ibarettir’ olgusundan hareketle tahminimi anlatıyorum. Ha yargı önünde çıkarlar, aklanırlar ya da hiç çıkmazlar orasına bilemem..

Bildiğim aşağıdaki hazin tablonun mutlaka birilerinin önüne konulacağıdır.

Abdullah Cömert(Antakya),
Mehmet Ayvalıtaş (İstanbul),
Ethem Sarısülük (Ankara),
Ali İsmail Korkmaz (Eskişehir) olmak üzere 4 kişi öldüğü bilinmekte, gözünü kaybedenlerin, organları alınanları ve diğer yaralıların sayısını falan saymıyorum bile..

Madem demokratik ülkeyiz, madem geçmişimizde karanlık hiçbir nokta kalmayacaktır, bu olayların ve ölümlerin müsebbipleri de ortaya eninde sonunda çıkacaktır.
Kim neden oldu?
Kim emir verdi?
Kim hatalıydı?
Mutlaka bir gün gerçekleri tüm çıplaklığıyla öğreneceğiz...

Nasıl bugün Ergenekon, Balyoz, Faili meçhuller, 12 Eylül darbesi, 28 Şubat post modern darbesi soruşturuluyorsa; gelecekte bir gün bu ‘GEZİ PARKI’ olayları da kesin soruşturulacaktır..  


Yerel seçimler ve Türkiye genelinde son durum..


CHP Genel Merkezi’nden il ve ilçe başkanlıklarına gönderilen genelgede belediye başkanlığı ya da meclis üyeliğine aday olan parti yöneticilerinden 15 Temmuz Pazartesi gününe kadar görevlerinden istifa etmeleri istendi.

CHP’de belediye başkanlığı ve meclis üyeliği aday adaylığına yönelik resmi başvurular da 31 Temmuz Çarşamba günü saat 17.00’a kadar yapılacak.

Yerel seçimlerde adayların hangi yöntemle belirleneceği yetkisinin PM tarafından MYK'ya verildiği, aday belirlemede, "merkez yoklaması", "eğilim yoklaması" usullerinin benimsendiği ancak anket yöntemine de başvurulacağı...

ORC Araştırma´nın 81 ilde 63750 kişi ile yaptığı son yerel seçim anket sonuçları göre:

İstanbul: Yüzde 41 AKP, yüzde 34 CHP olup FARK yüzde 7,
Ankara: Yüzde 47 AKP, yüzde 30 CHP olup FARK yüzde 17,
İzmir: Yüzde 42 CHP, yüzde 34 AKP olup FARK yüzde 8
Bursa: Yüzde 43 AKP, yüzde 30 CHP olup FARK yüzde 13
Antalya: Yüzde 38.5 CHP, yüzde 33 AKP olup FARK yüzde 5.5
Örnek olsun diye 5 büyük ilimizin tablosunu aldım. Çıkardığım sonuç ise yerel seçimlere 8 ay kala AK Parti açısından İstanbul tehlikededir, aynı şekilde CHP açısından da Antalya tehlikededir..

Ankara, Bursa belli ki AK Parti’nindir.

İzmir biraz zorlansa da CHP’nindir..

Galiba yerel seçimlerde en büyük mücadele/savaş İstanbul için olacaktır. İstanbul’u alan bilin ki 2015 Genel Seçimleri’nde iktidar olmaya namzettir.. Geçmiş tüm seçimler gösteriyor ki İstanbul demek bir yerde Türkiye geneli demekle eş anlamlıdır.. En azından psikolojik üstünlük sağlar.. CHP İstanbul adayı ‘kim olacak?’ kilit sorusu 31 Temmuz 2013’e kadar yanıt bulacaktır.

Gelelim memleketim olan Burdur merkeze, aynı ankete göre yüzde 37 AKP, yüzde 32 CHP olup FARK sadece yüzde 5’dir. İyi bir aday ve etkili bir çalışmayla yüzde 5’lik fark kolayca kapanabilir. Benim gördüğüm en önemli sorun ise yüzde 19’luk oy oranına sahip MHP’lilerin tutumudur.. MHP’liler seçim günü sandığa gidip kendi adaylarına oy verirlerse sorun yoktur. Ancak ‘son gün nasıl olsa bizim partinin adayı kazanamayacak, o zaman CHP yerine AK Parti’ye verelim’ derlerse; yandı keten helva olur:J) Ki 2009 yerel seçimlerinde bu sahne yaşandı..

Gelelim CHP’nin erken açıklanan seçim takvimine..

Şimdi 31 Temmuz 2013 tarihi aday adayları için son gündür. İyi de Ağustos, Eylül, Ekim aylarında pozisyona ve gelişmelere göre çıkabilecek etkili aday adaylarının önü kapanmıyor mu? Bu stratejinin doğruluğu, yanlışlığı çok tartışılır bence..

Ağustos-Eylül aylarında aday adayları temayül yoklaması için çalışacaklar.. Ekim ayında temayül yoklaması yapılacak ve nihai kararı CHP MYK’sı verecektir. Aday adayı temayülden ilk sırada çıksa bile bağlayıcılığı olmadığı için nihayetinde genel merkezin kararını kalacaktır. Bu da sakat bir stratejidir. Aday adaylarının konsantrasyonu bozar. Bakın, göreceksiniz, öyle çok sayıda aday adayı çıkmayacaktır.


Neyse daha erkendir, biz daha bu konuları çok yazar, çizeriz..

13 Temmuz 2013 Cumartesi

Başbakan Erdoğan, Eski Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt görüşmesi..


Tabii ki, yazacaklarım tahmin ya da düşünce öngörüsüdür..

Önce Yaşar Büyükanıt cephesine bakalım mı?

2007 yılında Genelkurmay Başkanı olarak görev yapıyor. 27 Nisan 2007 günü ‘kendim kaleme aldım’ ifadesiyle hazırlanan e-muhtıra, AK Parti hükümetine karşı yayınlanıyor.

Nereden?

Genelkurmay resmi internet sitesinden..

Yanlış anımsamıyorsam bir Cuma günü akşamıydı. 1-2 gün beklemeden sonra hükümet kanadından çok sert tepki geldi. ‘Söz konusu e-muhtırayı hem tanımıyoruz hem de şiddetle kınıyoruz’ dendi..

Derken İstanbul/Dolmabahçe’de başbakanlık ofisinde meşhur buluşma gerçekleşti. Başbakan Erdoğan ile Genelkurmay Başkanı Büyükanıt 2-3 saat konuştular ve anlaşmayla çıktılar.

Ne Büyükanıt, ne de Erdoğan ne konuşulduğuna dair bırakın küçük ipucu vermeyi, neredeyse unutun demeye getiren ifadeler kullandılar. İşte Başbakan Erdoğağan, ‘bu görüşme içeriği benimle mezara gidecek’ dedi..

Derken 22 Temmuz 2007 tarihinde genel seçim yapıldı. AK Parti yüzde 47 oy oranıyla 340’a yakın milletvekiliyle büyük zafer kazandı.

Bu arada Yaşar Büyükanıt emekli olur, önce üstün hizmet madalyası alır, sonra altına da son model zırhlı makam aracı verilir...

Bundan sonra yazacaklarım tamamen senaryodur.

Acaba anlaşma şöyle olabilir mi?

Yahu sen bir muhtıra ver, ben de karşı geleyim, halk nezdinde kahraman olayım, işte 367 krizini falan tamamen lehime çevireyim. Karşılığında ise seninle ilgili dosyaları kapatayım..

Bu gizli görüşmenin başka türlü açıklaması yoktur.

E-muhtıra veren Genelkurmay Başkanı’na üstün hizmet madalyası başka neden verilir?

Ve her şeyi soruşturan, araştıran hükümet nedense 27 Nisan e-muhtırasının adını bile anmıyor..

Sonuç olarak e-muhtıra soruşturması gelmediği müddetçe; benim bu senaryom çökmez ve tezimin arkasında dururum..


Başbakan Erdoğan gidici artık..


30 yıldır siyaseti takip ederim, son 10 yıldır aktif olarak içindeyim, üzgünüm ama Başbakan Erdoğan için yolun sonu gözüktü..

Gezi Parkı tutumu bir kere ölümcül hataydı. Kim ne derse desin; AYYAŞ, ÇAPULCU laflarıyla yarattığı muhalif başına daha çok çorap örecek, en önemlisi hiç rahat bırakmayacak ve soluk aldırmayacak.. İşte bugün GAZDAN-ADAM festivali yapılıyor Kadıköy’de, partisiz-purtisiz 100 bin kişi toplanıyor ve ana sloganları ‘Hükümet İstifa’ oluyor..

Her ne kadar AK Parti taraftarı işte yedirmeyiz, işte harcatmayız diye tempo tutsalar da Başbakan Erdoğan aleyhine süreç durmadan işliyor.. Hani kum saati gibi zaman sürekli olumsuz yönde boşalıyor.. Durumu en azından nötr hale getirmeye çalışıyor, o da olmuyor, kısaca ne yaparsa yapsın, ne ederse etsin, Başbakan Erdoğan dönemi bitti artık..

Zaten 2015 yılında tekrar milletvekili olamayacağı AK Parti tüzüğünde yazarken; iç ve dış dinamikler 2015’i bile bekleyemedi ve düğmeye bastı artık..

İyi de bu nasıl olacak?

2015 Genel Seçimleri muhtemelen 2014-Sonbaharı gibi erken bir tarihe alınacaktır. Yüzde 99 olasılıkla merkez sağa hitap eden yeni bir parti kurulacaktır ve AK Parti’den istifa eden milletvekilleri bu partinin ana gövdesini oluşturacaktır,. Ha keza merkez sola hitap eden Mustafa Sarıgül liderliğinde başka bir parti daha kurulacaktır.

AK Parti’den istifa edecek milletvekili sayısı 70 ile 100 arası olacaktır. En önemlisi Gülen Cemaati bu partiye açıktan destek verecektir. Yine aynı şekilde CHP’den 15-20 milletvekili istifa edecek ve Sarıgül’ün partisine geçecektir..

Peki, bu kararı kim ya da kimler aldı?

Dünyaya hakim olan küresel gizli ya da açık güçler kimlerse onlar aldı diyebilirim..

Neden?

Artık 11 yıldır devam eden AK Parti iktidarına ne tahammülleri ne de ihtiyaçları kaldı..

İyi de arkadaş, ‘bu senaryoyu neye dayanarak yazdın?’ sorusuna yanıt şudur: Siyasi tecrübemle birlikte iç ve dış dinamikleri iyi okumamla ilgilidir derim..

Fark ettiniz galiba; en son Bağcılar mitinginde Başbakan Erdoğan ne dedi?

‘Sürekli Ankara-Sincan’da şu kadar kişi, İstanbul-Kazlıçeşme’de şu kadar kişi, Samsun’da, Erzurum’da, Kayseri’de şu kadar kişi topladım ve bana destek veriyorlar..’

Bu bile panik havasının ipuçlarıdır. En son anketlerde yüzde 50 küsur gözüken bir partinin lideri meydan, meydan niye dolaşır ve niye daha çok çalışın telkininde bulunur.. O da biliyor ki kendisinin gitme fermanı imzalanmıştır.. Artık ne kadar direnebilirsem direnirim psikolojisinde hareket etmektedir.

Nihai analizim budur! İster inanın, ister inanmayın, ister aklınızın bir köşesinde tutun, ister deli saçması deyip geçin.. Şunu unutmayın ki ‘tarih hiç söylenmeyenler üzerine inşa edilir’ bu söz de bana aittir.. Bu arada doların 2,5 TL olmasını falan hiç anlatmıyorum..


12 Temmuz 2013 Cuma

Köşe yazarlığı bir meslek midir?


Bu konuya nereden girdim? Bugün Sayın Enver Aysever’in bir twitinden esinlendim. Ne diyor Sayın Aysever?

enver aysever @enveraysever2 2m
Gazeteciler/Yazarlar da kamu görevi yapar. Mal varlıklarını ve kaynağını açıklamak zorundadır.

Sonra ‘yahu önce köşe yazarlığı nedir, ona bir bakalım’ dedim:

Köşe yazarı. Gazete, dergi, internet ortamlarında sürekli bir yazı köşesi olan yazar.


30 yıl öncesi, televizyonun bu kadar yaygın izlenmediği ortamda köşe yazmak ve tarifine uygun düşüncesini paylaşmak gerekli olabilirdi., İnternetin neredeyse her eve girdiği, 2013 dünyasında, gazetelerde köşe yazmanın rasyonelliği kaldı mı?

Bence kalmadı hem de hiç..

Peki, maaş ya da belirli ücret karşılığı gazetede köşe yazma; 2013 dünyasında doğru mu? Doğruluğundan geçtim, ne kadar etik ve ahlaklıdır?

Benim için grup önemli değildir. Amma şu medyadan amma bu medyadan olsun; anlı şanlı bir köşe yazarı para karşılığı yazı yazıyorsa; inandırıcılıkta en azından şüphe yaratır.

Neden?

Eğri oturalım, doğru konuşalım, ekmek yediği kurumun aleyhine nasıl makale yazar? Bunun mümkünatı var mıdır?

Örnek mi? Hadi bakalım, Vatan ve Milliyet Gazetelerinde, TFF Başkanı Yıldırım Demirören hakkında olumsuz bir tane yazıyı kaleme alabilsinler? Adamı uçururlar vallahi, billahi..
Hele iktidar yanlısı gazetelerin köşe yazarlarının aleyhte bir yazı kaleme alabilmesi söz konusu bile değildir. Yanlışlıkla ya da bilmeden, öyle bir hata yapsın; hemen o gün muhasebeciye gider ve ilişiği kesilir..

Peki, köşe yazarlığı bir meslek dalı mıdır?
Yahu adam laf cambazın tekidir.. demagojinin kralını yapar, karşının her lafını tamamlanmasına izin vermeden geri tıkar ve gazetelerde haftada 1 yada 2 kez köşe yazar, mesleği de bu olur..

Çözüm önerim nedir?
Bence para karşılı bir kurumun yayın organında köşe yazmak hiç doğru ve etik değildir.

Ne yapsın peki?
Aç bir tane adına internet sitesi, düşünceni özgür ve bağımsız olarak serbestçe paylaş..
İyi de bu insanlar ekmeğini nasıl kazanacak?
Yahu köşe yazarlığı diye bir meslek yok ki.. Böyle  ne bir okul ne de bir kurs vardır..
Asıl mesleği neyse onu yapacak. Benim örnekte olduğu gibi ücretsiz olarak adına açacağı bir sitede gönlü ne zaman isterse, hobi olarak köşe yazısını yazacaktır..

‘Günümüzde köşe yazarlığının temel işlevi nedir?’ diye sorarsanız; maalesef toplumu maniple etme, insanları yanlış yönlendirme gibi hiçbir tarifi sığmayan, sığ işlerdir..
Böyle davranmayan köşe yazarı yok mu? Elbette vardır ama kel aynak gibi o kadar az ve kıttır ki,neredeyse onları koruma altına almak lazımdır..


Hadi bakalım, polemik konusu buldum: Köşe yazarlığı meslek midir?

Dolar 2013 yılı sonu kaç TL olur?


Herkesin merak ettiği soru budur. Çünkü ‘dolar kaç TL olur?’ sorusu hepimizin cebini ilgilendiren önemli hatta yaşamsal bir konudur.


Neden?


İşte bu gece yarısından sonra geçerli olmak üzere benzine 11 kuruş zam yapılmıştır. Akaryakıt fiyatlarının artması demek A’dan Z’ye her şeyin zamlanması demektir.


Neyse biz esas konumuza geçelim. Türkiye finans piyasası ilk kez bugün (8 Temmuz 2013) küresel finansal piyasadan NEGATİF ayrışmıştır.


Bu ne demektir?


Türkiye finansal piyasası sorunludur, diğer dünya piyasalarıyla korelasyonu bozulmuştur.


Peki, ne oldu da bugünkü noktaya gelindi?


İç dinamikler ve dış dinamikler olarak 2’ye ayırabiliriz.


Önce iç dinamiklere bakalım..


28 Mayıs 2013 günü, 1 dolar = 1.80 TL olarak işlem yapılırken; 5 Temmuz 2013 günü, 1 dolar = 1.95 TL olmuştur. Yani GEZİ PARKI olayları öncesi durum gayet stabildir. Ancak ne olduysa oldu; GEZİ PARKI en önemli iç dinamik öğesi haline geldi. Kısaca risk algısı oluşturdu.


TC Merkez Bankası’nın anlamsız ve yanlış tutumu 2. risk dalgasını oluşturdu. 128 Milyar Dolar rezervi olan bir TCMB, manasız şekilde her gün 250 milyon dolar satmaya ve doları tekrar 1.80 bandına çekmeye çalıştı. Bu da yabancı yatırımcıya korku ve panik olarak yansıdı. Hele 8 Temmuz 2013 günü yaptığı operasyon büyük hatadır. 1.97 bandında seyir eden dolar kurunu 1.96’ya çekmek için tam 2 milyar 250 milyon dolar sattı.

Piyasadan çıkmaya çalışan yabancı yatırımcıya neden yardımcı oluyorsun ve sürekli dolar satıyorsun? Bırak, zararına yüksekten alabiliyorsa alsın ve çıksın.. Sonra ‘attığın taş kurbağayı ürkütmeli’ misali 2 milyar dolar satıyorsun ama dolar/TL kuru 1 basamak bile oynamıyor. Yani seni kimse dikkate almıyor. Hem de turizm sezonunda döviz girişinin yoğun olduğu mevsimde yabancı para sıkışıklığı yaşanıyorsa; bu durum gelecek için hiç hayra alamet değildir. Sonra bu yöntem yangını kovayla söndürmeye benzer. Bu şekilde 1 ay, 2 ay devam ettin ve rezervler sürekli eritirsin, kritik aşamaya gelince ne yapacaksın? Hakikaten gücüne güveniyorsan ve dolar kurunu bir noktada tutmak istiyorsan; piyasadan ne kadar talep geliyorsa karşıla artık; 5 milyar, 10 milyar, 20 milyar dolar sat  ve talep edenleri doyur..


Finansal piyasaların kalbi bankalardır. 28 Mayıs 2013 günü 2 yıllık tahvil faizi yüzde 4 civarındayken 8 Temmuz 2013 günü yüzde 8’leri geçmiştir. Yani yüzde 100 faiz artmıştır, yani bankalar zarar yazmıştır.. Bankaların zarar yazdığı bir finansal piyasada; yabancı yatırımcı hemen tası toprağı toplar ve kaçar..


En önemlisi özelleştirme yoluyla yüksek rakamlara satılacak artık KİT kalmamıştır. Bu da sabit yatırım için yabancı sermaye girişinin kıt olacağı anlamına gelir.


Gelelim dış dinamiklere..


FED (ABD Merkez Bankası) 2 hafta önce aldığı bir kararla Eylül-2013 ayından itibaren piyasadan tahvil alımını azaltacağım ifadesi; doların ana vatanında dönmesi için yeterli bir nedendir.. Yani faizler yükselecektir. Bu da şu demektir: Yüzde 4 faizle Türkiye’de kalacağıma, daha güvenli liman olan yüzde 2 faizle ABD’ye giderim cümlesini yabancı yatırımcılar sıkça kurmaktadır.


Sabit yatırım yapan yabancı firmalar da mutlaka belli bir süre sonra kar transferini başlarlar. Örneğin TELEKOM’u alan uluslararası konsorsiyum parasını aldığı sermayedarlara mutlaka geri dönüşüm yapmak zorundadır.
 
Uluslararası ilişkilerde Türkiye hızla tecrit edilmektedir. Neredeyse tüm komşu ülkelerle sorun yaşamaktadır. AB ile köprüleri atmış sayılır. Özellikle Katar, Suudi Arabistan gibi körfez ülkeleriyle Mısır yüzünden anlaşmazlığa düşülmüştür.

Kuzey Irak Lideri Barzani ile Irak Başbakanı El-Maliki el sıkıştırılmıştır.

Sanki Türkiye’nin boğazına geçirilen ipin ucuna her gün bir düğüm daha atılıyor intibaı uyanıyor bende..


Bu analiz ışığında yıl sonu dolar kuru eğer 2.50 olarak görürsek süper olur diyorum..  Yani TL kabaca yüzde 50 değer kaybetmiş olacaktır, yani yüzde 50 devalüasyon olacaktır, yani yüzde 50 her şey pahalı olacaktır..