Başbakan Erdoğan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Başbakan Erdoğan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Mayıs 2014 Cumartesi

Cumartesi devlet krizi..


Kriz tatil, matil dinlemiyor arkadaş.. 10 Mayıs 2014 Cumartesi günü, Danıştay’ın 146.Kuruluş Yıldönümü için düzenlenen törende önce Danıştay Başkanı, sonra TBB (Türkiye Barolar Birliği) Başkanı konuşuyor ve işte kıyamet o zaman kopuyor..

Konuşmanın son paragrafına gelindi ki Başbakan Erdoğan’ın tutmak mümkün olamıyor.. Cumhurbaşkanı Gül, çok çaba sarf ediyor ama Başbakan Erdoğan’ı bir türlü sakinleştiremiyor..

Ve Başbakan Erdoğan önde, Cumhurbaşkanı Gül, Genelkurmay Başkanı tören yerini terk ediyor..

‘’Kim ve ne dedi?, Nasıl dedi?’’ gibi sorulara girmiyorum. Çünkü Hepimiz televizyon ekranlarından, internetten defalarca izledik..

Başbakan Erdoğan cephesinin yanlışları:

-Madem yasada yok, tüzükte yok ancak TBB Başkanı’nın konuşması programda var ise ve oraya da gittiyseniz; tahammül göstermek zorundasınız..

-Hani teamüller gereği TBB Başkanı Feyzioğlu konuşacağı belliyse; her şeye hazırlıklı olmanız gerekirdi.. Kaldı ki, aynı başkanla daha 2 ay önce Dolma Bahçe’de de görüştünüz zaten..

-TBB Başkanı’nın konuşması gerçeklerden uzak yalan, dolan olabilir, toplantı sonrası hepsini ispatlar böylece konuşmacıyı müfteri duruma düşürürsünüz.. Ancak bu şekilde öfkenizi kontrol edemeyip saldırgan bir dil kullanırsanız; en başta sizi ve sizi savunanları zor durumda bırakırsınız..

-TBB’nin genelde siyasi içerikli söylemi olduğunu biliyorsunuz ki, böyle olması da demokratik ülke gelenekleri doğrultusunda çok normaldir. Sivil Toplum Kuruluşu olan TBB Başkanı seçimle geliyor ve tüm ülke sathında avukatlar oy kullanıyor.. Aslında büyük çoğunluğun dikkatini bile çekmeyen bir konuşmayı, böyle yapmakla hem söylemi değerli yaptınız, hem de herkesin bilmesini-öğrenmesini sağladınız..

-AK Parti karşıtları için yeni bir kahraman yarattınız.. Sizinle yaşanan karşılıklı polemiklerde hep kazanan iken bu kez kendi kendinize kaybettiniz..

-Cumhurbaşkanı Gül’ü o kadar zor durumda bıraktınız ki 7 yıllık Cumhurbaşkanlığı geçmişiyle yarattığı saygınlığı ve empatisi bir anda sorgulanır hale geldi.. Çünkü siz önde, Cumhurbaşkanı Gül arkada, tören salonunu terk etme oldu-bittisi nedeniyle sanki siz Cumhurbaşkanı’na bağlı değil, Cumhurbaşkanı size bağlı algısı yarattınız..

Gelelim TBB Başkanı Feyzioğlu cephesinin yanlışlarına:

-Danıştay Başkanı’nın 25 dakikayla sınırlı tuttuğu konuşmayı TBB Başkanı’nın 55 dakikaya çıkarması; kurum başkanını zor durumda bırakır ve nezaketsizlik olarak yorumlanır. Çünkü sizi davet eden ve konuşmanıza izin veren Danıştay Başkanı için söylenecekleri söylememiş imajı doğar.

-Van deprem konteyner evlerde kalan 40 ailenin sorunlarını dile getirmek; düzenlenen toplantının konseptine, ruhuna uymamıştır. Başbakan Erdoğan’ın en çok ilgilendiği ve en çok bildiği bir alanda eleştiri getirmesi;  konuşmanın bütündeki devasa konularını gölgelemiş ve örtmüştür.

Peki, kim neler kazandı?

Başbakan Erdoğan, gücünü ve liderliğini tabana bir kez daha göstermiştir.

TBB Başkanı Feyzioğlu ise AK Parti karşıtlarının liderliği yolunda çok önemli bir dönemeci geçmiştir.

Başbakan Erdoğan’ın halktan büyük beğeni aldığını düşündüğü ‘’öfkeli hitabet’’ tarzını bir kez daha kullanmış, tüm AK Parti’lerin kendi etrafında kenetlenmesini sağlamıştır.

Başbakan Erdoğan, bu krizle aslında cumhurbaşkanlığı seçimin startını vermiş ve ne kadar sert ve keskin bir seçim olacağının işaret fişeğini atmıştır.

Herkesin çok şeyler kazandığı bu krizin tek kaybedeni Cumhurbaşkanı Gül olmuştur.



11 Mart 2014 Salı

30 Mart sonrası neler olacak neler senaryosu..


Her şey AK Parti’nin ne kadar oy alacağına bağlı olarak çok şeyler hesaplanıyor, planlanıyor..

Yüzde 45 civarında oy alırsa; paralel örgüt olarak adlandırılan ‘cemaat’ yandı ki ne yandı!

Nasıl?

Şu veya bu sebeple tüm yurtları, pansiyonları, öğrenci evleri, dershaneleri, okulları kapanacaktır.. Dışişlerinin girişimleriyle de yurtdışı okulların kapatılmasına çalışılacaktır. Şimdiden Azerbaycan, Pakistan cemaat okullarına kilit vurulmuştur.

ÖYM’lere bakan hakim ve savcıların önemli kısmı önce HSYK’ya sevk edilecek, soruşturma sonrası meslekten ihraç edilecek, sonra ise mahkeme önüne çıkarılacaktır..

Son 10 yılda KPSS, hakimlik ve polis okulu sınavları didik didik araştırılacak, uyumsuz ya da şaibeli sonuçlara göre memur olanların işlemleri hemen iptal edilecek..

Cemaat bankası üzerine BDDK gidecektir. Şirketleri üzerine vergi memurları salınacaktır.

Böylece cemaatin, 40 yıllık kazanımları bir anda sıfırlanacaktır..

Yüzde 45 ve üzeri oy alınması halinde başka ne gibi siyasi sonuçlar görülebilir?

Başbakan Erdoğan yüzde 99 olasılıkla Cumhurbaşkanlığına aday olacaktır.

Ağustos-2014 ayında mutlak surette önümüze 2 sandık konacaktır. Hem cumhurbaşkanı hem de milletvekili seçimi yapılacaktır.

AK Parti’nin 3 dönem kuralı askıya alınacaktır.

Kürt açılımı ve çatışmazlık devam edecektir.

Devlete karşı işlenen suçlara yönelik kısmi af artık daha yüksek sesle telaffuz edilecektir.

4 bakana ait fezlekelerin görüşülmesi 2015 yılı sonuna bırakılacaktır.

Peki, ana muhalefette ne olacak?

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, koltuğu bırakır. Muhtemelen yerine Sarıgül gelir ama CHP kesin bölünür..

Bu öngörü tutarsa; AK Parti, 2019 hatta 2023 bile garanti iktidar olarak yoluna devam eder.  

Tersi olur da, AK Parti yüzde 30, CHP yüzde 30, MHP yüzde 20 ve diğerleri şeklinde seçim tablosu çıkarsa; işte bu AK Parti’nin felaket senaryosudur..
Ak Parti için sonun başlangıcıdır. Mutlaka merkez sağa hitap eden başka bir siyasi parti oluşur.

Cumhurbaşkanın halk oyuyla seçiminin iptali ve tekrar TBMM’de seçilmesi için çeşitli siyasi girişimler yapılır..

Çatışmazlık biter, PKK tekrar silahlı mücadeleye başlar..

Seçimlerin tam tarihinde yani 12 Haziran 2015 günü yapılması için her türlü çabayı gösterir.. Bu karşın muhalefet yüklendikçe yüklenir..

İçeride ve dışarıda AK Parti sonrasına hazırlıklar yapılır. En önemlisi cemaatin ne kadar gücü olduğunu, aynı zamanda cemaat olmadan AK Parti’nin olamayacağını cümle aleme kanıtlar..

Artık cemaat-CHP eklemlenmesi iyicene belirginleşir..

Milliyetçi Kürtler ile Milliyetçi Türkler bazı yerlerde çatışma halinde olacaklardır.

Fenerbahçeliler ile Trabzonsporlular arasında husumet büyüyerek devam edecektir.


Bu öngörüm tutarsa; 2015 yılında AK Parti ana muhalefet, başka bir koalisyon hükümeti görülecektir.

28 Şubat 2014 Cuma

Başbakan Erdoğan, Bucak’a neden gelmedi?


AK Parti Bucak İlçe Örgütü çok istemesine rağmen Başbakan Erdoğan, Bucak’a gelmeyi neden istemedi?

Evet, büyük soru budur!

Siz ıvır zıvır mazeretleri boş verin!

Yok Uşak’a gidecek, yok mitinge geç kalacak, bana göre laf olsun diye söylenmiştir.

Gelmeyi istese; helikopterle yarım saati bulmaz.

Ha işin doğrusu, Başbakan Erdoğan gelmeyi çok istiyordu ve de Bucak’ı çok seviyordu..

Peki, neden gelmedi?

Bence 2 (iki) gerekçesi vardır.

İlki halen AK Parti Belediye Başkanı olan Ramazan Ayaz’ın tekrar aday gösterilmemesidir. Ha Ramazan Bey, asla nezaketsizlik yapmaz ama illa da tatsız bir durum yaşanabilirdi..

2. en önemli gerekçe ise yol durumudur.

Şimdi Başbakan Bucak merkeze gelecek, dönerken ne yapacak?

Mecburen okullar caddesi ve üçgen kavşağa gelecek. Ehee yol bozuk ve o yol üzerinden geçen Başbakan Erdoğan, kıyameti koparır. O yolların yapımından karayolları sorumlu olup; önce Burdur Milletvekili Bayram Özçelik, sonra diğer yetkililer tabiri caizse çok fırça yerler..

Hadi buradan AK Parti örgütüne bir yardım çağrısında bulunayım.. Ne yapıp ne edip; o yolun 30 Mart gününe kadar bitmesi gerekiyor. Bakın, seçimi kaybederseniz; o bozuk yol, en önemli parametrelerden birisi olacaktır. Haberiniz ola!


24 Ocak 2014 Cuma

AK Parti 4 yıl istirahat edecektir..


17 Aralık’tan bu yana Başbakan Erdoğan’ın maalesef kimyası bozuldu ve kontrolü elden kaçırdı..

Maalesef diyorum çünkü vatandaş olarak bu durumdan ben de zarar görüyorum.

Nasıl?

Dolar 3 TL’ye koşuyor, benzin 6 TL’ye koşuyor, diğerleri koşmak için sırada bekliyor..

Yine maalesef bu koşunun, 30 Mart gününe kadar süreceği öngörüsüdür..

Devlet yönetiminde dizginleri bir kaybedersen, ancak ilk seçimle geri alabilirsin..

2010 yılı Mayıs ayında ortaya çıkan Baykal kaset skandalı,
2011 yılı Mayıs ayında ortaya çıkan MHP MYK Üyelerinin kaset skandalı,
2012 yılı başlarında ortaya çıkan Başbakanlıkta böcek skandalı, yine maalesef yaşandı, kullanıldı ve atıldı.

Ne zamana kadar?

‘17 Aralık’ yolsuzluk ve rüşvet operasyonuna kadar..

Bu öyle bir püsküllü bela ki ne ‘Gezi’ işine benziyor, ne de postmodern darbelere..

Her iki durumda da son sözü halk söyler (öyle de oldu geçmişte) ve konu kapanır. Herkes düstüğü pozisyonuna razı olur.

Ulan bu durum öyle bir şey değil ki, ne yapılsa, ne edilse içinden çıkılamıyor.

Hani ey halkım, paralel devlet, AK Parti iktidarını yıkmaya çalışıyor dese; ayakkabı kutularında saklanan 4.5 milyon dolar nasıl açıklanır?

Ha keza bakan oğlunun evinde yakalanan 1.5 milyon dolar ve kasalar paralel devletin neresiyle izah edilir?

Mümkün değildir.

Neden?

Yahu can siperane savunmaya çalışan medya mensupları bile ‘AK Parti, 2010 yılından beri paralel yapının üzerine gitmeyerek hata yapmıştır’, demek zorunda kalıyorlar..

Bir de ‘paralel devlet’ üzerine 35-40 gündür konuşan Başbakan Erdoğan, henüz somut bir belge ortaya koyamamıştır.

Örneğin evine ve başbakanlığa konduğu iddia edilen böcekle ilgili hala açıklama yapılmamıştır.

Bugün Cuma Namazı sonrası açıklanmasında ise ‘sayılı günler kaldı’ diyor..

Kim?

Bu ülkenin 12 yıldır Başbakan’lığını yürüten Sayın Erdoğan..

Daha sayılacak çok mevzu var ama tekrara girmek istemem..

Netice itibarıyla gidişat; AK Parti’ye ana muhalefeti gösteriyor..

Bu ne demek oluyor?

4 yıl boyunca yeni bir iktidar için güç toplama ya da istirahat anlamı taşıyor. Bir şartla tabi, birliğini ve bütünlüğünü koruyabilirse..

İktidarın nimetlerine kaynak olmuş insanlar partisine sadık kalır mı?

Zor dostum zor!

Şunu da söylemeden geçemem.. Halk hala AK Parti’yi tek seçenek olarak görüyor, çünkü kafasında Kılıçdaroğlu Başkanlığı’nda hükümet şablonu henüz net oturmuyor..

Ha keza 30 Mart akşamı, AK Parti için öyle çok büyük hezimet kimse beklemesin.. Bence ilk kazandığı 2002 seçiminin oy oranını hala koruyor. Kısaca yüzde 35-40 bandında halk desteği çok kuvvetli orta yerde duruyor.

Bu yüzden 30 Mart öyle bir darbe seçimi olacak ki, hem tasfiyelere, hem de değişen genel başkanlara yol açacaktır...



11 Ocak 2014 Cumartesi

Yolsuzluk depremi ve hasar tespiti..


17 Aralık ‘büyük yolsuzluk ve rüşvet depremi’ üzerinden yaklaşık 25 gün geçti..
Sıra geldi hasar tespitine..

Valla mealen yıkım, kayıp, yaralı var ama herkes ‘ayaktayız, bir şey yok’ nidalarını gökyüzüne fırlatıyor..

Neyse biz işin aslına gelelim..

İstifalar, bağrışlar, çağrışlar arasında geçen 25 gün sonra bugün akılda kalan neler var?

O da görecelidir, ona, buna, sana göre değişkenlik gösteriyor. Kimisi illa ayakkabı kutusu diyor, kimisi illa ‘paralel devleti’ işaret ediyor, kimisi de ‘savcıya gitmeyenleri’ haykırıyor..

Başbakan Erdoğan, Malezya gezisinde bir soru üzerine en doğru tespiti yaptı ve ifadesi aynen şöyledir:

‘Dostmodern Darbe!’ ya da bir rivayete göre ‘Ghostmodern Darbe’ yani hayalet darbe..

Bu cümleciğin anlamı ise ne kadar hazırlıksız yakalandığının belirleyici bir dışavurumudur..

Hemen siyasi hasar tespiti yaparsak; bence iktidar bile gidebilirdi ama son darbeyi vurmak istemiyor..

Kim?

O tarif edilemeyen ya da tarifinde zorluk duyulan gizemli güç..

Gizemli gücü beki yazı sonlarına doğru açabiliriz..

Peki, iktidar nasıl düşerdi?

İstifa etmeyi bekleyen en az 40 AK Parti Milletvekili olduğu kanısındayım. Patır patır istifalarını sunarsa, bir anda 275’e düşer ve iktidar çoğunluğunu kaybeder.

Peki, o gizemli güç neyi bekliyor?

Bence hala ikame edecek yani yerine koyacak siyasi bir iktidar alternatifi yaratamadı. Yerel seçimlere kadar bekleyecek, Cumhurbaşkanlığı seçiminde çifte sandık konması için her türlü aksiyonu ortaya koyacaktır.

Gelelim somut siyasi hasara.. Bir kere yüzde 10’luk oy gitti..

Geçmiş olsun artık..

Yolsuzluk ve rüşvet operasyonu nedeniyle güven kaybına uğrayan yüzer-gezer seçmen kitlesinin önemli bölümü AK Parti’den kaçtı..

Tahminim odur ki, yerel seçimlerde AK Parti oyları yüzde 40 bandına demir atacaktır.

Esas ve bomba soru şudur:

Bu siyasi hasarla Başbakan Erdoğan, Ağustos-2014 ayında nasıl davranacak, ne karar verecek ve AK Parti’yi geleceğe kimin liderliği taşıyacak?

Çok zor sorular, ancak gördüğüm kadarıyla, herkes hesap kitap yapıyor ve risksiz kendi pozisyonu belirliyor..

Türkiye ajandasında Kürtler bayağı alt sıraya düştü. Kandil, İmralı 30 Mart sonrası nasıl bir tutum takınacaklar? Valla kimse bilemiyor..

Ehee AK Parti’yi ne gezi eylemleri, ne PKK eylemleri, ne de derin devlet adı altında yapılan eylemler ve söylemler dize getiremedi..

İşte bu gizemli güç, 17 Aralık günü düğmeye bastı. Başbakan Erdoğan, ‘sen de mi Brütüs’ dedi ve şaşkınlığı iliklerine kadar hissetti..

Tek adam figürünü yansıtan ve neredeyse dünyaya biçim vermeye yeltenen liderin en korktuğu hamle nedir?

Tartışmasız lideri olduğu AK Parti ve özenle yerleştirdiği bürokrasi içinden gelmesine inancıdır..

Yandı ki ne yandı!

Neden?

Yargısı, emniyeti, diğer sivil devlet bürokrasisi, AK Parti karşısında örgütlenmiş korkusudur.. Çünkü elin kolun budanmış oluyor, hareket etme alanın çok daralıyor. Herkese boyun eğdirirken, bir anda kendisi boyun eğmek zorunda kalıyor. Uzlaşma sözcüğünü siyasi lügat kitabında hiç yazmayan ve hiç kullanmayan bir lider için çare nedir?

İlla da savaşacaktır ve kaybetme pahasına sonuna kadar ipleri elinde tutmaya çalışacaktır.

Tarafları saymaya çalışalım.. Yani kim kiminle yan yana duruyor?

İçeride AK Parti, Kürtler, MİT, TSK, MUSİAD bir tarafta dururken cemaat, CHP, MHP, ulusalcılar, TUSİAD karşı cephede yer alıyor..

Dışarıda AK Parti yanında duranlar; Irak Kürt Yönetimi, Suudiler yani Sünni cephe..

Karsında ise İsrail, Neo-concu ABD’liler, İran, Irak Merkezi Yönetimi, AB lokomotifi Almanya..

Ortada duranlar; İngiltere, Fransa, Rusya, Çin..

Aslında Başbakan Erdoğan için tek çaresi vardı ancak opsiyonu hiç kullanmadı ve kullanmayacağı aşikardır.

Hani iddia ettiği gibi demokrasi dışı güçle nasıl mücadele edilir?
Demokrasi içi siyasi araçlarla ve temsilcileriyle..

Kim bunlar?

İşte siyasi partiler ve temsilcileriyle..

Ama ana muhalefet partisi genel başkanına ‘genel müdür’ dersen, TBMM’de temsil eden diğer siyasi partiye demediğini bırakmazsan, yapacak bir şey yoktur ve iktidar partisi lideri için o kapı kapalıdır.

Oysa milleti temsil eden siyasi partilerdir ve demokrasi dışı güçlerle ancak siyasi partiler uzlaşarak yenebilirler..

Ama milletin tek temsilci benim diye ortaya çıkarsan milleti temsil eden diğerleri yanında hiç durmaz..

12 Eylül 1980 öncesi AP Lideri Demirel ile CHP Lideri Rahmetli Bülent Ecevit uzlaşabilselerdi, asla askeri müdahale olmazdı, olamazdı..

Neyse çok uzun ve etraflıca bir yazı oldu, artık kestim..


26 Aralık 2013 Perşembe

Kördüğüm, İstifa ve seçim..


İstanbul Başsavcısı, soruşturma savcısı, İstanbul Emniyeti, İstanbul Valisi, HSYK (Hakimler-Savcılar Yüksek Kurulu), hükümet, Adalet Bakanı, Başbakan..

İşte yukarıda saydığım kişi ve kurumlar çatışma halinde ve bir türlü adaletin tecellisinde karar alamıyorlar.. Kısaca KÖRDÜĞÜM vardır..

Bir vatandaş olarak yaşadığım ülkenin, bu durumda olmasından, valla resmen kaygı duyuyorum, hatta artık huzursuz oluyorum..

Peki, kim sorumlu?

Abi, oraya, buraya bakmam, hem de hiç aramam.. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kim yönetiyorsa, sorumlusu elbette odur. Herhalde ben, sen, o hiç değiliz.. Biz vatandaş olarak 4 yılda bir sandığa gidip oyumuzu veriyoruz ve bizi yönet diye bir siyasi partiye yetki veriyoruz. Hal böyleyse, AK Parti iktidarı dışında sorumlu aramaya gerek yoktur, mahal de yoktur..

Neden?

Bağımsız Yargı organının düzgün çalışması için ne gerekiyor?

Yasama ve yürütme marifetiyle TBMM’den yasa, hükümetten yönetmenlik çıkarmaktır.

Unutmayınız ki yargının daha iyi ve daha işlevsel olacağını söyleyen AK Parti iktidarı, 2010 yılında önümüze anayasa değişikliği getirdi ve yüzde 58 halk oyuyla çıktı.

İşte HSYK kuruldu, işte yepyeni yönetmenlikler çıkarıldı. Ancak son 10 gündür yargı-yürütme krizi kördüğüme döndü..

Peki, kim sorumlu abi?

Tek sorumlusu Başbakan Erdoğan’dır.

Bir savcı ‘soruşturma dosyasını tamamlıyor,  nöbetçi mahkemeden gözaltı ve arama kararı çıkartıyor, yürütmeye bağlı kolluğa (polise) hadi kararı uygula’ diyor..

Polis ise ‘hayır olmaz’ diyor..

Ulan bu ülke PATAGONYA mıdır?

Arkadaş, ben çete mete bilmem.. Başbakan dediğin her şeyi önceden öngörecek, önlemini alacak, ‘yok komplo, yok kirli oyun’ gibi mazeretlere hiç sığınmayacak...

Aslında bu acizliğin de itirafıdır.

Neden?

Ben bu ülkeyi yönettim ama çeteleri görmemişim, bilememişim, tuh ALLAH kahretsin deme lüksü yoktur abi bir başbakanın..

Bakın, basına yansıya tapelere göre bir başbakan, Büyükşehir meclisinde kabul görmeyen bir inşaat planı ve projesi için devreye girmez. Başbakanın böyle bir misyonu yoktur. Devlet sisteminin düzgün, eşit ve adaletli çalışması için gerekli yasaların çıkmasını koordine eder ve bunun uygulanmasına, işleyişine göz-kulak olur.. Koca bir başbakan imar işleriyle meşgul olur mu abi?

Hele evinde ayakkabı kutuları içine istiflenmiş 4,5 milyon dolar bulunan banka müdürü için çok dürüsttür, tüm rüşvet, kara para trafiğinin başrolünde olduğu iddia edilen İranlı iş adamı için hayır severdir demesi tam bir skandaldır.

Neden?

Konu yargıya intikal etmişken, mahkemede karar verilecekken, öncelikle başbakan tarafından beraat ettirilmesi; hukuk devletinin neresine sığar abi?..

Çare nedir?

Hemen TBMM toplanacaktır. Kördüğümü el koyacaktır ve çözüm için gerekli yasaları hemen çıkartılacaktır.
Ondan sonra en yakın arkadaşı ve bakanı Erdoğan Bayraktar’ın dediği gibi istifa edecektir, seçim için halka gidecektir.

Verdiği sözünde duracağına göre,
AK Parti tüzüğüne göre,
3 dönem sonrası milletvekili adayı olma şansı da olmadığına göre,

Sayın Başbakan Erdoğan, artık güzel bir emeklilik yaşamına hazırlansın derim..


20 Aralık 2013 Cuma

Türkiye siyasetinde yakın gelecek senaryosu..


17 Aralık 2013 günü Cumhuriyet tarihinde ilk kez bu kadar büyük yolsuzluk-rüşvet-kara para operasyonu yapıldı..

Yaşım gereği ve siyasete olan ilgim beni yanıltmıyorsa; cumhuriyet savcısı marifetiyle iktidarın görevde olan bir bakanına karşı yolsuzluk operasyonuna ilk kez tanık oluyorum..

Gerçek demokrasilerde yargı bağımsızdır, yasama bağımsızdır, yürütme bağımsızdır.. Devlet çarkı bu 3 ayak üzerinde döner..

Öyleyse Türkiye’de bir savcı düşünün, hadi adını da zikredeyim; Sayın Zekeriya ÖZ olup bana göre 11 yıldır iktidarda olan bir hükümetin bakanlarına karşı yolsuzluk ve rüşvet operasyonu yapabilen cumhuriyet tarihinin gelmiş-geçmiş en cesur savcısıdır..

Yolsuzluk operasyonu bundan önce olmadı mı?

Tabii ki oldu, işte belediyelere, işte bazı kamu görevlilerine yönelik operasyonlar elbette olmuştur. Ancak yüzde 50 oyla iktidara gelen, AK Parti hükümeti oluşturan, bakanlar kurulunun 4 bakanına karşı yolsuzluk operasyonu yapmak Cumhuriyet tarihinin en cesur savcısı Zekeriya ÖZ hariç Türkiye’de hiçbir savcı cesaret edemez arkadaş..

Gelelim gelecekte olabilecek senaryolara..

AK Parti, ne askeri vesayet döneminde (yediği e-muhtıra ve darbe planları) ne de yargı vesayeti döneminde (açılan kapatma davası) hiç bu kadar güç durumda kalmadı.

Çünkü Türkiye’de AK Parti’ye oy veren 21 milyona yakın partidaşlar, sempatizanlar bu tür akçalı işlere karışanları asla savunamaz ve kimseye de izah edemez..

Neden mi?

Şu ana kadar basına ve televizyona yansıyan bilgiler-resimler odağında; kısaca neler olduğunu tekrar edeyim:

-En büyük kamu bankasının genel müdürü gözaltına alınıyor ve konut aramasında 4.5 milyon dolar para bulunduğu iddia ediliyor..

-İçişleri Bakanı’nın oğlu gözaltına alınıyor ve konutunda yapılan aramalarda kasalar, yaklaşık 1.5 milyon dolar tutarında paralar, en önemlisi bakan babasıyla, oğlunun yaptığı iddia edilen telefon görüşme tapeleri..

-Ekonomi Bakanı’nın oğlu gözaltına alınıyor, ancak mahkeme kararına rağmen evi aranamıyor çünkü oturduğu konutun bakan babasının üstüne kayıtlı olması, onu kurtarıyor..

AK Parti’li Fatih Belediye Başkanı, kardeşi ve çalışanlar imar yolsuzluğu iddiasıyla gözaltına alınıyor..

Peki, kara para aklama, imar yolsuzluğu ve rüşvet gibi 3 ayrı dosya için neden aynı gün operasyon düğmesine basıldı?

Bir dosya için düğmeye basılsa; diğer dosyaların akamete uğrayabileceği yani kapanabileceği kaygısı olabilir mi? Bence olabilir..

Nerde kalmıştık, evet, gelecek senaryosu..

Sıkı durun şimdi!

‘Hükümeti yıkmaya teşebbüsten’ soruşturmayı yürüten savcıların, polis şeflerinin mahkeme önüne çıkarılması ve soluğu Silivri’de alması..

Mümkün mü?

Valla olur mu olur..

Çünkü bunu ilk emareleri içişleri bakanlığınca yapılan alelacele tayin-yer değiştirme idari tasarrufudur..

Anlayamadığım şudur: bu polis şefleri görevi ihmal, görevi suiistimal her ne suçu işledilerse niye tayin ediyorsun? Açığa al ve yargıya havale et..

Peki, yargıya ne diyecekler?

Bu polis şefleri bakan çocuklarını takip etmişler, yolsuzluk-rüşvet ağını bulmuşlar ama bakana haber vermemişler.. Çok komik olur:J)

Herkesin sorduğu büyük soru ise Başbakan Erdoğan, iddialarda adı geçen 4 bakanın istifasını neden hemen istemedi?

Korktu dersem extrem olacak, hadi çekindi diyelim.. Çünkü buna bir kere izin verirse; tüm bakanların tehdit altına gireceği argümanına sarıldı ve tüm bakanlara koruma uyguladı..

Bana göre tarihi hata yaptı. Oysa bekleyip, dosyanın içeriğini öğrenince bakanların istifasını alacaktı ve yola devam edecekti.. Hani siyasi yara almaz mıydı? Alırdı ama küçük pansumanla tedavi edebilirdi. Oysa şimdi yara gittikçe derinleşiyor ve kesmek-budamak dışında çare kalmıyor..

30 Mart yerel seçimlerine 101 gün kala siyasi tablo AK Parti aleyhine değişiyor. Bakın, eğer AK Parti oyu yüzde 35 bandına düşerse; cumhurbaşkanlığı seçilmesi risk altına girer ve küçük bir manevrayla cumhurbaşkanlığı seçimi geri TBMM’ne devredilebilir.. Olur mu? Valla olmaz, olmaz demeyin burası Türkiye..

Hele İstanbul, Ankara belediye başkanlıklarını Mustafa Sarıgül ve Mansur Yavaş kazanırsa; AK Parti 3 dönem milletvekili olma şartını pat diye tüzükten çıkarabilir ya da iptal edebilir.. Olur mu? Valla olmaz, olmaz demeyin burası Türkiye..

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, hala sessizliğini koruyor ve pozisyonu hakkında hiç ipucu vermiyor.. Bence bu da çok manidardır.. Acaba siyasi şartlar bir dönem daha Cumhurbaşkanı olmasını mı sağlayacak? Olmaz, olmaz demeyin burası Türkiye..

Gelelim cemaate.. Valla Allah yardımcıları olsun kendilerine.. Başbakan Erdoğan kafaya taktı bir kere.. Bana göre fişleme hikayesi doğrudur. Kamuda tüm cemaat mensubu olanları fişlemişler ve teker- teker üzerlerine operasyon yapılıyor. İşte emniyet, işte TRT, işte MASK gibi kurumlarda yapılan görevden alma operasyonu, sanki savaşın ilk işaret fişeğidir.. Başbakan Erdoğan, siyasi bekasını tehlikeye atma pahasına cemaati kesin olarak dağıtacak ve kamuda etkinliğini çok zayıflatacak.. Hele Ocak-2014’de dershanelerin kapatılmasıyla ilk darbeyi vuracaktır. Cemaat, yapılacak seçimlerde muhtemelen siyasi tercihini artık AK Parti lehinde kullanmayacaktır.

Ehee bu kadar yeter artık.. Bu kadar içeriği kısa ama anlamı devasa senaryo ürettim.. Ben de siyaset mühendisi oldum yahu:J)


18 Aralık 2013 Çarşamba

Rüşvet ve yolsuzluk operasyonunda yepyeni perde açıldı..


‘3-YYY (Yolsuzluk-Yoksulluk-Yasaklar) olmayacak’ sloganını şiar edinmiş AK Parti iktidarı, 12 yıl sonra yolsuzluk iddiasıyla baş başa kaldı..
Şimdi mizansen yapalım ya da hayal gücümüzü kullanalım.. Bir savcı, bir polis müdürü, bir bakan var..
AŞAĞIDAKİ DİYALOGLAR TAMAMEN HAYALİDİR!
İhbar gelir, polis şefine savcı araştırma görevi için gerekli mahkeme kararını verir..
Polis şefi: Sayın Müdürüm bir arzım var size..
Polis müdürü: Buyur, anlat..
Polis şefi: Efendim telefon kayıtları, fiziki takipler sonucunda İçişleri Bakanımızın oğlunun maalesef rüşvet alma-verme ilişkisini bulduk..
Polis müdürü: Öyle mi?
Polis şefi: Ne yapalım efendim?
Polis müdürü: Dur hele, ben bakanımıza ulaşayım, durumu anlatayım, sonra bir sana neticeyi bildiririm..
Hemen telefon sarılan polis müdürü, bakana ulaşır..
Polis müdürü: Sayın Bakanım, ben emniyet müdürü XXX’im.. Rahatsız ediyorum, çok önemli bilgi var, size söylemem gerekiyor..
Bakan: Buyurun, anlatın..
Polis müdürü: Efendim, sizin oğlunuz rüşvet alma-verme ilişkisinde görülmüş, halen soruşturma devam ediyor..
Bakan: Hangi savcıda?
Polis müdürü: YYY’de efendim..
Bakan: Tamam, çok teşekkür, sen ne yapacağını biliyorsun, ben de hem oğlanın kulağını çekerim, hem de adalet bakanı aracılığıyla savcıya ulaşırım..
Polis müdürü: Emriniz olur efendim! Saygılarımla efendim!
Sonra savcı aranır falan filan..
YUKARIDAKİ DİYALOGLAR TAMAMEN HAYALİDİR!
Niye bunu belirtiyorum? Çünkü başımız belaya girer sonra:J)
Şimdi gelelim söyleyeceklerime..
Hem hükümet sözcüsü Sayın Arınç, hem de Başbakan Sayın Erdoğan ısrarla ‘polis şefleri ve savcılar operasyonu bakana bile haber vermemişler’ iddiasını sürekli vurguluyorlar ve kızıyorlar..
Normal bağımsız yargı varsa ki olması gerekir, neden haber versin arkadaş?
Peki, bu yolsuzluk operasyonu boşa çıkar mı?
Çıktı bile.. Operasyonu yürüten polis şefleri görevden alındı, koordinatör savcı el çektirildi, ilave 2 savcı daha atandı.
Ne zaman?
Operasyon başlamasından 24 saat sonra..
Ehee ne oldu şimdi?
Bence operasyon çöktü artık..
Yine bence böyle yapmakla; operasyonun siyasi etki katsayısı daha da artıracak.. Çünkü televizyonlarda çıkan görüntüler, sosyal medyada yayınlanan videolar, resimler hep kafalarda kalacaktır, soru işareti doğmasıyla olumsuz algı yaratacaktır..
İşte bakanın oğlunun evinde para sayma makinesi ve tuttuğu çetele iddiası her platformda yayınlandı, işte banka müdürünün evinde kutular içinde 4,5 milyon dolar olduğu iddiası tüm TV ekranlarında döndü durdu..

Bilinsin ki ana muhalefet bu görüntüleri seçimlere 103 gün kala çok fazla kullanacaktır ve polis şeflerinin görevden el çektirilmesi nedeniyle AK Parti Hükümeti'nin yolsuzluğu kapattığı iddiasını her yerde söyleyecektir..

AK Parti için vurulabilecek en zayıf, en hassas tarafı yolsuzluktur.. Çünkü muhafazakar dindar kimlikli bir partinin kalbini yaralamak istiyorsan; yolsuzluk mermisi atacaksın.. En trajik olanı ise kefil olunan ve öve-öve bitirilemeyen bir cumhuriyet savcısı tarafından o mermi sıkıldı.. Hani muhalif bir gazeteci araştırsa ve yolsuzluğu bulsa; bu kadar etkili olamazdı.. 

22 Kasım 2013 Cuma

Cemaat-AK Parti savaşı..


Valla hep sorulmayanı sorarım, hep merakımı açığa çıkarırım..

Soru-1: Cemaat-AK Parti savaşında kim kazanır, kim kaybeder?

Soru-2: Bu savaş ne zaman başladı ve dershanelerle neden zirve yaptı?

Soru-3: Dershaneler neden bu kadar önemlidir ve kapatılması-dönüştürülmesi ne anlama geliyor?

Soru-4: Yaygın medya araçlarıyla psikolojik savaşı hangi cephe kazanır?

Soru-5: Cemaatin, AK Parti’ye karşı hangi argümanları kullanabilir?

Soru çok, yanıt yok.. İnternet, televizyon, gazeteler bu soruların yanıtını vermiyor, sadece kendi açılarından haklılığını anlatıyor..

İşte A-Haber, TV-24 AK Parti yanında, dershanelerin kapatılması gerekliliğini doğrulayan haber ve röportaj veriyor..

İşte Samanyoluhaber, Bugün TV gibi haber kanalları da dershanelerin ne kadar gerekli olduğunu kanıtlayan haber-röportaj veriyor..

Hadi ben bağımsız, özerk, düşünce-yorum yazan birisiyim ancak üzüldüğüm bazı medya simaları vardır. Maalesef çok zor durumda kaldılar. Kısaca iki arada bir derede sıkıştılar..

Ulan kapansın dese cemaat kızacak, kapanmasa dese hükümet kızacak..

Özellikle ortada dolaşan medyatik bazı yazar-çizerlerin, hem cemaate, hem de AK Parti’ye yakın durmalarının sonu gelmiş ve büyük ayrışması başlamıştır. Mecburi tercih yapacaktır. Hem oradan hem de buradan yana olma dönemi kapanmıştır.

İlla isim mi istiyorsunuz? Tamam, söylüyorum: Nagehan Alçı en belirgin duran simalardan biridir..

Soru-1’den başlayalım.. Kim kazanır, dolayısıyla kim kaybeder? Bence AK Parti kazanır. AK Parti deyince ne anlıyorsak o kazanır yani Başbakan Erdoğan kazanır.. Omzunda 4 yıldızı, arkasında NATO’nun 2.büyük ordusu olan amirallerin-generallerin tozunu attıran Erdoğan karşısında, cemaat vız gelir, tırıs gider..

Soru-2’nin yanıtı ise bence MİT kriziyle bu savaş başladı. Şimdiye kadar gizli kapaklı yapıldı, artık dershaneler üzerinden açıktan devam ediyor.

Soru-3’ün yanıtını ben de merak ediyorum. Cemaat için dershaneler bu kadar mı önemli, bu kadar mı hayati? Demek ki öyle olmalı, başka türlü köprüler atılmaz, ölüm-kalım savaşına girilmez.. Ha neden bu kadar dershaneler; cemaat açısından olmazsa olmaz noktasıdır, onu uzmanlar yanıt verebilir..

Soru-4’ün karşılığı ise tartışmasız cemaat mensupları yaygın medya araçlarını daha etkin kullanmaktadır.

Soru-5 ise en zor olanıdır. Hayal gücüme bakıyorum, neler olabilir neler.. Örneğin; cemaat mensubu milletvekillerinin istifasından tutun, AK Parti’ye karşı amansız bir siyasi mücadele cephesi oluşturmaya kadar gidebilir.
AK Parti ne yapabilir? Çok şey.. TV Kanalları üzerine RTÜK baskısından tutun, bazı iktisadi girişimlere vergi memuru yollanmasına kadar gidebilir.. Başbakan Erdoğan’a firavun benzetmesinden sonra daha ağır hakaretler gelirse; Fetullah Gülen’e şok mahkeme kararı çıkabilir..


Sonuç: Önümüzdeki 1-2 ay çok şeylere gebe duruyor..