Cumhurbaşkanı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Cumhurbaşkanı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Aralık 2016 Çarşamba

Anayasa değişikliğinde itirazım var..


21 maddelik anayasa değişikliği ya da sistem değişikliği TBMM’ne sunuldu ve halen tartışılıyor, konuşuluyor..

Şahsen anayasa değişikliğinin ötesine, berisini hiç girmeden mantıken ve matematiksel karşı durduğum maddeler şöyledir:

TBMM, üye tamsayısının beşte üç çoğunluğu ile seçimlerin yenilenmesine karar verebilecek. Bu halde TBMM genel seçimi ile Cumhurbaşkanlığı seçimi birlikte yapılacak.
Cumhurbaşkanının seçimlerin yenilenmesine karar vermesi halinde TBMM genel seçimi ile Cumhurbaşkanlığı seçimi birlikte yapılacak.

Buradan ne anlıyoruz?

TBMM kendisini fesih edebilir, aynı zamanda cumhurbaşkanı da fesih oluyor..
Cumhurbaşkanı da TBMM’ni fesih edebilir, böylece kendisini de fesih etmiş oluyor..

Peki, itirazım nedir?

Şimdi şöyle bir seçimi varsayalım:
'A' partisi yüzde 40 oy alsın ve 350 milletvekili kazansın..
'B' partisi yüzde 30 oy alsın ve 150 milletvekili kazansın..
'C' partisi yüzde 15 oy alsın ve 50 milletvekili kazansın..
'D' partisi yüzde 15 oy alsın ve 50 milletvekili kazansın..

Ne oldu?

Türkiye’nin yüzde 100 iradesi meclisi yansıdı.. Egemenlik kayıtsız şartsız milletindedir sözü hayata geçti.

Gelelim cumhurbaşkanlığı seçimine?
Varsayalım ki cumhurbaşkanlığı seçiminde sandığa gidildi:
'A' kişisi yüzde 60 oy aldı, 'B' kişisi yüzde 40 oy aldı ve 'A' kişisi cumhurbaşkanı seçildi.

Şimdi itiraz noktam burada başlıyor.

TBMM kendisini fesih edebilir. Dolayısıyla cumhurbaşkanını da fesih eder. Ama cumhurbaşkanı, halkın yüzde 100’nü temsil eden TBMM’ni fesih etmemesi gerekir.

Neden?

Çünkü bir ikiden büyük değildir.. Yani halkın yüzde 100 iradesiyle (TBMM), halkın yüzde 60 iradesi (CUMHURBAŞKANI)  karşılaşmasında eşit güç yoktur. İster mantıken ele alırsınız, ister akıl yürütürsünüz 60, 100’den büyük ya da eşit değildir.

Ne istiyorum peki?

TBMM, halkın yüzde 100 iradesiyle en güçlü olan kurumdur. TBMM isterse kendisini, isterse cumhurbaşkanını fesih edebilir..

21 madde içinde diğer bir düzenleme ise ‘’Milletvekili seçilebilme yaşı 25'ten 18'e indirilecek.’’ İşte buna da itirazım var.

Allah aşkına daha yeni reşit olmuş bir insan nasıl milletin vekili olsun..

Ne biliyor ki ne yapacak?

Milletin temsilcisi olması demek milletin sorununu yaşamış, algılamış ve çözmeye hazırlanmış kişi demektir. Yahu kişi daha hayatı tanımıyor, insanları tanımıyor, sorunları tanımıyor, o halde nasıl milletvekili olsun?

Diğer maddelere siyaseten itirazım vardır, yoktur, orası ayrı bir mecradır. Ama yukarıdaki 2 maddeyi bırak siyaseten itirazı; ne aklım aldı, ne de mantığım..


Yazar Ömer Özdamar

26 Mart 2016 Cumartesi

Erdoğan’ın taktiği, Davutoğlu’nun fendi..


Anlatacaklarımı anlayabilmeniz için bildiklerinizi en azından bu yazının sonuna kadar unutun..

‘Ne oldu, ne olacak?’ soruları en sevdiğim giriştir..

Önce ne oldu?

2014-Ağustos ayında yüzde 52 oy oranıyla Cumhurbaşkanı seçilen dönemin Başbakanı Erdoğan, AKP’nin siyaseten yarasız-beresiz geçiş dönemi yaşamasını arzuladı..

Genel geçer çoğunluğun ‘EVET’ diyeceği isimle yani Davutoğlu’yla AKP’nin konvoyu harekete geçti..

AKP’lilerin içinde dahil, özellikle sert-yumuşak tüm muhalif kesiminde ‘tamam, şimdi AKP yıkılır’ kanısı vardı.

‘7 Haziran’ seçimlerinde bu beklenti zayıfta olsa karşılandı.

Dağınık ve ne yapacağını hesaplayamayan bir muhalif kesim karşısında Duayen ve Usta Lider Erdoğan, AKP’yi bu kargaşadan çekip, düzlüğe çıkardı..

Bu işlem esnasında belli başlı yardımcı araçlar ise MHP lideri Devlet Bahçeli, Deniz Baykal, CHP ve PKK olarak sayabiliriz..

‘1 Kasım’ seçimlerinde yüzde 49 oy oranı ve 317 milletvekili çıkaran Davutoğlu’nun AKP’si en önemli, en hayati virajı sağ salim döndü..

İlk kez ‘1 Kasım’ öncesi liderlikten öte AKP seçim vaatleri ve AKP vizyonu ön plana konuldu..

Kısaca aileleriyle 3 milyona yaklaşan 700 bin taşeron işçisine kadro verilmesi, 5 yılını doldurup seçme ve seçilme hakkı da dahil Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan 2 milyon Suriyeli mülteciyi de eklersek; zaten yapılacak ilk seçimin uzak ara galibi belli oluyor..

Gelelim, esas oyuna..

Davutoğlu-Erdoğan ikilimi, görüş ayrılığı gibi tutum ve davranışlar bilinçlidir, böyle yansıması taktiktir, AKP’nin gelecek stratejisi yatmaktadır..

Artık muhalefete ve AKP içinden belli kesime ‘ölümü gösterip sıtmaya razı etme’ gelecek senaryosu kanaviçe gibi işlenmektedir..

Nedir o?

‘işte Erdoğan olmasın da Davutoğlu’na fit olalım’ düşüncesi; mevcut yüzde 50 muhalefet kesiminden yeterince destek bulur ve kabul görür..

Tüm yaşananları bu eksende hareket ettiğini görürsek ve anlarsak sonucun ne olacağına dair tahminlerimiz daha isabetli olur..

Önümüzdeki 3 yıl boyunca bu siyasi strateji nasıl işleyecek?

Davutoğlu-Erdoğan suni ve yapmacık görüş ayrılığı daha da zirveye çıkacak..

MHP, ya lider değiştirecek ya da sandığa gömülecek..

CHP, değişim ve dönüşüm sancısını yaşamaya devam edecek..

HDP, PKK ile ya yollarını ayıracak ya da küçük, etkisiz etnik parti olarak sahnede kalacak..

AKP karşıtı büyük çoğunluk, bu siyasi manzara karşısında ‘Erdoğan mı, Davutoğlu mu?’ tercihi yapmaya mecbur bırakılacaktır..

Yeni anayasa yapılacak ve başkanlık hiç inmemek üzere rafa kalkacak olursa; neredeyse yüzde 65-70 kesim ‘’iyi o zaman, Davutoğlu devam etsin’’ diyecektir..

AKP’de, Erdoğan sonrası geçiş süreci böylece başarıyla sonuçlanmış olacaktır..

‘2019 Genel, Yerel Seçimleri’nde Davutoğlu liderliğindeki AKP yüzde 60 civarı oy oranıyla 2023 hedefine koşacaktır..

Yapılacak anayasa değişikliğiyle 2019 yılında cumhurbaşkanı halk oyuyla değil, TBMM’de seçilecektir.
Mevcut cumhurbaşkanı Erdoğan, 2019 sonrası 5 ya da 7 yıl daha sarayda kalmayı sürdürecektir.

İşte bu yeni siyasi tabloya herkes razı olacaktır.

Yazı bitti, artık ne düşünürseniz düşünün ama aklınızın bir kenarında bu analizi tutun derim..

Ömer ÖZDAMAR (Yeni Sol Muhalif)
Bucak-BURDUR


28 Kasım 2011 Pazartesi

Cumhurbaşkanının halkoyuyla seçimi


Cumhurbaşkanlığı seçimi nasıl ve ne zaman olacak, bilen var mı?

Herkesin bihaber olduğu konuyu şöyle biraz deşeleyelim ve son 4 yıla bir gidelim…

Anımsarsanız takvim yaprakları 28 Ağustos 2007 gününü gösterirken yapılan cumhurbaşkanlığı seçiminin üçüncü turunda 339 oy alarak Türkiye Cumhuriyetinin 11. cumhurbaşkanı Abdullah Gül seçildi.

Nisan-2007’de başlayan Cumhurbaşkanlığı seçim tartışmasında; 367 milletvekili şartı, anayasa mahkemesi, CHP, AKP, Sabih Kanadoğlu, Erkan Mumcu, Mehmet Ağar ve 22 Temmuz genel seçimleri, temel öğeler olarak tarihe not düşülmüştür.

21 Ekim 2007 günü ‘Cumhurbaşkanının halkoyu ile seçilmesini’ öngören, anayasa değişikliği referandumla kabul edilmiştir.

Buraya kadar kısaca özet yaptık. Esas muamma bundan sonra başlıyor. Çünkü 2007, 2008, 2009, 2010, 2011 yılları bitiyor ama nedense ‘’Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu’’ bir türlü TBMM’de görüşülemiyor, bir türlü resmi gazetede çıkamıyor, bir türlü kesinlik kazanamıyor…

Milletvekilleri, vatandaşlar soruyor şimdi: "Cumhurbaşkanı’nın görev süresinin ne olduğunu, Cumhurbaşkanlığı seçiminin ne zaman yapılacağını nereden ve kimden öğrenebiliriz"

Yanıt ise hele bir bekleyin…

İyi de ‘Cumhurbaşkanlığı süresi’ referandumla değişen anayasa maddesi gereği 5 yıl olacaksa seçimlere az bir süre kaldı. Yok, 7 yılsa daha 2 yıl daha vardır…

Kesin olan şudur: Ya 2012 yılında ya da 2014 yılında Cumhurbaşkanı seçimi yapılacaktır. Düzenleme yapılırsa tarih kesinlşeiecektir.

Peki, niye bu kadar kritik oluyor bu cumhurbaşkanlığı seçim düzenlemesi?

Çünkü 5 yıl kararı verilirse Sayın Cumhurbaşkanı Gül, tekrar aday olabilecek, yok 7 yıl olursa; bu kez aday olamayacak…

Anlayacağınız hesaplar, kitaplar çok karışık… Bir türlü karar verilemiyor.

Neye karar verilemiyor?

Sayın Cumhurbaşkanı Gül’ün 5 yıl daha yapması mı yoksa Sayın Erdoğan’ın 5 yıl süreyle adaylığı mı? Sayın Erdoğan Cumhurbaşkanı olursa AK Parti ne olacak? Başına kim geçecek?

Neyse sıradan bir vatandaş olarak soruyorum: Sandıkta oy kullanacağım Cumhurbaşkanlığı seçimi ne zaman olacak?