Savcı Zekeriya ÖZ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Savcı Zekeriya ÖZ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Aralık 2013 Salı

Yolsuzluk ve yerel seçim..


Operasyonun üzerinden tam 1 hafta süre geçti.. İlk günün şaşkınlığı, şaşırmışlığı, şamalaklığı, şakşukalığı biraz hafifledi.. Bu geçen 1 hafta içinde tembelleşen beyin damarlarına çok kan pompalandı ve herkes düşündü, taşındı..

Bir taraf ‘komplo, yalan, kirli, oyun, çete’ diye diye tüylerinden tüy bitti..

Diğer taraf ‘hırsız, rüşvet, yolsuz, kara para’ diye diye boğazından boğaz çıktı..

Akılda kalanlar:
Başbakan,
4 bakan,
Savcı Zekeriya Öz,
Halk Bankası,
kasa,
ayakkabı kutusu,
para sayma makinesi,
İranlı İş Adamı Rıza Sarraf,
Şarkıcı Ebru Gündeş,
İş Adamı Ali Ağaoğlu,
Euro, Dolar, TL cinsinden demet demet paralar..

Herkesin merak ettiği sorular şudur:
96 gün sonra yapılacak yerel seçimlere etkisi ne olur?
Takriben 40 milyon seçmen üzerinde yarattığı algı nedir?
AKP oyları yüzde 50 bandından ne kadar aşağı sarkar?
İstanbul ve Ankara Belediye Başkanlığı seçimlerinin kaderini değiştirir mi?

Valla burada anahtar olan yüzde 15-20’lik yüzer-geze seçmen kitlesidir. Bu kitle parti purti bilmez, siyasetle ilgilenmez, seçimlere 1 hafta kala kararını verir ve gider sandıkta oyunu kullanır..
Bu kitle kararını verirken gündelik yaşamına yansıyan somut birkaç kriteri vardır.
İşte pazara çıkınca neyi, ne kadar alabildiği,
işte traktörüne, arabasına benzin alırken deponun neye, ne kadar dolması,
işte doğalgazı faturası,
işte elektrik faturası..

Bu veriler ışığında toparlarsak AK Parti yüzde 35, CHP yüzde 25, MHP yüzde 13, BDP yüzde 6-7 oranları sabittir ve mevcut oy durumları değişmez.

İşte bu oranları değiştirecek olan 15-20’lik partisiz, yüzer-gezer seçmen kitlesidir.

Peki, bu kitle son yolsuzluk-rüşvet operasyonundan ne kadar etkilenir?

Aslında tüm partiler ve uzantıları olan medyalar, bu kitle üzerinde olumlu- olumsuz algı yaratma yarışındalar..

Dolar 2.20 olur ve doğalgaz, elektriğe, akaryakıta seri zam gelirse; 30 Mart günü sandığa giden bu kitle olumsuz algıyla oy kullanır.

Gerçek şu ki seçimlerin kaderini dolayısıyla ülkenin kimin yöneteceğini bu seçmen kitlesi belirliyor.

Bu kitle yaklaşık 8-10 milyon civarında olup en az okuyan, en az tartışan, en az geliri, en az evi olması ve en az alış-veriş yapması temel özellikleridir.

Peki, sosyolojik olarak tanımı nedir?

Valla 10 milyon civarında olduğunu tahmin ettiğim bu seçmen kitlesini ‘aylık geliri 500-600 TL civarında olanlar ile hiç geliri olmadığını beyan eden yaklaşık 2-3 milyon yeşil kartlı olanlar’ diye tanımlayabilirim.

Dindar değillerdir ama dine sadıktırlar, özellikle Cuma namazını kaçırmazlar.. Yolsuzluk operasyonundan tutuklanan ‘’Halk Bankası Genel Müdürü, evinde bulunan paralar için boşuna ‘İmam Hatip Lisesi’ yardım parası’’ ifadesini kullanmıyor..

Kendi parası kıt olan bu seçmen kitlesi devletten para çalınmasını asla affetmez. AP, ANAP, DYP gibi merkez sağ partilerin çöküşlerine bu seçmen kitlesi ışık yakmıştır ve desteğini çekmiştir.

AK Parti, kalan 96 gün içinde ne edip ne yapıp; rüşvet-yolsuzluk-hırsızlık’ algısını yok etmeli ya da perdelemelidir. Bunu da çok daha büyük, başka bir olaya bu kitleyi kanalize etmelidir ve yönlendirmelidir. Aksi halde 29 Mart seçimlerinde yüzde 35 bandına pat diye iner..

Peki, daha büyük olay, nasıl yaratabilir?

Valla, hedef tahtasında cemaat oturmuş durumda.. Örgüt, çete gibi suçlamaları somut bir olayla bağlayıp; polis şeflerinden bazılarının gözaltına alınması, hükümeti yıkmaya teşebbüs suçlamasıyla bazı savcıların gözaltına alınması gibi olaylar.. İşte siz de hayal gücünüzü çalıştırın..  

Kısaca öyle bir olay olmalı ki, gündemin ilk sırasına yerleşmeli ve yolsuzluk operasyonu daha alt lige düşmeli..


Bakalım, neler olacak, neler bitecek.. Ancak Türkiye siyaseti çok şeylere gebe duruyor..

20 Aralık 2013 Cuma

Türkiye siyasetinde yakın gelecek senaryosu..


17 Aralık 2013 günü Cumhuriyet tarihinde ilk kez bu kadar büyük yolsuzluk-rüşvet-kara para operasyonu yapıldı..

Yaşım gereği ve siyasete olan ilgim beni yanıltmıyorsa; cumhuriyet savcısı marifetiyle iktidarın görevde olan bir bakanına karşı yolsuzluk operasyonuna ilk kez tanık oluyorum..

Gerçek demokrasilerde yargı bağımsızdır, yasama bağımsızdır, yürütme bağımsızdır.. Devlet çarkı bu 3 ayak üzerinde döner..

Öyleyse Türkiye’de bir savcı düşünün, hadi adını da zikredeyim; Sayın Zekeriya ÖZ olup bana göre 11 yıldır iktidarda olan bir hükümetin bakanlarına karşı yolsuzluk ve rüşvet operasyonu yapabilen cumhuriyet tarihinin gelmiş-geçmiş en cesur savcısıdır..

Yolsuzluk operasyonu bundan önce olmadı mı?

Tabii ki oldu, işte belediyelere, işte bazı kamu görevlilerine yönelik operasyonlar elbette olmuştur. Ancak yüzde 50 oyla iktidara gelen, AK Parti hükümeti oluşturan, bakanlar kurulunun 4 bakanına karşı yolsuzluk operasyonu yapmak Cumhuriyet tarihinin en cesur savcısı Zekeriya ÖZ hariç Türkiye’de hiçbir savcı cesaret edemez arkadaş..

Gelelim gelecekte olabilecek senaryolara..

AK Parti, ne askeri vesayet döneminde (yediği e-muhtıra ve darbe planları) ne de yargı vesayeti döneminde (açılan kapatma davası) hiç bu kadar güç durumda kalmadı.

Çünkü Türkiye’de AK Parti’ye oy veren 21 milyona yakın partidaşlar, sempatizanlar bu tür akçalı işlere karışanları asla savunamaz ve kimseye de izah edemez..

Neden mi?

Şu ana kadar basına ve televizyona yansıyan bilgiler-resimler odağında; kısaca neler olduğunu tekrar edeyim:

-En büyük kamu bankasının genel müdürü gözaltına alınıyor ve konut aramasında 4.5 milyon dolar para bulunduğu iddia ediliyor..

-İçişleri Bakanı’nın oğlu gözaltına alınıyor ve konutunda yapılan aramalarda kasalar, yaklaşık 1.5 milyon dolar tutarında paralar, en önemlisi bakan babasıyla, oğlunun yaptığı iddia edilen telefon görüşme tapeleri..

-Ekonomi Bakanı’nın oğlu gözaltına alınıyor, ancak mahkeme kararına rağmen evi aranamıyor çünkü oturduğu konutun bakan babasının üstüne kayıtlı olması, onu kurtarıyor..

AK Parti’li Fatih Belediye Başkanı, kardeşi ve çalışanlar imar yolsuzluğu iddiasıyla gözaltına alınıyor..

Peki, kara para aklama, imar yolsuzluğu ve rüşvet gibi 3 ayrı dosya için neden aynı gün operasyon düğmesine basıldı?

Bir dosya için düğmeye basılsa; diğer dosyaların akamete uğrayabileceği yani kapanabileceği kaygısı olabilir mi? Bence olabilir..

Nerde kalmıştık, evet, gelecek senaryosu..

Sıkı durun şimdi!

‘Hükümeti yıkmaya teşebbüsten’ soruşturmayı yürüten savcıların, polis şeflerinin mahkeme önüne çıkarılması ve soluğu Silivri’de alması..

Mümkün mü?

Valla olur mu olur..

Çünkü bunu ilk emareleri içişleri bakanlığınca yapılan alelacele tayin-yer değiştirme idari tasarrufudur..

Anlayamadığım şudur: bu polis şefleri görevi ihmal, görevi suiistimal her ne suçu işledilerse niye tayin ediyorsun? Açığa al ve yargıya havale et..

Peki, yargıya ne diyecekler?

Bu polis şefleri bakan çocuklarını takip etmişler, yolsuzluk-rüşvet ağını bulmuşlar ama bakana haber vermemişler.. Çok komik olur:J)

Herkesin sorduğu büyük soru ise Başbakan Erdoğan, iddialarda adı geçen 4 bakanın istifasını neden hemen istemedi?

Korktu dersem extrem olacak, hadi çekindi diyelim.. Çünkü buna bir kere izin verirse; tüm bakanların tehdit altına gireceği argümanına sarıldı ve tüm bakanlara koruma uyguladı..

Bana göre tarihi hata yaptı. Oysa bekleyip, dosyanın içeriğini öğrenince bakanların istifasını alacaktı ve yola devam edecekti.. Hani siyasi yara almaz mıydı? Alırdı ama küçük pansumanla tedavi edebilirdi. Oysa şimdi yara gittikçe derinleşiyor ve kesmek-budamak dışında çare kalmıyor..

30 Mart yerel seçimlerine 101 gün kala siyasi tablo AK Parti aleyhine değişiyor. Bakın, eğer AK Parti oyu yüzde 35 bandına düşerse; cumhurbaşkanlığı seçilmesi risk altına girer ve küçük bir manevrayla cumhurbaşkanlığı seçimi geri TBMM’ne devredilebilir.. Olur mu? Valla olmaz, olmaz demeyin burası Türkiye..

Hele İstanbul, Ankara belediye başkanlıklarını Mustafa Sarıgül ve Mansur Yavaş kazanırsa; AK Parti 3 dönem milletvekili olma şartını pat diye tüzükten çıkarabilir ya da iptal edebilir.. Olur mu? Valla olmaz, olmaz demeyin burası Türkiye..

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, hala sessizliğini koruyor ve pozisyonu hakkında hiç ipucu vermiyor.. Bence bu da çok manidardır.. Acaba siyasi şartlar bir dönem daha Cumhurbaşkanı olmasını mı sağlayacak? Olmaz, olmaz demeyin burası Türkiye..

Gelelim cemaate.. Valla Allah yardımcıları olsun kendilerine.. Başbakan Erdoğan kafaya taktı bir kere.. Bana göre fişleme hikayesi doğrudur. Kamuda tüm cemaat mensubu olanları fişlemişler ve teker- teker üzerlerine operasyon yapılıyor. İşte emniyet, işte TRT, işte MASK gibi kurumlarda yapılan görevden alma operasyonu, sanki savaşın ilk işaret fişeğidir.. Başbakan Erdoğan, siyasi bekasını tehlikeye atma pahasına cemaati kesin olarak dağıtacak ve kamuda etkinliğini çok zayıflatacak.. Hele Ocak-2014’de dershanelerin kapatılmasıyla ilk darbeyi vuracaktır. Cemaat, yapılacak seçimlerde muhtemelen siyasi tercihini artık AK Parti lehinde kullanmayacaktır.

Ehee bu kadar yeter artık.. Bu kadar içeriği kısa ama anlamı devasa senaryo ürettim.. Ben de siyaset mühendisi oldum yahu:J)