ithalat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ithalat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Kasım 2017 Salı

Et fiyatları düşer mi?


Kıymanın kilosu halen yaşadığım ilçede ortalama 40 TL. olup büyük şehirlerde 50 TL. civarında seyretmekteydi..

Fakir-fukara et yesin sloganıyla hükümet ithalat silahına sarıldı ve binlerce ton et ülkemize geldi..

Bazı marketlerde kıymanın kilosu 30 TL civarında satışa geçti..

Piyasayı terbiye etmek üzere yapılan bu hamle et fiyatında istikrar sağlar mı?

Bence sağlamaz çünkü eksiktir..

Neden?

Hayvancılık özellikle besicilik için temel girdi YEM’dir..

Et fiyatlarıyla korelasyon içinde YEM fiyatı da artmıştır..

Türkiye’de yem fiyatlarını belirleyen özel sektör hegemonyası olup katma değer vergisi düşmesine rağmen hiç fiyata etkisi olmadı, tam aksine fiyatlar arttı..

Hükümet hakikaten et fiyatlarının kalıcı şekilde düşürmek istiyorsa et besicilerinin temel girdisi olan sanayi yemi ithal ederse başarabilir.. Yani hem et hem de sanayi yemi ithalatı sektöre ve piyasaya fiyat ayarı verir..

Yok sadece et ithal edeceğim kararında diretirse hem hayvancılığın gelişimine zarar verir, hem de ithalat bitince fiyatlar katlanarak artar..

Neden?

Geçen yıl 30 TL olan kıyma 40 TL olduysa aynı şekilde 40 TL olan 50 KĞ’’lık sanayi yem çuvalı 60 TL’ye yaklaştı..

İşte bu çelişkili durum nedeniyle et fiyatlarında kalıcı düşüş görülmez kanaatindeyim..

Araştırmacı Yazar Ömer ÖZDAMAR
Bucak-BURDUR


İşte kitaplarımın satıldığı internet alış-veriş adresi:









4 Şubat 2015 Çarşamba

Türkiye faiz-dolar korelasyonunda yeni bir yola giriyor..

Yaklaşık 30 yıldır uygulanan iktisat politikası artık terk edilecek gibi gözüküyor..

Neydi o temel yol?

Enflasyon-yüksek faiz-düşük parite-ithalat-büyüme olarak sayabilirim..

Peki, ne olacak?

Enflasyon-düşük faiz-yüksek parite-ihracat-büyüme..

Olur mu?

Keşke olsa.. İmalat sanayi yatırımları artsa, pahalı dolar-TL paritesi yüzünden otomatikman ithalat kısılsa, ihracat bambaşka ivme kazansa, böylece cari fazlamız olsa keşke..


Cumhurbaşkanı Erdoğan, çoktan beri bu tezi dillendiriyordu ama kimsenin eli gitmiyordu.

Neden?

Çok sıcak ve dokunanı yakar..

Nasıl?

İthalata dayalı üretim yapan firmaların ve sendikasyon kredisi kullanan bankaların takriben 170 milyar dolar açık pozisyonları vardır. Değerli dolar-TL paritesine geçildiği an bu firmaların yüzde 50’si batar ve iflasını ilan eder..

Tabi ha deyince ihracat patlamaz, herkes yeni iktisadi politikaya göre üretim pozisyonu belirler, işte bu zaman zarfında enerji ve diğer girdiler için yaklaşık 80 milyar dolar sıcak para lazım.. Bunu nerden ve nasıl buluruz? Düşük faize uluslararası finansörler ‘EVET’ der mi? Ya da neden ‘EVET’ desin?

Sonra seçimlere çok kısa süre kala bu büyük oyun, büyük siyasi riski de taşıyor. Doların 3 TL’ye yaklaşması her şeyin pahalanması demektir. Bu hoşnutsuzluk oylara yansır mı? Bence yüzde 100 yansır.. Ha 4 yıl daha iktidarda kalınmak istenmiyorsa; faizler olabildiğince düşer, dolar olabildiğince çıkar, oylar da olabildiğince düşür..


Durumun resmi benim penceremden budur.. Gerisini siz düşünün artık..

4 Ağustos 2012 Cumartesi

Irak Hükümeti’nin, Türkiye’ye nota vermesi hem hakkıdır hem de haklıdır..


Şaşırtıcı başlık attım, biliyorum ama duygularımla değil aklımla yazarım..



Türkiye, ben bildim bileli Irak üzerine savunduğu diplomatik tez nedir?



Irak bir bütündür, bölünemez..



Güzel.. Neden peki?



Türkiye’nin geleceğine dair duyulan güvenlik kaygısını örselemek, hatta en aza indirgemek amacıyla düşünülen ve ortaya konulan devlet politikasıdır.  



Peki, kendi kendini yalanlayan pozisyona sokan Türkiye ne yapmıştır?



Irak Hükümeti dışında Kuzey Irak Kürt Yönetimiyle varılan bir anlaşmayla petrol tedarikçisi ve taşıyıcısı konuma gelmiştir.



Yani..



Yanisi şudur:



Erbil'deki bölgesel yönetim, merkezi hükümetin karşı çıkmasına rağmen ürettiği ham petrolü Türkiye’ye satmaya başladı. Türkiye, aldığı ham petrolün parasını Kuzey Irak Yönetimi’ne verdi..



Bu olmadı şimdi arkadaş.. Hem Irak bütün kalsın diyorsun hem de merkezi hükümetten habersiz, izinsiz, Erbil’den petrol ithal ediyorsun.. Bu ne yaman çelişkidir..



Gelelim son gümbürteye..



Şimdi size bir örnek vereyim.. Başka bir ülkenin Dışişleri Bakanı, Türkiye’ye ziyaret edecek olsun ancak Ankara’ya uğramadan direk Diyarbakır’a gitse ne yaparız? Herhalde kıyameti koparırız..



Türkiye Dışişleri Bakanı, Bağdat’a uğrmadan direk Erbil’e gidiyor, diplomatik temaslarda bulunuyor ve Türkiye’ye dönüyor..



Sonra Bağdat Hükümeti tepki koyuyor ve nota veriyor..



Haksız mı? Bence yüzde 99 haklıdır.



Yüzde 1 haksız payı da şundan koydum: Demokratik seçimlerle gelmiş Bağdat iktidarı’nın gücü olsaydı; zaten bunlara önceden izin vermezdi.



Peki, Türkiye Hükümeti’nin, Bağdat Merkezi Hükümeti zor durumda bırakmak, güçsüzlüğünü ortaya sermek; savunduğu teze uygun mu? Hiç değil..Tam aksine fiiline bölünmeyi hızlandırmak ve kavgayı körüklemektir.



Neydi benim ısrarla savunduğum fikir?



Türkiye’nin diplomatik, siyasi ve istihbari konsepte dayanan dış poltika ajandası yoktur.. ABD ne derse onu yapan gölge ülke konumundadır.. Üzücü ama maalesef görünen durum böyledir..



Yukarıdaki gerçekleşmeler savunduğum fikri destekler mahiyettedir. Çünkü başka türlü bu kadar ters ve yanlış dış politika izlenemez kanaatindeyim..