BDP etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
BDP etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Aralık 2014 Cumartesi

AK Parti nasıl gider?


Tek çare var, ittifak..

07 Haziran 2015 Genel Seçimleri’nde AK Parti karşıtı tüm cephe, tek çatı hadi çatıyı geçtim, tek şemsiye altında toplanmak zorundadır..

Başka da çare yoktur..

Valla bunun örnekleri, hem içeride hem de dışarıda çok vardır..

İşte RP-BBP ittifakı, işte İtalya’da zeytin ağacı modeli..

Türkiye’de AK Parti’ye ‘dur’ demenin tek yolu bu formülden geçmektedir..

Sağından solundan, ucundan kıyısından, ortasından marjinaldin, kime sorarsan sorun; AK Parti ‘İKTİDAR’ kalacaktır..

Ne zaman?
7 Haziran 2015 seçimlerinde..

Önerim şudur:

MHP, BBP, SP 3’lü ittifak yapmalıdır..

Seçim sonrası alınan milletvekilleriyle, herkes kendi partisine dönebilmelidir.

Eğer MHP bu ittifaka yanaşmazsa; AK Parti’yle ilgili vatandaşa sunduğu karşı söylemi tamamen inandırıcılığını yitirir..

Zaten bu gidişle 2 partili başkanlık sistemine gidileceği için MHP siyasi hayattan köklü devre dışı kalabilir..

Ayağına gelmiş son fırsat 7 Haziran 2015 tarihidir. Yaptın-yaptın, yapmazsan eninde sonunda yok olursun..

Gelelim CHP’ye..  Merkez soldan, aşırı soldan her kim varsa kanatları altına alıp seçime girmelidir. Mümkünse ittifak için HDP ikna edilmelidir..

Varsayalım bu ittifaklar gerçekleşti, ne olur?

AK Parti yüzde 40,
MHP-BBP-SP yüzde 20,
CHP-DSP-SP-TKP-HDP yüzde 35 alırsa; AK Parti 220 milletvekili bile zor çıkartır..

Bu durumda Erdoğan’ın hayal ettiği başkanlık sistemi yatar ve yeni durumlara göre herkes siyasi pozisyonunu alır.. Belki AK Parti ile koalisyon yapılır ama tek başına anayasayı asla değiştiremez..

Arkadaş mütevazi siyasi tecrübemle bulduğum formül böyledir. Uyar uymaz, orasını bilemem.. Ama benden ‘’AK Parti’yi seçimle ya da çok daha makbul olan sandıkla indirme reçetesi istenirse; yazımın kopyasını veriveririm..




9 Ekim 2014 Perşembe

CHP topa girdi..


Teskereye ‘HAYIR’ diyen ana muhalefet partisi CHP, nihayet topa girdi ve öneride bulundu.

‘KOBANİ’ teskeresi de diyebileceğimiz siyasi hamlesi şaşırtıcı mı?

Hem şaşırtıcı, hem de Ortadoğu oyununun içine girmeyi arzu etmesi..

Ne diyor tam olarak?

İşte TBMM’den teskere çıksın ama sadece KOBANİ ile sınırlı kalsın..

Ne yapacak teskereyi alan TSK?

KOBANİ’yi IŞİD işgalinden kurtaracak?

Sonra?..

Sonra geri sınır içine çekilecek.
Bu önerinin uygulanabilirliği mümkün mü?

Yahu bilgisayar üzerinden meşhur ‘’WAR’’ (savaş) oyunlarında bile ne olacağı kestirilemiyorken, gerçek savaşta neyin, ne olacağını, kim öngörebilir, kim hudut çizebilir?

Peki, CHP kime mesaj veriyor?

Bence BDP’ye çiçek uzatıyor..

Neyi amaçlıyor?

2015-Haziran ayında ortak seçim stratejisini..

Olanaklı mı?

Asla ..

Neden?

Liderleri tutsak olarak iktidarın elindeyken; iktidar aleyhine BDP’nin hamle yapması, en ufak ihtimal dahilinde dahi değildir..

CHP’nin bu teskere önerisi her şeye rağmen olumludur. Çünkü doğru-yanlış olmasından öte ana muhalefetin temel işlevini anımsamasıdır..


13 Haziran 2013 Perşembe

Türkiye’nin demokratikleşmesi BDP’den geçer..




Hemen zıplamayın yahu, bir durun, daha ne diyeceğimi görmeden kızmayın..

Açılım sürecinin ilk aşaması malumunuz sessiz sedasız devam ediyor.

Neydi ilk aşama?

Muhtemelen Haziran sonu, bilemedin Temmuz başı çekilme bitecek.. Türkiye topraklarında artık silahlı PKK’li kalmayacaktır, hepsi Kuzey Irak topraklarını geçiş yapacaklar..

Güzel! Buraya kadar sorun yoktur. Esas cafcaflı aşama şimdi başlıyor. İlk duyduğum ifadeler gayet hoş ve gelecek adına ümit vericidir..

Daha dün (11 Haziran 2013) BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş başkanlığındaki bir heyet Adalet Bakanı Sadullah Ergin'i ziyaret etti. Geçtiğimiz günlerde telefonla görüştüğü Ergin'le yüz yüze görüşen Demirtaş, reform paketine yönelik beklentilerini anlattı. Demirtaş, paketteki önceliklerini ifade özgürlüğü, gösteri hakkı, seçim barajı, tutuklu ziyaretçilerin durumu olarak sıraladı.

Diğer konuşmalarını dikkatle takip eden birisi olarak BDP Genel Başkanı Demirtaş sonuç olarak ne istiyor?

-Seçim barajı kalksın ama illa da olacaksa yüzde 3, hadi bilemedin yüzde 5 olmalı ve olacaktır..

-Partilere hazine yardımı barajı geçemeyen partileri de kapsamalıdır. Seçime katılan tüm partiler hazine yardımından faydalanmalıdır. En azından en son yapılan 2011 genel seçimlerine katılan tüm partilere aldıkları oy oranında hazine yardımı yapılmalıdır.

-‘Gösteri hakkı’ anayasal bir hak olmasına rağmen TBMM’den çıkacak ayrıntılı tarifle güvence altına alınmalıdır. Eğer bu hak yasal zemine bağlanmış olsaydı ‘Gezi Parkı’ gösterisine kimse müdahale edemezdi.

-İfade özgürlüğü hep konuşulur ama bir şekilde cezalandırılır. Bunun da açık seçik olarak yasal zemine oturtulması gerekir.
Türkiye’nin daha çok demokrasi istediği herkesin ortak dileğidir. Ancak 11 yıldır iktidarda olan AKP, ya gıdım gıdım sağlamakta ya da sadece kendi düşünce çeperini kapsamaktadır.

AKP’nin artık terör bahanesi yoktur ve mutlaka BDP’nin dayattığı demokratik talepleri karşılamak zorundadır.

Kısaca BDP sayesinde Türkiye, biraz daha demokrasi nimetlerine ulaşabilecektir. Trajik-komik ama benim gördüğüm gerçek budur..

24 Mart 2013 Pazar

AKP, STK’lar ve Kürt açılımı..

 

AKP Hükümeti, BDP, İmralı, Kandil ve Avrupa Kürt Dıasporası arasında yapılan görüşmeler, mektuplar, teatiler derken 21 Mart 2013 günü Kürt Açılımı’nda yeni bir sayfa açıldı..

 

Ana Muhalefet CHP sessiz, muhalefet MHP külli karşı olduğu ortadadır.

 

AKP’nin herkese tavsiyesi şudur: ‘’Susun, konuşmayın, yorumlamayın, tahmin yapmayın, sadece süreci izleyin ve destek olun’’

 

Görsel medya, yazılı basın, köşe yazarları, kanaat önderleri sürece karşı değilse övgüleri bolca yapıyor, STK (Sivil Toplum Kuruluşları)’lardan ise dut yemiş bülbül misali çıt çıkmıyor, kısaca toplumun kümeleri olarak gördüğüm dernekler, vakıflar, tarikatlar, cemaatler, gruplar genelde fikir ve görüş beyan etmiyor..

 

Hıristiyan dini nikahlarında yaşanan bir ritüel aklıma geldi, hani Papaz nikahı kıymadan önce söylediği bir söz vardır: ‘’Bu evliliğe karşı çıkan varsa şimdi konuşsun, yoksa sonsuza kadar sussuzsun’’ der ya…

 

Bunun gibi ben de diyorum ki; ‘’Bu Kürt açılımında kaygıları olanlar, geleceğin nasıl olacağını bilemeyenler, şüpheye düşenler, ya şimdi konuşsun ya da sonsuza kadar sussun!’’

 

Çünkü bundan 6 ay sonra konuşsanda faydasız, manasız olur, her şey olup bittikten sonra konuşmak beyhude çabadır ve ‘tuh, vah’ gibi sahte tatmin edaları olur..

 

İyi de ‘sen niye söylemiyorsun? diyenleri duyar gibi oluyorum.. Tamam, o zaman gelecek öngörümü yapıyorum..

 

Barışa karşı çıkan yeryüzünde aklı selim insan bulmak mümkün değildir.

 

Barış niye olur?

 

Ortada kavga vardır, ortada taraflar vardır, ortada kan vardır, ortada paylaşım savaşı vardır, takiben elçiler, aracılar vasıtasıyla barış masasına oturulur, müzakare yürütülür, al-verler yazılı kayıt altına alınır ve muhataplara imzalatılır..

 

Bazı çevreler tarafından hala Lozan Barış Antlaşması’nın şartları eleştirilir..

 

Nasıl mı?

 

işte 12 Adalar Yunanistan’a niye verildi, işte Musul-Kerkük neden sınır dışına itildi, işte Selanik neden müzakare edilmedi’’ gibi sorular birbirini takip eder..

 

Oysa şimdi bu süreci herkes bilse; ‘’alınacak kararlarla ülkemizin başına her ne gelecekse ben de buna ya katılırım ya da katılmam, ya ortak olurum ya da olmam’’ dese daha güzel olmaz mı?..

 

Her neyse bu sürecin sonunda benim taşıdığım en büyük kaygı ise zorla alıştığımız demokratik parlamenter sistem bırakılacak, daha otoriter, daha totaliter başkanlık sistemine geçilecek olmasıdır..

 

Ha keza yeni büyükşehir yasası da hangi amaca hizmet edeceğini bilemedim kısaca aklıma yatmadı.. Örneğin Antalya Büyükşehir Başkanı için tüm ilçelerde neden oy kullanılsın ki? Alanya’da oturan vatandaş Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı seçiminde oy kullancak, Kemer İlçesinde yaşayanda, Elmalı İlçesinde yaşayanda.. İyi de ne alaka? Valla kel alaka ama çağrışım yapıyor..

 

Neye?

 

ABD Eyaletlerindeki seçimlere…

 

Peki, bu süreçle alakası var mı?

 

Bana göre var gibi duruyor..

 

İşte 2 (iki) konuda kaygımı paylaştım, bakalım, sizler neyi paylaşacaksınız?

15 Mart 2013 Cuma

PKK, Türkiye ve Kürtler..


Kim ne derse desin 24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanan Lozan Antlaşması’ndan bu yana Türkiye Cumhuriyeti tarihinde en önemli eşiklerden birisi yaşanıyor.

 

Nasıl mı?

 

Türkiye Cumhuriyeti içinde Türk Milleti (bünyesinde Türkler, Kürtler, Çerkezler, Araplar, Boşnaklar, Bulgarlar..)  ile Ermeni ve Rum azınlıktan oluştuğu yazılıyken Kürtler, PKK nezdinde yeni bir statü kazanma yolunda bambaşka bir aşamaya geçildi..

 

Peki, kısaca bu döneme nasıl gelindi?

 

(Yaşım gereği öncesini görmedim) 1970 yıllarda başlayan KAWA gibi Kürt siyasi hareketi, 1980 yıllarda PKK adıyla silahli mücadele evresine geçti. 2013 yılı başında ise İmralı süreci adıyla silahsız mücadele dönemi için yeniden start verildi.. Kürtler nezdinde PKK’nın kazandığı yeni statüyle siyasi çalışmalarına ya BDP içinde ya da başka bir partiyle devam edecektir.. Sağ cenahta çok dillendirilen ‘’PKK tüm Kürtleri temsil etmiyor’’ savı doğru gibi görünsede aslında doğru değildir. Çünkü statü talep eden PKK’yı destekleyen yine Kürtlerdir.. Statü talep etmeyen ama PKK’yı da dışlamayan büyük çoğunluk vardır. Bunlar ‘Beyaz Kürtler’ olarak tarif edilir. İşte tuzu kuru, düzeni kurulu Kürtlerdir.. Siyasi statü elde eden PKK, gelecekte Beyaz Kürtleri de kazanacaktır.

 

Yeni siyasi statünün ya da siyasi yapının içine KCK tutukluları ile silah bırakan PKK’nın önemli bölümü katılacak, böylece hem bölgede hem de tüm Türkiye’de bambaşka siyasi mücadele dönemi başlayacaktır.

 

Peki, neler olabilecek?

 

Dünya konjonktürü ne kadar el verirse, Kürt toplumunda karşılığı ne kadar bulunursa; özerklik, federasyon, konfederasyon, bağımsızlık gibi taleplerin de o kadar gerçekleşme şansı doğacaktır.. PKK’nın ve Öcalan’ın bu alanda talepleri şimdilik AB müktesebında yer alan ‘Yerel Yönetimler Özerkliği’ yasal düzenlemesiyle yetineceği ya da karşılanacağı aşikardır..

 

Devlete karşı işlenen suçlar çerçevesinde özellikle KCK tutuklalarına, silah bırakan PKK’lılar için kısmi af gelebilecektir..

 

Diğer yandan gerekli insan kaynağı bulundukça bölge okullarımızda Kürtçe eğitim-öğretim yapılabilecektir..

 

Başka neler olabilir derseniz gerisi ıvır zıvırdır..

 

Peki, bu yazıyı niye kaleme aldım?

 

Maalesef ne olup bittiğini tam olarak bilemeyen insanlara düşüncelerim doğrultusunda bir parça kaynak olabilmeyi amaçladım.

 

12 Ocak 2013 Cumartesi

Ölü dirilir mi? Dirilirmiş..


Beyin hücrelerimizin en ücra köşesine kadar yerleşen algıyı söküp atmak o kadar kolay değildir..

 

Neydi o algı?

 

90 yıldır Kürt, Kürdistan gibi sözcükler ölüydü yani yoktu..

 

2013 yılında bize diyorlar ki öğrendiğiniz yalandı yani ölü değildi, yani geri dirildi..

 

Hadi ya, olur mu öyle şey desek de bombardıman devam ediyor..

 

Türkiye Kürdistan’ı diye bir yer varmış ve Sayın Abdullah Öcalan da Kürtlerin lideriymiş..

 

Bu nesil, bu hayatta, bu algıyı asla kabul etmez..

 

30-40 yıl geçer ve yeni bir nesil gelirse; ancak o zaman bu ölüyü, diri olarak kabul edebilir..

 

Ayrıca Kürtlerin aktörleri belli de Türklerin aktörleri kimlerdir?

 

Hani diyoruz ya, İmralı, BDP, Kandil, KCK, Kürt Diasporası karşısında sadece Erdoğan, Fetullah Gülen gibi aktörler mi var? Yoksa ilaveten başka aktörler var mı? Bence daha başka çok aktör vardır.

 

30 yıldır savaşın içinde yer alan şehitler ve gaziler baş aktördür, bunların aileleri ne der, nasıl der ve kime ne der, bilemem..

 

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kuran ‘Türk Milleti’ ne der, onu hiç bilemem..

 

Türk Milleti deyince kim bunlar?

 

Hani hem Müslüman hem de Türk Milliyetçisi olanlar ne der?

Hani hem Müslüman hem de Karadeniz’de yaşayanlar ne der?

Hani hem Müslüman hem İç Anadolu’da yaşayan Sünniler ne der?

Hani Aleviler ne der?

Hani Ege’de yaşayan efeler ne der?

Hani Trakya’da yaşayan Rumeliler ne der?

 

Ölüyü diriltmek olanaksız ise bu mesele de o kadar olanaksızdır bence..

 

İşte yol haritası, işte müzakereler falan derken daha can yakıcı maddeler gündeme gelince homurdanma çok yüksek çıkar. İmralı’ya televizyon vermeden bir şey çıkmaz ama Hakkari giderse cıngar çıkar..

 

5-10 milyon Kürt’ün, 40-50 milyon Türk’ü yok sayması anlamına gelecek her adım reaksiyon doğurur..

 

Bunun Türkçesi nedir?

 

Hakkari’ye hükmedemeyen Türkler, Kürtlere de İstanbul’u mesken ettirmez..

 

Sadece kültürel haklar verilsin diye başlayan süreç önce özerklik sonra bağımsızlık yolunda akar gider..

 

Örneğin Irak’ta ne oldu? Erbil civarında yoğunlaşan Kürtler önce özerklik sonra bağımsızlık yolunda hızla ilerlemektedir. Erbil’in başkent Bağdat’la bağı kopmuştur artık.

 

Aynı şekilde örneğin yönetim, eğitim-öğretim dili Kürtçe olan Mardin, Şırnak, Hakkari gibi illerin başkent Ankara’yla bağı eninde sonunda kopar.. Aynı zamanda Ankara’daki Kürtlerin de bağı kopar..

 

Bence gelecek nesillere sorunsuz ve iyi bir ülkeyi miras bırakmak istiyorsanız; görüşme müzakeresini al-ver yani kopma yönünde yürütün derim..

 

Madem savaş bitecek, madem barış gelecek, pürüz kalmasın, iş kökünden çözülsün.. Kazan-kazan modeliyle herkes yerini bulsun.. Atalarımız Balkanları vermiş, Kuzey Afrika’yı vermiş, Arabistan’ı vermiş, ha biz de Kürtlerin yoğun yaşadığı Güneydoğu Anadolu’yu verelim ve bu iş bir daha hiç açılmamak üzere kapansın..

 

Çoklarınız bu yazıyı okuyunca şok olacaksınız ve hakaretlerle mırıldanacaksınız..  Yaşamın geleceğini ancak cesur ve çılgın insanlar kurgular, aksine sıradan insanlar dünü ve bugünü söyler, konuşur ve oyalanır..

 

İsterseniz konumuzla ilintili ve çok bilinen bir hikayeyle tamamlayalım..

 

Zamanın birinde bir köylü ile yılan arkadaş, dost olurlar. Köylü yılana her gün süt götürmekte yılan ise ona hergün bir altın vermektedir. Maxicep.com - Bende evlat acısı, sende kuyruk acısı varken biz dost olamayız Onlarınki karşılıklı menfaat dostluğu ama olsun her ikiside karşılıklı birşeyler alıp veriyorlar yani birbirleninin hayatını kolaylaştırıyorlar. Paylaşımda bulunuyorlar. Bu karşılıklı alışveriş uzunca bir süre devam ediyor.Köylü bir gün hastalanıyor her gün götürdüğü sütü görüyemeyecek yılana, çağırıyor oğlunu yanına, bak oğlum bizim bahçenin yanındaki dut ağacının dibinde her gün bir yılan gelir, benim götürdüğüm sütü alır ve yerine bir altın bırakır.Ben bugün hastayım ve bu sütü sen götür ve yılanın verdiği altını getir der.


Oğlu babasının bahsettiği yere gider, sütü bırakır, ancak babasınada kızar çünkü babası o altını almak için hergün yılanı ziyaret etmekte ve süt götürmektedir her gün gitmekle olur mu? Kim taşıyacak hergün sütü öldür şu yılanı al altının tümünü der.
Sütü babasının dediği yere bıraktıktan sonra altını vermeye gelen yılana baltayla saldırır yılan kendini kurtarmak isterken aldığı balta darbesiyle kuyruğu kopar ve yılan can acısıyla oğlana saldırır ve onu sokarak öldürür.
Köylü bekliyor ki oğlu gelsin hemde altını getirsin ancak gelen yok, giden yok, oğlunun gelmediğini gören köylü hasta haliyle hemen bahçeye koşar. Birde ne görsün oğlu ölmüş, yılan acıyla ortalıkta kıvranmakta kuyruğunun yarısı yok vaziyette..


Her ikiside üzgündür köylüde evlat acısı yılanda kuyruk acısı.. Ancak zaman geçer birbirlerine yeniden ihtiyaçları olduklarını anlarlar. Çünkü yılan aç kalır, köylüde altınsız. Tekrar bir araya gelirler ve derler ki yine eskisi gibi dost olalım.

Köylü derki sen yine hergün altını ver, ben yine sütünü getireyim hergün.. Yılan kabul eder. Ne yapsın her ikisininde rızkı kesilmiştir. Mecbur yeniden dost olmayı deneyecekler. Köylü yine herzamanki gibi sütü götürür, yılanın verdiği altını alır.Bir kaç gün bu durum devam eder ama bir tuhaflık vardır.Her ikiside kendini kötü hissetmektedir. Çünkü köylü her gittiğinde yılanı görünce evladının acısını hisseder yılan ise köylüyü gördüğünde kopan kuyruğunun acısını. Köylü bakar ki bu durumu devam ettiremeyecek. Evlat acısı zordur.. Yılana döner: Kusura bakma! Bende evlat acısı, sende kuyruk acısı varken biz asla dost olamayız.

 

27 Kasım 2012 Salı

BDP Milletvekillerine balans ayarı..


10 BDP’li Milletvekili’nin dokunulmazlıkları kaldırılması için TBMM Başkanlığına gönderilmiş..

 

Başbakan Erdoğan, ‘bu kez farklı davranacağız, fezlekeleri değerlendireceğiz, dokunulmazlığı kaldıracağız ve gerisine yargı karar verecektir’ dedi ve İspanya’ya gitti..

 

Nerden çıktı bu hamle?

 

Bence açlık grevi fiyaskosunun halk nezdinde yarattığı psikolojik kırılmayı dengelemektir..

 

Hükümet, açlık grevi sürecinden çok ağır siyasi yara aldı..

 

Tecrit ettiği ya da denklem dışına ittiği İmralı’daki bir mahkum, öyle bir devreye girdi ki sanki AK Parti’ye yumruk attı.. Anımsarsanız, yaşanan o günleri..  Örgüt şartlar öne sürdü, işte ana dilde savunma hakkı, işte ana dilde eğitim, işte İmralı’ya uygulanan tecritin kaldırılması gibi..

Hemen ana dilde savunma için yasa tasarısı hazırlandı, ana dilde eğitim için hazırlıklar yapıldı, İmralı’ya tecrit kaldırıldı ve Öcalan’ın kardeşi yeni tahsis edilen tekne ile İmralı’ya gitti, görüştü ve ‘açlık grevi bitti’ haberini getirdi.. Sonra Başbakan’ın ağzından ‘PKK tepe yöneticilerinin yurtdışına gidebileceklerini’ söylendi..

 

İşte yaşanan 2-3 aylık süreç milliyetçi kesim siyasi dengesini; AK Parti aleyhine bozduğu kanaatindeyim..  Dengelemek amacıyla karşı hamle yapılmış ve fezlekeler gündeme alınmıştır..

 

Muhafazakar kesimin gazını almak için bir hamle de ‘Muhteşem Yüzyıl’ adındaki dizi üzerinden yaptı Sayın Başbakan.. Diziyi halka şikayet etti ama Balkanlarda, Orta Doğu’da, Türkiye’de 150 milyon izleyicisi olduğunu not edilmektedir. ‘Muhteşem Yüzyıl’ dizisini savcıya havale etti ama keşke ‘Kurtlar Vadisi’ni havale etseydi; bunun bir mantığı olabilirdi.. İşte toplumu şiddetten, silahtan uzaklaştırma gerekçesiyle.. Yahu ‘Muhteşem Yüzyıl’ tamamen hayal ve kurgudur.. Gizli olan her şey ilgi çeker, bunu bilen senaristler bolca harem sahnesi yazıyor ve çekiliyor, sonuç olarak reyting patlıyor..

Gaz aldığı şuradan bellidir. Dizinin gösterildiği televizyon kanalının sahibi Sayın Ferit Şahenk Bey, Başbakan’ın çok yakınındadır.. Birçok kez beraber tesis açtılar, kurdele kestiler, yani kankalar:J) Dizinin kalkmasını gerçekten isteyen Sayın Başbakan’ın, adı geçen iş adamına bir telefonu yeter artar bile.. Amaç burada muhafazakar kesimin gazını almaktır..

 

İşin özeti; Sayın Başbakan Erdoğan, kendisi açısından doğru ve yerindedir. Bu hamleleriyle başka siyasi gündeme geçiş yapılması sağlanmıştır.

 

 

24 Ağustos 2012 Cuma

Zor dostum zor…


AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Tayyip Erdoğan koltuğunda oturmuş bir sağına bakıyor, bir soluna bakıyor ama nihai karar veremiyor..

 

Sağında 2013-Kasım ayı yerel seçimleri, 2014-Ağustos ayı Cumhurbaşkanlığı seçimi, 2015-Haziran ayı Genel Seçimler, aylık kamuoyu araştırma şirketlerinin raporları, HAS Parti’nin içeriye alınması, Eski DP Genel Başkanı Süleyman Soylu’nun katılımı, BBP’nin zımmen desteği..

 

Solunda ise İzmir, Gaziantep terör saldırısına ilaveten Hakkari ve özellikle Şemdinli’de yaşanan çok şiddetli çatışmalar.. Kısaca Kürt meselesi.. Hemen dibinde Suriye meselesi, Kürecik Radarı nedeniyle arası bozulan ilişkiler yani İran meselesi..

 

Son 2-3 yıldır Kürt meselesinde izlenen taktik; tümden bir paket halinde değil de, parça parça düzenleme yapmaktır. İşte TRT-ŞEŞ Kürtçe yayını, işte Eğitim-Öğretimde Kürtçe seçmeli ders olması gibi.. Azar azar kamuoyuna bu düzenlemeler anlatıldığı zaman hem sindirimi ve kabulü kolay oluyor,  hem de sağında duran anketlere olumsuz yansımıyor..

Fakat karşısındaki illet PKK, bunu kabul etmiyor, aynı zamanda kamuoyunda paket olmadığı için Kürt açılımı algısı oluşmuyor..

 

Ne yapacak şimdi Sayın Başbakan?

 

Sağ yanında Cumhurbaşkanlığı beklentisi, sol yanında PKK yüzünden kaçan huzur..

 

Açılım maçılıp yoktur deyip güvenlikçi politikasını sürdürse ne olur? Bence yanlış olur.. Çünkü çözüm kaçınılmazsa, ertelenmesi çok daha yüksek maliyetlere neden olur.

 

Nasıl mı?

 

2012 yılında herkes ağız birliği etmişçesine ‘Kürt Meselesi’ var diyor, öyleyse çözümün ertlenmesi hem siyasi hem de ekonomik maliyeti olacaktır. Malumunuz ‘Kürt Meselesi’ 30 yıl ertelendi, ne oldu? Türkiye’ye 1 trilyon dolara mal oldu.. O halde geçmiş iktidarlar gibi siyasi hesaplarla çözüm ertelenirse Türkiye çok şey kaybedecektir..

 

Çözüm ise Yeni Anayasa zeminde olacaktır. Vatandaşlık tanımı değişecek, yerinde yönetim olacak, böylece bu iş kökünden çözülecektir.

 

Nasıl olacak bu iş?

 

Basittir. Anayasanın ilk maddesi ‘’Türkiye Cumhuriyeti Türk, Kürt ve diğer vatandaşlardan oluşmuştur’’ yazılacaktır. Vatandaşların sahip oldukların kimliklerin milliyeti bölümüne Kürt, Türk yazılacak, hepsi budur..

 

Yerel Yönetimler Reformu hep konuşulur ama bir türlü Ankara vesayeti sona ermez. Bir ilin öğretmen, hemşire, doktor atamasını niye Ankara yapsın arkadaş? O ilin seçilmiş valisi, meclisi yapar bu işleri.. Kısaca Özal’ın hayali olan eyalet sistemi anayasaya girecektir.

 

Bu yapılabilir mi?

 

Yapılırsa, başımızın belası PKK tamamen marjinal hale gelir.. Yapılmazsa analar ağlamaya devam eder..

 

Suriye, İran meselesi bambaşkadır.

 

Neden?

 

Çünkü bu meselerde Sayın Başbakan Erdoğan’ın tek başına iradesi yeterli değildir. ABD, Rusya, Fransa, İsrail gibi başka aktörler devrededir..

 

‘Zor dostum zor’ repliği bir kez daha aklıma geldi..

 

Neden?

 

Nedeni var mı? Sayın Başbakan soluna bakıyor savaşlar, sağına bakıyor seçimler..

 

Seç seçebilirsin.. En kötüsü de her ikisi aynı sepete sığmıyor..

30 Temmuz 2011 Cumartesi

Yenildik ey halkım!

Genelkurmay Başkanı, kuvvet komutanları istifa ediyor, Hakkari’de, Maraş’ta, Silvan’da Türk askeri lapır lapır avlanıyor, Güneydoğu kırsalında ve metropolünde güvenli-emniyetli yaşam kalmıyor, kısaca bu iş buraya kadar oluyor…

En son BDP Grup Başkanı Selahattin Demirtaş, Genelkurmay Başkanı ile kuvvet komutanlarının emekliliklerini istemeleriyle ilgili olarak bakın ne diyor?

 "Eğer Ordu PKK’ya karşı başarılı olmuş olsaydı, bunlar yaşanmayacaktı.’’

Bunun Türkçesi PKK, TSK’yı yenmiştir, hesabınızı kitabınızı buna göre yapın oluyor…

PKK adıyla bilinen silahlı Kürt gerilla örgütü, uzun yıllara dayanan savaş ve mücadele azmi Türk ordusunu sahada, Türk Halkını da kafada (psikolojik) yenmiştir.

Şunu kabul edelim ya da itiraf edelim artık! Güneydoğu’da PKK silahlı Kürt gerilla örgütüne karşı kimse savaşmak istemiyor.

Çünkü milli geliri kişi başına 10-15 bin dolar olduğu iddia edilen bir ülkede ‘yok üniter yapı, yok bir çakıl taşı, yok sınırların namusu’ edebiyatıyla dağlarda savaşacak adam bulamazsın bu bir…

Üstüne üstlük yandaş medyada sabahtan akşama kadar erkek konuşmacı (Rasim Ozan Kütahyalı) ‘askere gitmem’, kadın konuşmacı (Sevilay Yükselir) ‘erkek çocuğumu askere, dağlara göndermem’ diyor bu da iki…

Silvan olayları sonrası 13 şehidimiz için Bucak ilçesinde PKK’yı protesto gösterisi facebook üzerinden organize edildi ve sadece 2 kişi elin de Türk bayrağıyla geldi bu da üç…

Bu iş bitmiştir arkadaşlar! İç savaş falan çıkmasından kimse korkmasın!

Bu ülkede sınırdan geçiş yapan PKK’ları niye öldürdün diyen siyasi iktidarın uzantıları var ise artık yapılacak bir şey kalmamıştır. Anımsayın tarih 16 Mayıs 2011 olup; seçimlere 25 gün falan var… Sınırı geçmeye çalışan 12 PKK’lı öldürüldü, operasyon emrini veren Şırnak Tümen Komutanı neredeyse mahkemeye verilip tutuklanacaktı… O günlerde bizim yandaş medya aynen şunları ifade etti: Yahu kardeşim! Durup dururken niye bu operasyonu yaptın! İlla gerginlik çıkarmaya çalışıyorsun! PKK’lılar sana saldırmamış ama sen pusu atıyorsun, kesin provokasyon yapıyorsun…
Sonra BDP’liler, belediyeler ortalığı ayağa kaldırdı, 3 gün yas ilan edildi, taziyeler kabul edildi…

Olaya tersten bakalım: Diyelim o operasyon olmadı ama aynı PKK grubu Şırnak’ın bilmem ne karakolunu bastı… Bu sefer bizim yandaş medya çevir gazı yanmasın diyecek ve: ‘Arkadaş, sen niye tedbir almadın?, bi karakolu koruyamayan ordu olur mu hiç? Basiretsiz ve beceriksiz komutanlar yüzünden...’ diye yine eleştirecektir ki aynen öyle yaptılar…

Demek ki kafayı bozmuşlar… Ne edip, ne yapıp bu kurumu etkisiz, güçsüz hale getirmek için her şey mubah sayılan bir yolda ilerlenecektir.

Neyse artık gözünüz aydın olsun! Güçsüz, kararsız, plansız, ne yaptığını bilmeyen ‘sersem tavuğa dönmüş’ bir ordu oluşturuldu. Kimin ne hesabı varsa artık rahatlıkla gerçekleştirebilir.

Şimdi birazcık Balyoz davasına değineyim. Diyelim ki bu darbe planları iddiası doğrudur. Yine diyelim ki 2003 yılında yapılan seminerde bu hükümeti devirme senaryosu işlendi. İyi de arkadaş; senin önünde 28 Şubat post-modern darbesi var, 12 Eylül darbesi var, bunlara yönelik hiç işlem yok ya da kayda değer bir gelişme yok, ama planlanmış darbeye sonuna kadar hukuk var… Hani düşünce özgürlüğü… Tutukluluk halinin cezaya dönüştüğünü, 4-5 yıla çıktığını ve keyfiyet kazandırıldığı artık insanlar değil; uçan kuş bile söylüyor… Kanıtların toplanması için tutukluğunun devamı gerekçesine sadece gülüyorum. Çünkü kanıt toplanmamışsa bir insan niye tutuklanır, niye dava açılır o zaman?...

Dün (29 Temmuz 2011) Samanyolu Haber kanalında Taraf Yazarı Emre Uslu aynen şunları söyledi: Ey TSK, savaş uçaklarınızı çiftlikler üzerinde uçurup fotoğraf çekeceğinize, o uçakları Kandil’e gönderin, PKK yöneticilerini çeksin… Çiftlik konusu da hani ‘irtica ile mücadele eylem planı’ vardı ya… Eskişehir yakınlarında bir çiftlikte tarikat buluşması oluyormuş ya, işte oranının fotoğrafı çekilmiş ya…

Diyelim ki uçaklar Kuzey Irak semalarına kalksın ve bombalasın bakın aynı Emre Uslu, ne der? Kardeşim orası bağımsız bir ülkedir, ne işin var orada, sen ülke içindeki PKK’ları hallet…

Bizim yandaş medyanın televizyon konuşmacılarına bazen ya da çoğu kez gülüyorum. Niye mi? BDP’li birisi ile özerklik konusunu tartışılıyor. Yandaş diyor ki: ‘Ama sizde bunu dayatıyorsunuz, demokrasi içinde müzakereyle olacaktır, dayatmayla olmaz’
Oysa ki, gücü olan dayatır mantığına bile aklı ermiyor o arkadaşımızın…

Neyse uzatmaya gerek yoktur! Yenildik artık! Bu gerçeği kabul edelim! Müzakere mi isteniyor hemen yapalım, özerklik mi isteniyor hemen verelim… Zaten istesek de istemesek de saydıklarımın hepsi 5-10 yıl içinde gerçekleşecektir. Benim derdim daha fazla insanlar utanmasın, mahcup olmasın, yerin dibine batmasın…

Ömer ÖZDAMAR
Bucak-BURDUR