TSK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
TSK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Ocak 2018 Perşembe

ABD, Türkiye’ye mermi sıkar mı?


Başlık gayet yalın ve anlaşılır bir soru cümlesidir..

TSK tarafından 6 gündür harekat yapılan Afrin’de, zaman zaman çatışmaların olduğu Menbiç’te ABD mermi sıkar mı?

Kime?

Türk askerine!

Normal ve sağlıklı bir ABD yönetimi olsa kesin olarak sıkmaz diyebilirim ama şu an PENTAGON, TRUMP, CIA sanki 3 ayrı yönetim varmış gibi davranıyorlar..

Öte yandan TRUMP’ın geleceği belirsiz olunca sorunun yanıtı da belirsiz oluyor..

Diyelim ki en kötü olasılıkla karşılaştık:

‘’Ne yapacağız?’’ sorusuna mutlaka karşılık bulmamız lazım..

Yani senaryo ‘’B’’, senaryo ‘’C’’ olmalıdır..

Senaryo-B’yi ele alırsak neler olabilir?

Menbiç’te ABD askeri ölür, ABD uçakları Türk askerini bombalar, şehit verilir, ABD-Türkiye ilişkileri artık geri dönülemez noktaya sürüklenir, İncirlik üssü kapanır, Kürecik radarı kapanır ve Türkiye yeni bir saf-kamp belirler..

Senaryo-C’de ise iş tamamen kontrolden çıkar.. Akdeniz’deki ABD uçak gemilerinden Başkent Ankara’ya füze atılır..

Bu da 3.Dünya Savaşının fitiline, çakmak çakılmasıdır..

Senaryo-A, bugünkü gibi inişli-çıkışlı ilişkiler sürer, AFRİN’e harekat devam eder, PYD yenilir sonra ateşkes olur, herkes tekrar masa etrafında toplanır..

PYD sadece FIRAT’ın doğusunda kalır..

Tamamen hayali ‘A’, ‘B’ ve ‘C’ senaryolarını kabaca yazdım..

İstenirse bu senaryolar için sayfalarca olabileceklerle doldurulur..

Araştırmacı Yazar Ömer ÖZDAMAR
Bucak-BURDUR





20 Ocak 2018 Cumartesi

TSK, Dünyanın En Savaşçı Ordusudur..


Beni bilen bilir, asla hamaset yapmam, hep bilimsel ve akılcı  düşünür-yazarım..

Malumunuz TSK, dünyanın en büyük orduları arasında ilk 5 içinde yer alır..

Dünyanın diğer büyük ve küçük ordularından (ABD-Rusya dahil) ayıran en önemli özelliği ise son 40 yıldır düşük yoğunluklu bir savaşın bir fiil içindedir..

Bir ordu düşünün; kendi ülkesi sınırları içinde dağlarda, köylerde (bazen sınır dışında) ayak basmadık yer bırakmıyorsa; ‘dünyanın en eğitimli, en savaşçı ordusu’ denmezi kaçınılmazdır..

Bilinir ki her ordu kendi konsepti dahilinde eğitimlerini yapar, zaman-zaman sahada tatbikatla pekiştirir..

Oysa Türk ordusu sürekli, daima, bizzat sahada eğitimi ve tatbikatı icra ederken PKK hedeflerini imha etmek için savaşıyor..

Son 40 yıldır Türk ordusunun şehitleri ve gazileri binlercedir..

Ama işte bu acının bedeli olarak Türkiye, her an, her yere askeri harekat yapma şansını bulabiliyor..

Afrin’e yönelik harekat fiilen başladığı açıklandı ya..

Bu şartlarda, ABD ve Rusya provokasyona girişmezse, bence 1 ay içinde en az zayiatla biter..

Hava desteği (uçak ve helikopter) sağlandığı takdirde önden komandolar, arkadan tank unsurları, sahada YPG’lileri siler, süpürür..

Son olarak; inşallah en az şehitle ve yaralanmayla bu harekatın tamamlanması dileğiyle..

Araştırmacı Yazar Ömer ÖZDAMAR
Bucak-BURDUR





28 Haziran 2015 Pazar

TSK, Suriye’ye girsin mi, girmesin mi?


Bir kere Suriye toprakları şu an için şeytanın bile cirit attığı yerdir..

Kimin eli, kimin cebinde belli değildir..

Suriye topraklarını deney sahası gibi kullanan dünyadan yüzlerce ajan, provokatör, gizli eleman toz duman içinde çalışmaktadır.. Bazen IŞID tarafında, bazen YPG tarafında, bazen ÖSO tarafında yer alırlar..

Siyasi otorite her şeyi düşündü ve taşındı; 90 km. uzunluğunda 30-40 km. derinliğinde güvenli tampon bölge oluşturacaktır..

Ortada bu kararı alabilecek yetkili hükümet var mı? Var ama aslında yoktur..

Neden?

Malumunuz seçim daha yeni yapıldı, koalisyon hükümeti kurulmaya çalışılacaktır..

Mevcut geçici ya da şimdilik hükümet, bu siyasi kararı alır mı?

Alır ama güdük olur..

Türkiye için çok acilse ve mutlaka bu kararın alınması gerekiyorsa; ne yapılmalı?

O zaman hemen mevcut siyasi parti liderlerine durumla ilgili bilgilendirme yapılır, TBMM toplanır ve ortak bir karar alınır..

Hiçbir aşamasında bu prosedür işlemedi ve basının yazdığına göre; Cumhurbaşkanı ve Başbakan yazılı emir verdi, işte 18 bin asker Suriye’ye girecektir.

Peki, girdi diyelim, ne olur?

4 yıl öncesi olsaydı; senaryo üretmek çok zordu.. Kapalı bir Suriye devleti var, neyi, nasıl karşılar, bilemezdik..

Ama bugün artık o kadar veri var ki ‘’Nerede, kim var, ne yapabilir?’’ sorularına yanıt bulunabilir..

Diplomatik teamüller gereği ABD, Rusya, Almanya, Fransa bilgilendirilir ve ‘oluru’ alınır bence.. Şimdiye kadar ‘Güvenli tampon bölge oluşturma’ tezine ABD’nin onay vermediğini anımsatmak isterim..

ABD savaş uçakları vızır vızır Suriye semalarında uçuyor, bazen IŞID’lıları, bazen diğerlerini vuruyor ve dönüyor..

TSK tarafından güvenli tampon bölge oluşturmaya kim ya da kimler karşı çıkabilir ve ne yapabilir?

Suriye devleti kesin karşı çıkar ama çaresizdir..

Neden?

Kimyasal silah tehdidi yok, uzun menzilli füze tehdidi yok, en önemlisi savaşacak ordusu yok, elinde ki orduyu ŞAM’ı savunmak üzere zor tutuyor..

IŞID karşı çıkar mı?

Valla bilinmiyor şu an..

YPG karşı çıkar mı?

Valla bilinmiyor şu an..

Diyelim ki IŞID karşı çıktı, ne olur?

Felakete kucak açarız..

Neden?

İntihar saldırıları mahveder düzenli orduyu..

18 bin asker girdikten sonra çoğu toplu hedef olacaktır. İntihar bombacıları için en güzel ortamdır..

Allah korusun, yüzlerce şehit haberi alabiliriz..

Peki, TSK, Suriye’ye girsin mi, girmesin mi?

Manzara-i umumiye budur, gerisini bilmem..


9 Ekim 2014 Perşembe

CHP topa girdi..


Teskereye ‘HAYIR’ diyen ana muhalefet partisi CHP, nihayet topa girdi ve öneride bulundu.

‘KOBANİ’ teskeresi de diyebileceğimiz siyasi hamlesi şaşırtıcı mı?

Hem şaşırtıcı, hem de Ortadoğu oyununun içine girmeyi arzu etmesi..

Ne diyor tam olarak?

İşte TBMM’den teskere çıksın ama sadece KOBANİ ile sınırlı kalsın..

Ne yapacak teskereyi alan TSK?

KOBANİ’yi IŞİD işgalinden kurtaracak?

Sonra?..

Sonra geri sınır içine çekilecek.
Bu önerinin uygulanabilirliği mümkün mü?

Yahu bilgisayar üzerinden meşhur ‘’WAR’’ (savaş) oyunlarında bile ne olacağı kestirilemiyorken, gerçek savaşta neyin, ne olacağını, kim öngörebilir, kim hudut çizebilir?

Peki, CHP kime mesaj veriyor?

Bence BDP’ye çiçek uzatıyor..

Neyi amaçlıyor?

2015-Haziran ayında ortak seçim stratejisini..

Olanaklı mı?

Asla ..

Neden?

Liderleri tutsak olarak iktidarın elindeyken; iktidar aleyhine BDP’nin hamle yapması, en ufak ihtimal dahilinde dahi değildir..

CHP’nin bu teskere önerisi her şeye rağmen olumludur. Çünkü doğru-yanlış olmasından öte ana muhalefetin temel işlevini anımsamasıdır..


11 Ocak 2014 Cumartesi

Yolsuzluk depremi ve hasar tespiti..


17 Aralık ‘büyük yolsuzluk ve rüşvet depremi’ üzerinden yaklaşık 25 gün geçti..
Sıra geldi hasar tespitine..

Valla mealen yıkım, kayıp, yaralı var ama herkes ‘ayaktayız, bir şey yok’ nidalarını gökyüzüne fırlatıyor..

Neyse biz işin aslına gelelim..

İstifalar, bağrışlar, çağrışlar arasında geçen 25 gün sonra bugün akılda kalan neler var?

O da görecelidir, ona, buna, sana göre değişkenlik gösteriyor. Kimisi illa ayakkabı kutusu diyor, kimisi illa ‘paralel devleti’ işaret ediyor, kimisi de ‘savcıya gitmeyenleri’ haykırıyor..

Başbakan Erdoğan, Malezya gezisinde bir soru üzerine en doğru tespiti yaptı ve ifadesi aynen şöyledir:

‘Dostmodern Darbe!’ ya da bir rivayete göre ‘Ghostmodern Darbe’ yani hayalet darbe..

Bu cümleciğin anlamı ise ne kadar hazırlıksız yakalandığının belirleyici bir dışavurumudur..

Hemen siyasi hasar tespiti yaparsak; bence iktidar bile gidebilirdi ama son darbeyi vurmak istemiyor..

Kim?

O tarif edilemeyen ya da tarifinde zorluk duyulan gizemli güç..

Gizemli gücü beki yazı sonlarına doğru açabiliriz..

Peki, iktidar nasıl düşerdi?

İstifa etmeyi bekleyen en az 40 AK Parti Milletvekili olduğu kanısındayım. Patır patır istifalarını sunarsa, bir anda 275’e düşer ve iktidar çoğunluğunu kaybeder.

Peki, o gizemli güç neyi bekliyor?

Bence hala ikame edecek yani yerine koyacak siyasi bir iktidar alternatifi yaratamadı. Yerel seçimlere kadar bekleyecek, Cumhurbaşkanlığı seçiminde çifte sandık konması için her türlü aksiyonu ortaya koyacaktır.

Gelelim somut siyasi hasara.. Bir kere yüzde 10’luk oy gitti..

Geçmiş olsun artık..

Yolsuzluk ve rüşvet operasyonu nedeniyle güven kaybına uğrayan yüzer-gezer seçmen kitlesinin önemli bölümü AK Parti’den kaçtı..

Tahminim odur ki, yerel seçimlerde AK Parti oyları yüzde 40 bandına demir atacaktır.

Esas ve bomba soru şudur:

Bu siyasi hasarla Başbakan Erdoğan, Ağustos-2014 ayında nasıl davranacak, ne karar verecek ve AK Parti’yi geleceğe kimin liderliği taşıyacak?

Çok zor sorular, ancak gördüğüm kadarıyla, herkes hesap kitap yapıyor ve risksiz kendi pozisyonu belirliyor..

Türkiye ajandasında Kürtler bayağı alt sıraya düştü. Kandil, İmralı 30 Mart sonrası nasıl bir tutum takınacaklar? Valla kimse bilemiyor..

Ehee AK Parti’yi ne gezi eylemleri, ne PKK eylemleri, ne de derin devlet adı altında yapılan eylemler ve söylemler dize getiremedi..

İşte bu gizemli güç, 17 Aralık günü düğmeye bastı. Başbakan Erdoğan, ‘sen de mi Brütüs’ dedi ve şaşkınlığı iliklerine kadar hissetti..

Tek adam figürünü yansıtan ve neredeyse dünyaya biçim vermeye yeltenen liderin en korktuğu hamle nedir?

Tartışmasız lideri olduğu AK Parti ve özenle yerleştirdiği bürokrasi içinden gelmesine inancıdır..

Yandı ki ne yandı!

Neden?

Yargısı, emniyeti, diğer sivil devlet bürokrasisi, AK Parti karşısında örgütlenmiş korkusudur.. Çünkü elin kolun budanmış oluyor, hareket etme alanın çok daralıyor. Herkese boyun eğdirirken, bir anda kendisi boyun eğmek zorunda kalıyor. Uzlaşma sözcüğünü siyasi lügat kitabında hiç yazmayan ve hiç kullanmayan bir lider için çare nedir?

İlla da savaşacaktır ve kaybetme pahasına sonuna kadar ipleri elinde tutmaya çalışacaktır.

Tarafları saymaya çalışalım.. Yani kim kiminle yan yana duruyor?

İçeride AK Parti, Kürtler, MİT, TSK, MUSİAD bir tarafta dururken cemaat, CHP, MHP, ulusalcılar, TUSİAD karşı cephede yer alıyor..

Dışarıda AK Parti yanında duranlar; Irak Kürt Yönetimi, Suudiler yani Sünni cephe..

Karsında ise İsrail, Neo-concu ABD’liler, İran, Irak Merkezi Yönetimi, AB lokomotifi Almanya..

Ortada duranlar; İngiltere, Fransa, Rusya, Çin..

Aslında Başbakan Erdoğan için tek çaresi vardı ancak opsiyonu hiç kullanmadı ve kullanmayacağı aşikardır.

Hani iddia ettiği gibi demokrasi dışı güçle nasıl mücadele edilir?
Demokrasi içi siyasi araçlarla ve temsilcileriyle..

Kim bunlar?

İşte siyasi partiler ve temsilcileriyle..

Ama ana muhalefet partisi genel başkanına ‘genel müdür’ dersen, TBMM’de temsil eden diğer siyasi partiye demediğini bırakmazsan, yapacak bir şey yoktur ve iktidar partisi lideri için o kapı kapalıdır.

Oysa milleti temsil eden siyasi partilerdir ve demokrasi dışı güçlerle ancak siyasi partiler uzlaşarak yenebilirler..

Ama milletin tek temsilci benim diye ortaya çıkarsan milleti temsil eden diğerleri yanında hiç durmaz..

12 Eylül 1980 öncesi AP Lideri Demirel ile CHP Lideri Rahmetli Bülent Ecevit uzlaşabilselerdi, asla askeri müdahale olmazdı, olamazdı..

Neyse çok uzun ve etraflıca bir yazı oldu, artık kestim..


25 Eylül 2011 Pazar

AKP ile PKK bilek güreşine başladı…


Kim kazanacak acaba? Tabi, kazanma göreceli kavramdır. Kaybeden gibi görünürsün ama kazanırsın… Aksine kazanır gibi durursun bir bakarsın kaybedersin…

Olabileceklere dair öngörümü aktarayım ki, ondan sonra ‘kim kazanacak, kim kaybedecek?’ senaryosunu daha kolay yazabiliriz…

Özellikle Ekim ayı içinde şehit sayıları daha da artacak tahminini yapabilirim… Yani çok daha kanlı günlere hazırlıklı olun derim... Günde 30-40 şehitlerin yaşandığı günler yakındır maalesef...

‘Düşük yoğunluklu savaş’ adlandırması yaygın olarak kullanılmaktadır. Ancak bir anda kontrolden çıkmış savaş hüviyeti kazanabilir…

Aynı gün hem Van’da, hem Şırnak’ta, hem Hakkari’de, hem Siirt’te, hem Diyarbakır’da, hem Batman’da çatışmalar yaşanırken; İstanbul, Ankara, İzmir metropollerinde patlayan bombalamalar eşlik edebilir… İşte o zaman hem savaşın ciheti, hem kimliği, hem de kazanım ibresi değişebilir…

Böylece ülkemiz bir anda kaos ve kaotik iklimin etkisi altına girebilir. Yönetilemez hale gelen süreç muhtemelen AKP hükümetinin de sorgulanmasına yol açabilir hatta istifası bile gündeme gelebilir... İletişim bu kadar zirve yaptığı dönemde büyük toplumsal olaylar patlayabilir…

Bu senaryo ışığında bilek güreşini kazanan kim olabilir? PKK mı, AKP mi yoksa beraberi mi? Son bir şık ise hepsi mi?

Benim bu senaryoda öngörüm şudur: İsrail, ABD desteğini alan PKK bilek güreşini kazanacaktır. Kuzey Irak’ta başlayan Kürdistan puzzle’nin Türkiye ayağı da tamamlanacaktır. Geriye Suriye ve İran kalacaktır. Bunlar için özel bir çabaya gerek kalmadan kendiliğinden Puzzle parçaları olarak ‘şıp’ diye oturacaklardır.

Peki, bu senaryo nasıl boşa çıkartılabilir?

Ya savaş, ya barış yolu kalmıştır. Savaş konsepti için sosyal, psikolojik ortam 20 yıl öncekinden çok farklıdır. AKP’nin ilan ettiği savaş seçeneği ölü doğmuştur. Neden mi? Çok neden vardır. Sizlere bir tek veri söyleyeceğim. Gerisini siz düşünün… ‘Savaşacak olan TSK’ya toplumsal güven endeksi yerlerde sürünmektedir.’

O halde tek seçenek olan barış için düğmeye basılmalıdır. Hem de hiç beklemeden hemen bugün basılmalıdır.

Böyle davranmazsak yukarıda bahsettiğim senaryo 2-3 yıl içinde gerçekleşir, en kötüsü yenilgi psikolojisiyle tam bir sosyal çöküş yaşanır.
Yine maalesef ABD ve İsrail tarafından 5-6 yıldır uygulanan ortak senaryo içinde Türkiye’yi kazığa oturtuyorlar… Bunun onlarca verisi anlayana vardır.

Bunun karşısında AKP’nin gelecek senaryosu kabaca nedir?

PKK her alanda mağlup olacaktır, yeni anayasa ve demokratikleşme eşliğinde yeni Türkiye’deki Kürtlere barış için zeytin dalı uzatılacaktır.

Bu senaryoya karşı hem içeride hem de dışarıda o kadar çok güç odakları var ki, saymakla bitmez…

Bence AKP hızla bu senaryoyu terk etmelidir. Aksi halde sıradan bir vatandaş olarak öngörüm maalesef ki, hem kendisi hem de ülke mahvolacaktır. 

30 Temmuz 2011 Cumartesi

Yenildik ey halkım!

Genelkurmay Başkanı, kuvvet komutanları istifa ediyor, Hakkari’de, Maraş’ta, Silvan’da Türk askeri lapır lapır avlanıyor, Güneydoğu kırsalında ve metropolünde güvenli-emniyetli yaşam kalmıyor, kısaca bu iş buraya kadar oluyor…

En son BDP Grup Başkanı Selahattin Demirtaş, Genelkurmay Başkanı ile kuvvet komutanlarının emekliliklerini istemeleriyle ilgili olarak bakın ne diyor?

 "Eğer Ordu PKK’ya karşı başarılı olmuş olsaydı, bunlar yaşanmayacaktı.’’

Bunun Türkçesi PKK, TSK’yı yenmiştir, hesabınızı kitabınızı buna göre yapın oluyor…

PKK adıyla bilinen silahlı Kürt gerilla örgütü, uzun yıllara dayanan savaş ve mücadele azmi Türk ordusunu sahada, Türk Halkını da kafada (psikolojik) yenmiştir.

Şunu kabul edelim ya da itiraf edelim artık! Güneydoğu’da PKK silahlı Kürt gerilla örgütüne karşı kimse savaşmak istemiyor.

Çünkü milli geliri kişi başına 10-15 bin dolar olduğu iddia edilen bir ülkede ‘yok üniter yapı, yok bir çakıl taşı, yok sınırların namusu’ edebiyatıyla dağlarda savaşacak adam bulamazsın bu bir…

Üstüne üstlük yandaş medyada sabahtan akşama kadar erkek konuşmacı (Rasim Ozan Kütahyalı) ‘askere gitmem’, kadın konuşmacı (Sevilay Yükselir) ‘erkek çocuğumu askere, dağlara göndermem’ diyor bu da iki…

Silvan olayları sonrası 13 şehidimiz için Bucak ilçesinde PKK’yı protesto gösterisi facebook üzerinden organize edildi ve sadece 2 kişi elin de Türk bayrağıyla geldi bu da üç…

Bu iş bitmiştir arkadaşlar! İç savaş falan çıkmasından kimse korkmasın!

Bu ülkede sınırdan geçiş yapan PKK’ları niye öldürdün diyen siyasi iktidarın uzantıları var ise artık yapılacak bir şey kalmamıştır. Anımsayın tarih 16 Mayıs 2011 olup; seçimlere 25 gün falan var… Sınırı geçmeye çalışan 12 PKK’lı öldürüldü, operasyon emrini veren Şırnak Tümen Komutanı neredeyse mahkemeye verilip tutuklanacaktı… O günlerde bizim yandaş medya aynen şunları ifade etti: Yahu kardeşim! Durup dururken niye bu operasyonu yaptın! İlla gerginlik çıkarmaya çalışıyorsun! PKK’lılar sana saldırmamış ama sen pusu atıyorsun, kesin provokasyon yapıyorsun…
Sonra BDP’liler, belediyeler ortalığı ayağa kaldırdı, 3 gün yas ilan edildi, taziyeler kabul edildi…

Olaya tersten bakalım: Diyelim o operasyon olmadı ama aynı PKK grubu Şırnak’ın bilmem ne karakolunu bastı… Bu sefer bizim yandaş medya çevir gazı yanmasın diyecek ve: ‘Arkadaş, sen niye tedbir almadın?, bi karakolu koruyamayan ordu olur mu hiç? Basiretsiz ve beceriksiz komutanlar yüzünden...’ diye yine eleştirecektir ki aynen öyle yaptılar…

Demek ki kafayı bozmuşlar… Ne edip, ne yapıp bu kurumu etkisiz, güçsüz hale getirmek için her şey mubah sayılan bir yolda ilerlenecektir.

Neyse artık gözünüz aydın olsun! Güçsüz, kararsız, plansız, ne yaptığını bilmeyen ‘sersem tavuğa dönmüş’ bir ordu oluşturuldu. Kimin ne hesabı varsa artık rahatlıkla gerçekleştirebilir.

Şimdi birazcık Balyoz davasına değineyim. Diyelim ki bu darbe planları iddiası doğrudur. Yine diyelim ki 2003 yılında yapılan seminerde bu hükümeti devirme senaryosu işlendi. İyi de arkadaş; senin önünde 28 Şubat post-modern darbesi var, 12 Eylül darbesi var, bunlara yönelik hiç işlem yok ya da kayda değer bir gelişme yok, ama planlanmış darbeye sonuna kadar hukuk var… Hani düşünce özgürlüğü… Tutukluluk halinin cezaya dönüştüğünü, 4-5 yıla çıktığını ve keyfiyet kazandırıldığı artık insanlar değil; uçan kuş bile söylüyor… Kanıtların toplanması için tutukluğunun devamı gerekçesine sadece gülüyorum. Çünkü kanıt toplanmamışsa bir insan niye tutuklanır, niye dava açılır o zaman?...

Dün (29 Temmuz 2011) Samanyolu Haber kanalında Taraf Yazarı Emre Uslu aynen şunları söyledi: Ey TSK, savaş uçaklarınızı çiftlikler üzerinde uçurup fotoğraf çekeceğinize, o uçakları Kandil’e gönderin, PKK yöneticilerini çeksin… Çiftlik konusu da hani ‘irtica ile mücadele eylem planı’ vardı ya… Eskişehir yakınlarında bir çiftlikte tarikat buluşması oluyormuş ya, işte oranının fotoğrafı çekilmiş ya…

Diyelim ki uçaklar Kuzey Irak semalarına kalksın ve bombalasın bakın aynı Emre Uslu, ne der? Kardeşim orası bağımsız bir ülkedir, ne işin var orada, sen ülke içindeki PKK’ları hallet…

Bizim yandaş medyanın televizyon konuşmacılarına bazen ya da çoğu kez gülüyorum. Niye mi? BDP’li birisi ile özerklik konusunu tartışılıyor. Yandaş diyor ki: ‘Ama sizde bunu dayatıyorsunuz, demokrasi içinde müzakereyle olacaktır, dayatmayla olmaz’
Oysa ki, gücü olan dayatır mantığına bile aklı ermiyor o arkadaşımızın…

Neyse uzatmaya gerek yoktur! Yenildik artık! Bu gerçeği kabul edelim! Müzakere mi isteniyor hemen yapalım, özerklik mi isteniyor hemen verelim… Zaten istesek de istemesek de saydıklarımın hepsi 5-10 yıl içinde gerçekleşecektir. Benim derdim daha fazla insanlar utanmasın, mahcup olmasın, yerin dibine batmasın…

Ömer ÖZDAMAR
Bucak-BURDUR

13 Ekim 2010 Çarşamba

Astsubayların sorunları ve çözüm önerileri…


Bugün (13 Ekim 2010) Milliyet Gazetesinde Köşe Yazarı Sayın Nail Güreli Bey, ‘’Astsubaylar’’ başlığında yazısını gördüm.




Haliyle 22 yıl 7 ay 13 gün bir fiil Astsubaylık mesleğini icra eden ve emekli olan Ömer ÖZDAMAR bu konuya duyarsız kalamazdı.



Önce Nail Beyin yazısına bir bakalım, ondan sonra bambaşka bir pencereden düşüncelerimi açıklayacağım.



Yüz on üç bin emekli astsubayın temsilcisi Emekli Astsubaylar Derneği Ankara’da bir miting yaparak, sorunlarını dile getirdi.

Bu arada, İzmir’den emekli Astsubay Mehmet Emin Atılgan bize gönderdiği mektupta, emekli astsubayların sorunlarını aktarıyor. Atılgan, 1990’lı yılların başında Milliyet’te, 2000’lerin başında Posta’da yayımlanan astsubayların sorunlarıyla ilgili yazı dizilerimize gönderme yaparak, iltifatta bulunduktan sonra, bugün de yaşanmakta olan sorunları 15 madde halinde sıralıyor. Aynı zamanda bir talep içeren bu tespitlerden yerimiz elverdiğince bir kaçını özetleyelim.

* Üniversite bitirdiği halde 1. derecenin 4. kademesine yükselemeyen tek kamu görevlisiyiz.

* Aynı derecede öğrenimli ve aynı süre görev yapan bir e. subayla e. astsubay arasındaki maaş farkı yüzde 300’dür. (?!)

* Orduda astsubay sayısı subaylara oranla bire dört fazla olduğu halde, sosyal tesislerden yararlanma oranı tam tersinedir.

* Lojman sayısı da astsubaylar aleyhine çok düşüktür.

* Birçok askeri hastanede subaylar lehine ayrımcılık yapılıyor.

* Üyelerinin yüzde 60’ını oluşturan astsubaylar OYAK ve şirketlerinin yönetim ve denetim kurullarında temsil edilmiyor.

* Astsubaylar 631 sayılı KHK gereği almaları gereken tazminatı alamıyor.

* On beş yıllık mecburi hizmet süresi kısaltılmalı.



Şimdi gelelim Astsubayların sorunların dair benim samimi ve içten duygularımın ışığında; harflere, sözcüklere yansımasına…



Her meslek dalının kendine has zorlukları elbette vardır. Fakat TSK’da ‘’Astsubaylık’’ mesleğini icra etmek hakikaten zor ve meşakkatlidir…



Hani derler ya, TSK’nın belkemiği Astsubaylardır ama belkemiğine çok fazla yük bindiği zaman bel fıtığı olur ve ağrılar çekilmez hale gelir…



Sanki TSK’da Astsubayların yükü çok fazladır ve sancılıdır… O kadar fazladır ki ne görev yapacağına dair üst sınır ya da marj yoktur. Her an, her zaman yeni bir görev verilebilir… Duruma ve ortama göre yazışmaları en iyi ve hatasız yapar, silahını alır ve en keskin atışçı olur, askerlerle beraber eğitim alanına çıkar ve en iyi eğitimci olur, boyalı botuyla ve giyimiyle en güzel ve örnek personel olur, olan veya olacak her şeyden sorumlu olur, kusursuz disiplin anlayışıyla neredeyse uçan kuşa bile selam verir….



Sağlık hizmetleri alırken bin dereden su getirilir… Daha doktora muayene olmadan hasta olduğunu en az 2-3 amirine anlatman ve ikna etmen gerekir…



Sınırsız ve marjı olmayan görev çeşidine sahipken hak ve hukuk konusunda ters orantılı daracık ve küçük marjlıdır. Uğradığın haksızlığı gidermede bağımsız ve özerk organ olmadığı için beyhude ve boşuna çabadan ibaret kalır…



Özel yetenekleri ve üstünlüğü olan (örneğin 3 yabancı dil bilen, örneğin atıcılıkta rekortmen olan, örneğin master yaparak ekonomi alanında uzmanlık hakkını elde etmiş olan,… Saymakla bitmez) Astsubay için görev yaptığı süre boyunca asla bir ayrıcalık sağlanmaz. Hatta yakın zamana kadar kendi olanaklarıyla üniversite eğitimi alması bile pek istenmezdi… Allah’tan bugünlerde meslek yüksek okulu seviyesine çıkarıldı ve ön-lisans eğitimi veriliyor…



Çözümlerim:



TSK içinde Astsubayların sorunlarını ele alacak tarafsız ve özerk bir yapı oluşturulmalıdır. Duygusallıktan uzak konunun uzmanı sivil personeller bu yapıya dahil edilebilirler.



Kışla içinde rütbeler göz önünde bulundurularak görev ve yetki dağılımı yapılmalıdır. Dışarıda hizmet alırken mutlak eşitlik sağlanmalıdır. Yani orduevi, lojman gibi hizmetlerden tam eşit yararlanmalıdır. Kışla içi yapı kışla dışına aynen taşınmamalıdır.



Üstün meziyet ve özellikleri olan Astsubaylar için özel kadro ihdas edilmelidir ve ücret belirlenmelidir… Örneğin ana dili gibi Rusça bilen, örneğin master yapan…



Askeri hakim ve savcıların rütbeli değil tamamen sivil olmalıdır. Adalet, hak, hukuk üzerine başka türlü etkin ve verimli sonuç alınamaz…

Örneğin Hakim Yüzbaşının görev yaptığı bir mahkemede bir üsteğmenle, bir astsubayın sorununu hakkaniyet ilkesinde çözülebileceğini beşikteki çocuk bile inanmaz…



1999 yılında Rahmetli Ecevit zamanında çıkarılan özel tazminat ödemeleri TSK içinde ücret eşitsizliğini maalesef zirveye çıkarmıştır.



Artık benden bu kadar… İlgililer otururlar yüzlerce seçenekle çözüm bulabilirler…



Büyük soru şudur: Eheee arkadaş! Bunca şikayete rağmen sen nasıl 22 yıl 7 ay 13 gün Astsubay olarak görev yaptın?



Valla ailevi sorumluluk ilk sırada geliyor. Çocuklarımın geleceğini düşündüğüm için birçok kez yeltenmeme rağmen radikal karar alamadım. Ancak şunu yapabildim. Son görev yaptığım yerde yine haksızlık ve huzursuzluğum had safhaya çıktı. Emekli maaşı almama daha 5 ay varken istifa ettim. 5 ay bekledim ve ondan sonra emekli oldum. Yeryüzünde belki bu kadar radikal karar alabilen başka insanoğlu çıkar mı bilemiyorum…

5 boyunca maaş yok, hiçbir hak yok ama ayrıldım işte… Oysa 1 yıl daha bekleseydim hem emekli olacaktım, hem de sorunsuz ayrılacaktım. Uzun yıllar yeltenmeme rağmen yapamadığım hareketi ancak emekliliğime 5 ay kala yapabildim.



Umarım ve dilerim gelecek günler, yıllar Astsubaylar için daha mutlu, daha adaletli olur…



Saygı ve sevgilerimle…



Ömer Özdamar/Burdur-Bucak/13 Ekim 2010