Türkiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Türkiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Mayıs 2017 Çarşamba

CHP ve Türkiye siyaseti..



Türkiye’de siyaset özellikle Cumhuriyet dönemi boyunca nasıl şekillenmiştir?
Çok partili seçimlere kadar yani 1945 yılına kadar Mustafa Kemal’in kurucusu olduğu CHP yönetmiştir. Daha sonraki tüm çok partili seçimlerde sağ odaklı partiler ülkeyi yönetmiştir. 2014 itibarıyla CHP çok sorunlu ve asla iktidar olamayacak bir parti olarak yaşamını sürdürmektedir.

2014 yılında siyaset hangi eksen üzerinden yürütülmektedir?
Maalesef tüm İslam ülkelerinde olduğu gibi Türkiye’de de siyasette dominant olan mezhepçiliktir. Kısaca Sünni mezhebi üzerinden siyaset yapılmaktadır.

CHP iktidara namzet olması için ilk olarak ne yapmalıdır?
İşte direk yanıt şudur: Genel Başkanı hem Türk hem de Sünni olmalıdır.

Sonra..
CHP adı değişmelidir. İşte SHP gibi, Halkçı Parti gibi, mutlaka yeni bir isimle siyasete yelken açmalıdır..

CHP ne olsun?
Tarihteki saygın yerini alsın.

Önerin var mı?
Eski CHP binası müze olabilir. Kuruluş yıllarında bugüne kadar 90 yılın özeti çıkarılır, yaptıklarıyla, yapamadıklarıyla halkın gözlemine ve takdirine bırakılır.

Neden?
Siyaset yapamıyorsun öbür türlü.. CHP tek parti döneminin iyi yaptıkları, kötü yaptıkları, her neyse ama o dönemin hesabı meydanlarda istismar ediliyor. 2014 yılı Türkiye’sinde merkez sol ya da sosyal demokrat siyasi ideolojiyi savunun 20 yaşındaki bir genç için zor durumdur..

Örnek verir misin?
Ya işte 2. Dünya savaşı sırasında ekmeğin karneye bağlanmasından tut, olağanüstü şartlarda tek millet olgusunu topluma yerleştirme çabaları, işte isyanlar, işte siyasi idamlar..

Yeni parti ideolojisi ne olmalıdır?
Evrensel sosyal demokrasi kuralları aynen parti programına aktarılmalıdır.

Peki, yeni parti iktidar olabilir mi?
Çalışacak ve mutlaka bir gün iktidar olacak. Ama CHP ile mutlaka iktidar olacak asla diyemiyorum.

1980 darbesiyle kapatılmıştı CHP, değil mi?
Evet.

Sonra ne oldu da tekrar CHP aktif hale getirildi?
Uzun hikayedir ama baş kahraman Deniz Baykal’dan başkası değildir. Tam SODEP (Sosyal Demokrat Halkçı Parti) Türkiye üzerinde etkili olmaya başladı, sosyal demokratlar insanların bir partisi olarak kendini gösterdi, hatta 1989 Yerel Seçimlerinde İstanbul Nurettin Sözen, Ankara Murat Karayalçın ve İzmir Yüksel Çakmur isimli adaylarla ANAP’ın elinden belediyeler alındı ama bu parti kapatıldı, CHP açıldı.. Yazık oldu hem partiye, hem de sosyal demokrasinin geleceğine..

Ama 1989 yılında kaç tane merkez sağ parti vardı ve şartlar SODEP için nasıl oluştu?
Doğrudur ama hep söylüyorum bu bir Türkiye gerçeğidir. SODEP yüzde 30 falan oy aldı, buna karşın ANAP Yüzde 24, DYP Yüzde 26 ve RP yüzde 10 civarında oy almıştı. Yani sağ blok oylar her halükarda yüzde 60-65 aralığında seyreder..

Biz yine CHP’ye dönelim mi? 2014 itibarıyla CHP’de liderlik sorunu var mıdır?
Hem de yüzde 100..

Neden?
Kemal Kılıçdaroğlu liderlik vasfı taşımıyor. Bildiğiniz üzere liderlik doğuştan gelir, aynı ressamlık, müzisyenlik gibi.. Bu özelliğe sahip değilsen; ne yaparsan yap, lider olamazsın..

Sen sağcı mısın, solcu musun?
Bilinçlendiğim ve olup-bitenleri algılamaya başladığım zaman 13-14 yaşlarında idim ve fakir bir ailenin çocuğu olduğum için otomatik olarak daha fazla bölüşüm, daha adil gelir dağılımı diyen sol yelpazede yer almam kaçınılmazdı, öyle de oldu..

Pişman mısın?
Yok, hayır, katiyen, asla..

Neden?
İdealler güzeldi ya, hani boş hayaller olsa da peşinden gitmeye değerdi.. Artı biat etmiyorsun, her şeyi sorguluyorsun, her şeyi düşünüyorsun..

Not: Yukarıdaki yazım, ‘’DÜŞ’e Yazdım’’ isimli DENEME kitabımdan alıntı yapılmıştır. Üretilen düşünce sağlam zemindeyse aradan 3 yıl geçse bile doğruluğu ve gerçekliği hiç değişmiyor..
Diğer önemli not ise bu kitabımı 2015 yılında Sayın Genel Başkan Kılıçdaroğlu’na ve Sayın Genel Başkan Yardımcısı Koç’a gönderdim..

Yazar Ömer ÖZDAMAR
Bucak-BURDUR

Facebook : https://www.facebook.com/omerozdamar62?ref=tn_tnmn
Twitter : 
https://twitter.com/omerozdamar
İnstagram : 
https://instagram.com/omerozdamar/

22 Aralık 2016 Perşembe

ABD-FETÖ-AKP ittifakı çöktü..


Hani biraz hafızamız zayıftır ya, hani hafıza nankördür ya, hani her şeyi çabuk unuturuz ya ama bir resim vardır asla unutulmaz..

Yıl 2012,

Yer İstanbul,

Toplantı konusu Suriye ve Esad Rejimi,

Toplantı aktörleri: Dönemin Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve dönemin ABD Dışişleri Bakanı Hilary Clinton,

Neye anlaştılar?

İsyancıları ya da Esad rejimine karşı savaşanları ‘Özgür Suriye Ordusu’ (ÖSO) adı altında toplamak ve Suriye rejimini bitirmek..

Anlaşmanın anısına ve şerefine eller havada ‘ŞAK’ yaptılar..

Aradan 4 yıl geçti ve 2016 yılı biterken ne oldu?

Bir kere bu anlaşmaya imza atan aktörlerden hem Davutoğlu hem de Clinton dünya siyaset sahnesinden alaşağı edildi ve silindiler..
CLİNTON’ı bilmem ama DAVUTOĞLU kelepçe yerse hiç şaşırmam..

İkincisi artık ABD-FETÖ-AKP ittifakı çöktü..

En önemlisi Esad-Rusya-İran ve AKP ittifakı doğdu..

Hangi etmenler bu yeni ittifakı doğurdu?

-15 Temmuz FETÖ darbe girişimi,

- ABD’nin, Kuzey Suriye’de Kürt kuşağı oluşturma projesi,

- IŞID’ın özellikle Kilis ilimize neredeyse her gün roket atması,

-PKK’nın hem Türkiye içinde hem de Suriye içinde bölge ülkeleri tarafından aktör olarak tanınması..

Peki, bu geçen 4 yılın hatası nasıl telafi edilecek?

Valla demokrasilerde telafi merkezi seçim sandığıdır. Başka da yol yöntem yoktur.

Tamam, diğer sorum: ‘Fırat Kalkanı’ harekatı doğru mu?

Yüzde 100 doğrudur..

Peki, neden 4 yıl beklendi? IŞID Kobani’yi işgal ettiğinde Barzani yerine Türkiye müdahale etseydi daha iyi olmaz mıydı?

Kesinlikle doğrudur. 4 yıl beklemesi yüzde 100 hatadır.. Eğer o günlerde yapsaydı, bugün itibarıyla bölgenin en saygın, en prestijli ülkesi olabilirdi..

Peki, 2012 yılında ordu içinde FETÖ yapılanması Türkiye’yi manipüle etmiş olabilir mi?

Tam da bam teli burasıdır. İyi ki de FETÖ’cü askeri kadrolarla beraber Suriye’ye müdahale edilmemiş..

Neden?

ABD’nin aparatı olan FETÖ’cü zihniyet ülkemizi de rezil ederdi..

Hatasıyla, sevabıyla 2016 yılı sonunda, Suriye’de, yepyeni bir evreye girildi, ‘Fırat Kalkanı’ harekatında bizi ne bekliyor?

Söylemeye dilim varmıyor ama çok şehitli bir yıl bizi bekliyor..

Neden?

İlki sokak savaşları çok zor ve çetindir. Kayıp verme olasılığı çok yüksektir.
Diğer etmen ise ABD’nin, Suriye’de dışlanmışlık ve yenilgi ruhundan çıkmak için yapamayacağı çılgınlık yoktur.

Benden bu kadar, herkese sağlıklı, mutlu bir 2017 yılı geçirmek dileğiyle..

Yazar Ömer ÖZDAMAR
Bucak-BURDUR



20 Mart 2016 Pazar

PKK ve DAEŞ (IŞİD) Terörüne karşı..



Ne yapacağız şimdi?

Yaşam durdu ve her şey kilitlendi..

Tamam, teröre karşı inadına gündelik yaşam devam etmeli ama AKP hükümeti güven vermiyor ki..

Emniyet istihbarat sıfır (0), MİT istihbarat sıfır (0) olunca elde var sıfır (0) misali sayısı bile belli olmayan canlı bomba ortalıkta ya da aramızda cirit atıyor..

Güvenlik ve asayiş konusunda AKP hükümeti resmen çuvalladı..

Neden?

DAEŞ (IŞİD) üyesi ve sempatizanı kaç kişi Suriye’de, kaç kişi Türkiye’de bilen varsa beri gelsin..

Açılan Suriye sınırı ve kontrolsüz geçişlerin sonucu Türkiye içinde talimat almayı bekleyen sayısı belli olmayan IŞİD üyesi bombacı nerededir; ne Emniyet ne de MİT biliyor.. Yaşanan canlı bomba olayları gösterdi ki çaresizce eylem yapılması bekleniyor..

PKK canlı bomba teröristlerini hiç saymıyorum bile.. Çünkü elini kolunu sallayarak istediği yerde bombayı patlatıyor ve vatandaşlarımız ölüyor..

Nasıl?

Aracı Urfa’da satın alıyor, Ankara’ya getiriyor, sonra otobüsle Urfa’dan patlayıcılar geliyor, otomobile yerleştiriliyor, keşif yapılıyor ve Kızılay’da patlatılıyor..

Tüm bu olup bitenler karşısında sanki istihbarat ‘gözlerimi kaparım, vazifemi yaparım’ mealinde davranıyor..

İyi de bundan sonra ne yapılabilir?

Önerim şudur: ‘Aynı şeyleri tekrar ederek farklı sonuç elde edilemez’ felsefesine göre İçişleri bakanı, MİT Müsteşarı görevi bırakacak. Yerlerine yeni atamalar yapılacak. Her şey sil baştan ele alınacak, en erken 6 ay, 1 yıl sonra sonuç alınacak ve böylece güvenliğimiz sağlanacak..

Başka türlü Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının can güvenliği asla sağlanamayacaktır.

Ömer ÖZDAMAR (Yeni Sol Muhalif)
Bucak-BURDUR



8 Mart 2016 Salı

Türkiye’nin şark kurnazlığı, AB’nin aymazlığı..


Türkiye ile AB arasındaki "göçmen zirvesi"nin ardından:
‘’kimisi Haziran’da vize kalktı’’ diyor,
‘’kimisi 3 milyar Euro daha geldi’’ diyor..

Gerçekler ise şunlar:

Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande, ‘’Türk vatandaşlarının Schengen Bölgesi'ne vizesiz girebilmesi için 72 kriterin yerine getirilmesi gerektiğini’’ söylüyor.

Macaristan Başbakanı Orban, "Türkiye'den yüz binlerce mülteciyi alıp AB ülkelerine dağıtma planı, hayalden ibaret. Eğer ben bu plana onay verirsem, beni cadde aydınlatma direğine assınlar" diyor.

İtalya Başbakanı Matteo Renzi, ‘Türkiye'de basın özgürlüğünde iyileşme olmazsa, bu iş olmaz’’ diyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “3 milyar Euro destek vereceğiz dediler, 4 ay geçti, hala verecekler.. Başbakan şu an Brüksel’de. Temenni ederim ki bu parayı alarak döner.” diyor.

Başbakan Ahmet Davutoğlu, ‘’3 milyar Euro’luk bir yardım vardı, Türkiye’ye değil, bunun altını çiziyorum, Suriyeli mültecilere, bu 3 milyar avro Suriyeli mültecilere gidiyor, tek bir Euro’su bile Türkiye’deki Türk vatandaşları için harcanmayacak. Çünkü belli çevreler, özellikle de Avrupa’da kamuoyu içerisinde Türkiye’nin sanki para dileniyormuş gibi bir hava yaratmaya çalışıyorlar. Türkiye kendisi için bir para istemiyor, Türkiye zaten 10 milyar doların tamamını kendi bütçesinden harcadı kamplarda yaşayan insanlar için ve diğer şehirlerdekileri de toplarsanız 20 milyara gidiyor bu. Ama her bir kuruş Suriyeli mülteciler için harcanacak.’’ diyor..

Gelinen kesin nokta:
‘’18 Mart’a kadar düşünelim ve tekrar görüşelim.’’

Yorum ve düşüncem:
1. Suriyeli mülteci insanlar üzerinden yürütülen AB-Türkiye Brüksel zirvesini ‘’utanç müzakereleri’’ olarak adlandırıyorum.

2. ‘’Al birini, ver birini’’ takasıyla insan tacirliğinin Avrupa’da legalize edilmesine Türkiye’nin aracılık etmesini kınıyorum.

3. Türkiye’nin mülteci toplanma merkezi olarak kullanılmasını asla kabul etmiyorum.

4. Hele mülteciler üzerinden AB’den tavizler koparmaya çalışma ‘’işte vize serbestliği, işte mali yardım’’ gibi konuların masaya konulmasının ne kadar küçültücüdür ki bunun diplomatik lisanda tarifi yoktur..

5. AB’nin evrensel değerlerden ve ilkelerden ne kadar uzaklaştığının mülteci kriziyle ayan beyan ortaya çıktı.

6. Suriyeli mülteciler kamyonlara ve gemilere doldurulup geri Türkiye’ye yollanması Avrupalıların zihninde neyi çağrıştırıyor? Nazi dönemini yaşamış bir Avrupa’nın tekrar aynı filmi oynatması akıl ve mantıktan ne kadar uzaklaştığını gösterir. Aymaz Avrupalılar yazıklar olsun!

Ömer ÖZDAMAR (Yeni Sol Muhalif)
Bucak-BURDUR



19 Ocak 2015 Pazartesi

Dur bakalım, ne olacak?..


Arkadaşlarla sohbet esnasında kulak misafiri oldum, aralarında geçen diyalog çok ilginçti:

‘’Ulan Cumhuriyet elden gidiyor galiba, 90 yıllık reklam arası bitmiş.. 2023’ü bile beklemeyecekler ‘’ diye lafa başlar..

Öbür arkadaş, ‘’dur bakalım, ne olacak, bir görelim, Cumhuriyet yerinde daha’’ demez mi?..

Diğeri ‘’yahu Cizre’de içsavaş vamış, mahallelerin kontrolü elden çıkmış’’ bindirmesini yapar..

Öbür arkadaş, ‘’dur bakalım, ne olacak, bir görelim, Cizre yerinde duruyor daha’’ diyerek lafı karşılıksız bırakmaz..

Diğeri ‘’arkadaş, hakara makara diyen bakanlık yapmış zata hiç bugünkü kadar tepki koyulmadı, dini hassasiyetler Paris olunca başka, Ankara olunca başka mı oluyor?’’ lafını araya sokuşturdu..

Öbürü ‘’adamı bakanlıktan aldılar, daha ne yapsın AK Parti.. dur bakalım, başka daha ne olacak, hele bir görelim’’ diyerek bu salvoyu da savuşturdu..

Diğeri ‘’HDP barajı geçemeyeceği halde, anlaşmalı olarak seçimlere parti adıyla katılıyor, TBMM dışında kalıp daha sonra Diyarbakır’da ‘Kürt Bölge Yerel Meclisi’ kuracakmış, bu arada KCK Temmuz-2015 ayında büyük isyan için tüm hazırlıklarını tamamlamış’’ der ve karşılığı bekler..

Öbürü ‘’süreç devam ediyor, anneler ağlamıyor, dur bakalım, başka daha ne olacak, hele APO ne diyecek bir bekleyelim’’ yanıtıyla gayet sakindir..

Diğeri ‘’ulan hani paralelciler komplo yaptı, evlere paraları, kasaları yerleştirdiydi ya, adamlar paraları faizini bile aldılar, gittiler’’ demez mi?

Öbürü ‘’tamam da adamın parasına niye el koyuyorsun arkadaş, sonra TBMM’de daha oylama yapılmadı, dur bakalım ne olacak?’’ yanıtını verince ben artık dayanamadım ve lafa girdim..

Arkadaşlar size bir hikaye anlatayım..

Çok zengin ve yaşlı Furkan Amcayla, mahallenin çok fakir ve saf kızı Filnur evlenmiş..

Filnur bir gün ‘’ben sinemaya gideceğim’’ demiş.

Furkan Amca da kıskanmaz pozlarında hemen filmleri araştırmış, en uygun dini içerikli sinemayı ayarlamış ve gündüz seansına göndermiş..

Furkan amca işine gitmiş, akşam gelince Filnur’a sormuş: Nasıldı film, eğlenebildin mi?

Filnur: ‘’Aman hiç sorma neler oldu neler’’ diyerek saf saf anlatmaya başlamış..

Furkan Amca, meraklanmaya başladı: ‘’Allah, Allah! Dur bakalım, ne olacak’’ der ve dinler..

Filnur: Tam evden çıktım, durağa gidiyorum, yanıma birisi yaklaştı.

Furkan Amca: ‘’Vay anasına, sana öyle gelmiştir, tesadüftür, neyse dur bakalım ne olacak?’’

Filnur: Ben giderim, o gider, derken otobüse bindim, o da bindi ve geldi yanıma oturdu..

Furkan amca: ‘’Canım yer yoktur ondandır, yoksa niye yanına otursun, dur bakalım ne olacak?

Filnur: 2 durak sonra indim ve sinemaya doğru yürüdüm..

Furkan amca: Adam da indi mi?

Filnur: Evet, hemen yanımda yürüyor..

Furkan Amca: Seni akrabası sanmıştır belki, dur bakalım ne olacak?

Filnur: Bilet aldım, yerime oturdum, bir baktım yanıma oturdu adam..

Furkan Amca: Olasılık işte, denk gelmiş, dur bakalım ne olacak..

Filnur: Işıklar söndü, adam önce ayaklarıyla sonra elleriyle bedenimin muhtelif kesimlerinde tur atıyor..

Furkan amca: Haydaaa, öfkeden ve kızgınlıktan çatlıyor ama belli de etmiyor, sürekli sonra sonra, dur bakalım ne olacak? diye soruyor..

Filnur: Ben de öyle düşündüm, dur bakalım ne olacak?

Neyse uzatmayalım, sinemadan sonra eve geliyorlar..

Filnur: Eve gelince yatak odasına girip elbette soyundum. O da soyunmaz mı?

Furkan Amca: Ne diyorsun Filnur... Dur bakalım ne olacak?

Filnur: Soyununca yatağa girdim. Olur şey değil, o da benimle yatağa girmez mi?

Furkan Amca kızgın demirle dağlanmış gibi haykırır:
 
‘’Eyvaaaaah! Dur bakalm ne olacak?’’

 Filnur: Ben de yatakta ne olacak diye merak ediyorum.

Furkan Amca: Aman Filnur, vallahi meraktan çatlayacağım.. Söyle çabuk, ne oldu Filnur?

 Filnur: Hiiç canım... Bir şey değilmiş, ben de boşu boşuna merak etmişim.

Boncuk boncuk ter döküyordu Furkan Amca.

-Yok yahu... Peki, ne oldu Filnur? Ne yaptı?

-Aynen senin bana yaptığını...

Beyninden vurulmuşa dönen Furkan Amca ne yapsın şimdi? Karısı o denli saf ki, başına kötü bir şeyin geldiğinden bile haberi yok ki... Dövse olmaz. Kovsa olmaz. Erkekliğe toz kondurmamak , yiğitliğe krem sürdürmemek için Furkan Amca şöyle der:

-Amaaaaan Filnur, ben de mühim birşey zannediyordum. Dur bakalım ne olacak diye boşuna merak etmişim. Velhasıl hiç mühim değil…

Aziz Nesin ustadan alıntı ve kıssadan hisse işte..

2015 yılı Ocak ayında Türkiye’de yaşayan bir kesim çok kaygılı, bir kesim çok rahat, bir kesim beklemede..


26 Kasım 2014 Çarşamba

Yeni Türkiye yaşasın!


Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Sayın Bülent Arınç’ın ağzından dökülen aşağıdaki cümleleri bir de siz okuyun..

“Onun taleplerinin dışında birtakım şeyler ileri sürmek suretiyle Öcalan’ı da zor durumda bıraktığınızı bilmiyor musunuz? Siz kimin sözcülüğünü yapıyorsunuz da Öcalan’ın itibarsız hale getirmek istiyorsunuz?’’

İlk önce inanamadım, ‘gök kubbe yere indi, kulaklarım yanlış duydu herhalde’ dedim içimden..

Ülkemizin ya da ‘Yeni Türkiye’mizin maşallahı varmış, çok hızlı mesafe kat etmiş ve nereden nereye gelmiş..

Derken bir bomba daha patlıyor. Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Sayın Bülent Arınç , 'Öcalan'a sekretarya' iddialarıyla ilgili bakın ne ediyor?

"Vereceği mesajlar önemli hale gelmiş bir insanın, ne söylediğini, ne zaman neyi söylediğini, teyit etmek için bir yazıya bir sekretaryaya ihtiyacı olabilir."

Vay be!

Neyse ben şaşkınlığı bir kenara atayım ve kendi düşüncemi paylaşayım..

‘Yeni Türkiye’ diyorsak ‘Eski Türkiye’ tarihe gitti diyeceğiz.. Çünkü bir şeyin yenisi varsa eskisi depoya kalkar, kullanılmaz, işlevsizdir..

‘Yeni Türkiye’ paradigmasına herkes çabuk alışsa iyi olur, yoksa arada telef hatta yok olunur.. Bu da benden nasihat..

Peki, kim inşa ediyor ‘Yeni Türkiye’yi?

Temeli 2002 yılında atıldı, katlar çıkıldı, şimdi camı penceresi, kapısı takılıyor.. İnşaat sahibi AK Parti ve Sayın Tayyip Erdoğan olup yüzde 50 oy veren Türkiye halkıdır.. İnşaat yapımında taşeron ise BDP-HDP’li yüzde 6-7 oy veren Kürtlerdir..

Şahsen benim ‘Yeni Türkiye’ için bir gram katkım yoktur. Çünkü ne AK Partili oldum, ne de oy verdim..

Tarih neyin doğru, neyin yanlış olduğunu er veya geç yazar.. ‘Yeni Türkiye’ vizyonu doğruysa; tarih kitaplarına kahraman olarak geçer, yanlışsa ne olarak geçer, sizler tahmin edin..

Son 12 yıldır Türkiye’nin büyüme lokomotifi inşaat sektörüdür. Bu paralelde ve aynı zamanda ‘Yeni Türkiye’ de tüm kurum ve kuruluşlar yeni baştan inşa edildi..

O halde şimdiye kadar bildiklerinizi unutun, hafızanızı sıfırlayın artık!

1923’de Mustafa Kemal’in kurduğu eski cumhuriyet, 2002’den itibaren kurulan yeni cumhuriyet..

İster kabul edin, ister kabul etmeyin ama çırılçıplak gerçek budur..

Yeni Türkiye’nin tescili ve ilanı 7 Haziran 2015 Genel Seçimleri’nde yapılacaktır. Eğer yapılacak bu seçimlerde AK Parti, yüzde 50 ve civarı oy alırsa; tüm dünyaya şu slogan açıklanacaktır:

‘Yeni Türkiye’ yaşasın!


21 Ekim 2014 Salı

Tarih bir kez daha yazılıyor..


Bilmiyorum, olup bitenleri sizler nasıl okuyorsunuz?

Ama benim bildiğim şu ki tarih bir kez daha yazılıyor..

1924 Lozan antlaşmasıyla öyle veya böyle çizilen Türkiye güney sınır komşuları yüzde 100 değişti artık..

Irak diye komşu bir devlet yoktur..

Ha keza Suriye diye komşu devlet de yoktur..

Irak ile sınır komşumuz artık ‘Otonom Kuzey Irak Kürt Devleti’ yer almaktadır.

Suriye ile olan sınır komşumuzun değişeceği kesin olup ancak kimlerin komşu olacağı henüz kesinleşmemekle birlikte IŞİD, PYD, Esad’lı Suriye sayılabilir.

2014 yılı Haziran ayında ABD’nin öncülüğünde uluslararası mekanizmalar çalışmaya başladı..

Neye?

Sınırların yeniden belirlenmesi ve coğrafyanın bölüşülmesi organizasyonuna..

İyi de Türkiye arada ne oluyor?

Hani bir tabir vardır ya, ‘’atlar tepişirken olan çimenlere olur’’.. Galiba düştüğümüz durum, manzara öyledir..

Oyun kurucusu olma iddiasıyla çıktığımız sahada neredeyse silindik, kaybolduk, hatta ‘’yersen’’ misali önümüze sürekli kabul etmek zorunda kaldığımız defactolar yaratılıyor..

Türkiye’nin hiç kabul edemeyeceği şartlar dayatılıyor, dün söylediği bugün için yenip yutuluyor..

Örnekleme yaparsam; ‘’PYD eşittir PKK’’ denklemi bizzati devletin başı tarafından söylendi ancak Obama’nın telefonuyla çark edildi..

Kobani’ye Türkiye’den silahlı müdahale edilemez derken geri adım atıldı ve Peşmergeler gelecek, Türkiye sınırından Kobani’ye geçecek ve IŞİD ile savaşacak..

Uluslararası diplomaside tüm bu olup bitenlerin anlamı şudur:

‘ABD ve koalisyon devletleri; ‘havadan silah ve mühimmat yardımıyla
Suriye Kürt Silahlı Güçleri olan PYD’yi resmen tanıyor ve meşru buluyor’ demektir.

Türkiye ise topraklarını silahlı Peşmergelerin geçişine izin vererek Suriye’deki savaşın resmen tarafı olmuştur. Aslında otonom bir devlettin askerlerini başka bir ülkenin topraklarına geçişine izin vererek Türkiye savaş suçu da işlemiştir.

Böylece PKK’nın Suriye kolu PYD, Türkiye tarafından muhatap kabul edilmiş, müzakere yürütülmüş ve yardım edilmiştir.

Somut kanıtı olarak gösterilen fotoğraf çok nettir. Kobani’de savaşan PKK Diyarbakır sorumlusu, yaralı olarak Suruç devlet hastanesine getirilmiş, tedavi edilmiş ve tutuklanmıştır. Daha ne olsun..

MHP’nin de destek verdiği tezkere çıkmış ve yabancı askerlerin Türkiye topraklarını kullanmasına izin verilmiştir. Ağır silahlarıyla Peşmergelerin Türkiye topraklarından Kobani’ye geçmesi durumunda MHP yönetimi, tabanına bunu nasıl izah eder, nasıl anlatır; inanın ben de bilmiyorum.

Velhasıl tarih yazılıyor, ama maalesef Türkiye figüran oluyor..

‘’Uçuşa yasak bölge, güvenli bölge’’ gibi Türkiye tezlerini, taleplerini kimse dikkate almıyor. En kötüsü de istemediği her şey dayatılıyor ve zorla kabul ettiriliyor.

Daha vahimi 10 yıllara uzanacak kaotik sınırlarla; bizi baş başa koyuyorlar..

Avrupa ve ABD elbette kendi güvenlikleri için sorun olan hayalperest cihatçı vatandaşlarının da Suriye ve Irak topraklarında savaşla ölüp gitmesini sağlıyor..

Birileri hem IŞİD’e hem de PYD’ye silah ve mühimmat veriyor ya da satıyor, böylece savaşın uzunca zamana yayılmasını istiyor..

Oyun içinde oyun varken biz Türkiye yandık ki ne yandık..



11 Ekim 2014 Cumartesi

IŞİD ile AK Parti’nin derin imtihanı..


Hakikaten zor durumda AK Parti iktidarı..

Neden?

Müslüman ve İslam kimliğini şiar edinmiş bir savaşçı grupla karşı karşıya kalacak..

Hem de kiminle işbirliği yaparak?

Başaktörleri ABD, İngiltere, Fransa, Almanya gibi batılı ülkelerle..

Katılırsın ya da katılmazsın ama kendini gerçek Müslüman, gerçek İslamcı diye tarif eden 20-30 binlik savaşçı gruba sahip IŞİD ile Mehmetçik çarpışacak..

AK Parti iktidarı yüzde 99’u Müslüman olan, neredeyse yüzde 50’si muhafazakar dindar olarak tarif eden Türkiye halkına bu çelişkiyi nasıl izah edecek? Doğrusu ben de çok merak ediyorum..

IŞİD’a karşı Türkiye’nin de içinde bulunduğu, ABD önderliğindeki koalisyon anlaşmış gözüküyor..

‘’Eğit-donat’’ şeklinde formüle edilen plana göre ilk etapta 2 bin ılıman Müslüman Suriyeli erkek eğitilecek, teçhizatla donatılacak ve Suriye topraklarına gönderilecek..

Ne yapacaklar?

Önce IŞİD ile sonra ESAD ile savaşacaklar..

Amma öyle, amma böyle üzerinde anlaşılan bu formülle Türkiye’nin 5-10 yıla yayılan kaotik ortamın içinde yer alacağının işaretidir..

IŞİD askerleri ‘’ALLAHU EKBER’’ sesleriyle saldıracak, Mehmetçik de ‘’ALLAH ALLAH’’ sesleriyle savaşacak..

Bu ne yaman çelişki ALLAH’ım diye, ben de buradan bağıracağım..

Türkiye halkı bu durumu asla kabul etmez. IŞİD tarafından daha tek bir Türkiye vatandaşının burnu bile kanamamışken IŞİD’e karşı Mehmetçik savaşsın diyen zihniyet; ya çıldırmış olmalı ya da özgür karar verme iradesini kaybetmiş olmalı..

AK Parti iktidarı ‘’aşağı tükürse sakal, yukarı tükürse bıyık’’ misali yandı ki ne yandı..

IŞİD ile AK Parti derin imtihanı bakalım nasıl sonuçlanacak?



8 Ekim 2014 Çarşamba

Türkiye Kürtleri paradoks içinde…


Haziran-2014 ayında IŞİD (Irak-Şam İslam Devleti) örgütü Irak’ın en büyük şehirlerinden Musul’u ele geçirmesiyle gücü zirveye çıktı..

Sonra petrol yatakları olan Erbil ve Kerkük’e yöneldi. Aynı periyotta ABD’li ve İngiliz vatandaşların kafası kesilince; kızılca kıyamet koptu..

Oysa ki o tarihe kadar binlerce insan hem Irak’ta, hem de Suriye’de ölüyordu ama kimsenin kılı bile kıpırdamıyordu..

ABD’nin kuyruğuna takılan Kürtler hem Irak’ta, hem de Suriye’de IŞİD üzerinden resmen terbiye edildi. Özellikle PKK’nın fiyakası fena bozuldu. İşte şu kadar silahlı gücümü Rojava’ (Suriye Kürt Bölgesi)’ya kaydırdım, işte şu kadarını KOBANİ’ye yönlendirdim diyen PKK’nın aslında kağıttan kaplan olduğu bir kez daha anlaşıldı. En azından halkın desteğini alamadığı alanlarda, bölgelerde uluslararası operasyona hazır olmadığı çok net kanıtlandı.

Suriye Kürtleri (YPD) ESAD’la anlaşıp ÖSO’na destek vermeyerek aslında pokeri daha baştan kaybetti. ‘’Ülke özgürleşsin ki herkes özgür olsun’’ felsefesi yerine ‘’tek başıma özgürlüğüm yeter’’ felsefesi duvara çarptı. Ortadoğu gibi kaypak zeminde ilkeli duruş sergileyemedi.

Aynı benzer duruşu ‘’GEZİ DİRENİŞİ’’ sırasında da Türkiye Kürtleri yaptı. Beni ilgilendirmez diyerek kenara çekildi. Oysa ülkenin özgürlüğü herkesin özgür olmasını sağlayacağı mantığını bir türlü kuramadı.

2014-Ekim ayında KOBANİ’de IŞİD örgütünden fena dayak yiyen Kürtler, şaşırmış, hatta pusulası şaşmış vaziyette sağa sola saldırıyor.. Geçmiş olsun artık! Yanlış ata oynarsan sonucu böyle olur işte..

Çözüm sürecinde de acayip güç kaybetti. Türkiye devleti ile Türkiye Kürtleri masaya oturmuş, yapılacaklar takvime bağlanmış, hatta konu yasal güvenceye bile alınmışken İsrail ve ABD’nin oyunuyla uzaklara savruldu, gitti..

HDP nezdinde Kürtlerin paradoksu:

BM kararı olmadan meşru bir devlet olan Türkiye, Suriye sınırları içinde olan çatışma bölgesi KOBANİ’ye nasıl asker soksun, arkadaş bu bir..

150 bine yakın Suriye Kürtleri (kadın ve çocuklar hariç) topraklarını savunmazken Türk askeri niye savunsun arkadaş bu iki..

IŞİD Örgütünü bu hale getiren ABD olduğunu nasıl öngöremezsin ve aptalca Türkiye’yi suçlarsın arkadaş, bu da üç..

Şiiler mutlu, Kürtler mutlu ama Sünniler mutsuz ise hem Suriye’de hem de Irak’ta asla barış olamaz, buna da mı aklınız ermiyor, bu kadar mı basiretiniz ABD’ye bağlandı yahu..

Sünniler bir devlet kurmadıkça bu coğrafyaya (Irak ve Suriye) kalıcı barışın asla gelemeyeceğini zihninizin bir köşesine kazıyın derim..





20 Aralık 2013 Cuma

Türkiye siyasetinde yakın gelecek senaryosu..


17 Aralık 2013 günü Cumhuriyet tarihinde ilk kez bu kadar büyük yolsuzluk-rüşvet-kara para operasyonu yapıldı..

Yaşım gereği ve siyasete olan ilgim beni yanıltmıyorsa; cumhuriyet savcısı marifetiyle iktidarın görevde olan bir bakanına karşı yolsuzluk operasyonuna ilk kez tanık oluyorum..

Gerçek demokrasilerde yargı bağımsızdır, yasama bağımsızdır, yürütme bağımsızdır.. Devlet çarkı bu 3 ayak üzerinde döner..

Öyleyse Türkiye’de bir savcı düşünün, hadi adını da zikredeyim; Sayın Zekeriya ÖZ olup bana göre 11 yıldır iktidarda olan bir hükümetin bakanlarına karşı yolsuzluk ve rüşvet operasyonu yapabilen cumhuriyet tarihinin gelmiş-geçmiş en cesur savcısıdır..

Yolsuzluk operasyonu bundan önce olmadı mı?

Tabii ki oldu, işte belediyelere, işte bazı kamu görevlilerine yönelik operasyonlar elbette olmuştur. Ancak yüzde 50 oyla iktidara gelen, AK Parti hükümeti oluşturan, bakanlar kurulunun 4 bakanına karşı yolsuzluk operasyonu yapmak Cumhuriyet tarihinin en cesur savcısı Zekeriya ÖZ hariç Türkiye’de hiçbir savcı cesaret edemez arkadaş..

Gelelim gelecekte olabilecek senaryolara..

AK Parti, ne askeri vesayet döneminde (yediği e-muhtıra ve darbe planları) ne de yargı vesayeti döneminde (açılan kapatma davası) hiç bu kadar güç durumda kalmadı.

Çünkü Türkiye’de AK Parti’ye oy veren 21 milyona yakın partidaşlar, sempatizanlar bu tür akçalı işlere karışanları asla savunamaz ve kimseye de izah edemez..

Neden mi?

Şu ana kadar basına ve televizyona yansıyan bilgiler-resimler odağında; kısaca neler olduğunu tekrar edeyim:

-En büyük kamu bankasının genel müdürü gözaltına alınıyor ve konut aramasında 4.5 milyon dolar para bulunduğu iddia ediliyor..

-İçişleri Bakanı’nın oğlu gözaltına alınıyor ve konutunda yapılan aramalarda kasalar, yaklaşık 1.5 milyon dolar tutarında paralar, en önemlisi bakan babasıyla, oğlunun yaptığı iddia edilen telefon görüşme tapeleri..

-Ekonomi Bakanı’nın oğlu gözaltına alınıyor, ancak mahkeme kararına rağmen evi aranamıyor çünkü oturduğu konutun bakan babasının üstüne kayıtlı olması, onu kurtarıyor..

AK Parti’li Fatih Belediye Başkanı, kardeşi ve çalışanlar imar yolsuzluğu iddiasıyla gözaltına alınıyor..

Peki, kara para aklama, imar yolsuzluğu ve rüşvet gibi 3 ayrı dosya için neden aynı gün operasyon düğmesine basıldı?

Bir dosya için düğmeye basılsa; diğer dosyaların akamete uğrayabileceği yani kapanabileceği kaygısı olabilir mi? Bence olabilir..

Nerde kalmıştık, evet, gelecek senaryosu..

Sıkı durun şimdi!

‘Hükümeti yıkmaya teşebbüsten’ soruşturmayı yürüten savcıların, polis şeflerinin mahkeme önüne çıkarılması ve soluğu Silivri’de alması..

Mümkün mü?

Valla olur mu olur..

Çünkü bunu ilk emareleri içişleri bakanlığınca yapılan alelacele tayin-yer değiştirme idari tasarrufudur..

Anlayamadığım şudur: bu polis şefleri görevi ihmal, görevi suiistimal her ne suçu işledilerse niye tayin ediyorsun? Açığa al ve yargıya havale et..

Peki, yargıya ne diyecekler?

Bu polis şefleri bakan çocuklarını takip etmişler, yolsuzluk-rüşvet ağını bulmuşlar ama bakana haber vermemişler.. Çok komik olur:J)

Herkesin sorduğu büyük soru ise Başbakan Erdoğan, iddialarda adı geçen 4 bakanın istifasını neden hemen istemedi?

Korktu dersem extrem olacak, hadi çekindi diyelim.. Çünkü buna bir kere izin verirse; tüm bakanların tehdit altına gireceği argümanına sarıldı ve tüm bakanlara koruma uyguladı..

Bana göre tarihi hata yaptı. Oysa bekleyip, dosyanın içeriğini öğrenince bakanların istifasını alacaktı ve yola devam edecekti.. Hani siyasi yara almaz mıydı? Alırdı ama küçük pansumanla tedavi edebilirdi. Oysa şimdi yara gittikçe derinleşiyor ve kesmek-budamak dışında çare kalmıyor..

30 Mart yerel seçimlerine 101 gün kala siyasi tablo AK Parti aleyhine değişiyor. Bakın, eğer AK Parti oyu yüzde 35 bandına düşerse; cumhurbaşkanlığı seçilmesi risk altına girer ve küçük bir manevrayla cumhurbaşkanlığı seçimi geri TBMM’ne devredilebilir.. Olur mu? Valla olmaz, olmaz demeyin burası Türkiye..

Hele İstanbul, Ankara belediye başkanlıklarını Mustafa Sarıgül ve Mansur Yavaş kazanırsa; AK Parti 3 dönem milletvekili olma şartını pat diye tüzükten çıkarabilir ya da iptal edebilir.. Olur mu? Valla olmaz, olmaz demeyin burası Türkiye..

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, hala sessizliğini koruyor ve pozisyonu hakkında hiç ipucu vermiyor.. Bence bu da çok manidardır.. Acaba siyasi şartlar bir dönem daha Cumhurbaşkanı olmasını mı sağlayacak? Olmaz, olmaz demeyin burası Türkiye..

Gelelim cemaate.. Valla Allah yardımcıları olsun kendilerine.. Başbakan Erdoğan kafaya taktı bir kere.. Bana göre fişleme hikayesi doğrudur. Kamuda tüm cemaat mensubu olanları fişlemişler ve teker- teker üzerlerine operasyon yapılıyor. İşte emniyet, işte TRT, işte MASK gibi kurumlarda yapılan görevden alma operasyonu, sanki savaşın ilk işaret fişeğidir.. Başbakan Erdoğan, siyasi bekasını tehlikeye atma pahasına cemaati kesin olarak dağıtacak ve kamuda etkinliğini çok zayıflatacak.. Hele Ocak-2014’de dershanelerin kapatılmasıyla ilk darbeyi vuracaktır. Cemaat, yapılacak seçimlerde muhtemelen siyasi tercihini artık AK Parti lehinde kullanmayacaktır.

Ehee bu kadar yeter artık.. Bu kadar içeriği kısa ama anlamı devasa senaryo ürettim.. Ben de siyaset mühendisi oldum yahu:J)