PKK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
PKK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Mart 2016 Cumartesi

Erdoğan’ın taktiği, Davutoğlu’nun fendi..


Anlatacaklarımı anlayabilmeniz için bildiklerinizi en azından bu yazının sonuna kadar unutun..

‘Ne oldu, ne olacak?’ soruları en sevdiğim giriştir..

Önce ne oldu?

2014-Ağustos ayında yüzde 52 oy oranıyla Cumhurbaşkanı seçilen dönemin Başbakanı Erdoğan, AKP’nin siyaseten yarasız-beresiz geçiş dönemi yaşamasını arzuladı..

Genel geçer çoğunluğun ‘EVET’ diyeceği isimle yani Davutoğlu’yla AKP’nin konvoyu harekete geçti..

AKP’lilerin içinde dahil, özellikle sert-yumuşak tüm muhalif kesiminde ‘tamam, şimdi AKP yıkılır’ kanısı vardı.

‘7 Haziran’ seçimlerinde bu beklenti zayıfta olsa karşılandı.

Dağınık ve ne yapacağını hesaplayamayan bir muhalif kesim karşısında Duayen ve Usta Lider Erdoğan, AKP’yi bu kargaşadan çekip, düzlüğe çıkardı..

Bu işlem esnasında belli başlı yardımcı araçlar ise MHP lideri Devlet Bahçeli, Deniz Baykal, CHP ve PKK olarak sayabiliriz..

‘1 Kasım’ seçimlerinde yüzde 49 oy oranı ve 317 milletvekili çıkaran Davutoğlu’nun AKP’si en önemli, en hayati virajı sağ salim döndü..

İlk kez ‘1 Kasım’ öncesi liderlikten öte AKP seçim vaatleri ve AKP vizyonu ön plana konuldu..

Kısaca aileleriyle 3 milyona yaklaşan 700 bin taşeron işçisine kadro verilmesi, 5 yılını doldurup seçme ve seçilme hakkı da dahil Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan 2 milyon Suriyeli mülteciyi de eklersek; zaten yapılacak ilk seçimin uzak ara galibi belli oluyor..

Gelelim, esas oyuna..

Davutoğlu-Erdoğan ikilimi, görüş ayrılığı gibi tutum ve davranışlar bilinçlidir, böyle yansıması taktiktir, AKP’nin gelecek stratejisi yatmaktadır..

Artık muhalefete ve AKP içinden belli kesime ‘ölümü gösterip sıtmaya razı etme’ gelecek senaryosu kanaviçe gibi işlenmektedir..

Nedir o?

‘işte Erdoğan olmasın da Davutoğlu’na fit olalım’ düşüncesi; mevcut yüzde 50 muhalefet kesiminden yeterince destek bulur ve kabul görür..

Tüm yaşananları bu eksende hareket ettiğini görürsek ve anlarsak sonucun ne olacağına dair tahminlerimiz daha isabetli olur..

Önümüzdeki 3 yıl boyunca bu siyasi strateji nasıl işleyecek?

Davutoğlu-Erdoğan suni ve yapmacık görüş ayrılığı daha da zirveye çıkacak..

MHP, ya lider değiştirecek ya da sandığa gömülecek..

CHP, değişim ve dönüşüm sancısını yaşamaya devam edecek..

HDP, PKK ile ya yollarını ayıracak ya da küçük, etkisiz etnik parti olarak sahnede kalacak..

AKP karşıtı büyük çoğunluk, bu siyasi manzara karşısında ‘Erdoğan mı, Davutoğlu mu?’ tercihi yapmaya mecbur bırakılacaktır..

Yeni anayasa yapılacak ve başkanlık hiç inmemek üzere rafa kalkacak olursa; neredeyse yüzde 65-70 kesim ‘’iyi o zaman, Davutoğlu devam etsin’’ diyecektir..

AKP’de, Erdoğan sonrası geçiş süreci böylece başarıyla sonuçlanmış olacaktır..

‘2019 Genel, Yerel Seçimleri’nde Davutoğlu liderliğindeki AKP yüzde 60 civarı oy oranıyla 2023 hedefine koşacaktır..

Yapılacak anayasa değişikliğiyle 2019 yılında cumhurbaşkanı halk oyuyla değil, TBMM’de seçilecektir.
Mevcut cumhurbaşkanı Erdoğan, 2019 sonrası 5 ya da 7 yıl daha sarayda kalmayı sürdürecektir.

İşte bu yeni siyasi tabloya herkes razı olacaktır.

Yazı bitti, artık ne düşünürseniz düşünün ama aklınızın bir kenarında bu analizi tutun derim..

Ömer ÖZDAMAR (Yeni Sol Muhalif)
Bucak-BURDUR


10 Mart 2016 Perşembe

PKK, HDP ne oldular, ne olacaklar?


PKK, Temmuz-2015 ayında sıktığı kurşunla kendi kendini tasfiye ve imha etti..

Bundan sonra PKK, Kürtlere ne vaat edebilir ki?

Yüzde 13.1 oy alan HDP, halkın içine nasıl girebilir ki?

Binlerce Kürt yurttaşı, iki elinin arasına aldığı başını sağa sola sallayıp çok ağır küfür yollayacak..

Kime?

PKK’ya..

Neden?

Özyönetim iddiasıyla başlayan sokak çatışmalarında binlerce PKK militanı öldü, ilaveten siviller hem kayıplar verdi, hem de yerinden yurdundan oldu.. Daha da vahimi Sur’da, Cizre’de yaşayan binlerce aile Suriyeli mülteciler konumuna düştü..

PKK, artık o kadar aciz ve sersemleşmiş ki ‘’2002 yılı AKP felsefesine dönülmesi için Abdullah Gül ve diğer sözde muhalif AKP’lilere destek sağlayacağını’’ söylüyor..

Aslında bu söylem fikren bitişin dolaylı ilanıdır..

Artık PKK için Suriye Kuzeyi dahil güvenli alan kalmamıştır.

PKK, gelecek stratejisi adına nasıl bir hamle yapabilir? 
2016-Mart ayı sonrası için neler ifade edebilirim?..

1. Siyaseten ve askeri varlığıyla bölgede dominant olan ABD ve Rusya’nın güvenlik şemsiyesi altında; Kuzey Suriye’de kalıcı yerleşmesi en büyük kazancı olur..

2. Kantonların varlığı tehlikeye düşerse ama ABD ve Rusya uygun görürse ya da izin verirse; Suriye-Türkiye sınırını geçersiz kılma adına sızma ve saldırı yapabilir..

3. IŞİD’a karşı savaşan PKK-PYD silahlı güçleri; lojistik ve silah desteği veren ABD, Rusya ve Esad arasında dengeli ilişkiyi nihai barış anlaşmasına kadar sürdürürler ve Salih Müslim adıyla anlaşmanın tarafı olmak için büyük çaba harcarlar.

4. Yüzde 10 baraj altına düşen HDP iyici marjinalleşir, parti olarak seçimlere katılmaz, yapılacak ilk seçimde 20 civarında bağımsız milletvekili kazanmak için uğraşır..

5. PKK, gücünün odaklanması adına nasıl İran’dan çekildiyse, belki 5 yıl, belki 10 yıl süreyle Türkiye’den de çekilir, tüm enerjisini Suriye Kuzeyi için harcar..

Ömer ÖZDAMAR (Yeni Sol Muhalif)
Bucak-BURDUR




2 Şubat 2016 Salı

PKK’nın ve terörle mücadelenin gelecek senaryosu..



Bu konuda görüş belirtmek; biliyorum ki karanlıkta ıslık çalmaya benziyor..

Doğru ya da yanlış ne düşünürsen düşün, mutlaka muhalif olanlar çıkacaktır hatta ucuz polemik yaftası bile hazırdır..

Ama ben, ben olduğum için ve de doğru olduğuna inandığım için düşüncelerimi yazmadan duramam..

PKK ile kırsalda verilen 32 yıllık mücadeleden sonra Kuzey Suriye sınırımızda yaşananların aynısı Sur’da, Cizre’de, Nusaybin’de taklit edildi..

Özerk ilçe ya da kanton şehir oluşturma çatışmanın ideolojik temelini oluşturdu. Şehir ya da sokak çatışmaları ana eksene kaydı..

Sevsek ya da sevmesek karşımızda duran realite şudur: ABD’nin, Rusya’nın tam desteğini almış PKK ve Suriye kolu PYD vardır..

Temmuz-2015’den bu yana geçen 5-6 aylık sürede çok şiddetli çatışmalar yaşandı ve onca şehitler, onca yaralılar, onca harap olmuş evler, onca dağılmış aileler..

Yine sevsek sevmesek; ülkemizin yönetimi AKP elindedir..

Tüm bu yaşananların bir yerde onayını, ‘7 Kasım’ seçimlerinde, yüzde 49.5 oy ile Türk halkı vermiştir..

Buraya kadar bilinenin tekrarı gibidir..

Bundan sonrası benim şahsi tahminim ya da senaryomdur..

İsterseniz önce iyimser senaryo yazayım:
A. 2-3 ay içinde şehir çatışmaları biter..
B. Bölgedeki STK’larla görüşmeler yapılır, çözümü oluşturacak temel konularda uzlaşmaya varılır..
C. Hemen imara başlanır, modern şehirler oluşturulur..
D. PKK artık gereksiz bir örgüt haline dönüşür..
E. ABD, AB bu konuda tam destek sağlar..

Kötümser senaryo:
A. Çatışmalar, aylara, yıllara yayılır..
B. ABD’nin gözcülüğünde özerkliğin kabul göreceği görüşmeler PKK ile dolaylı dolaysız başlar..
C. Özerk yönetimin açtığı inşaat ihalelerine Türk şirketleri de katılabilir.. (Kuzey Irak’ta olduğu gibi)
D. PKK, hem Suriye’de hem de Türkiye’nin Güneydoğu bölgesinde dominant örgütü haline gelir..
E. ABD, emperyal amaçlarına uygun pozisyon alır, bazen PKK’ya silah yardımı yapar, bazen Türkiye’ye uçak füzesi verir..
İşte ABD’de üretilen (ZAGROS) BFG-50A adıyla keşkin nişancı silahı SUR’da PKK’nın elinde yakalanır..

A, B, C gibi maddelerin altını dolduracak sayfalar dolusu örnekler, olaylar verilebilir. Ama ne yer, ne zaman, ne de blog formatına bu duruma uygun değildir.. Okuyucular, düşünsün, taşınsın artık..

Ömer ÖZDAMAR (Yeni Sol Muhalif)
Bucak-BURDUR




18 Aralık 2015 Cuma

Derin PKK’nın handikapları


Dün gece (17 Aralık), IMC TV’de, HDP Ankara Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’i dikkatlice izledim.. Mevcut durumun vahametini anlattı.. Buraya genel hatlarıyla hemfikiriz.. Hala şu noktayı açıklayamadığı ya da şu boşluğu bana kimse dolduramadığı.

Mart-2015’de Dolmabahçe mutabakatını bitiren Cumhurbaşkanı Erdoğan’dır..
Haziran-2015’de Türkiye vatandaşları bunu gördü ve AKP’yi seçimde yüzde 39’a indirdi yani cezalandırdı..

HDP yüzde 13 oy almış, yükselen bir trend yakalamışken, panik halinde ne yapacağını şaşıran bir AKP iktidarı varken, bakın imdadına ne yetişti?

Temmuz-2015’de uykudayken 2 polisin katledilmesi ve savaş piminin çekilmesidir..

Bam noktası burasıdır..

Derin PKK’nın neden mermi sıktığını ne Sırrı Bey, ne de bir başka HDP’li hala açıklayabilmiş değil..

Yine o tarihte ‘’silahların hemen susması’’ çağrısı yapan HDP Eş-başkanı Demirtaş için ‘’o da kim oluyor, o kendini ne zannediyor’’ mealinde yanıtı veren derin Kandil’i daha kimse izah edemedi..

İmralı’daki önderimiz esir olduğu için ‘’artık onun da bir hükmü kalmamıştır’’ diyen derin PKK’yı bana daha kimse açıklayamadı..

Sırrı Sürey Önder’in tabiriyle ‘’1 Kasım’da hormonlu 9-10 puan artışla’’ yüzde 49’u bulan AKP’nin tek başına iktidarını derin PKK yardım ve yataklık etti mi? Ettiyse hani bunu faturası..

Bunların yanıtı verilmedikçe bugünkü ‘’yok hendek kazılıyor, yok devlet kapatıyor, yok halk göç ediyor, yok tanklar mahalleye giriyor’’ söylemleri hep havada kalıyor..

HDP’lilerin siyaseten tek çıkmaz sokağı burasıdır. Silahlı kanada açıktan ne soru sorabiliyor ne de eleştiri getirebiliyor..

Çizilen resim böyle olunca batıda emekten yana, halktan yana, adaletten yana olanların, mevcut duruma tepkisizliğini HDP’nin anlaması gerekir..

Ömer ÖZDAMAR
Bucak-BURDUR






16 Aralık 2015 Çarşamba

PKK’nın düştüğü çukur..


PKK’nın üst aklı ya da hamisi (ABD, İsrail, Esad, Rusya) ne dedi?

Davran ve durma; Güneydoğu’da hemen KANTON yerler kazan ki Suriye’de olduğu gibi özerklik tanıyalım..

Oysa tüm silahlı gücünle 2 yıldır uğraştığın Hakkari’de bile bunu başaramamışsın, ne Silvan’da, ne Nusaybin’de, ne de Cizre’de bu kantonlaşma savaşı sonuç vermez..

Uluslararası taşeron örgüt haline gelen PKK, gemleri o kadar kaptırmış ki strateji belirlemekten ve akıldan yoksun halde çırpınıp duruyor.. En vahimi Kürt gençlerini bilerek ölüme gönderiyor..

Daha da vahimi ise Sosyalist Kürt ve Türk grupları IŞID’ın açık hedefi haline getirdi, Suruç ve Ankara’da sosyalist katliamına neden oldu..

Hala ısrarla bu çıkışı olmayan yoldan giden PKK; en son Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi’nin öldürülmesine de çanak tutmuştur.

Tüm bu süreçte AKP’nin vebali yok mu?

Olmaz mı?

Var ancak 7 Haziran’da kaybedilen iktidarın tekrar kazanılması stratejisi için savaşsa savaş, kaossa kaos, krizse kriz, kısaca çoğunluk iktidarı sağlamak için ne kadar mekanizma varsa harekete geçirdi.. Ve de kazandı..

Kim kaybetti?

PKK’nın dangalaklığı ve başkasına olan uşaklığı yüzünden hem muhalif ne kadar güç varsa ezildi, hem de halkın nezdinde itibarına olabildiğince dibe çekti..

Bu arada HDP lideri Demirtaş, resmen sosis oldu, liderliği, önderliği ayaklar altına alındı..

Çare: Zararın neresinden dönersen kardır misali şehirlerde hendek işine hemen son verip; halkın gündelik yaşamını zehir etmeyecektir bu bir..

İmralı’da bulunan önderine kayıtsız şartsız teslim olacak, onun kaptanlığında Kürt hareketi nereye gidecekse gidecek bu da iki..


Ömer ÖZDAMAR
Bucak-BURDUR





2 Kasım 2015 Pazartesi

PKK mermi patlattı, AKP sandık patlattı..


Hadi önce yanıldığımı itiraf ederek genel siyasi analize başlangıç yapayım..

26 Ekim 2015 günü seçim tahminimi verdim..
AKP Yüzde 39
CHP Yüzde 29
MHP Yüzde 15
HDP Yüzde 13

1 Kasım gerçekleşmesi karşısında tek kelimeyle YANILDIM..
AKP Yüzde 49
CHP Yüzde 25
MHP Yüzde 11
HDP Yüzde 10 oy oranlarıyla sandıktan çıktı..

Valla ben şahsım adına yanıldım ve üzgünüm.. Ama koca koca anket şirketleri bundan sonra ne der, nasıl anlatır, daha kim inanır, artık orasını Allah bilir.. Gelecek yıllarda işleri çok zor çok..

Bu hafif utangaçlıktan sonra çok fazla ayrıntıya girmeden Türkiye geneli analizime başlayayım..

Bu seçim sonucun doğmasında 3 ana sorumlu vardır..

Birincisi ve en ağır vebal PKK’nın üzerindedir.. Yahu yüzde 13 oy almış, HDP varken ‘’sen niye mermi sıkarsın’’ sorusuna kim yanıt verir ve nasıl verir, hiç bilemiyorum..

Türklerin de SOL partisi olma yolunda dev bir adım atan HDP ve lideri Sayın Demirtaş, PKK tarafından resmen provoke edildi, imajları yerlere sürüldü, maalesef siyaseten silindi..
Çok net şunu söyleyebilirim, ‘’PKK mermi patlattı ve kan akıttı; AKP’ye de oluk oluk seçmen aktı’’

İkinci vebal ise Sayın Bahçeli üzerindedir.. Daha 7 Haziran gecesi ‘’erken seçim’’ diyerek hem kendisini, hem de MHP’yi siyaseten iflasa sürükledi..

Sana oy veren 6 milyon seçmen ‘’AKP’den hesap sorulsun, her şey ortaya dökülsün’’ dedi ama sen bunun olmaması için gizli ya da açıktan AKP’ye yardım ettin.. Uzlaşmaz tutum ve görüntüsüyle TBMM Başkanlığını kaybeden Sayın Bahçeli ve MHP için hazin sonun kaçınılmaz başlangıcı oldu..

Belki de en az suçlu ve üçüncü vebal sahibi, Sayın Kılıçdaroğlu’dur..

Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan ile Sayın Baykal’ın gizli görüşmesine tepkisiz kalması, yüzde 60’lık bloğa önderlik yapamaması, 20-25 gün süren koalisyon görüşmeleriyle AKP’nin erken seçim için zaman kazanmasına yardımcı olması gibi siyaseten yetersizliğini sayabilirim..

Tamam, düne dair kişisel siyasi analizim bu kadardır..

Yarın ne olacak?

Bir kere 2019 yılı, Kasım ayına kadar siyaset tatile girdi.. Herkes dağılsın, işine gücüne baksın..

Bu arada kimse canını sıkmasın, çoğu zaman kafandaki doğrular, sokakta karşılığını bulmaz, yaşamın değişkenliği ve gerçekliği tam da budur..

Sosyal demokrat, aydın insanlar çok inandığı haklılığını anlatmaya belki ömürleri yetmez ama nesilden nesile taşınır, durur..

Herkes önüne bakmak zorundadır.. Dün yaşandı ve bitti.. Artık bugün ve yarın var..

Zaten gelecek yıllarda; bir tarafta sağ cenahın AKP’si, bir tarafta sol cenahın bir partisi (bu asla CHP olmaz) olur.. Böylece ABD sisteminin benzeri Türkiye’ye uyarlanır.. Başkanlık olmasa bile işte yarı başkanlık gibi bir sistem gelecek 5-10 yıllık vadede Türkiye’ye gelir..

Keşke herkes 2014 yılında kaleme aldığım ‘’DÜŞ’e Yazdım’’ DENEME kitabımı okuyabilseydi, ne demek istediğim daha rahat anlaşılır ve bugünlerin yaşanacağına dair daha kolay tahminde bulunabilirdi..

Saygı ve sevgilerimle..

Yazar Ömer ÖZDAMAR



26 Haziran 2015 Cuma

HDP’ye yatın, kakın şükredin..


HDP barajı geçmemiş olmasıydı şimdi bambaşka konuları konuşuyorduk..

Örnek mi?

Türkiye tipi başkanlık sistemi..

Öteden beri merak ederim..

Neden başkanlık?

7 Haziran öncesi zaten dünyadaki başkanlık sisteminde olmayan tüm yetkilere haiz bir cumhurbaşkanı varken, neden hala başkanlık istenir?

Kaldı ki, nasıl bir başkanlık sistemi isteniyor? Hiç belli değil..

HDP barajı geçti, başkanlık sistemi bitti..

Bundan sonra HDP için baraj sorunu olur mu?

Olağanüstü gelişme olmadığı müddetçe bugün seçim olsa yine aynı oyu alır..

Neden?

AK Parti iktidarının hegemonyasına dur diyen kim?

HDP..

HDP olmasa ne olur?

AK Parti, büyük farkla seçimi kazanır..

Peki, bunun farkına varan ve gücünü anlayan seçmen tekrar HDP’ye oy vermez mi?

Yüzde 100 verir, hem de 1-2 puan daha ekler..

Seçimin üstünden neredeyse 20 gün geçti, AK Parti’liler dışındakiler o kadar gevşediler ki derin bir ‘oh’ çektiler, o kadar cool oldular ki sormayın gitsin..

Kimin sayesinde?

HDP barajı geçmesinden kaynaklı..

En önemlisi HDP kazandıkça PKK gerileyecektir hatta işlevsiz hale düşecektir..

Kalıcı çözüm ve barış HDP sayesinde sağlanacaktır..

Türkiye partisi olan HDP sol kanatın ucunda olacaktır.. Laik-sosyalist-özgürlükçü çizgi ve fikirlerin siyasi sözcüsü konumunu daha da güçlendirecektir..



21 Ekim 2014 Salı

Tarih bir kez daha yazılıyor..


Bilmiyorum, olup bitenleri sizler nasıl okuyorsunuz?

Ama benim bildiğim şu ki tarih bir kez daha yazılıyor..

1924 Lozan antlaşmasıyla öyle veya böyle çizilen Türkiye güney sınır komşuları yüzde 100 değişti artık..

Irak diye komşu bir devlet yoktur..

Ha keza Suriye diye komşu devlet de yoktur..

Irak ile sınır komşumuz artık ‘Otonom Kuzey Irak Kürt Devleti’ yer almaktadır.

Suriye ile olan sınır komşumuzun değişeceği kesin olup ancak kimlerin komşu olacağı henüz kesinleşmemekle birlikte IŞİD, PYD, Esad’lı Suriye sayılabilir.

2014 yılı Haziran ayında ABD’nin öncülüğünde uluslararası mekanizmalar çalışmaya başladı..

Neye?

Sınırların yeniden belirlenmesi ve coğrafyanın bölüşülmesi organizasyonuna..

İyi de Türkiye arada ne oluyor?

Hani bir tabir vardır ya, ‘’atlar tepişirken olan çimenlere olur’’.. Galiba düştüğümüz durum, manzara öyledir..

Oyun kurucusu olma iddiasıyla çıktığımız sahada neredeyse silindik, kaybolduk, hatta ‘’yersen’’ misali önümüze sürekli kabul etmek zorunda kaldığımız defactolar yaratılıyor..

Türkiye’nin hiç kabul edemeyeceği şartlar dayatılıyor, dün söylediği bugün için yenip yutuluyor..

Örnekleme yaparsam; ‘’PYD eşittir PKK’’ denklemi bizzati devletin başı tarafından söylendi ancak Obama’nın telefonuyla çark edildi..

Kobani’ye Türkiye’den silahlı müdahale edilemez derken geri adım atıldı ve Peşmergeler gelecek, Türkiye sınırından Kobani’ye geçecek ve IŞİD ile savaşacak..

Uluslararası diplomaside tüm bu olup bitenlerin anlamı şudur:

‘ABD ve koalisyon devletleri; ‘havadan silah ve mühimmat yardımıyla
Suriye Kürt Silahlı Güçleri olan PYD’yi resmen tanıyor ve meşru buluyor’ demektir.

Türkiye ise topraklarını silahlı Peşmergelerin geçişine izin vererek Suriye’deki savaşın resmen tarafı olmuştur. Aslında otonom bir devlettin askerlerini başka bir ülkenin topraklarına geçişine izin vererek Türkiye savaş suçu da işlemiştir.

Böylece PKK’nın Suriye kolu PYD, Türkiye tarafından muhatap kabul edilmiş, müzakere yürütülmüş ve yardım edilmiştir.

Somut kanıtı olarak gösterilen fotoğraf çok nettir. Kobani’de savaşan PKK Diyarbakır sorumlusu, yaralı olarak Suruç devlet hastanesine getirilmiş, tedavi edilmiş ve tutuklanmıştır. Daha ne olsun..

MHP’nin de destek verdiği tezkere çıkmış ve yabancı askerlerin Türkiye topraklarını kullanmasına izin verilmiştir. Ağır silahlarıyla Peşmergelerin Türkiye topraklarından Kobani’ye geçmesi durumunda MHP yönetimi, tabanına bunu nasıl izah eder, nasıl anlatır; inanın ben de bilmiyorum.

Velhasıl tarih yazılıyor, ama maalesef Türkiye figüran oluyor..

‘’Uçuşa yasak bölge, güvenli bölge’’ gibi Türkiye tezlerini, taleplerini kimse dikkate almıyor. En kötüsü de istemediği her şey dayatılıyor ve zorla kabul ettiriliyor.

Daha vahimi 10 yıllara uzanacak kaotik sınırlarla; bizi baş başa koyuyorlar..

Avrupa ve ABD elbette kendi güvenlikleri için sorun olan hayalperest cihatçı vatandaşlarının da Suriye ve Irak topraklarında savaşla ölüp gitmesini sağlıyor..

Birileri hem IŞİD’e hem de PYD’ye silah ve mühimmat veriyor ya da satıyor, böylece savaşın uzunca zamana yayılmasını istiyor..

Oyun içinde oyun varken biz Türkiye yandık ki ne yandık..



8 Ekim 2014 Çarşamba

Türkiye Kürtleri paradoks içinde…


Haziran-2014 ayında IŞİD (Irak-Şam İslam Devleti) örgütü Irak’ın en büyük şehirlerinden Musul’u ele geçirmesiyle gücü zirveye çıktı..

Sonra petrol yatakları olan Erbil ve Kerkük’e yöneldi. Aynı periyotta ABD’li ve İngiliz vatandaşların kafası kesilince; kızılca kıyamet koptu..

Oysa ki o tarihe kadar binlerce insan hem Irak’ta, hem de Suriye’de ölüyordu ama kimsenin kılı bile kıpırdamıyordu..

ABD’nin kuyruğuna takılan Kürtler hem Irak’ta, hem de Suriye’de IŞİD üzerinden resmen terbiye edildi. Özellikle PKK’nın fiyakası fena bozuldu. İşte şu kadar silahlı gücümü Rojava’ (Suriye Kürt Bölgesi)’ya kaydırdım, işte şu kadarını KOBANİ’ye yönlendirdim diyen PKK’nın aslında kağıttan kaplan olduğu bir kez daha anlaşıldı. En azından halkın desteğini alamadığı alanlarda, bölgelerde uluslararası operasyona hazır olmadığı çok net kanıtlandı.

Suriye Kürtleri (YPD) ESAD’la anlaşıp ÖSO’na destek vermeyerek aslında pokeri daha baştan kaybetti. ‘’Ülke özgürleşsin ki herkes özgür olsun’’ felsefesi yerine ‘’tek başıma özgürlüğüm yeter’’ felsefesi duvara çarptı. Ortadoğu gibi kaypak zeminde ilkeli duruş sergileyemedi.

Aynı benzer duruşu ‘’GEZİ DİRENİŞİ’’ sırasında da Türkiye Kürtleri yaptı. Beni ilgilendirmez diyerek kenara çekildi. Oysa ülkenin özgürlüğü herkesin özgür olmasını sağlayacağı mantığını bir türlü kuramadı.

2014-Ekim ayında KOBANİ’de IŞİD örgütünden fena dayak yiyen Kürtler, şaşırmış, hatta pusulası şaşmış vaziyette sağa sola saldırıyor.. Geçmiş olsun artık! Yanlış ata oynarsan sonucu böyle olur işte..

Çözüm sürecinde de acayip güç kaybetti. Türkiye devleti ile Türkiye Kürtleri masaya oturmuş, yapılacaklar takvime bağlanmış, hatta konu yasal güvenceye bile alınmışken İsrail ve ABD’nin oyunuyla uzaklara savruldu, gitti..

HDP nezdinde Kürtlerin paradoksu:

BM kararı olmadan meşru bir devlet olan Türkiye, Suriye sınırları içinde olan çatışma bölgesi KOBANİ’ye nasıl asker soksun, arkadaş bu bir..

150 bine yakın Suriye Kürtleri (kadın ve çocuklar hariç) topraklarını savunmazken Türk askeri niye savunsun arkadaş bu iki..

IŞİD Örgütünü bu hale getiren ABD olduğunu nasıl öngöremezsin ve aptalca Türkiye’yi suçlarsın arkadaş, bu da üç..

Şiiler mutlu, Kürtler mutlu ama Sünniler mutsuz ise hem Suriye’de hem de Irak’ta asla barış olamaz, buna da mı aklınız ermiyor, bu kadar mı basiretiniz ABD’ye bağlandı yahu..

Sünniler bir devlet kurmadıkça bu coğrafyaya (Irak ve Suriye) kalıcı barışın asla gelemeyeceğini zihninizin bir köşesine kazıyın derim..





11 Ocak 2014 Cumartesi

Yolsuzluk depremi ve hasar tespiti..


17 Aralık ‘büyük yolsuzluk ve rüşvet depremi’ üzerinden yaklaşık 25 gün geçti..
Sıra geldi hasar tespitine..

Valla mealen yıkım, kayıp, yaralı var ama herkes ‘ayaktayız, bir şey yok’ nidalarını gökyüzüne fırlatıyor..

Neyse biz işin aslına gelelim..

İstifalar, bağrışlar, çağrışlar arasında geçen 25 gün sonra bugün akılda kalan neler var?

O da görecelidir, ona, buna, sana göre değişkenlik gösteriyor. Kimisi illa ayakkabı kutusu diyor, kimisi illa ‘paralel devleti’ işaret ediyor, kimisi de ‘savcıya gitmeyenleri’ haykırıyor..

Başbakan Erdoğan, Malezya gezisinde bir soru üzerine en doğru tespiti yaptı ve ifadesi aynen şöyledir:

‘Dostmodern Darbe!’ ya da bir rivayete göre ‘Ghostmodern Darbe’ yani hayalet darbe..

Bu cümleciğin anlamı ise ne kadar hazırlıksız yakalandığının belirleyici bir dışavurumudur..

Hemen siyasi hasar tespiti yaparsak; bence iktidar bile gidebilirdi ama son darbeyi vurmak istemiyor..

Kim?

O tarif edilemeyen ya da tarifinde zorluk duyulan gizemli güç..

Gizemli gücü beki yazı sonlarına doğru açabiliriz..

Peki, iktidar nasıl düşerdi?

İstifa etmeyi bekleyen en az 40 AK Parti Milletvekili olduğu kanısındayım. Patır patır istifalarını sunarsa, bir anda 275’e düşer ve iktidar çoğunluğunu kaybeder.

Peki, o gizemli güç neyi bekliyor?

Bence hala ikame edecek yani yerine koyacak siyasi bir iktidar alternatifi yaratamadı. Yerel seçimlere kadar bekleyecek, Cumhurbaşkanlığı seçiminde çifte sandık konması için her türlü aksiyonu ortaya koyacaktır.

Gelelim somut siyasi hasara.. Bir kere yüzde 10’luk oy gitti..

Geçmiş olsun artık..

Yolsuzluk ve rüşvet operasyonu nedeniyle güven kaybına uğrayan yüzer-gezer seçmen kitlesinin önemli bölümü AK Parti’den kaçtı..

Tahminim odur ki, yerel seçimlerde AK Parti oyları yüzde 40 bandına demir atacaktır.

Esas ve bomba soru şudur:

Bu siyasi hasarla Başbakan Erdoğan, Ağustos-2014 ayında nasıl davranacak, ne karar verecek ve AK Parti’yi geleceğe kimin liderliği taşıyacak?

Çok zor sorular, ancak gördüğüm kadarıyla, herkes hesap kitap yapıyor ve risksiz kendi pozisyonu belirliyor..

Türkiye ajandasında Kürtler bayağı alt sıraya düştü. Kandil, İmralı 30 Mart sonrası nasıl bir tutum takınacaklar? Valla kimse bilemiyor..

Ehee AK Parti’yi ne gezi eylemleri, ne PKK eylemleri, ne de derin devlet adı altında yapılan eylemler ve söylemler dize getiremedi..

İşte bu gizemli güç, 17 Aralık günü düğmeye bastı. Başbakan Erdoğan, ‘sen de mi Brütüs’ dedi ve şaşkınlığı iliklerine kadar hissetti..

Tek adam figürünü yansıtan ve neredeyse dünyaya biçim vermeye yeltenen liderin en korktuğu hamle nedir?

Tartışmasız lideri olduğu AK Parti ve özenle yerleştirdiği bürokrasi içinden gelmesine inancıdır..

Yandı ki ne yandı!

Neden?

Yargısı, emniyeti, diğer sivil devlet bürokrasisi, AK Parti karşısında örgütlenmiş korkusudur.. Çünkü elin kolun budanmış oluyor, hareket etme alanın çok daralıyor. Herkese boyun eğdirirken, bir anda kendisi boyun eğmek zorunda kalıyor. Uzlaşma sözcüğünü siyasi lügat kitabında hiç yazmayan ve hiç kullanmayan bir lider için çare nedir?

İlla da savaşacaktır ve kaybetme pahasına sonuna kadar ipleri elinde tutmaya çalışacaktır.

Tarafları saymaya çalışalım.. Yani kim kiminle yan yana duruyor?

İçeride AK Parti, Kürtler, MİT, TSK, MUSİAD bir tarafta dururken cemaat, CHP, MHP, ulusalcılar, TUSİAD karşı cephede yer alıyor..

Dışarıda AK Parti yanında duranlar; Irak Kürt Yönetimi, Suudiler yani Sünni cephe..

Karsında ise İsrail, Neo-concu ABD’liler, İran, Irak Merkezi Yönetimi, AB lokomotifi Almanya..

Ortada duranlar; İngiltere, Fransa, Rusya, Çin..

Aslında Başbakan Erdoğan için tek çaresi vardı ancak opsiyonu hiç kullanmadı ve kullanmayacağı aşikardır.

Hani iddia ettiği gibi demokrasi dışı güçle nasıl mücadele edilir?
Demokrasi içi siyasi araçlarla ve temsilcileriyle..

Kim bunlar?

İşte siyasi partiler ve temsilcileriyle..

Ama ana muhalefet partisi genel başkanına ‘genel müdür’ dersen, TBMM’de temsil eden diğer siyasi partiye demediğini bırakmazsan, yapacak bir şey yoktur ve iktidar partisi lideri için o kapı kapalıdır.

Oysa milleti temsil eden siyasi partilerdir ve demokrasi dışı güçlerle ancak siyasi partiler uzlaşarak yenebilirler..

Ama milletin tek temsilci benim diye ortaya çıkarsan milleti temsil eden diğerleri yanında hiç durmaz..

12 Eylül 1980 öncesi AP Lideri Demirel ile CHP Lideri Rahmetli Bülent Ecevit uzlaşabilselerdi, asla askeri müdahale olmazdı, olamazdı..

Neyse çok uzun ve etraflıca bir yazı oldu, artık kestim..