Kuzey Irak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kuzey Irak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Ekim 2014 Salı

Tarih bir kez daha yazılıyor..


Bilmiyorum, olup bitenleri sizler nasıl okuyorsunuz?

Ama benim bildiğim şu ki tarih bir kez daha yazılıyor..

1924 Lozan antlaşmasıyla öyle veya böyle çizilen Türkiye güney sınır komşuları yüzde 100 değişti artık..

Irak diye komşu bir devlet yoktur..

Ha keza Suriye diye komşu devlet de yoktur..

Irak ile sınır komşumuz artık ‘Otonom Kuzey Irak Kürt Devleti’ yer almaktadır.

Suriye ile olan sınır komşumuzun değişeceği kesin olup ancak kimlerin komşu olacağı henüz kesinleşmemekle birlikte IŞİD, PYD, Esad’lı Suriye sayılabilir.

2014 yılı Haziran ayında ABD’nin öncülüğünde uluslararası mekanizmalar çalışmaya başladı..

Neye?

Sınırların yeniden belirlenmesi ve coğrafyanın bölüşülmesi organizasyonuna..

İyi de Türkiye arada ne oluyor?

Hani bir tabir vardır ya, ‘’atlar tepişirken olan çimenlere olur’’.. Galiba düştüğümüz durum, manzara öyledir..

Oyun kurucusu olma iddiasıyla çıktığımız sahada neredeyse silindik, kaybolduk, hatta ‘’yersen’’ misali önümüze sürekli kabul etmek zorunda kaldığımız defactolar yaratılıyor..

Türkiye’nin hiç kabul edemeyeceği şartlar dayatılıyor, dün söylediği bugün için yenip yutuluyor..

Örnekleme yaparsam; ‘’PYD eşittir PKK’’ denklemi bizzati devletin başı tarafından söylendi ancak Obama’nın telefonuyla çark edildi..

Kobani’ye Türkiye’den silahlı müdahale edilemez derken geri adım atıldı ve Peşmergeler gelecek, Türkiye sınırından Kobani’ye geçecek ve IŞİD ile savaşacak..

Uluslararası diplomaside tüm bu olup bitenlerin anlamı şudur:

‘ABD ve koalisyon devletleri; ‘havadan silah ve mühimmat yardımıyla
Suriye Kürt Silahlı Güçleri olan PYD’yi resmen tanıyor ve meşru buluyor’ demektir.

Türkiye ise topraklarını silahlı Peşmergelerin geçişine izin vererek Suriye’deki savaşın resmen tarafı olmuştur. Aslında otonom bir devlettin askerlerini başka bir ülkenin topraklarına geçişine izin vererek Türkiye savaş suçu da işlemiştir.

Böylece PKK’nın Suriye kolu PYD, Türkiye tarafından muhatap kabul edilmiş, müzakere yürütülmüş ve yardım edilmiştir.

Somut kanıtı olarak gösterilen fotoğraf çok nettir. Kobani’de savaşan PKK Diyarbakır sorumlusu, yaralı olarak Suruç devlet hastanesine getirilmiş, tedavi edilmiş ve tutuklanmıştır. Daha ne olsun..

MHP’nin de destek verdiği tezkere çıkmış ve yabancı askerlerin Türkiye topraklarını kullanmasına izin verilmiştir. Ağır silahlarıyla Peşmergelerin Türkiye topraklarından Kobani’ye geçmesi durumunda MHP yönetimi, tabanına bunu nasıl izah eder, nasıl anlatır; inanın ben de bilmiyorum.

Velhasıl tarih yazılıyor, ama maalesef Türkiye figüran oluyor..

‘’Uçuşa yasak bölge, güvenli bölge’’ gibi Türkiye tezlerini, taleplerini kimse dikkate almıyor. En kötüsü de istemediği her şey dayatılıyor ve zorla kabul ettiriliyor.

Daha vahimi 10 yıllara uzanacak kaotik sınırlarla; bizi baş başa koyuyorlar..

Avrupa ve ABD elbette kendi güvenlikleri için sorun olan hayalperest cihatçı vatandaşlarının da Suriye ve Irak topraklarında savaşla ölüp gitmesini sağlıyor..

Birileri hem IŞİD’e hem de PYD’ye silah ve mühimmat veriyor ya da satıyor, böylece savaşın uzunca zamana yayılmasını istiyor..

Oyun içinde oyun varken biz Türkiye yandık ki ne yandık..



11 Ocak 2014 Cumartesi

Yolsuzluk depremi ve hasar tespiti..


17 Aralık ‘büyük yolsuzluk ve rüşvet depremi’ üzerinden yaklaşık 25 gün geçti..
Sıra geldi hasar tespitine..

Valla mealen yıkım, kayıp, yaralı var ama herkes ‘ayaktayız, bir şey yok’ nidalarını gökyüzüne fırlatıyor..

Neyse biz işin aslına gelelim..

İstifalar, bağrışlar, çağrışlar arasında geçen 25 gün sonra bugün akılda kalan neler var?

O da görecelidir, ona, buna, sana göre değişkenlik gösteriyor. Kimisi illa ayakkabı kutusu diyor, kimisi illa ‘paralel devleti’ işaret ediyor, kimisi de ‘savcıya gitmeyenleri’ haykırıyor..

Başbakan Erdoğan, Malezya gezisinde bir soru üzerine en doğru tespiti yaptı ve ifadesi aynen şöyledir:

‘Dostmodern Darbe!’ ya da bir rivayete göre ‘Ghostmodern Darbe’ yani hayalet darbe..

Bu cümleciğin anlamı ise ne kadar hazırlıksız yakalandığının belirleyici bir dışavurumudur..

Hemen siyasi hasar tespiti yaparsak; bence iktidar bile gidebilirdi ama son darbeyi vurmak istemiyor..

Kim?

O tarif edilemeyen ya da tarifinde zorluk duyulan gizemli güç..

Gizemli gücü beki yazı sonlarına doğru açabiliriz..

Peki, iktidar nasıl düşerdi?

İstifa etmeyi bekleyen en az 40 AK Parti Milletvekili olduğu kanısındayım. Patır patır istifalarını sunarsa, bir anda 275’e düşer ve iktidar çoğunluğunu kaybeder.

Peki, o gizemli güç neyi bekliyor?

Bence hala ikame edecek yani yerine koyacak siyasi bir iktidar alternatifi yaratamadı. Yerel seçimlere kadar bekleyecek, Cumhurbaşkanlığı seçiminde çifte sandık konması için her türlü aksiyonu ortaya koyacaktır.

Gelelim somut siyasi hasara.. Bir kere yüzde 10’luk oy gitti..

Geçmiş olsun artık..

Yolsuzluk ve rüşvet operasyonu nedeniyle güven kaybına uğrayan yüzer-gezer seçmen kitlesinin önemli bölümü AK Parti’den kaçtı..

Tahminim odur ki, yerel seçimlerde AK Parti oyları yüzde 40 bandına demir atacaktır.

Esas ve bomba soru şudur:

Bu siyasi hasarla Başbakan Erdoğan, Ağustos-2014 ayında nasıl davranacak, ne karar verecek ve AK Parti’yi geleceğe kimin liderliği taşıyacak?

Çok zor sorular, ancak gördüğüm kadarıyla, herkes hesap kitap yapıyor ve risksiz kendi pozisyonu belirliyor..

Türkiye ajandasında Kürtler bayağı alt sıraya düştü. Kandil, İmralı 30 Mart sonrası nasıl bir tutum takınacaklar? Valla kimse bilemiyor..

Ehee AK Parti’yi ne gezi eylemleri, ne PKK eylemleri, ne de derin devlet adı altında yapılan eylemler ve söylemler dize getiremedi..

İşte bu gizemli güç, 17 Aralık günü düğmeye bastı. Başbakan Erdoğan, ‘sen de mi Brütüs’ dedi ve şaşkınlığı iliklerine kadar hissetti..

Tek adam figürünü yansıtan ve neredeyse dünyaya biçim vermeye yeltenen liderin en korktuğu hamle nedir?

Tartışmasız lideri olduğu AK Parti ve özenle yerleştirdiği bürokrasi içinden gelmesine inancıdır..

Yandı ki ne yandı!

Neden?

Yargısı, emniyeti, diğer sivil devlet bürokrasisi, AK Parti karşısında örgütlenmiş korkusudur.. Çünkü elin kolun budanmış oluyor, hareket etme alanın çok daralıyor. Herkese boyun eğdirirken, bir anda kendisi boyun eğmek zorunda kalıyor. Uzlaşma sözcüğünü siyasi lügat kitabında hiç yazmayan ve hiç kullanmayan bir lider için çare nedir?

İlla da savaşacaktır ve kaybetme pahasına sonuna kadar ipleri elinde tutmaya çalışacaktır.

Tarafları saymaya çalışalım.. Yani kim kiminle yan yana duruyor?

İçeride AK Parti, Kürtler, MİT, TSK, MUSİAD bir tarafta dururken cemaat, CHP, MHP, ulusalcılar, TUSİAD karşı cephede yer alıyor..

Dışarıda AK Parti yanında duranlar; Irak Kürt Yönetimi, Suudiler yani Sünni cephe..

Karsında ise İsrail, Neo-concu ABD’liler, İran, Irak Merkezi Yönetimi, AB lokomotifi Almanya..

Ortada duranlar; İngiltere, Fransa, Rusya, Çin..

Aslında Başbakan Erdoğan için tek çaresi vardı ancak opsiyonu hiç kullanmadı ve kullanmayacağı aşikardır.

Hani iddia ettiği gibi demokrasi dışı güçle nasıl mücadele edilir?
Demokrasi içi siyasi araçlarla ve temsilcileriyle..

Kim bunlar?

İşte siyasi partiler ve temsilcileriyle..

Ama ana muhalefet partisi genel başkanına ‘genel müdür’ dersen, TBMM’de temsil eden diğer siyasi partiye demediğini bırakmazsan, yapacak bir şey yoktur ve iktidar partisi lideri için o kapı kapalıdır.

Oysa milleti temsil eden siyasi partilerdir ve demokrasi dışı güçlerle ancak siyasi partiler uzlaşarak yenebilirler..

Ama milletin tek temsilci benim diye ortaya çıkarsan milleti temsil eden diğerleri yanında hiç durmaz..

12 Eylül 1980 öncesi AP Lideri Demirel ile CHP Lideri Rahmetli Bülent Ecevit uzlaşabilselerdi, asla askeri müdahale olmazdı, olamazdı..

Neyse çok uzun ve etraflıca bir yazı oldu, artık kestim..


4 Ağustos 2012 Cumartesi

Irak Hükümeti’nin, Türkiye’ye nota vermesi hem hakkıdır hem de haklıdır..


Şaşırtıcı başlık attım, biliyorum ama duygularımla değil aklımla yazarım..



Türkiye, ben bildim bileli Irak üzerine savunduğu diplomatik tez nedir?



Irak bir bütündür, bölünemez..



Güzel.. Neden peki?



Türkiye’nin geleceğine dair duyulan güvenlik kaygısını örselemek, hatta en aza indirgemek amacıyla düşünülen ve ortaya konulan devlet politikasıdır.  



Peki, kendi kendini yalanlayan pozisyona sokan Türkiye ne yapmıştır?



Irak Hükümeti dışında Kuzey Irak Kürt Yönetimiyle varılan bir anlaşmayla petrol tedarikçisi ve taşıyıcısı konuma gelmiştir.



Yani..



Yanisi şudur:



Erbil'deki bölgesel yönetim, merkezi hükümetin karşı çıkmasına rağmen ürettiği ham petrolü Türkiye’ye satmaya başladı. Türkiye, aldığı ham petrolün parasını Kuzey Irak Yönetimi’ne verdi..



Bu olmadı şimdi arkadaş.. Hem Irak bütün kalsın diyorsun hem de merkezi hükümetten habersiz, izinsiz, Erbil’den petrol ithal ediyorsun.. Bu ne yaman çelişkidir..



Gelelim son gümbürteye..



Şimdi size bir örnek vereyim.. Başka bir ülkenin Dışişleri Bakanı, Türkiye’ye ziyaret edecek olsun ancak Ankara’ya uğramadan direk Diyarbakır’a gitse ne yaparız? Herhalde kıyameti koparırız..



Türkiye Dışişleri Bakanı, Bağdat’a uğrmadan direk Erbil’e gidiyor, diplomatik temaslarda bulunuyor ve Türkiye’ye dönüyor..



Sonra Bağdat Hükümeti tepki koyuyor ve nota veriyor..



Haksız mı? Bence yüzde 99 haklıdır.



Yüzde 1 haksız payı da şundan koydum: Demokratik seçimlerle gelmiş Bağdat iktidarı’nın gücü olsaydı; zaten bunlara önceden izin vermezdi.



Peki, Türkiye Hükümeti’nin, Bağdat Merkezi Hükümeti zor durumda bırakmak, güçsüzlüğünü ortaya sermek; savunduğu teze uygun mu? Hiç değil..Tam aksine fiiline bölünmeyi hızlandırmak ve kavgayı körüklemektir.



Neydi benim ısrarla savunduğum fikir?



Türkiye’nin diplomatik, siyasi ve istihbari konsepte dayanan dış poltika ajandası yoktur.. ABD ne derse onu yapan gölge ülke konumundadır.. Üzücü ama maalesef görünen durum böyledir..



Yukarıdaki gerçekleşmeler savunduğum fikri destekler mahiyettedir. Çünkü başka türlü bu kadar ters ve yanlış dış politika izlenemez kanaatindeyim..




1 Ocak 2012 Pazar

PKK’nın güvendiği dağlara kar yağdı..


Başbakan’ın konvoyuna yapılan Amasya saldırısı, takiben Silvan saldırısı, son olarak Çukurca saldırısı PKK’nın üstünlük hanesine artı yazdı…

Son 3 aydır ise bu kez PKK hanesine eksiler yazılıyor, Çukurca saldırısı sonrası özellikle Kazan Vadisi’nin ağır kayıplarının hesabı Suriyeli Fehman Hüseyin ya da nam-ı diğer Doktor Bahoz’dan eninden sonunda iç hesaplaşmada sorulacaktır. Yok kimyasal silah kullanıldı, yok atom bombası kullanıldı gibi absürt mazeretlere kendileri bile inanmadılar… Bu yüzden Almanya’dan heyetler falan geldi ama iddialar boş çıktı…

Velhasıl, Hakkari bölgesi, Ağrı Bölgesi, Diyarbakır Bölgesi, Bingöl Bölgesi ve en son Tunceli Bölgesi etkili, nokta operasyonlara hedef oldu. PKK’nın ölü, yaralı ve teslim olan eleman sayısı neredeyse 200’ü geçti. Ölen PKK’ların arasında alan-bölge sorumluları olması dikkate değer ayrı bir durumdur. Kısaca psikolojik üstünlük devlete geçti. Bu tür nokta operasyonlar Ocak, Şubat, Mart-2012 aylarında da sürecektir.  

Niye PKK bu kadar aciz duruma düştü?

Kış yapılanması için Türkiye içinde çok fazla örgüt mensubu bırakması bence stratejik hatadır. Çok güvendiği dağlara kar yağdı ve oynadığı pokerde yandı. Muhtemelen bu gruplar bahara doğru yani Nevruz sırasında toplumsal isyana önderlik edecekti. Ancak kıpırdadıkları anda İHA (İnsansız Hava Araçları)’lara yakalanıyorlar. Konuşsalar yakalanıyorlar. Örgüt içinden ajanlar nokta operasyonlar için yer bildirmekte neredeyse yarışıyorlar. Hal böyle olunca PKK talep ve müzakere kozlarını önemli oranda zayıflattı. En güvenli olarak konumlandığı Kuzey Irak bölgesi ise gün aşırı bombalanıyor ve bir yere kıpırdayamıyorlar. En önemlisi ise PKK’nın İmralı bağı kopartılmıştır. Buna bağlı KCK tutuklamalarıyla sivil kanat çökertilmiştir.

TSK yaptığın nokta operasyonları videoya kayıt edip; medyaya servis ediyor. Hani en son Çukurca saldırısında PKK’nın kameraya kayıt etmesi ve internet medyasına servis etmesi hiç unutulmamıştır. Benzer durumu şimdi TSK yapmaktadır. Böylece yakaladığı psikolojik üstünlüğü her platformda perçinlemektedir.

AK Parti Hükümeti’nin son hamlesi ise yapılacak anayasa değişikliği ve diğer yasal düzenlemeler üzerine olacaktır. Kürt hakları konusunda ileri adımlar atılacaktır. Böylece Kürt toplumu nezdinde PKK’nın gereksizliği bir şekilde ortaya konacaktır ve toplum desteği asgari orana indirilecektir.

Buraya kadar plan ya da strateji tıkır tıkır işlerken; son Hakkari-Uludere kayıpları gidişatın önünde mayın döşemiştir. Ama geçici olumsuz durumun tersini çevrileceği hükümetin beyanlarından anlaşılmıştır. Bakanların Uludere’ye kamp kurması, bizzat Başbakan’ın taziye telefonu etmesi, ölen vatandaşlar için tazminat ödenmesi gibi çabalar…

Bence PKK’nın etkisizleştirme planının oluşturmasında ana aktörleri arasında Irak’tan çekilen ABD, Kuzey Irak Kürt Yönetimi Başkanı Barzani sayabilirim.

Peki bu plan nasıl bozulur?

Suriye ve İran aktörleri ne yapacakları, nasıl tavır alacakları, en azından nötr kalıp kalmayacakları çok önemlidir. PKK’dan yana duruş gösterilerse işler tersine dönebilir. İran, Malatya’ya kurulacak ABD’nin füze radar sistemini bahane edebilir, Suriye yönetimi son 1 yıldır zaten Türkiye’yi artık hasım görüyor… Bunun neticelerini Nisan-2012 ayından itibaren göreceğiz. PKK kuvvetlerinin yarısını İran’a, yarısını Suriye’ye kaydırır ve Türkiye sınırına giriş yapar, saldırı yaparsa; ‘yandı keten helva’ olur artık… İlginç olan bu planda İsrail yoktur… 1 yıl önceki tezimde hala ısrarlıyım: Ya PKK, AK Parti’yi bitirecek, ya AK Parti, PKK’yı bitirecek…

Sonuç olarak mevcut gidişat; AK Parti Hükümeti’nin istediği yol ve istikamette ilerlemektedir. Bakalım, 2012 yılında ne olacak, ne bitecek?


Not: Bahsi geçen videoların linkleri aşağıdadır..



30 Temmuz 2011 Cumartesi

Yenildik ey halkım!

Genelkurmay Başkanı, kuvvet komutanları istifa ediyor, Hakkari’de, Maraş’ta, Silvan’da Türk askeri lapır lapır avlanıyor, Güneydoğu kırsalında ve metropolünde güvenli-emniyetli yaşam kalmıyor, kısaca bu iş buraya kadar oluyor…

En son BDP Grup Başkanı Selahattin Demirtaş, Genelkurmay Başkanı ile kuvvet komutanlarının emekliliklerini istemeleriyle ilgili olarak bakın ne diyor?

 "Eğer Ordu PKK’ya karşı başarılı olmuş olsaydı, bunlar yaşanmayacaktı.’’

Bunun Türkçesi PKK, TSK’yı yenmiştir, hesabınızı kitabınızı buna göre yapın oluyor…

PKK adıyla bilinen silahlı Kürt gerilla örgütü, uzun yıllara dayanan savaş ve mücadele azmi Türk ordusunu sahada, Türk Halkını da kafada (psikolojik) yenmiştir.

Şunu kabul edelim ya da itiraf edelim artık! Güneydoğu’da PKK silahlı Kürt gerilla örgütüne karşı kimse savaşmak istemiyor.

Çünkü milli geliri kişi başına 10-15 bin dolar olduğu iddia edilen bir ülkede ‘yok üniter yapı, yok bir çakıl taşı, yok sınırların namusu’ edebiyatıyla dağlarda savaşacak adam bulamazsın bu bir…

Üstüne üstlük yandaş medyada sabahtan akşama kadar erkek konuşmacı (Rasim Ozan Kütahyalı) ‘askere gitmem’, kadın konuşmacı (Sevilay Yükselir) ‘erkek çocuğumu askere, dağlara göndermem’ diyor bu da iki…

Silvan olayları sonrası 13 şehidimiz için Bucak ilçesinde PKK’yı protesto gösterisi facebook üzerinden organize edildi ve sadece 2 kişi elin de Türk bayrağıyla geldi bu da üç…

Bu iş bitmiştir arkadaşlar! İç savaş falan çıkmasından kimse korkmasın!

Bu ülkede sınırdan geçiş yapan PKK’ları niye öldürdün diyen siyasi iktidarın uzantıları var ise artık yapılacak bir şey kalmamıştır. Anımsayın tarih 16 Mayıs 2011 olup; seçimlere 25 gün falan var… Sınırı geçmeye çalışan 12 PKK’lı öldürüldü, operasyon emrini veren Şırnak Tümen Komutanı neredeyse mahkemeye verilip tutuklanacaktı… O günlerde bizim yandaş medya aynen şunları ifade etti: Yahu kardeşim! Durup dururken niye bu operasyonu yaptın! İlla gerginlik çıkarmaya çalışıyorsun! PKK’lılar sana saldırmamış ama sen pusu atıyorsun, kesin provokasyon yapıyorsun…
Sonra BDP’liler, belediyeler ortalığı ayağa kaldırdı, 3 gün yas ilan edildi, taziyeler kabul edildi…

Olaya tersten bakalım: Diyelim o operasyon olmadı ama aynı PKK grubu Şırnak’ın bilmem ne karakolunu bastı… Bu sefer bizim yandaş medya çevir gazı yanmasın diyecek ve: ‘Arkadaş, sen niye tedbir almadın?, bi karakolu koruyamayan ordu olur mu hiç? Basiretsiz ve beceriksiz komutanlar yüzünden...’ diye yine eleştirecektir ki aynen öyle yaptılar…

Demek ki kafayı bozmuşlar… Ne edip, ne yapıp bu kurumu etkisiz, güçsüz hale getirmek için her şey mubah sayılan bir yolda ilerlenecektir.

Neyse artık gözünüz aydın olsun! Güçsüz, kararsız, plansız, ne yaptığını bilmeyen ‘sersem tavuğa dönmüş’ bir ordu oluşturuldu. Kimin ne hesabı varsa artık rahatlıkla gerçekleştirebilir.

Şimdi birazcık Balyoz davasına değineyim. Diyelim ki bu darbe planları iddiası doğrudur. Yine diyelim ki 2003 yılında yapılan seminerde bu hükümeti devirme senaryosu işlendi. İyi de arkadaş; senin önünde 28 Şubat post-modern darbesi var, 12 Eylül darbesi var, bunlara yönelik hiç işlem yok ya da kayda değer bir gelişme yok, ama planlanmış darbeye sonuna kadar hukuk var… Hani düşünce özgürlüğü… Tutukluluk halinin cezaya dönüştüğünü, 4-5 yıla çıktığını ve keyfiyet kazandırıldığı artık insanlar değil; uçan kuş bile söylüyor… Kanıtların toplanması için tutukluğunun devamı gerekçesine sadece gülüyorum. Çünkü kanıt toplanmamışsa bir insan niye tutuklanır, niye dava açılır o zaman?...

Dün (29 Temmuz 2011) Samanyolu Haber kanalında Taraf Yazarı Emre Uslu aynen şunları söyledi: Ey TSK, savaş uçaklarınızı çiftlikler üzerinde uçurup fotoğraf çekeceğinize, o uçakları Kandil’e gönderin, PKK yöneticilerini çeksin… Çiftlik konusu da hani ‘irtica ile mücadele eylem planı’ vardı ya… Eskişehir yakınlarında bir çiftlikte tarikat buluşması oluyormuş ya, işte oranının fotoğrafı çekilmiş ya…

Diyelim ki uçaklar Kuzey Irak semalarına kalksın ve bombalasın bakın aynı Emre Uslu, ne der? Kardeşim orası bağımsız bir ülkedir, ne işin var orada, sen ülke içindeki PKK’ları hallet…

Bizim yandaş medyanın televizyon konuşmacılarına bazen ya da çoğu kez gülüyorum. Niye mi? BDP’li birisi ile özerklik konusunu tartışılıyor. Yandaş diyor ki: ‘Ama sizde bunu dayatıyorsunuz, demokrasi içinde müzakereyle olacaktır, dayatmayla olmaz’
Oysa ki, gücü olan dayatır mantığına bile aklı ermiyor o arkadaşımızın…

Neyse uzatmaya gerek yoktur! Yenildik artık! Bu gerçeği kabul edelim! Müzakere mi isteniyor hemen yapalım, özerklik mi isteniyor hemen verelim… Zaten istesek de istemesek de saydıklarımın hepsi 5-10 yıl içinde gerçekleşecektir. Benim derdim daha fazla insanlar utanmasın, mahcup olmasın, yerin dibine batmasın…

Ömer ÖZDAMAR
Bucak-BURDUR

26 Ekim 2009 Pazartesi

Kuzey Irak Kürt devleti aslında ne zaman kuruldu?...


İnternetten bir haber okudum.

Sonra şu yargımı kafamda yeniden tazeledim.

Neydi o yargım?

Türk Halkı, genelde geçmişte olup bitenlerle, bugün olup-bitenler arasında bağlantı hem aramaz, hem de kuramaz.

Oysaki tersinde; her şey çok daha kolay anlaşılır, yorumlanması çok daha özgün olabilir...

Anımsayın, yıl 1992, Birinci Körfez Savaşı’ndan hemen sonra Irak’ta uçuş yasağı koydu.

Kim koydu?

ABD…

Bu yasağa göre, 36. paralelin kuzeyinde ve 30. paralelin güneyinde Irak uçakları uçamayacaktı.

Bu yasak bölgede sadece ABD’nin ve onun izin verdiği ülkelerin uçakları uçabilecekti.

Bu duruma göre, Kerkük ve Musul 36. paralelin kuzeyindeki yasak bölgede kalıyordu.

Böylece Irak topraklarının önemli bir bölümü Saddam’ın denetiminden çıkıyor, Irak fiilen parçalanmış oluyordu.

ABD’nin tek yönlü koyduğu ve İngiltere’nin de desteklediği bu yasağı onaylayan bir Birleşmiş Milleteler (BM) Genel Kurul kararı ya da BM Güvenlik Konseyi kararı yoktu.

İşin ilginç yanı o zamanki hükümet ve asker kanadı bu karara tam destek verdi.

O dönemde bu karara destek veren Türkiye’ye ödül olarak; ABD’nin tanker uçak satışı gündeme getirildi. Tanker uçakla, Türk Savaş Uçakları müşterek eğitim yaptı.

Buraya dikkat! Bu eğitim nereye yapıldı?

ABD Devriye uçakları, Türk Savaş Uçakları beraberce İncirlik hava üssünden kalkıyor, hem havada yakıt ikmal eğitimi yapıyor ve Kuzey Irak üzerinde devriye görevi icra ediyor.

Tankeri batsın!

Asker kanadının uzağı görememe kusuru nedeniyle neredeyse kendi elimizle Kuzey Irak Kürt Devleti oluşumuna katkı yaptık.

Aslında 1992 yılında Kuzey Irak Kürt Devleti kuruldu, Türkiye’de figuran rolünü oynadı.

1992 yılında bu karara desek veren hükümet ve askerin tam bir öngörüsüzlük yaptığı, 2009 yılında daha net anlaşılmıştır.

2009 yılına gelinceye kadar papağan gibi aynı şeyleri tekrar eden hükümet ve asker kanadı ne diyordu?

Bizim kırmızı çizgilerimiz vardır.

Neymiş o kırmızı çizgilerimiz?

Irak’ın toprak bütünlüğünden yana olduklarını, Irak’ın bölünüp parçalanmasını kabul etmeyeceklerini ve Kuzey Irak’ta bir Kürt devletinin kurulmasına asla göz yummayacaklarını…

Ne oldu şimdi?

Ne sarı kaldı ne kırmızı…

Kuzey Irak’ta Kürt Devleti kuruldu. Yakında diğer ülkeler gibi Türkiye’de Erbil’de konsolosluk açılacak, olay ya da puzzle yüzde 50 tamamlanacak.

2009 yılına gelinceye kadar olanları dikkate aldığım zaman 2019 yılında neler olabileceği konusunda öngörülerim vardır.

Türkiye Cumhuriyeti Devletinin böyle bir öngörü yapabilecek bağımsız ve özerk kurumu var mı?

Bence yoktur. Olsaydı 2009 yılından yaşananları 1992 yılında öngörebilirlerdi.

Neden yok?

Türkiye, bağımsız ve özgün siyaset izleyebiliyor mu? Yoksa izlettiriliyor mu?

Soruya soruyla yanıt verdiğimi biliyorum. Canım onu da siz düşünün…

Saygı ve sevgilerimle…

Ömer Özdamar/26 Ekim 2009/Burdur-Türkiye


YAZARIN ÖZEL NOTUDUR
İşte benim de ‘Normal Ötesi Aşk’ isimli kitabımın okuyucu yorumlarını paylaşıyorum:
http://kitap-yorumu.blogspot.com/2012/10/normal-otesi-ask-kitabna-yaplan-yorumlar.html
Yok ben sizden ve imzalı almak istiyorum derseniz; homeros80@hotmail.com adresini isim-soyadı, adres ve cep telefon bilgisiyle başvurabilirsiniz..