İstanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İstanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Şubat 2018 Salı

ABD için ‘B’ planı Var mı?


Aklıma her şey geliyor..

ABD ile savaşalım diyenlere çok basit bir soru sorayım:

Neye karşılık?

Sıcak çatışmaya girdik, 10 ABD askerini öldürdük, bu andan itibaren ne olacağa dair ‘’Bizim ‘B’ planımız var mı?’’

Akdeniz’de ya da Hint Okyanusunda bulunan uçak gemisinden Ankara’ya CRUİSE füzesi fırlatırsa; biz ne yapacağız?

Kuzey Kore Liderinin bile bu konuda karşılık verebileceği bir düğmesi var, uzun menzilli füzesiyle ABD kentlerini tehdit edebilir..

Bize atılan füzeye karşı bir ne atacağız?

Tamam, Osmanlı tokadı atarız ama adamları bulursak..

Adamlar bize 10 bin km. uzaklıkta duruyor..

ABD ile savaşa tutuşmak akla ve mantığa uygun olduğunu biri bana anlatsın, hemen ikna olayım..

Ankara’ya atılacak füzeye biz nasıl karşılık vereceğiz?

Birisi bana izah etsin, o vakit hemen ABD’ye savaş açalım..

Çare nedir?

ABD ile direk savaşa girmeden her türlü ilişkiyi kesebilirsin..

ABD üslerini hemen kapatabilirsin..

ABD ile ticarete ambargo koyabilirsin..

Her şeyi yapalım ama asla mermi sıkmayalım derim..

Çünkü ABD’ye mermi sıkmak demek; ANKARA’nın, İSTANBUL’un güvenliğini tehdit altına sokmak olur..

O zaman AFRİN harekatında TSK’nın başarısını alkışlayalım fakat ABD ile savaşmayalım..

Sıradan bir sokak gazetecisi refleksiyle bu yazıyı kaleme almak zorundayım.. Elbette bizi yönetenler en doğru kararı alacaktır..

Araştırmacı Yazar Ömer ÖZDAMAR
Bucak-BURDUR





24 Ağustos 2017 Perşembe

2019 yılına dair siyasi tahminim..


Biliyorum, daha 19 ay var, 31 Mart 2019 Yerel Seçimlerine..

Ama yaşam çok hızlı ya, siyasetin de bu hızdan kalır yanı yoktur..

Mevcut konjonktür, halen süregelen siyasi atmosfer aslında seçimi bile gereksiz kılıyor..

‘Ne demek bu?’ derseniz; sonucu aşağı-yukarı belli olan seçimler için kullandığım tabirdir..

Daha açık deyişle ‘bugün seçim olsa’ başkanlığı AK Parti Genel Başkanı çok rahat kazanır, hem de 1.turda..

Bu siyasi denklemi bozacak yegane etmen Sayın Meral Akşener’in siyasi oluşum çabasıdır..

2019-Kasım ayında yapılacak başkanlık seçimi adaylarından 2’si bellidir.. İlki Sayın Tayyip Erdoğan, ikincisi Sayın Meral Akşener olup CHP adayını açıklamadı, HDP aday çıkarması söz konusu değildir..

CHP’de kesin olan Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun başkan adayı olmayacağıdır..

Peki, CHP adayı kim olacak?

Kanımca ya Abdullatif Şener ya da İlhan Kesici..

Herkesin neredeyse ortak sorusu:

Sayın Meral Akşener’in, yeni siyasi oluşumda başarı şansı nedir?

Başına bir şey gelemezse (işte davalık olma, işte siyaset yapamaz hale düşmesi gibi..) kafadan yüzde 20 alır..

Zaten yüzde 8 MHP’den garanti, en az 5-6 puan AK Parti’den gelir, yüzde 2-3 CHP’den kayar..

Bu siyasi tablodan ne mi çıkar?

2019-Kasım ayı başkanlık seçimi yüzde 100 2.tura kalır..

2.tura kalan seçimin sonucu AK Parti için riski çok yüksektir..

Şunu iyi biliyorum ki, tehdit unsuru Meral Akşener, legal sınırlar içinde ‘nasıl etkisiz hale getirilir?’ sorusuna sürekli senaryo yazıyordur AK Parti kurmayları, danışmanları..

Ne olup biteceğinin en önemli işaret fişeği 2019-Mart ayında atılacaktır..

Çok net ifadeyle söylüyorum:

En son referandumunda ‘HAYIR’ çıkan Ankara ve İstanbul AK Parti’den giderse başkanlık da gider..

Peki, seçimler 2018 yılına çekilebilir mi?

Anketler ve diğer gelişmeler; AK Parti’yi belki de ilk kez seçimleri erkene çekmeye mecbur bırakabilir..

Bu kadar öngörü yeter artar..

Araştırmacı Yazar Ömer ÖZDAMAR
Bucak-BURDUR




21 Mart 2016 Pazartesi

Soruna çare bulma düşüncesi..


5-6 aydır Güneydoğu’dan şehitler geliyordu ama sıkıntı olmuyordu. Ne olduysa oldu, Ankara hele İstanbul metropolünde bombalar patlıyor, tabii ki kıyamet kopuyor..

İstanbul’da birkaç bomba daha patlarsa ne iktidar kalır ne de siyaset..

Neden?

Batıda yaşayanlar terör ve güvenlik sorununu askere-polise-AKP’ye kısaca birilerine havale etti ve rahatça yaşayıp gidiyordu..

Ne var ki İstiklal’de ve Kızılay’da patlayan bombalar tüm paradigmayı değiştirdi.

Allah korusun, İstanbul, İzmir, Ankara, Antalya gibi şehirlerde art ardına bombalar patlarsa; toplum ayağa kalkar ve kimse zapt edemez..

Kaos zirve yapar, sıkıyönetim falan gelir, demokrasi rafa kalkar ve hükümet gider..

Çare nedir?

Önerin var mı?

TBMM’de geniş katılımlı toplantıda karar alınmalıdır. PKK’nın silah bırakması halinde ve şartıyla Kürt meselesine tüm partilerin ortak olduğu komisyon aracılığıyla çözüm yolunda adım atılmalıdır.

Çünkü bu mesele sadece iktidarın değil, tüm milletin meselesidir..

Hükümet, Suriye politikasını sil baştan gözden geçirir ve yeni başlangıç yaparsa; IŞİD meselesinden en az zararla atlatılabilir..

Nasıl?

Suriye’ye giden Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının listesi çıkartılır, kontrol altına alınır ve potansiyel canlı bomba olabilecek kişiler zapturapt altında tutulur..

Son söz: Kıt bilgimiz ve aklımızla, sıradan bir vatandaşın, soruna çare bulma düşüncesi böyledir..     

Ömer ÖZDAMAR (Yeni Sol Muhalif)
Bucak-BURDUR




17 Eylül 2013 Salı

Mustafa Sarıgül önce İstanbul, sonra Ankara’da


Kim ne derse desin Sarıgül-Kılıçdaroğlu satrancında son hamleler yapıldı ve kazanan belli oldu..

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun artık manevra yapacak ne hali kaldı ne de zamanı kaldı..  

Sonuç olarak CHP’nin İstanbul Belediye Başkan Adayı Mustafa Sarıgül olacaktır.

Ne Gürsel Tekin’in ne de Kılıçdaroğlu’nun itiraz edecek argümanı hiç kalmadı. Özellikle tabanın Sarıgül demesi CHP’de herkesin elini kolunu bağlamaktadır.

Sarıgül cephesi öyle akıllı, öyle bilinçli strateji izledi ki, CHP kurmayları asla karşı strateji geliştiremedi..

CHP MYK toplanacak, ihraç edilen üyelere genel af çıkaracak ve bu kararı CHP Parti Meclisi’nde onaylatacak..

Böylece Sarıgül’de hem üyelik yenilemesini, hem de belediye başkanlığı adaylığını ilan edecektir.

Ha bu saatten sonra CHP Yönetimi bu işi rafa kaldırabilir mi?

Kaldırabilir ama kendi ayağına kurşun sıkar ya da intihar eder..

Çünkü o durumda Sarıgül tüm kozları eline geçirmiş olacaktır. ‘’Çok istedim ama engellediler, ben de kendi partimden İstanbul Belediye Başkanı olacağım’’ diyecektir.

İşte o zaman yandı keten helva misali CHP, hem İstanbul’u kaybedecek hem de oy kaybedecektir..

Ama öyle ama böyle Mustafa Sarıgül Ankara’ya gelecektir..

Son bir not: 'Seçim Şarkısı' da vardır..

İstanbul sıra bizde
Zamanı geldi işte
İyi günde kötü günde
Çare Sarıgül'de
İstanbul sıra bizde
Zamanı geldi işte
İyi günde kötü günde Çare Sarıgül'de
Zamanı geldi, zamanı geldi
İstanbul'da Sarıgül zamanı geldi
El ele verelim, birlik olalım
İstanbul'a en güzeli sunalım
Zamanı geldi, zamanı geldi
Mustafa Sarıgül zamanı geldi

8 Eylül 2013 Pazar

2020-Olimpiyat Adayı İstanbul ne oldu? Fiyasko..


Hani laf olsun diye yazmadım, bildiğimiz, öngörümüz var ki iddialı konuştum..
Oylamadan bir gün önce, bakın sosyal medyada neler dedim?

2020 Olimpiyatlarını bence Tokyo alacak.. Demedi demeyin..24 saat önce ilan ettim hala ısrarlıyım..

İstanbul 2020 olimpiyatlarını alırsa; twitter'da ROK (Rasim Ozan Kütahyalı) gibi anıracağım..

2020 Olimpiyatlarını bence Tokyo alacak.. Demedi demeyin..

Olimpiyatların ruhunu spor oluşturur.. Özellikle en çok madalya dağıtılan yüzme, atletizm ve jimnastik dalları olimpiyatın ana gövdesini oluşturur..

Tanıtımlara şöyle bir göz ucuyla baktım, zaten o noktada bile kaybedeceğimiz kesindir. Tokyo şehri tanıtım ağırlığını sporcuya vermiş, İstanbul tarihi güzelliklerine vermiş.. Arkadaş orası turizm tanıtım yeri değil ki aksine olimpiyat şampiyonu olmuş sporcuların boy göstermesi gereken sahnedir..

Ha burada İstanbul şehrinin hiç suçu yoktur, tek suçlusu bu ülkeyi yıllardır yönetin sağ cenah siyasetçileridir..

Özellikle son 10 yılda 20 milyon gençlik spordan tamamen uzaklaştırıldı. Alınan fetvalar, söylenen laflar sporla ilgilerini fiilen kesti.. Varsa yoksa din.. Yaz tatili olur, çocuklarımız spor okulları yerine tarikatların cemaatlerin okullarında din bilgisi, dini yaşam öğretilir.. Okullara seçmeli ders konulur, aman ha dini dersleri mutlaka seçin, zaten diğer derslerin öğretmeni yok ya da sınıf açmak için yeterli öğrencisi yok denir.. Oysa her öğrencimiz zorunlu olarak hem ortaokulda hem de lisede mutlaka bir spor dalıyla iştigal edecek, öğrenecek, çalışacak dense ne olur?

Olmaz, çünkü dindar gençlik yetiştireceğiz ya, külli olmaz..

Yahu bazı şehirlerimize yanlışlıkla da olsa kapalı yüzme havuzu yapılıyor, bu havuzdan çocuklarımız, gençlerimiz nasıl yararlanır, nasıl başarılı olur yerine kızlar, erkekler nasıl aynı anda havuzda yüzemezlerin hesabı, matematiği yapılıyor abi.. Kafa bu, vizyon bu işte..

Herkes yaşadığı ile, ilçeye, beldeye, köyüne baksın ve 10 ile 20 yaş arası herhangi bir spor dalıyla uğraşan bir insan göstersin bakalım; inanın, bir elin parmağını geçmez.. İstisnai olarak sporla ilgilenen kızlarımız, erkelerimiz de maalesef hileye başvuruyor ve dopingli çıkıyor..

Ondan sonra kalkmışsın dünyaya olimpiyat vizyonu açıklıyorsun ve talip oluyorsun..

Olimpiyat üyelerinin neredeyse 3/2’si inanmıyor veya inandırıcı bulmuyor ki oylamada 30-60 kaybediyorsun..

Yeryüzünde neredeyse tüm insanlar yaşam akışını belirlemede bilimi referans alıyor, sen ise dini referans alıyorsun..

Çare ise 2028’i hedef alarak; en az 100 bin yüzücü, 100 bin atlet, 100 bin jimnastikçi yetiştir, en iyilerini olimpiyata gönder, madalyaları topla, işte o zaman göğsünü gere gere ben İstanbul-2028 olimpiyatlarını istiyorum diyebilirsin..

Bu hükümet yapabilir mi?

Mümkünatı yoktur, çünkü doğduğu,büyüdüğü yaşadığı çevrenin oluşturduğu genetik kodlar müsaade etmez.. Yani istese bile yapamaz..

Sayın Başbakan Erdoğan, kendi ağzıyla söyledi..

Ne dedi?

‘Ben çocukken ve gençken futbolla uğraşıyordum ama rahmetli babamdan habersizdi çünkü izin vermezdi..’

Daha üstüne söylenecek söz kaldı mı?

Benim ne demek istediğim anlaşılabildi mi?

Tavsiyem ise bir daha ne olimpiyatlara aday olun ne de bu işlere soyunun.. Hem kendinizi hem de ülkemizi rezil etmeyin.. Sizler bildiğiniz işi yapın, yani ormanları kesin, suları kirletin, bol bol bina dikin.. Bu arada 4-4’lük dindar nesil yetiştirin..

Saygılarımla..


Ömer ÖZDAMAR Bucak-BURDUR

5 Ağustos 2013 Pazartesi

Gezi Parkı eylemleri ve uyananlar..


Çok tartışıldı, çok konuşuldu ama hiçbiri beni tatmin etmedi..

Neydi o önemli ve altı çizilmesi gereken soru?

Gezi Parkı eylemlerine katılan kimlerdi?

Eylemin sembolü olmuş ve yakın mesafeden gaz sıkılan o kırmızı elbiseli kadını anımsayın.. Daha kimleri sayayım; sanatçıları mı, iş adamlarını mı, beyaz yakalıları mı kısaca İstanbul’un elit sayıbilecek kesimi.. Beşiktaş, Şişli, Beyoğlu, Bebek, Cihangir gibi yerlerden katılımın yoğun olduğunu unutmayın.. Eyleme sonradan eklemnenen ya da kaynak olan grupları saymıyorum..

İşin aslı bence de ağaç, çevre falan değildir..

Peki, ne oldu da bu insanlar ağaç üzerinden isyan noktasına geldiler?

Valla bana göre yaşam alanlarına müdahale başladı ve çok rahatsız oldular.. İşte tartışılan kürtaj olayı, işte içki satımının kısıtlanması dolaylı olarak yasaklanması, eğitim-öğretim dini referanslarla düzenlenmesi, 3 hatta 5 çocuk istenmesi, falan filan..

Bu insanların paraları falan yeterince vardır ve yazları mutlaka tatiline giderler.. En önemlisi siyasete pek müdahil olmazlar hatta bana, sıradan, alt tabaka işi olarak görürler.. Ve en kötü tahminimi söyleyeyim; bu insanlar oy da kullanmazlar.. İşte bilmem nereye git, sandığı bul, sıraya geç, oy kullan, mümkünatı yoktur, yapmazlar..

Kanıt mı?

İşte İstanbul seçim çevresi verileri..

Kabaca toplam 10 milyon seçmen vardır. 12 Haziran 2011 seçimlerinde yine kabaca 1,5 milyon seçmen sandık başına gitmemiştir. Yüzde 15 civarında seçmenin CHP’ye oy vermesi demek; AK Parti’yle kafa kafaya gelmesi demektir..

Tehlike kendi kapılarına dayanınca ‘eyvah, yandık’ diyerek bağırmaya başladılar. İddia ediyorum; 30 Mart 2014 yerel seçimlerinde bu kesim sabahtan sandığa gidecekler, sıraya girecekler ve oylarını kullanacaklar..

Ehee pabuç pahalı artık, AK Parti’nin kaybetmesi ya da en azından dengelenmesi için çok çalışacaklar ve oy verecekler..

Yine iddia ediyorum; yerel seçimlerde İstanbul’da seçime katılım oranı yüzde 98 hatta 99 civarında olacaktır. Çünkü tuzu kuru olanlar altlarında yaşlık hissetmeye başladılar:J)


20 Temmuz 2013 Cumartesi

CHP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı kim olmalı?


Valla bir sürü isim geçiyor ama bildiğim kadarıyla ya Mustafa Sarıgül olacak, ya da Gürsel Tekin..

Mustafa Sarıgül kabul eder mi, etmez mi, ederse nasıl eder, etmezse ne yapar, orası muallaktır..

Mustafa Sarıgül denklem dışı kalacaksa CHP’nin en uygun adayı Gürsel Tekin’dir.

Neden?

Ehee en azından İstanbul il başkanlığı yaptı, 2009 yerel seçimlerinde Kılıçdaroğlu’yla beraber kampanya yürüttü, yani deneyimi var, o İstanbul’u tanıyor, İstanbul onu anıyor..

Kazanır, kazanamaz orası ayrı meseledir.. Ama CHP’nin çıkarabileceği en uygun aday Gürsel Tekin olup başka isimlerle macera aramasına gerek yoktur..


14 Temmuz 2013 Pazar

Yerel seçimler ve Türkiye genelinde son durum..


CHP Genel Merkezi’nden il ve ilçe başkanlıklarına gönderilen genelgede belediye başkanlığı ya da meclis üyeliğine aday olan parti yöneticilerinden 15 Temmuz Pazartesi gününe kadar görevlerinden istifa etmeleri istendi.

CHP’de belediye başkanlığı ve meclis üyeliği aday adaylığına yönelik resmi başvurular da 31 Temmuz Çarşamba günü saat 17.00’a kadar yapılacak.

Yerel seçimlerde adayların hangi yöntemle belirleneceği yetkisinin PM tarafından MYK'ya verildiği, aday belirlemede, "merkez yoklaması", "eğilim yoklaması" usullerinin benimsendiği ancak anket yöntemine de başvurulacağı...

ORC Araştırma´nın 81 ilde 63750 kişi ile yaptığı son yerel seçim anket sonuçları göre:

İstanbul: Yüzde 41 AKP, yüzde 34 CHP olup FARK yüzde 7,
Ankara: Yüzde 47 AKP, yüzde 30 CHP olup FARK yüzde 17,
İzmir: Yüzde 42 CHP, yüzde 34 AKP olup FARK yüzde 8
Bursa: Yüzde 43 AKP, yüzde 30 CHP olup FARK yüzde 13
Antalya: Yüzde 38.5 CHP, yüzde 33 AKP olup FARK yüzde 5.5
Örnek olsun diye 5 büyük ilimizin tablosunu aldım. Çıkardığım sonuç ise yerel seçimlere 8 ay kala AK Parti açısından İstanbul tehlikededir, aynı şekilde CHP açısından da Antalya tehlikededir..

Ankara, Bursa belli ki AK Parti’nindir.

İzmir biraz zorlansa da CHP’nindir..

Galiba yerel seçimlerde en büyük mücadele/savaş İstanbul için olacaktır. İstanbul’u alan bilin ki 2015 Genel Seçimleri’nde iktidar olmaya namzettir.. Geçmiş tüm seçimler gösteriyor ki İstanbul demek bir yerde Türkiye geneli demekle eş anlamlıdır.. En azından psikolojik üstünlük sağlar.. CHP İstanbul adayı ‘kim olacak?’ kilit sorusu 31 Temmuz 2013’e kadar yanıt bulacaktır.

Gelelim memleketim olan Burdur merkeze, aynı ankete göre yüzde 37 AKP, yüzde 32 CHP olup FARK sadece yüzde 5’dir. İyi bir aday ve etkili bir çalışmayla yüzde 5’lik fark kolayca kapanabilir. Benim gördüğüm en önemli sorun ise yüzde 19’luk oy oranına sahip MHP’lilerin tutumudur.. MHP’liler seçim günü sandığa gidip kendi adaylarına oy verirlerse sorun yoktur. Ancak ‘son gün nasıl olsa bizim partinin adayı kazanamayacak, o zaman CHP yerine AK Parti’ye verelim’ derlerse; yandı keten helva olur:J) Ki 2009 yerel seçimlerinde bu sahne yaşandı..

Gelelim CHP’nin erken açıklanan seçim takvimine..

Şimdi 31 Temmuz 2013 tarihi aday adayları için son gündür. İyi de Ağustos, Eylül, Ekim aylarında pozisyona ve gelişmelere göre çıkabilecek etkili aday adaylarının önü kapanmıyor mu? Bu stratejinin doğruluğu, yanlışlığı çok tartışılır bence..

Ağustos-Eylül aylarında aday adayları temayül yoklaması için çalışacaklar.. Ekim ayında temayül yoklaması yapılacak ve nihai kararı CHP MYK’sı verecektir. Aday adayı temayülden ilk sırada çıksa bile bağlayıcılığı olmadığı için nihayetinde genel merkezin kararını kalacaktır. Bu da sakat bir stratejidir. Aday adaylarının konsantrasyonu bozar. Bakın, göreceksiniz, öyle çok sayıda aday adayı çıkmayacaktır.


Neyse daha erkendir, biz daha bu konuları çok yazar, çizeriz..

14 Haziran 2013 Cuma

‘Gezi Parkı’ Eyleminin Tortuları..



‘Gezi Parkı’ direnişi daha uzun yıllar konuşulacaktır ve üzerinde günlerce tartışma yürütülecektir. 


Sandık ya da bir başka deyişle çoğulcu demokrasi anlayışı ağır bir darbe almıştır. İşte şu kadar oy aldım, işte ne dersem o olur, çok canın sıkılıyorsa 4 yıl sonra sandıkta hesaplaşırız, argümanı çöpe gitmiştir ve iflas etmiştir.

Katılımcı demokrasi kültürünün ilk basamağa başarıyla çıkılmıştır. ‘Gezi Parkı’ eylemi sayesinde elbette..

Nasıl?

Vatandaş sadece 4 yılda bir kere sandığa gitmekle demokrasiyi yaşama tezine katılmadığı; tam aksine her gün, her ay, her yıl bizatihi demokrasi içinde yer almak istediği ortaya çıkmıştır.

Ta Ankara’dan alınan idari bir kararla; ta İstanbul/Taksim alanında düzenleme yapmanın yanlış olduğunu cümle aleme anlatmıştır.

Peki, kim karar verecek?

İstanbul Belediye Başkanı, Beyoğlu Belediye Başkanı, Taksim çevre esnafı ve yaşayanları karar verecektir. Hele İstanbul hatta Türkiye için tarihi anlamı ve sembolü olan Taksim alanı düzenlemesi öyle oldu-bittiye getirilip; ‘ben yaparım, ben bilirim’ ifadeleriyle asla yürütülemeyeceği Sayın Cumhurbaşkanı, Sayın Başbakan Yardımcı ve en son Sayın Başbakan tarafından ‘Mesaj alınmıştır’ cümleciğiyle çok net öğretilmiştir.

Bundan sonra siyasi partilerin seçim, aday belirleme yöntemlerinden tutun da, yerel yönetimlerin büyük ölçekli yatırım kararlarına kadar, kısaca yaşamını ilgilendiren her konuda vatandaşın söz sahibi olacağı ya da talep edeceği aşikardır. Böylece katılımcı demokrasi daha da gelişecektir ve basamak atlanacaktır.. Tabi ki, ‘Gezi Parkı’ eylemi sayesinde olacaktır.

İşin özü ‘Gezi Parkı’ eylemi Türkiye siyasi yaşamında mihenk taşı olmuştur. Kim ne derse desin ‘Gezi Parkı’ eylemcileri; bana, sana, ona kısaca 76 milyona, pratiğiyle, teorisiyle demokrasi hakkını kullanma dersi vermiştir. En önemlisi ise korkaklara, umutsuzlara yepyeni bir kapı açmıştır.

‘Gezi Parkı’ eylemcilerinden büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden öpüyor, kaybettiğimiz canlar için Allah’tan rahmet, ailelerine başsağlığı diliyorum.. Tarih o isimleri unutmayacaktır..

25 Eylül 2011 Pazar

AKP ile PKK bilek güreşine başladı…


Kim kazanacak acaba? Tabi, kazanma göreceli kavramdır. Kaybeden gibi görünürsün ama kazanırsın… Aksine kazanır gibi durursun bir bakarsın kaybedersin…

Olabileceklere dair öngörümü aktarayım ki, ondan sonra ‘kim kazanacak, kim kaybedecek?’ senaryosunu daha kolay yazabiliriz…

Özellikle Ekim ayı içinde şehit sayıları daha da artacak tahminini yapabilirim… Yani çok daha kanlı günlere hazırlıklı olun derim... Günde 30-40 şehitlerin yaşandığı günler yakındır maalesef...

‘Düşük yoğunluklu savaş’ adlandırması yaygın olarak kullanılmaktadır. Ancak bir anda kontrolden çıkmış savaş hüviyeti kazanabilir…

Aynı gün hem Van’da, hem Şırnak’ta, hem Hakkari’de, hem Siirt’te, hem Diyarbakır’da, hem Batman’da çatışmalar yaşanırken; İstanbul, Ankara, İzmir metropollerinde patlayan bombalamalar eşlik edebilir… İşte o zaman hem savaşın ciheti, hem kimliği, hem de kazanım ibresi değişebilir…

Böylece ülkemiz bir anda kaos ve kaotik iklimin etkisi altına girebilir. Yönetilemez hale gelen süreç muhtemelen AKP hükümetinin de sorgulanmasına yol açabilir hatta istifası bile gündeme gelebilir... İletişim bu kadar zirve yaptığı dönemde büyük toplumsal olaylar patlayabilir…

Bu senaryo ışığında bilek güreşini kazanan kim olabilir? PKK mı, AKP mi yoksa beraberi mi? Son bir şık ise hepsi mi?

Benim bu senaryoda öngörüm şudur: İsrail, ABD desteğini alan PKK bilek güreşini kazanacaktır. Kuzey Irak’ta başlayan Kürdistan puzzle’nin Türkiye ayağı da tamamlanacaktır. Geriye Suriye ve İran kalacaktır. Bunlar için özel bir çabaya gerek kalmadan kendiliğinden Puzzle parçaları olarak ‘şıp’ diye oturacaklardır.

Peki, bu senaryo nasıl boşa çıkartılabilir?

Ya savaş, ya barış yolu kalmıştır. Savaş konsepti için sosyal, psikolojik ortam 20 yıl öncekinden çok farklıdır. AKP’nin ilan ettiği savaş seçeneği ölü doğmuştur. Neden mi? Çok neden vardır. Sizlere bir tek veri söyleyeceğim. Gerisini siz düşünün… ‘Savaşacak olan TSK’ya toplumsal güven endeksi yerlerde sürünmektedir.’

O halde tek seçenek olan barış için düğmeye basılmalıdır. Hem de hiç beklemeden hemen bugün basılmalıdır.

Böyle davranmazsak yukarıda bahsettiğim senaryo 2-3 yıl içinde gerçekleşir, en kötüsü yenilgi psikolojisiyle tam bir sosyal çöküş yaşanır.
Yine maalesef ABD ve İsrail tarafından 5-6 yıldır uygulanan ortak senaryo içinde Türkiye’yi kazığa oturtuyorlar… Bunun onlarca verisi anlayana vardır.

Bunun karşısında AKP’nin gelecek senaryosu kabaca nedir?

PKK her alanda mağlup olacaktır, yeni anayasa ve demokratikleşme eşliğinde yeni Türkiye’deki Kürtlere barış için zeytin dalı uzatılacaktır.

Bu senaryoya karşı hem içeride hem de dışarıda o kadar çok güç odakları var ki, saymakla bitmez…

Bence AKP hızla bu senaryoyu terk etmelidir. Aksi halde sıradan bir vatandaş olarak öngörüm maalesef ki, hem kendisi hem de ülke mahvolacaktır. 

16 Eylül 2011 Cuma

İstanbul Ah İstanbul! Taksim-Mecidiyeköy (Macera-2)

Bu yazıyı okumaya başlamadan önce ilkini okumanızı şiddetle öneririm. Linki hemen veriyorum:


Mecidiyeköy-Taksim arasındaki yolda, şafak vaktinde, mecburi yürüyüş yapıyoruz bir yerde.. Hani insanlar olmayacağına aklı kestiği zaman ani kararlar veriri ya.. Ben de öyle yaptım. Kayınbiradere döndüm ve:

-Arkadaş! Biz hemen geri tornistan yapalım. Çünkü yayan Taksim alanını mümkün değil bulamayacağız.

Aynı yoldan ama karşı kaldırımdan geri dönüş yaptık. İşte vitrinlere baktık ve dudak uçuklatan fiyatlara şaştık, kaldık… Mecidiyeköy meydanına yakın küçük bir parka geldik ve bir banka oturduk. Bazen insan sesine benzettiğim gökyüzünde martıların garip ötmeleri duyuyorum, güvercinlerin yenice uyandıklarını ve yiyecek kırıntısı aradıklarını görüyorum, onların enstantanelerini beraber yaşıyorum…

Bizim oturduğumu bankın tam karşısında adını unuttuğum bir bar vardı. Önünde son model cipler park etmiş ve sahiplerinin çıkışını bekliyordu… Bir vatandaş çıktı ve taksiye bindi, gitti. Aklımın ermediği ise sabah 07.00’a kadar barda ne yapılır?

Daha 1 saat öncesine kadar yaşam hortumundan hiçbir şey akmazken şu sıralar tazyikli olarak insan akmaya başladı… Yaşlılar, gençler, kızlar, kadınlar, çocuklar kısaca herkes pür telaş içinde bir yerlere yetişmeye çalışıyorlar artık… Servise koşanlara mı bakarsın, metroya hücum edenleri mi ararsın, otobüslere sıkışanları mı sorarsın velhasıl hiç kimsenin acelesinden dolayı gözünün önünü görecek hali yoktur.

Kayınbiraderime döndüm: ‘Hadi arkadaş, biz de kahvaltımızı yapalım, ondan sonra tekrar karar alalım…’ dedim.

Yakındaki büfeden Milliyet gazetesi aldım ve çok moda olan simit saraylarının birinin içine daldık. Sabah kahvaltımın vazgeçilmez öğeleri zeytin ve haşlanmış yumurta olmasına rağmen simit, krape peynir ve çay aldım. Sonradan fark ettim ki, simit sarayı içinde ama karşı vitrinde hepsi vardır. Tuh, muh dedimse de artık mevcutla yetindim. En sevdiğim anlardan olan ‘hem gazeteye göz atma, hem de kahvaltımı yapma’ eylemi başarıyla ifa edildi. 

Neyse bir müddet sonra kalktık ve dışarı çıktık. Ne yapalım derken metro yazısının olduğu bölüme yöneldik ve merdivenlerden indik. Taksim’e gideceğiz ve doğru yerdeyiz ancak ne bilet, ne jeton, ne de kart var… Karşımızda makineler var. Kağıt para ya da demir para atıyorsun sana jeton veriyor. Birisini izledim. Ben de aynısını yapmak üzere makine karşısına geçtim. 5 TL kağıt parayı attım. 2 jeton istedim. Ulan hem 2 jeton verdi hem de 1 TL para üstü iade etti… İçimden valla bu makine bir çok insandan daha zeki diye mırıldandım… Jetonu attık, turnikeyi geçtik. Taksim’e gidecek metroya bindik. Bizim yayan gitmeye çalıştığımız Taksim meğer ne kadar uzakmış. Önce Osmanbey durağı sonra Taksim durağı derken neredeyse 10-15 dakika geçti. Taksim’e vardık.

Neler mi oldu? Devamı gelecektir… Beni izleyin derim…

İstanbul Ah İstanbul! (Macera-1)


İstanbul’a ani gidişimi ve dönüşümü şimdi yazı diliyle anlatmaya çalışacağım…

İstanbul’da varacağımız nokta Şişli-Mecidiyeköy olup kayınbiraderimin doktor randevusu 10.00 civarındadır…

Buraya kadar güzel!

Neyse Burdur ili Bucak ilçesi hareket noktamız olup otobüs şirketinden bilet temin edilecektir.

Kayınbiraderim ısrarla Bucak-İstanbul arası yolculuk süresinin 12 saat civarında olduğunu söylerken ben de ısrarla 10 saat ve aşağısı dediysem de kabul görmedi…

Sabah 07.00’da İstanbul’da olmayı varsayan öngörü doğrultusunda akşam 19.00’da Bucak’tan binilecek otobüse biletler alındı.

Ama ben varış zamanı konusunda hep yanlışlık olduğu kanaatini hem içime hem de dışıma defalarca ifade ettim.

Velhasıl otobüse bindik. İşte Burdur-Afyon-Kütahya-Sakarya derken İstanbul’a ulaştık.

Bilin bakalım, saat kaçtır?

Otobüs firmasının İstanbul/Alibeyköy tesislerine tam 04.30’da indik. Her yer karanlık, daha şafak bile sökmedi…

Ulan işe bak dediysek de yapılacak bir şey yoktur. Servis hazır. Bizi Şişli-Mecidiyeköy meydanına jet gibi götürdü. Sudan çıkmış balık misali uykusuz, sersem vaziyette Şişli-Mecidiyeköy bizi ağırlamaya başladı…

Yahu sokaklar bomboş, herkes derin uykuda, trafik bile yok denecek kadar tek-tük, o saatte Şişli-Mecidiyeköy sanki bize emanet edilmiş gibi duruyor…

Apartmanların şişman ve bakımlı kedileri bile mağrur ve kendini beğenmiş halleri beni hasta etti:)

Ne yapsak, ne etsek derken; Taksim levhasını izlemeye karar verdik. Sabah 05.30 civarıdır ve hafif baliciler korkusu da duyulmaktadır. Ha yürü bakalım, ha yürü derken müze haline gelmiş Atatürk’ün evi yanımızdadır. Zaten bu Şişli'deki evi tarih bilgilerimden anımsadım. Sabahın körü olduğu için ziyaret etmek mümkün değildi. Yaklaşık 1 saattir yürüyoruz ama Taksim’in daha T’si bile görülmemektedir.

Devamı gelecektir… Beni izleyin derim…
NOT: MACERA-2 AŞAĞIDAKİ LİNKTEDİR.


http://omerozdamar.blogspot.com/2011/09/istanbul-ah-istanbul-taksim-mecidiyekoy.html