kck etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kck etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Temmuz 2013 Cumartesi

Türkiye’nin kırılma noktası..


Kimse fark etti ya da fark etmedi ama dünyaya servis edilen bu fotoğraf her şeyin bittiği andır..

Bir ülkenin başbakanı, Genelkurmay Başkanı sınırları içinde bir hudut karakolu mevzisinde çömelerek gözetleme yaptılarsa ve bu resim dünyaya servis edildiyse; işte o an tarihin kırılmasıdır. PKK ile devletin mücadelesinde bambaşka bir safhaya geçisin başlangıcıdır.

Yanlış anımsamıyorsam, o fotoğrafın çekildiği tarih 21 Haziran 2010 olacaktır, zaten o tarihten sonra PKK ile Oslo müzakeresi başladı, işte başarısız Habur girişimi oldu, işte en son ise direk PKK Lideri A.Öcalan ile sürdürülen ‘çözüm süreci’ adıyla müzakereler..

Burada şu doğru, şu yanlış demiyorum, sadece tarihi tespit yapıyorum.

Bir kere o fotoğrafı kim servis yaptı?

Genelkurmay mı yoksa Başbakanlık mı?

Burası çok önemli bir çıkış noktasıdır. Çünkü neyi amaçladılar bu fotoğrafla?

Her nereden kaynaklı bilinmeyen o fotoğraf servis edildiyse Türkiye halkına şu mesaj verildi:

‘’Hiç boşuna efelenmeyin, sizi yönetenlerin ahvali durumu ortadır. Kabul edin artık! PKK’yı savaşla yenemeyeceksiniz, ne yapıp, ne edip; barışın!’’

Bu tarihi evrilmeye cemaat biraz direndi, işte KCK davası, işte MİT krizi falan derken hemen bastırıldı..

TSK direndi, hemen tavsiye edildi, işte Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanları toplu istifalar..

2013-Temmuz ayına geldik. İşte karşımızda sürekli talimat veren silahlı bir örgüt ile müzakere yürütülmeye çalışılıyor..

30 yıllık düğüm çözülecek mi yoksa kopacak mı?

Valla ben de bilemiyorum ama tarihe tanıklık ediyoruz hep beraber..



15 Mart 2013 Cuma

PKK, Türkiye ve Kürtler..


Kim ne derse desin 24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanan Lozan Antlaşması’ndan bu yana Türkiye Cumhuriyeti tarihinde en önemli eşiklerden birisi yaşanıyor.

 

Nasıl mı?

 

Türkiye Cumhuriyeti içinde Türk Milleti (bünyesinde Türkler, Kürtler, Çerkezler, Araplar, Boşnaklar, Bulgarlar..)  ile Ermeni ve Rum azınlıktan oluştuğu yazılıyken Kürtler, PKK nezdinde yeni bir statü kazanma yolunda bambaşka bir aşamaya geçildi..

 

Peki, kısaca bu döneme nasıl gelindi?

 

(Yaşım gereği öncesini görmedim) 1970 yıllarda başlayan KAWA gibi Kürt siyasi hareketi, 1980 yıllarda PKK adıyla silahli mücadele evresine geçti. 2013 yılı başında ise İmralı süreci adıyla silahsız mücadele dönemi için yeniden start verildi.. Kürtler nezdinde PKK’nın kazandığı yeni statüyle siyasi çalışmalarına ya BDP içinde ya da başka bir partiyle devam edecektir.. Sağ cenahta çok dillendirilen ‘’PKK tüm Kürtleri temsil etmiyor’’ savı doğru gibi görünsede aslında doğru değildir. Çünkü statü talep eden PKK’yı destekleyen yine Kürtlerdir.. Statü talep etmeyen ama PKK’yı da dışlamayan büyük çoğunluk vardır. Bunlar ‘Beyaz Kürtler’ olarak tarif edilir. İşte tuzu kuru, düzeni kurulu Kürtlerdir.. Siyasi statü elde eden PKK, gelecekte Beyaz Kürtleri de kazanacaktır.

 

Yeni siyasi statünün ya da siyasi yapının içine KCK tutukluları ile silah bırakan PKK’nın önemli bölümü katılacak, böylece hem bölgede hem de tüm Türkiye’de bambaşka siyasi mücadele dönemi başlayacaktır.

 

Peki, neler olabilecek?

 

Dünya konjonktürü ne kadar el verirse, Kürt toplumunda karşılığı ne kadar bulunursa; özerklik, federasyon, konfederasyon, bağımsızlık gibi taleplerin de o kadar gerçekleşme şansı doğacaktır.. PKK’nın ve Öcalan’ın bu alanda talepleri şimdilik AB müktesebında yer alan ‘Yerel Yönetimler Özerkliği’ yasal düzenlemesiyle yetineceği ya da karşılanacağı aşikardır..

 

Devlete karşı işlenen suçlar çerçevesinde özellikle KCK tutuklalarına, silah bırakan PKK’lılar için kısmi af gelebilecektir..

 

Diğer yandan gerekli insan kaynağı bulundukça bölge okullarımızda Kürtçe eğitim-öğretim yapılabilecektir..

 

Başka neler olabilir derseniz gerisi ıvır zıvırdır..

 

Peki, bu yazıyı niye kaleme aldım?

 

Maalesef ne olup bittiğini tam olarak bilemeyen insanlara düşüncelerim doğrultusunda bir parça kaynak olabilmeyi amaçladım.

 

12 Ocak 2013 Cumartesi

Ölü dirilir mi? Dirilirmiş..


Beyin hücrelerimizin en ücra köşesine kadar yerleşen algıyı söküp atmak o kadar kolay değildir..

 

Neydi o algı?

 

90 yıldır Kürt, Kürdistan gibi sözcükler ölüydü yani yoktu..

 

2013 yılında bize diyorlar ki öğrendiğiniz yalandı yani ölü değildi, yani geri dirildi..

 

Hadi ya, olur mu öyle şey desek de bombardıman devam ediyor..

 

Türkiye Kürdistan’ı diye bir yer varmış ve Sayın Abdullah Öcalan da Kürtlerin lideriymiş..

 

Bu nesil, bu hayatta, bu algıyı asla kabul etmez..

 

30-40 yıl geçer ve yeni bir nesil gelirse; ancak o zaman bu ölüyü, diri olarak kabul edebilir..

 

Ayrıca Kürtlerin aktörleri belli de Türklerin aktörleri kimlerdir?

 

Hani diyoruz ya, İmralı, BDP, Kandil, KCK, Kürt Diasporası karşısında sadece Erdoğan, Fetullah Gülen gibi aktörler mi var? Yoksa ilaveten başka aktörler var mı? Bence daha başka çok aktör vardır.

 

30 yıldır savaşın içinde yer alan şehitler ve gaziler baş aktördür, bunların aileleri ne der, nasıl der ve kime ne der, bilemem..

 

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kuran ‘Türk Milleti’ ne der, onu hiç bilemem..

 

Türk Milleti deyince kim bunlar?

 

Hani hem Müslüman hem de Türk Milliyetçisi olanlar ne der?

Hani hem Müslüman hem de Karadeniz’de yaşayanlar ne der?

Hani hem Müslüman hem İç Anadolu’da yaşayan Sünniler ne der?

Hani Aleviler ne der?

Hani Ege’de yaşayan efeler ne der?

Hani Trakya’da yaşayan Rumeliler ne der?

 

Ölüyü diriltmek olanaksız ise bu mesele de o kadar olanaksızdır bence..

 

İşte yol haritası, işte müzakereler falan derken daha can yakıcı maddeler gündeme gelince homurdanma çok yüksek çıkar. İmralı’ya televizyon vermeden bir şey çıkmaz ama Hakkari giderse cıngar çıkar..

 

5-10 milyon Kürt’ün, 40-50 milyon Türk’ü yok sayması anlamına gelecek her adım reaksiyon doğurur..

 

Bunun Türkçesi nedir?

 

Hakkari’ye hükmedemeyen Türkler, Kürtlere de İstanbul’u mesken ettirmez..

 

Sadece kültürel haklar verilsin diye başlayan süreç önce özerklik sonra bağımsızlık yolunda akar gider..

 

Örneğin Irak’ta ne oldu? Erbil civarında yoğunlaşan Kürtler önce özerklik sonra bağımsızlık yolunda hızla ilerlemektedir. Erbil’in başkent Bağdat’la bağı kopmuştur artık.

 

Aynı şekilde örneğin yönetim, eğitim-öğretim dili Kürtçe olan Mardin, Şırnak, Hakkari gibi illerin başkent Ankara’yla bağı eninde sonunda kopar.. Aynı zamanda Ankara’daki Kürtlerin de bağı kopar..

 

Bence gelecek nesillere sorunsuz ve iyi bir ülkeyi miras bırakmak istiyorsanız; görüşme müzakeresini al-ver yani kopma yönünde yürütün derim..

 

Madem savaş bitecek, madem barış gelecek, pürüz kalmasın, iş kökünden çözülsün.. Kazan-kazan modeliyle herkes yerini bulsun.. Atalarımız Balkanları vermiş, Kuzey Afrika’yı vermiş, Arabistan’ı vermiş, ha biz de Kürtlerin yoğun yaşadığı Güneydoğu Anadolu’yu verelim ve bu iş bir daha hiç açılmamak üzere kapansın..

 

Çoklarınız bu yazıyı okuyunca şok olacaksınız ve hakaretlerle mırıldanacaksınız..  Yaşamın geleceğini ancak cesur ve çılgın insanlar kurgular, aksine sıradan insanlar dünü ve bugünü söyler, konuşur ve oyalanır..

 

İsterseniz konumuzla ilintili ve çok bilinen bir hikayeyle tamamlayalım..

 

Zamanın birinde bir köylü ile yılan arkadaş, dost olurlar. Köylü yılana her gün süt götürmekte yılan ise ona hergün bir altın vermektedir. Maxicep.com - Bende evlat acısı, sende kuyruk acısı varken biz dost olamayız Onlarınki karşılıklı menfaat dostluğu ama olsun her ikiside karşılıklı birşeyler alıp veriyorlar yani birbirleninin hayatını kolaylaştırıyorlar. Paylaşımda bulunuyorlar. Bu karşılıklı alışveriş uzunca bir süre devam ediyor.Köylü bir gün hastalanıyor her gün götürdüğü sütü görüyemeyecek yılana, çağırıyor oğlunu yanına, bak oğlum bizim bahçenin yanındaki dut ağacının dibinde her gün bir yılan gelir, benim götürdüğüm sütü alır ve yerine bir altın bırakır.Ben bugün hastayım ve bu sütü sen götür ve yılanın verdiği altını getir der.


Oğlu babasının bahsettiği yere gider, sütü bırakır, ancak babasınada kızar çünkü babası o altını almak için hergün yılanı ziyaret etmekte ve süt götürmektedir her gün gitmekle olur mu? Kim taşıyacak hergün sütü öldür şu yılanı al altının tümünü der.
Sütü babasının dediği yere bıraktıktan sonra altını vermeye gelen yılana baltayla saldırır yılan kendini kurtarmak isterken aldığı balta darbesiyle kuyruğu kopar ve yılan can acısıyla oğlana saldırır ve onu sokarak öldürür.
Köylü bekliyor ki oğlu gelsin hemde altını getirsin ancak gelen yok, giden yok, oğlunun gelmediğini gören köylü hasta haliyle hemen bahçeye koşar. Birde ne görsün oğlu ölmüş, yılan acıyla ortalıkta kıvranmakta kuyruğunun yarısı yok vaziyette..


Her ikiside üzgündür köylüde evlat acısı yılanda kuyruk acısı.. Ancak zaman geçer birbirlerine yeniden ihtiyaçları olduklarını anlarlar. Çünkü yılan aç kalır, köylüde altınsız. Tekrar bir araya gelirler ve derler ki yine eskisi gibi dost olalım.

Köylü derki sen yine hergün altını ver, ben yine sütünü getireyim hergün.. Yılan kabul eder. Ne yapsın her ikisininde rızkı kesilmiştir. Mecbur yeniden dost olmayı deneyecekler. Köylü yine herzamanki gibi sütü götürür, yılanın verdiği altını alır.Bir kaç gün bu durum devam eder ama bir tuhaflık vardır.Her ikiside kendini kötü hissetmektedir. Çünkü köylü her gittiğinde yılanı görünce evladının acısını hisseder yılan ise köylüyü gördüğünde kopan kuyruğunun acısını. Köylü bakar ki bu durumu devam ettiremeyecek. Evlat acısı zordur.. Yılana döner: Kusura bakma! Bende evlat acısı, sende kuyruk acısı varken biz asla dost olamayız.

 

26 Aralık 2011 Pazartesi

Bülent Arınç Kürt olsaydı çoktan tutuklanırdı…


TBMM Genel Kurulunda 2012 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı'nın son gününde Hükümet adına eleştirileri yanıtlayan Bülent Arınç, neler söyledi?

''Kürt kimliğinin tanınması çok önemli bir konudur. Bu bir insan hakları konusudur. Sanıyorum ki Sayın Genel Başkanınız da CHP'nin Sayın Genel Başkanı da bu konuda farklı düşünmüyorlar. Yani Türkiye'de yaşayan bir insan, 'Ben Kürdüm ve bu kimliğimle iftihar ediyorum. Ben bu gerçeğimle tanınmamı istiyorum' dediği zaman, bizim buna saygı göstermemiz, bunu kabul etmemiz gerekir.

Geçmiş dönemlerde inkarcı ve asimilasyoncu bir inanç böyle yapmamış olabilir. Onların da Türkiye'nin bugün başına neler açtığını hepimiz çok iyi biliyoruz. Bir insan kendi kimliğinden şeref duyar. Sayın Baykal da Sayın Kılıçdaroğlu da 'etnik kimlik o insanın şerefidir' diyor. Yani bu sözü söylerken şüphesiz sadece 'Ben kürdüm, ben Arabım' demesi, 'ben filanca etnik gruba mensubum' demesini birbirinden ayırmayacağız. Hepsine saygı duymak, hepsinin doğuştan gelen insan haklarına sahip olduğunu bilmek zorundayız. Kürt meselesi veya Kürt kimliği, 3 sene önce, 30 sene önce, 20 sene önce ortaya çıkmış bir kimlik değildir. Kürtlerin varlığı en az bin seneden beri bir gerçektir. Bunu inkar edemezsiniz. Bunu inkar ederseniz 80 öncesine döneriz, 80 sonrasına döneriz.

Sayın Elçi, Bakanlık yaptığı dönemde 'Ben Kürdüm ve Türkiye'de yaşayan şu kadar Kürt var' dediği için 2,5 yıl cezaevinde kalmıştır. O günlere dönmemizi mi istiyorsunuz? Bir insanın kimliğini inkar etmek o insanı inkar etmek demektir. Kendisini Kürt kimliği ile Arap kimliği ile Boşnak kimliği ile artık ne gelirse aklınıza... Hepsi, kim, ne varsa bu topraklar üzerinde kendi kimliğini rahatlıkla söyleyecektir. O kimliğe saygı duyacağız. O kimliğin bütün kültürel haklarını, Anayasal haklarını vereceğiz, tanıyacağız. İnkar etmeyeceğiz.

Zaten Sayın Şandır da onu kastetmemiştir. Kimlik inkarı ve bununla yola çıkanlar bilsinler ki Kürtçe konuşmanın yasak olduğu günlerden, cezaevinde işlenen işkencelere ve sonrasındaki faili meçhul cinayetlere ölüm listeleri yapılmasına, bütün bunlar bir kimliğin inkar edilmesi ile ortaya çıkmış kötü sonuçlardır. Hayır, inkar etmeyeceğiz

Ben BDP'li arkadaşlarımın söylediklerinin yüzde 99'na katılmıyor olabilirim. Ama onların kimliğine saygım var, onların siyaset hakları olduğuna inanıyorum.

Elbette 'Ben Kürdüm' diyen insanın Kürtçülük yapmasının yanlış olduğunu, 'Ben Türküm' diyen insanın Türkçülük yapmasının yanlış olduğunu ve bu yanlışların büyüdükçe ülkede toplumsal barışı bozduğuna ben şahsen inanıyorum. Irkçılık, menfi milliyetçilik, sonu 'cı', 'cu' ile biten bütün cümleleri reddediyoruz. Ama 'Ben Kürdüm' diyen bir insanın bu ülkede hepimiz kadar, en az hepimiz kadar
hayat hakkı,
bilgi,
eğitim,
dil,
kültür,
kimlik hakkı ne varsa vereceğiz. Bu bizim cebimizden verdiğimiz bir şey değil.’’

Buradan bahse girebilirim. Bu sözleri Kürt kimlikli birisi ifade etsin büyük olasılıkla soluğu emniyette alır, ifade verir ve muhtemelen de tutuklanır.  Gerekçe ise terör örgütü propagandası denir..

Şimdi ne diyeyim ben? Bu ne yaman çelişki arkadaşlar!

Çetin Altan ustanın bir sözüyle yazıyı tamamlıyorum. ‘Kuzum, o zaman KCK tutuklamaları ne iştir?

29 Ekim 2011 Cumartesi

KCK operasyonu ve sonuçları ne olabilir?


Kim ne derse desin; sessiz ve derinden PKK ile mücadelede yeni bir aşamaya geçildiği kesindir…

Galiba bunun ilk emaresini Fatih Altaylı verdi.

Ne zaman? 17 Ağustos 2011 günü…

Ne dedi? 1400 Kürt tutuklanacak…

Filmi biraz daha öne çekelim?

Takvim yaprakları 14 Temmuz 2011 gününü gösterirken Silvan saldırısı gerçekleşiyor.

Sonra iktidar kanadı gelecek adına siyasi bir karar alıyor… En önemlisi ise bir tanımlama yapıyor. Peki, ne diyor?

PKK’nın askeri kanadıyla organik bağı olduğunu, yanı sıra halkla örgütün temasını kurduğu siyasi kanadın, KCK yapılanmasıdır…

Tekrar ediyorum: Kim diyor?

İktidar…

28 Ekim 2011 tarihine geldik. Sanıyorum KCK tutuklamalarının sayısı 500’e yaklaştı.

Peki, bu taktikle nasıl bir sonuç bekleniyor?

Bence temel amaç; örgütün halk üzerinde etkisini ve organizesini sıfırlamak… Yeni anayasa yazımıyla bu kararını desteklemektir…

PKK silahlı örgütünü nasıl etkiler?

Bence PKK yol ayrımını geldi. Hatta ‘olmak ya da olmamak’ (to be or not to be) üzerine hesaplar yapıyor şu günlerde...

Farkındaysanız geçmiş yıllarda yaptığını bu kez yapmadı. Türkiye içinde ve dışında yani Kuzey Irak kamplarında bulunan silahlı militanlarını kış kamplarına çekmedi. Arazide kalmaya aktif eylemci olarak devam edecekleri talimatı verildi. Kim verdi? Kandil…

Şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Kış aylarında PKK saldırıları ve eylemleri devam edecektir…

Sorumuza geri dönersek; 2-3 aydır devam eden yoğun KCK tutuklamaları örgütün kolunu kanadını kırar mı?

Bence kırar gibi gözükse de kırmaz… Çünkü dış desteği hala çok güçlüdür…

Bakın, herkese bir algıyı üzülerek aktarmak isterim. Türkiye sınırlarını Kapıkule’den çıkın ta İngiltere’ye kadar gidin ve sıradan bir vatandaşa sorun: PKK nedir?

‘’PKK Kürt Halkı’nın özgürlük mücadelesini yürüten silahlı örgüttür’ şeklinde duyacağınız yanıt cümlesi sizi şok edici olsa bile maalesef algı böyledir… Asla bize söylendiği gibi ‘terör örgütü’ tabirini hiç duyamazsınız…

Türkiye’nin gelecekteki planlarında PKK meselesi birinci gündemi olacaktır ve çok zorlanacaktır.

KCK üzerine tutuklama operasyonu neyi hedeflemektedir?

Bence AK Parti iktidarı üzerindeki toplum baskısını hafifletmekten ibarettir. Yani karamsar havayı biraz olsun dağıtmaktır. AK Parti’ye destek veren ancak çok sıkışan kalemleri, biraz olsun soluk almalarını sağlamaktır.

Beğenen, beğenmeyen okurların çıkacağına inandığım yazımı burada sona erdiriyorum…