rüşvet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
rüşvet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Ocak 2014 Cumartesi

Yolsuzluk depremi ve hasar tespiti..


17 Aralık ‘büyük yolsuzluk ve rüşvet depremi’ üzerinden yaklaşık 25 gün geçti..
Sıra geldi hasar tespitine..

Valla mealen yıkım, kayıp, yaralı var ama herkes ‘ayaktayız, bir şey yok’ nidalarını gökyüzüne fırlatıyor..

Neyse biz işin aslına gelelim..

İstifalar, bağrışlar, çağrışlar arasında geçen 25 gün sonra bugün akılda kalan neler var?

O da görecelidir, ona, buna, sana göre değişkenlik gösteriyor. Kimisi illa ayakkabı kutusu diyor, kimisi illa ‘paralel devleti’ işaret ediyor, kimisi de ‘savcıya gitmeyenleri’ haykırıyor..

Başbakan Erdoğan, Malezya gezisinde bir soru üzerine en doğru tespiti yaptı ve ifadesi aynen şöyledir:

‘Dostmodern Darbe!’ ya da bir rivayete göre ‘Ghostmodern Darbe’ yani hayalet darbe..

Bu cümleciğin anlamı ise ne kadar hazırlıksız yakalandığının belirleyici bir dışavurumudur..

Hemen siyasi hasar tespiti yaparsak; bence iktidar bile gidebilirdi ama son darbeyi vurmak istemiyor..

Kim?

O tarif edilemeyen ya da tarifinde zorluk duyulan gizemli güç..

Gizemli gücü beki yazı sonlarına doğru açabiliriz..

Peki, iktidar nasıl düşerdi?

İstifa etmeyi bekleyen en az 40 AK Parti Milletvekili olduğu kanısındayım. Patır patır istifalarını sunarsa, bir anda 275’e düşer ve iktidar çoğunluğunu kaybeder.

Peki, o gizemli güç neyi bekliyor?

Bence hala ikame edecek yani yerine koyacak siyasi bir iktidar alternatifi yaratamadı. Yerel seçimlere kadar bekleyecek, Cumhurbaşkanlığı seçiminde çifte sandık konması için her türlü aksiyonu ortaya koyacaktır.

Gelelim somut siyasi hasara.. Bir kere yüzde 10’luk oy gitti..

Geçmiş olsun artık..

Yolsuzluk ve rüşvet operasyonu nedeniyle güven kaybına uğrayan yüzer-gezer seçmen kitlesinin önemli bölümü AK Parti’den kaçtı..

Tahminim odur ki, yerel seçimlerde AK Parti oyları yüzde 40 bandına demir atacaktır.

Esas ve bomba soru şudur:

Bu siyasi hasarla Başbakan Erdoğan, Ağustos-2014 ayında nasıl davranacak, ne karar verecek ve AK Parti’yi geleceğe kimin liderliği taşıyacak?

Çok zor sorular, ancak gördüğüm kadarıyla, herkes hesap kitap yapıyor ve risksiz kendi pozisyonu belirliyor..

Türkiye ajandasında Kürtler bayağı alt sıraya düştü. Kandil, İmralı 30 Mart sonrası nasıl bir tutum takınacaklar? Valla kimse bilemiyor..

Ehee AK Parti’yi ne gezi eylemleri, ne PKK eylemleri, ne de derin devlet adı altında yapılan eylemler ve söylemler dize getiremedi..

İşte bu gizemli güç, 17 Aralık günü düğmeye bastı. Başbakan Erdoğan, ‘sen de mi Brütüs’ dedi ve şaşkınlığı iliklerine kadar hissetti..

Tek adam figürünü yansıtan ve neredeyse dünyaya biçim vermeye yeltenen liderin en korktuğu hamle nedir?

Tartışmasız lideri olduğu AK Parti ve özenle yerleştirdiği bürokrasi içinden gelmesine inancıdır..

Yandı ki ne yandı!

Neden?

Yargısı, emniyeti, diğer sivil devlet bürokrasisi, AK Parti karşısında örgütlenmiş korkusudur.. Çünkü elin kolun budanmış oluyor, hareket etme alanın çok daralıyor. Herkese boyun eğdirirken, bir anda kendisi boyun eğmek zorunda kalıyor. Uzlaşma sözcüğünü siyasi lügat kitabında hiç yazmayan ve hiç kullanmayan bir lider için çare nedir?

İlla da savaşacaktır ve kaybetme pahasına sonuna kadar ipleri elinde tutmaya çalışacaktır.

Tarafları saymaya çalışalım.. Yani kim kiminle yan yana duruyor?

İçeride AK Parti, Kürtler, MİT, TSK, MUSİAD bir tarafta dururken cemaat, CHP, MHP, ulusalcılar, TUSİAD karşı cephede yer alıyor..

Dışarıda AK Parti yanında duranlar; Irak Kürt Yönetimi, Suudiler yani Sünni cephe..

Karsında ise İsrail, Neo-concu ABD’liler, İran, Irak Merkezi Yönetimi, AB lokomotifi Almanya..

Ortada duranlar; İngiltere, Fransa, Rusya, Çin..

Aslında Başbakan Erdoğan için tek çaresi vardı ancak opsiyonu hiç kullanmadı ve kullanmayacağı aşikardır.

Hani iddia ettiği gibi demokrasi dışı güçle nasıl mücadele edilir?
Demokrasi içi siyasi araçlarla ve temsilcileriyle..

Kim bunlar?

İşte siyasi partiler ve temsilcileriyle..

Ama ana muhalefet partisi genel başkanına ‘genel müdür’ dersen, TBMM’de temsil eden diğer siyasi partiye demediğini bırakmazsan, yapacak bir şey yoktur ve iktidar partisi lideri için o kapı kapalıdır.

Oysa milleti temsil eden siyasi partilerdir ve demokrasi dışı güçlerle ancak siyasi partiler uzlaşarak yenebilirler..

Ama milletin tek temsilci benim diye ortaya çıkarsan milleti temsil eden diğerleri yanında hiç durmaz..

12 Eylül 1980 öncesi AP Lideri Demirel ile CHP Lideri Rahmetli Bülent Ecevit uzlaşabilselerdi, asla askeri müdahale olmazdı, olamazdı..

Neyse çok uzun ve etraflıca bir yazı oldu, artık kestim..


20 Aralık 2013 Cuma

Türkiye siyasetinde yakın gelecek senaryosu..


17 Aralık 2013 günü Cumhuriyet tarihinde ilk kez bu kadar büyük yolsuzluk-rüşvet-kara para operasyonu yapıldı..

Yaşım gereği ve siyasete olan ilgim beni yanıltmıyorsa; cumhuriyet savcısı marifetiyle iktidarın görevde olan bir bakanına karşı yolsuzluk operasyonuna ilk kez tanık oluyorum..

Gerçek demokrasilerde yargı bağımsızdır, yasama bağımsızdır, yürütme bağımsızdır.. Devlet çarkı bu 3 ayak üzerinde döner..

Öyleyse Türkiye’de bir savcı düşünün, hadi adını da zikredeyim; Sayın Zekeriya ÖZ olup bana göre 11 yıldır iktidarda olan bir hükümetin bakanlarına karşı yolsuzluk ve rüşvet operasyonu yapabilen cumhuriyet tarihinin gelmiş-geçmiş en cesur savcısıdır..

Yolsuzluk operasyonu bundan önce olmadı mı?

Tabii ki oldu, işte belediyelere, işte bazı kamu görevlilerine yönelik operasyonlar elbette olmuştur. Ancak yüzde 50 oyla iktidara gelen, AK Parti hükümeti oluşturan, bakanlar kurulunun 4 bakanına karşı yolsuzluk operasyonu yapmak Cumhuriyet tarihinin en cesur savcısı Zekeriya ÖZ hariç Türkiye’de hiçbir savcı cesaret edemez arkadaş..

Gelelim gelecekte olabilecek senaryolara..

AK Parti, ne askeri vesayet döneminde (yediği e-muhtıra ve darbe planları) ne de yargı vesayeti döneminde (açılan kapatma davası) hiç bu kadar güç durumda kalmadı.

Çünkü Türkiye’de AK Parti’ye oy veren 21 milyona yakın partidaşlar, sempatizanlar bu tür akçalı işlere karışanları asla savunamaz ve kimseye de izah edemez..

Neden mi?

Şu ana kadar basına ve televizyona yansıyan bilgiler-resimler odağında; kısaca neler olduğunu tekrar edeyim:

-En büyük kamu bankasının genel müdürü gözaltına alınıyor ve konut aramasında 4.5 milyon dolar para bulunduğu iddia ediliyor..

-İçişleri Bakanı’nın oğlu gözaltına alınıyor ve konutunda yapılan aramalarda kasalar, yaklaşık 1.5 milyon dolar tutarında paralar, en önemlisi bakan babasıyla, oğlunun yaptığı iddia edilen telefon görüşme tapeleri..

-Ekonomi Bakanı’nın oğlu gözaltına alınıyor, ancak mahkeme kararına rağmen evi aranamıyor çünkü oturduğu konutun bakan babasının üstüne kayıtlı olması, onu kurtarıyor..

AK Parti’li Fatih Belediye Başkanı, kardeşi ve çalışanlar imar yolsuzluğu iddiasıyla gözaltına alınıyor..

Peki, kara para aklama, imar yolsuzluğu ve rüşvet gibi 3 ayrı dosya için neden aynı gün operasyon düğmesine basıldı?

Bir dosya için düğmeye basılsa; diğer dosyaların akamete uğrayabileceği yani kapanabileceği kaygısı olabilir mi? Bence olabilir..

Nerde kalmıştık, evet, gelecek senaryosu..

Sıkı durun şimdi!

‘Hükümeti yıkmaya teşebbüsten’ soruşturmayı yürüten savcıların, polis şeflerinin mahkeme önüne çıkarılması ve soluğu Silivri’de alması..

Mümkün mü?

Valla olur mu olur..

Çünkü bunu ilk emareleri içişleri bakanlığınca yapılan alelacele tayin-yer değiştirme idari tasarrufudur..

Anlayamadığım şudur: bu polis şefleri görevi ihmal, görevi suiistimal her ne suçu işledilerse niye tayin ediyorsun? Açığa al ve yargıya havale et..

Peki, yargıya ne diyecekler?

Bu polis şefleri bakan çocuklarını takip etmişler, yolsuzluk-rüşvet ağını bulmuşlar ama bakana haber vermemişler.. Çok komik olur:J)

Herkesin sorduğu büyük soru ise Başbakan Erdoğan, iddialarda adı geçen 4 bakanın istifasını neden hemen istemedi?

Korktu dersem extrem olacak, hadi çekindi diyelim.. Çünkü buna bir kere izin verirse; tüm bakanların tehdit altına gireceği argümanına sarıldı ve tüm bakanlara koruma uyguladı..

Bana göre tarihi hata yaptı. Oysa bekleyip, dosyanın içeriğini öğrenince bakanların istifasını alacaktı ve yola devam edecekti.. Hani siyasi yara almaz mıydı? Alırdı ama küçük pansumanla tedavi edebilirdi. Oysa şimdi yara gittikçe derinleşiyor ve kesmek-budamak dışında çare kalmıyor..

30 Mart yerel seçimlerine 101 gün kala siyasi tablo AK Parti aleyhine değişiyor. Bakın, eğer AK Parti oyu yüzde 35 bandına düşerse; cumhurbaşkanlığı seçilmesi risk altına girer ve küçük bir manevrayla cumhurbaşkanlığı seçimi geri TBMM’ne devredilebilir.. Olur mu? Valla olmaz, olmaz demeyin burası Türkiye..

Hele İstanbul, Ankara belediye başkanlıklarını Mustafa Sarıgül ve Mansur Yavaş kazanırsa; AK Parti 3 dönem milletvekili olma şartını pat diye tüzükten çıkarabilir ya da iptal edebilir.. Olur mu? Valla olmaz, olmaz demeyin burası Türkiye..

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, hala sessizliğini koruyor ve pozisyonu hakkında hiç ipucu vermiyor.. Bence bu da çok manidardır.. Acaba siyasi şartlar bir dönem daha Cumhurbaşkanı olmasını mı sağlayacak? Olmaz, olmaz demeyin burası Türkiye..

Gelelim cemaate.. Valla Allah yardımcıları olsun kendilerine.. Başbakan Erdoğan kafaya taktı bir kere.. Bana göre fişleme hikayesi doğrudur. Kamuda tüm cemaat mensubu olanları fişlemişler ve teker- teker üzerlerine operasyon yapılıyor. İşte emniyet, işte TRT, işte MASK gibi kurumlarda yapılan görevden alma operasyonu, sanki savaşın ilk işaret fişeğidir.. Başbakan Erdoğan, siyasi bekasını tehlikeye atma pahasına cemaati kesin olarak dağıtacak ve kamuda etkinliğini çok zayıflatacak.. Hele Ocak-2014’de dershanelerin kapatılmasıyla ilk darbeyi vuracaktır. Cemaat, yapılacak seçimlerde muhtemelen siyasi tercihini artık AK Parti lehinde kullanmayacaktır.

Ehee bu kadar yeter artık.. Bu kadar içeriği kısa ama anlamı devasa senaryo ürettim.. Ben de siyaset mühendisi oldum yahu:J)


18 Aralık 2013 Çarşamba

Rüşvet ve yolsuzluk operasyonunda yepyeni perde açıldı..


‘3-YYY (Yolsuzluk-Yoksulluk-Yasaklar) olmayacak’ sloganını şiar edinmiş AK Parti iktidarı, 12 yıl sonra yolsuzluk iddiasıyla baş başa kaldı..
Şimdi mizansen yapalım ya da hayal gücümüzü kullanalım.. Bir savcı, bir polis müdürü, bir bakan var..
AŞAĞIDAKİ DİYALOGLAR TAMAMEN HAYALİDİR!
İhbar gelir, polis şefine savcı araştırma görevi için gerekli mahkeme kararını verir..
Polis şefi: Sayın Müdürüm bir arzım var size..
Polis müdürü: Buyur, anlat..
Polis şefi: Efendim telefon kayıtları, fiziki takipler sonucunda İçişleri Bakanımızın oğlunun maalesef rüşvet alma-verme ilişkisini bulduk..
Polis müdürü: Öyle mi?
Polis şefi: Ne yapalım efendim?
Polis müdürü: Dur hele, ben bakanımıza ulaşayım, durumu anlatayım, sonra bir sana neticeyi bildiririm..
Hemen telefon sarılan polis müdürü, bakana ulaşır..
Polis müdürü: Sayın Bakanım, ben emniyet müdürü XXX’im.. Rahatsız ediyorum, çok önemli bilgi var, size söylemem gerekiyor..
Bakan: Buyurun, anlatın..
Polis müdürü: Efendim, sizin oğlunuz rüşvet alma-verme ilişkisinde görülmüş, halen soruşturma devam ediyor..
Bakan: Hangi savcıda?
Polis müdürü: YYY’de efendim..
Bakan: Tamam, çok teşekkür, sen ne yapacağını biliyorsun, ben de hem oğlanın kulağını çekerim, hem de adalet bakanı aracılığıyla savcıya ulaşırım..
Polis müdürü: Emriniz olur efendim! Saygılarımla efendim!
Sonra savcı aranır falan filan..
YUKARIDAKİ DİYALOGLAR TAMAMEN HAYALİDİR!
Niye bunu belirtiyorum? Çünkü başımız belaya girer sonra:J)
Şimdi gelelim söyleyeceklerime..
Hem hükümet sözcüsü Sayın Arınç, hem de Başbakan Sayın Erdoğan ısrarla ‘polis şefleri ve savcılar operasyonu bakana bile haber vermemişler’ iddiasını sürekli vurguluyorlar ve kızıyorlar..
Normal bağımsız yargı varsa ki olması gerekir, neden haber versin arkadaş?
Peki, bu yolsuzluk operasyonu boşa çıkar mı?
Çıktı bile.. Operasyonu yürüten polis şefleri görevden alındı, koordinatör savcı el çektirildi, ilave 2 savcı daha atandı.
Ne zaman?
Operasyon başlamasından 24 saat sonra..
Ehee ne oldu şimdi?
Bence operasyon çöktü artık..
Yine bence böyle yapmakla; operasyonun siyasi etki katsayısı daha da artıracak.. Çünkü televizyonlarda çıkan görüntüler, sosyal medyada yayınlanan videolar, resimler hep kafalarda kalacaktır, soru işareti doğmasıyla olumsuz algı yaratacaktır..
İşte bakanın oğlunun evinde para sayma makinesi ve tuttuğu çetele iddiası her platformda yayınlandı, işte banka müdürünün evinde kutular içinde 4,5 milyon dolar olduğu iddiası tüm TV ekranlarında döndü durdu..

Bilinsin ki ana muhalefet bu görüntüleri seçimlere 103 gün kala çok fazla kullanacaktır ve polis şeflerinin görevden el çektirilmesi nedeniyle AK Parti Hükümeti'nin yolsuzluğu kapattığı iddiasını her yerde söyleyecektir..

AK Parti için vurulabilecek en zayıf, en hassas tarafı yolsuzluktur.. Çünkü muhafazakar dindar kimlikli bir partinin kalbini yaralamak istiyorsan; yolsuzluk mermisi atacaksın.. En trajik olanı ise kefil olunan ve öve-öve bitirilemeyen bir cumhuriyet savcısı tarafından o mermi sıkıldı.. Hani muhalif bir gazeteci araştırsa ve yolsuzluğu bulsa; bu kadar etkili olamazdı.. 

17 Aralık 2013 Salı

Cemaat-AK Parti savaşında yeni cephe ve son yolsuzluk operasyonu..


17 Aralık 2013 gününü bir kenara not edin, çünkü tarihe not düşmek için önemli bir başlangıç olacaktır.
Basına yansıdığı kadarıyla İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yolsuzluk, rüşvet, imar rantı, uygunsuz para işlemleri gibi ithamlarla 3 bakanın oğlu, AK Parti İstanbul/Fatih Belediye Başkanı, bir büyük kamu bankasının genel müdürü ve ünlü iş adamları olmak üzere 49 kişi gözaltına alındı..
Aslında yakın geçmiş algısı olmasa ‘ulan ne kadar demokratik ülke olmuşuz’ diyeceğim ama diyemiyorum işte.. Çünkü gerçekten yargı bağımsızlığı kurumsallaşmış ise elbette ne başbakanın ne de bakanların operasyondan haberi olamaz, olmaması gerekir idi..
Peki, ne olabilir bundan sonra?..
Esas hikaye burada başlıyor. Zaten şimdiye kadar yazılanlardan amma eksik, amma fazla herkes haberdardır.
Gezi olaylarından bile fazla bomba etkisi yaratan operasyon, Türkiye borsasının yüzde 6 düştüğü bir gün sonu, yarınlara neleri gebe bırakıyor?
3 bakanın oğulları yolsuzluk ve rüşvet suçlamasıyla gözaltına alınması ve sorgulanması siyasi gelecek şekillenmesinde nelere yol açacaktır?
Son operasyonu, Başbakan Erdoğan’ın ilk başta ‘yargı süreci işliyor, bir şey diyemem’ dediyse de Konya’da üstü kapalı olarak operasyonu ‘iktidara tehdit’ şeklinde tarif etmesi gelecek günlere nasıl yansıyacaktır?
Tüm bu yaşananlar sonrası kişisel düşüncem ve pozisyonum şudur:
‘Demokrasi kazanacak mı?-Hukuk bağımsız olacak mı?-Adalet terazisi herkese eşit duracak mı?’
Eğer bu sorulara ‘pozitif’ ve ‘evet’ yanıtı alırsam; ister cemaat, ister iktidar buna her kim vesile oluyorsa, destek olurum, hatta minnettar kalırım..
İktidar süresi 12 yılına giren AK Parti’nin bunca icraatı içinde her şeyin pürü pak olduğunu söylemek çok safiyanecedir.. Çünkü paranın, hem çok paranın döndüğü bunca işler içinde yolsuzluk, rüşvet çarkının dönmemesi mümkün değildir, ‘Yoktur’ diye iddia etmek ise hem akla ziyandır, hem de bilime aykırıdır..
MİT krizi, dershaneler, Hakan Şükür istifası derken bu operasyon için düğmeye basıldı. Bağımsız yargının ve bağımsız adli kolluğun 2 yıldır, bir rivayete göre 5 yıldır delil topladığı ve seçimlere 104 gün kala operasyon kararı verildiği söyleniyor..
Siyasi sonuçları elbette olacaktır. AK Parti iktidarının yara alacağı kesindir. ‘30 Mart Yerel Seçimlerine’ mutlaka olumsuz yansıyacaktır.
En taze bilgilerle gelecek günlerde neler olabileceğini şöyle özetleyebilirim:
İktidar ya bu olup bitenleri kabul edecek ve yargının işlemesine kolaylık gösterecek ya da toptan yok sayacak ve operasyonu yapan savcılar önce görevden alacak, sonra haklarında soruşturma açılacaktır..
Bunun örneği ise yakın zamanda görülen ‘Deniz Feneri Davasıdır’. Davayı açan savcılar önce görevden alındı, sonra hakların soruşturma yürütüldü, sonra dava açıldı ve görevi ihmal-suiistimal suçlamasıyla yargılandı..
Başbakan Erdoğan’ın Konya konuşmasında ne yapılacağının ilk işaretini vermektedir.
Nedir o?
Toptan reddetmek ve cemaatin komplosu olduğunu iddiasıyla kamuoyunu iknaya çalışmaktır.
Tutar mı?
Valla tutar ama ne kadar tutar, orası muammadır..
Şu kanaatimi bir köşeye yazın:

Ağustos-2014 ayında hem Cumhurbaşkanlığı, hem de erken genel seçim yapılacaktır..