İsrail etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İsrail etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Ocak 2015 Cuma

Genel Seçim olmayabilir..


Düşünüyorum, taşınıyorum, hep aynı noktaya çıkıyorum..

Mayıs sonunda Gezi hareketi ortaya çıkacak..

Nisan ayı içinde PKK hareketi ortaya çıkacak..

İstanbul silah ve cephane deposu sürekli dolduruluyor.. BEYOĞLU Hasköy'deki bir gecekondunun kömürlüğünde ve çatı aralığında silahlar ve mühimmat bulundu ya, ‘Eyvah!’ sözcüğü çıktı ilk dimağımdan.. Çünkü bulunanlar sanki fazlalık gibi geliyor..

Paralel örgüt zaten ayaktalar..

IŞID’ın uyuyan hücrelerini artık beşikteki çocuk bile söylüyor..

İsrail, ABD, Almanya gibi dış istihbarat güçleri apartta bekliyor..

Kısaca herkes uygun pozisyon alıyor..

İlk mermide Güneydoğu, İstanbul yandı kül oldu demektir..

İktidar da oluşan bu kaotik krizi yönetemeyeceğini anlarsa; yüzde 99 olasılıkla genel seçimleri en az 6 ay, belki 1 yıl erteleyebilir..
                                             
İktidarın böyle bir riski gördüğünü ve bu yüzden ısrarla kamu güvenliği yasasını çıkartmaya uğraştığını düşünüyorum..

Ha benimkisi tamamen senaryodur.. Ancak böyle bir olasılığı şahsen çok ciddi olarak öngörüyorum..

Off bir de anketler AKP’nin hükümeti kuramayacağı yönde şekillenirse; bak sen o zaman filme..

Neyse seçimlere 5 ay kala benden söylemesi, herkes ona göre hazırlığını yapsın..




15 Ocak 2015 Perşembe

Soru çok, yanıt yok..



Paris saldırısı sonrası İsrail Başbakanı Netanyahu dahil dünya liderleri gövde gösterisi yaptı mı?
Yaptı..

Hep beraberiz ve IŞID’a karşıyız dedi mi?
Dedi..

Türkiye Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan, ‘’o yürüyüşte İsrail terör devletinin işi yoktur’’ mealinde laf etti mi?
Etti..

Türkiye Başbakanı, İsrail Başbakanıyla kol kola yürüdü mü?
Yürüdü..

Peki, cumhurbaşkanı neden böyle dedi?

Madem İsrail katılacaksa, Türkiye niye katıldı?

Acaba terör devleti damgası yemekten korkmuş olabilir mi?

Bir yerde zoraki katılış mı oldu?

Ya da Cumhurbaşkanı ile başbakan görüş ayrılığı mı yaşadı?

Soru çok, yanıt yok..

Gelelim, Paris’e destek vermek amacıyla Cumhuriyet Gazetesi’nin hamlesine..

20 dilde ve Yaklaşık 5 milyon adet basılan karikatür dergisinden ‘’alıntıyı’’ Cumhuriyet Gazetesi’ne taşımak; AK Parti cenahını ve Yeni Akit Gazetesini neden rahatsız etti?

Dini değerlere saygı hassasiyeti meşru ise; Paris saldırısı da meşru mu?

Paris saldırısını protesto eden batı değerleri, İslami değerleri neden dikkate almıyor?

Yeni Akit Gazetesi, neden Atatürk’ü çirkin gösteren ve hakaret eden resimleri basıyor?

Batı değerlerini savunduğu için mi Atatürk hedef tahtasına konuyor?

Yeni Akit Gazetesi’ni protesto için neden sadece MHP’liler gidiyor?

Atatürk’e sahiplenen artık başka siyasi kitle kalmadı mı?

Soru çok, yanıt yok..

ABD, suçluk psikolojisiyle mi, Paris yürüyüşüne sadece büyükelçi gönderdi?

Cezayir asıllı Fransız vatandaşı Kuaşi kardeşler, karikatür dergisini maskeli bastıktan sonra kimliklerini neden terk ettikleri araçta bıraktılar?

Baskın sırasında Fransız polisi neden müdahale etmedi ve tek kurşun bile sıkmadı?

Paris’in göbeğinde 15 dakika süren saldırıyı gerçekten Kuaşi kardeşler mi yaptı? Yoksa Fransız derin devleti cinayeti mi?

Neden hiç kimse baskını yapan maskeli 2 kişinin Kuaşi kardeşler olduğunu ispatlayamıyor?

Soru çok, yanıt yok..

IŞID ile Türkiye ilişkisini kim yürütüyor?

Musul Konsolosluk baskını planlımıydı?

Durup dururken Türkiye Dışişleri Bakanı, 700 civarında IŞID savaşçısı Türkiye vatandaşı vardır, bunlar döndüğü zaman ne yapacağız, bilemiyoruz mealinde laf etti?

IŞID-Türkiye ilişkisinde belirleyici rolü ABD mi oynadı?

IŞID’a silah yardımı gönderildi mi?

Gönderildiyse bu silahları ABD mi tedarik etti?

Cumhurbaşkanı Erdoğan, takriben 100 gün önce KOBANİ; ha düştü ha düşecek diyerek IŞID’ın hamlesini mi biliyordu?

ABD, bölgede IŞID vasıtasıyla Sünni-Şii ve Kürt nüfus üzerinde hegemonya kurmaya mı çalışıyor?

Çalışıyorsa Türkiye nasıl bir rol alıyor?

Soru çok, yanıt yok..

Düşünce özgürlüğünün yazı ve çizide sınırlanması doğru mu?

Irkçılık yazı ve çizide yasak sınırına giriyorsa; dini değerler neden girmez?

‘’Ermeni soykırımı yok’’ demek düşünce suçu sayılıyorsa; Hazreti Muhammed’in karikatürünü çizme düşünce suçu kapsamına girer mi?

Anti-Semitizm yani Yahudi karşıtlığını ifade etmek evrensel değerlere göre düşünce özgürlüğü sınırlarında değilse; İslami değerlere küfür ve hakaret düşünce özgürlüğü sınırında olur mu?

Yazı ve çizi için düşünce özgürlüğüne kısıtlama getirmek aslında düşünce özgürlüğünü hadım etmek anlamına gelir mi?

Soru çok, yanıt yok..

Galiba insanlık bir asır daha birbirini boğazlamaya devam edecektir..



8 Ekim 2014 Çarşamba

Türkiye Kürtleri paradoks içinde…


Haziran-2014 ayında IŞİD (Irak-Şam İslam Devleti) örgütü Irak’ın en büyük şehirlerinden Musul’u ele geçirmesiyle gücü zirveye çıktı..

Sonra petrol yatakları olan Erbil ve Kerkük’e yöneldi. Aynı periyotta ABD’li ve İngiliz vatandaşların kafası kesilince; kızılca kıyamet koptu..

Oysa ki o tarihe kadar binlerce insan hem Irak’ta, hem de Suriye’de ölüyordu ama kimsenin kılı bile kıpırdamıyordu..

ABD’nin kuyruğuna takılan Kürtler hem Irak’ta, hem de Suriye’de IŞİD üzerinden resmen terbiye edildi. Özellikle PKK’nın fiyakası fena bozuldu. İşte şu kadar silahlı gücümü Rojava’ (Suriye Kürt Bölgesi)’ya kaydırdım, işte şu kadarını KOBANİ’ye yönlendirdim diyen PKK’nın aslında kağıttan kaplan olduğu bir kez daha anlaşıldı. En azından halkın desteğini alamadığı alanlarda, bölgelerde uluslararası operasyona hazır olmadığı çok net kanıtlandı.

Suriye Kürtleri (YPD) ESAD’la anlaşıp ÖSO’na destek vermeyerek aslında pokeri daha baştan kaybetti. ‘’Ülke özgürleşsin ki herkes özgür olsun’’ felsefesi yerine ‘’tek başıma özgürlüğüm yeter’’ felsefesi duvara çarptı. Ortadoğu gibi kaypak zeminde ilkeli duruş sergileyemedi.

Aynı benzer duruşu ‘’GEZİ DİRENİŞİ’’ sırasında da Türkiye Kürtleri yaptı. Beni ilgilendirmez diyerek kenara çekildi. Oysa ülkenin özgürlüğü herkesin özgür olmasını sağlayacağı mantığını bir türlü kuramadı.

2014-Ekim ayında KOBANİ’de IŞİD örgütünden fena dayak yiyen Kürtler, şaşırmış, hatta pusulası şaşmış vaziyette sağa sola saldırıyor.. Geçmiş olsun artık! Yanlış ata oynarsan sonucu böyle olur işte..

Çözüm sürecinde de acayip güç kaybetti. Türkiye devleti ile Türkiye Kürtleri masaya oturmuş, yapılacaklar takvime bağlanmış, hatta konu yasal güvenceye bile alınmışken İsrail ve ABD’nin oyunuyla uzaklara savruldu, gitti..

HDP nezdinde Kürtlerin paradoksu:

BM kararı olmadan meşru bir devlet olan Türkiye, Suriye sınırları içinde olan çatışma bölgesi KOBANİ’ye nasıl asker soksun, arkadaş bu bir..

150 bine yakın Suriye Kürtleri (kadın ve çocuklar hariç) topraklarını savunmazken Türk askeri niye savunsun arkadaş bu iki..

IŞİD Örgütünü bu hale getiren ABD olduğunu nasıl öngöremezsin ve aptalca Türkiye’yi suçlarsın arkadaş, bu da üç..

Şiiler mutlu, Kürtler mutlu ama Sünniler mutsuz ise hem Suriye’de hem de Irak’ta asla barış olamaz, buna da mı aklınız ermiyor, bu kadar mı basiretiniz ABD’ye bağlandı yahu..

Sünniler bir devlet kurmadıkça bu coğrafyaya (Irak ve Suriye) kalıcı barışın asla gelemeyeceğini zihninizin bir köşesine kazıyın derim..





1 Ocak 2012 Pazar

PKK’nın güvendiği dağlara kar yağdı..


Başbakan’ın konvoyuna yapılan Amasya saldırısı, takiben Silvan saldırısı, son olarak Çukurca saldırısı PKK’nın üstünlük hanesine artı yazdı…

Son 3 aydır ise bu kez PKK hanesine eksiler yazılıyor, Çukurca saldırısı sonrası özellikle Kazan Vadisi’nin ağır kayıplarının hesabı Suriyeli Fehman Hüseyin ya da nam-ı diğer Doktor Bahoz’dan eninden sonunda iç hesaplaşmada sorulacaktır. Yok kimyasal silah kullanıldı, yok atom bombası kullanıldı gibi absürt mazeretlere kendileri bile inanmadılar… Bu yüzden Almanya’dan heyetler falan geldi ama iddialar boş çıktı…

Velhasıl, Hakkari bölgesi, Ağrı Bölgesi, Diyarbakır Bölgesi, Bingöl Bölgesi ve en son Tunceli Bölgesi etkili, nokta operasyonlara hedef oldu. PKK’nın ölü, yaralı ve teslim olan eleman sayısı neredeyse 200’ü geçti. Ölen PKK’ların arasında alan-bölge sorumluları olması dikkate değer ayrı bir durumdur. Kısaca psikolojik üstünlük devlete geçti. Bu tür nokta operasyonlar Ocak, Şubat, Mart-2012 aylarında da sürecektir.  

Niye PKK bu kadar aciz duruma düştü?

Kış yapılanması için Türkiye içinde çok fazla örgüt mensubu bırakması bence stratejik hatadır. Çok güvendiği dağlara kar yağdı ve oynadığı pokerde yandı. Muhtemelen bu gruplar bahara doğru yani Nevruz sırasında toplumsal isyana önderlik edecekti. Ancak kıpırdadıkları anda İHA (İnsansız Hava Araçları)’lara yakalanıyorlar. Konuşsalar yakalanıyorlar. Örgüt içinden ajanlar nokta operasyonlar için yer bildirmekte neredeyse yarışıyorlar. Hal böyle olunca PKK talep ve müzakere kozlarını önemli oranda zayıflattı. En güvenli olarak konumlandığı Kuzey Irak bölgesi ise gün aşırı bombalanıyor ve bir yere kıpırdayamıyorlar. En önemlisi ise PKK’nın İmralı bağı kopartılmıştır. Buna bağlı KCK tutuklamalarıyla sivil kanat çökertilmiştir.

TSK yaptığın nokta operasyonları videoya kayıt edip; medyaya servis ediyor. Hani en son Çukurca saldırısında PKK’nın kameraya kayıt etmesi ve internet medyasına servis etmesi hiç unutulmamıştır. Benzer durumu şimdi TSK yapmaktadır. Böylece yakaladığı psikolojik üstünlüğü her platformda perçinlemektedir.

AK Parti Hükümeti’nin son hamlesi ise yapılacak anayasa değişikliği ve diğer yasal düzenlemeler üzerine olacaktır. Kürt hakları konusunda ileri adımlar atılacaktır. Böylece Kürt toplumu nezdinde PKK’nın gereksizliği bir şekilde ortaya konacaktır ve toplum desteği asgari orana indirilecektir.

Buraya kadar plan ya da strateji tıkır tıkır işlerken; son Hakkari-Uludere kayıpları gidişatın önünde mayın döşemiştir. Ama geçici olumsuz durumun tersini çevrileceği hükümetin beyanlarından anlaşılmıştır. Bakanların Uludere’ye kamp kurması, bizzat Başbakan’ın taziye telefonu etmesi, ölen vatandaşlar için tazminat ödenmesi gibi çabalar…

Bence PKK’nın etkisizleştirme planının oluşturmasında ana aktörleri arasında Irak’tan çekilen ABD, Kuzey Irak Kürt Yönetimi Başkanı Barzani sayabilirim.

Peki bu plan nasıl bozulur?

Suriye ve İran aktörleri ne yapacakları, nasıl tavır alacakları, en azından nötr kalıp kalmayacakları çok önemlidir. PKK’dan yana duruş gösterilerse işler tersine dönebilir. İran, Malatya’ya kurulacak ABD’nin füze radar sistemini bahane edebilir, Suriye yönetimi son 1 yıldır zaten Türkiye’yi artık hasım görüyor… Bunun neticelerini Nisan-2012 ayından itibaren göreceğiz. PKK kuvvetlerinin yarısını İran’a, yarısını Suriye’ye kaydırır ve Türkiye sınırına giriş yapar, saldırı yaparsa; ‘yandı keten helva’ olur artık… İlginç olan bu planda İsrail yoktur… 1 yıl önceki tezimde hala ısrarlıyım: Ya PKK, AK Parti’yi bitirecek, ya AK Parti, PKK’yı bitirecek…

Sonuç olarak mevcut gidişat; AK Parti Hükümeti’nin istediği yol ve istikamette ilerlemektedir. Bakalım, 2012 yılında ne olacak, ne bitecek?


Not: Bahsi geçen videoların linkleri aşağıdadır..



25 Eylül 2011 Pazar

AKP ile PKK bilek güreşine başladı…


Kim kazanacak acaba? Tabi, kazanma göreceli kavramdır. Kaybeden gibi görünürsün ama kazanırsın… Aksine kazanır gibi durursun bir bakarsın kaybedersin…

Olabileceklere dair öngörümü aktarayım ki, ondan sonra ‘kim kazanacak, kim kaybedecek?’ senaryosunu daha kolay yazabiliriz…

Özellikle Ekim ayı içinde şehit sayıları daha da artacak tahminini yapabilirim… Yani çok daha kanlı günlere hazırlıklı olun derim... Günde 30-40 şehitlerin yaşandığı günler yakındır maalesef...

‘Düşük yoğunluklu savaş’ adlandırması yaygın olarak kullanılmaktadır. Ancak bir anda kontrolden çıkmış savaş hüviyeti kazanabilir…

Aynı gün hem Van’da, hem Şırnak’ta, hem Hakkari’de, hem Siirt’te, hem Diyarbakır’da, hem Batman’da çatışmalar yaşanırken; İstanbul, Ankara, İzmir metropollerinde patlayan bombalamalar eşlik edebilir… İşte o zaman hem savaşın ciheti, hem kimliği, hem de kazanım ibresi değişebilir…

Böylece ülkemiz bir anda kaos ve kaotik iklimin etkisi altına girebilir. Yönetilemez hale gelen süreç muhtemelen AKP hükümetinin de sorgulanmasına yol açabilir hatta istifası bile gündeme gelebilir... İletişim bu kadar zirve yaptığı dönemde büyük toplumsal olaylar patlayabilir…

Bu senaryo ışığında bilek güreşini kazanan kim olabilir? PKK mı, AKP mi yoksa beraberi mi? Son bir şık ise hepsi mi?

Benim bu senaryoda öngörüm şudur: İsrail, ABD desteğini alan PKK bilek güreşini kazanacaktır. Kuzey Irak’ta başlayan Kürdistan puzzle’nin Türkiye ayağı da tamamlanacaktır. Geriye Suriye ve İran kalacaktır. Bunlar için özel bir çabaya gerek kalmadan kendiliğinden Puzzle parçaları olarak ‘şıp’ diye oturacaklardır.

Peki, bu senaryo nasıl boşa çıkartılabilir?

Ya savaş, ya barış yolu kalmıştır. Savaş konsepti için sosyal, psikolojik ortam 20 yıl öncekinden çok farklıdır. AKP’nin ilan ettiği savaş seçeneği ölü doğmuştur. Neden mi? Çok neden vardır. Sizlere bir tek veri söyleyeceğim. Gerisini siz düşünün… ‘Savaşacak olan TSK’ya toplumsal güven endeksi yerlerde sürünmektedir.’

O halde tek seçenek olan barış için düğmeye basılmalıdır. Hem de hiç beklemeden hemen bugün basılmalıdır.

Böyle davranmazsak yukarıda bahsettiğim senaryo 2-3 yıl içinde gerçekleşir, en kötüsü yenilgi psikolojisiyle tam bir sosyal çöküş yaşanır.
Yine maalesef ABD ve İsrail tarafından 5-6 yıldır uygulanan ortak senaryo içinde Türkiye’yi kazığa oturtuyorlar… Bunun onlarca verisi anlayana vardır.

Bunun karşısında AKP’nin gelecek senaryosu kabaca nedir?

PKK her alanda mağlup olacaktır, yeni anayasa ve demokratikleşme eşliğinde yeni Türkiye’deki Kürtlere barış için zeytin dalı uzatılacaktır.

Bu senaryoya karşı hem içeride hem de dışarıda o kadar çok güç odakları var ki, saymakla bitmez…

Bence AKP hızla bu senaryoyu terk etmelidir. Aksi halde sıradan bir vatandaş olarak öngörüm maalesef ki, hem kendisi hem de ülke mahvolacaktır. 

3 Eylül 2011 Cumartesi

İsrail ile Türkiye satranç oynuyor ve Türkiye şah çekiyor…



Türkiye tarafı, şimdiye kadar doğrusunu söylemek gerekirse hamleleri ustaca yapıyor…

Nasıl mı?

Büyükelçi 3 gün içinde ülkeyi terk edecek deniyor yani İsrail’e artık rest çekiliyor, tam bu sırada ABD’ye yeşil ışık yakılıyor… Tamam, füze ve radar sistemini Türkiye’ye kurabilirsin deniyor…

Satranç oyunu malumunuz uzun soluklu, düşünce ağırlıklı, strateji ufuklu oynanır ve ulaşılacak sonuçlar kesindir; ya yenersin, ya yenilirsin ya da pat olur yani berabere kalırsın…

İşin doğrusu 2009 yılı, Davos Zirvesi’nde çekilen ‘one minute’ ifadesiyle başlayan satranç oyunu başarıyla 2011 yılı Eylül ayına kadar getirilmiştir… Diplomatik dengeler gözetilmiş, İsrail’in uluslararası alanda elinin daha güçlü hale gelmesi bir şekilde önlenmiş ve nihayetinde ‘şah’ çekilmiştir.

İsrail iç politik durumu da çekilen şaha karşı hamleler konusunda çok elverişli değildir. Çünkü 3-4 parçalı partiden oluşan bir koalisyon hükümeti, karar almada zorluk çekmektedir. Üstüne üstlük halk nezdinde oldukça itibar ve güven kaybetmiştir. Karşısında ise tam aksine yüzde 50 oy oranıyla geniş bir halk desteği olan AK Parti hükümeti vardır.

Peki, Türkiye’nin ‘şah’ diyerek meydan okuması İsrail tarafından nasıl okunacaktır? Tamam, oyunu kaybettim mi diyecektir?

Bence kesinlikle hayır! Tam aksine daha da bilenecektir. Türkiye’nin zayıf karnı olan PKK tarafına daha çok sarılacaktır, daha çok yumruk sallayacaktır. Gerekirse Türkiye ile savaş hali bile ilan edebilecektir.

İsrail uçakları gelip; Anadolu’da bombalama yapabilir mi?

Valla, çılgınlıkta sınır yoktur. Her şey olabilir… Akdeniz’de sivil askeri gemilerimize saldırabilir… Çünkü bu satranç oyununda çekilen ‘şah’ hamlesine başka türlü yanıt verilmez. Çok derin kriz çıkacak ki araya BM’ler girsin, başka ülkeler girsin ki yeni bir başlangıç sağlansın…

Zaten halihazır durum ona işaret ediyor. Çünkü ülkeler arası savaş haline geçmek için önce diplomatik misyon sahadan çekilir, sonra ilk ateş beklenir…

Türkiye, PKK ile savaşacak, Suriye ile savaşacak, bir de İsrail ile savaşacak… Savaşabilir mi?

Savaşır…

Kazanabilir mi?

Savaşın sonucunu hiç kimse kestiremez…

Bu bir felaket değil midir?

Ona halk karar verecektir…