Irak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Irak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Ekim 2014 Çarşamba

Türkiye Kürtleri paradoks içinde…


Haziran-2014 ayında IŞİD (Irak-Şam İslam Devleti) örgütü Irak’ın en büyük şehirlerinden Musul’u ele geçirmesiyle gücü zirveye çıktı..

Sonra petrol yatakları olan Erbil ve Kerkük’e yöneldi. Aynı periyotta ABD’li ve İngiliz vatandaşların kafası kesilince; kızılca kıyamet koptu..

Oysa ki o tarihe kadar binlerce insan hem Irak’ta, hem de Suriye’de ölüyordu ama kimsenin kılı bile kıpırdamıyordu..

ABD’nin kuyruğuna takılan Kürtler hem Irak’ta, hem de Suriye’de IŞİD üzerinden resmen terbiye edildi. Özellikle PKK’nın fiyakası fena bozuldu. İşte şu kadar silahlı gücümü Rojava’ (Suriye Kürt Bölgesi)’ya kaydırdım, işte şu kadarını KOBANİ’ye yönlendirdim diyen PKK’nın aslında kağıttan kaplan olduğu bir kez daha anlaşıldı. En azından halkın desteğini alamadığı alanlarda, bölgelerde uluslararası operasyona hazır olmadığı çok net kanıtlandı.

Suriye Kürtleri (YPD) ESAD’la anlaşıp ÖSO’na destek vermeyerek aslında pokeri daha baştan kaybetti. ‘’Ülke özgürleşsin ki herkes özgür olsun’’ felsefesi yerine ‘’tek başıma özgürlüğüm yeter’’ felsefesi duvara çarptı. Ortadoğu gibi kaypak zeminde ilkeli duruş sergileyemedi.

Aynı benzer duruşu ‘’GEZİ DİRENİŞİ’’ sırasında da Türkiye Kürtleri yaptı. Beni ilgilendirmez diyerek kenara çekildi. Oysa ülkenin özgürlüğü herkesin özgür olmasını sağlayacağı mantığını bir türlü kuramadı.

2014-Ekim ayında KOBANİ’de IŞİD örgütünden fena dayak yiyen Kürtler, şaşırmış, hatta pusulası şaşmış vaziyette sağa sola saldırıyor.. Geçmiş olsun artık! Yanlış ata oynarsan sonucu böyle olur işte..

Çözüm sürecinde de acayip güç kaybetti. Türkiye devleti ile Türkiye Kürtleri masaya oturmuş, yapılacaklar takvime bağlanmış, hatta konu yasal güvenceye bile alınmışken İsrail ve ABD’nin oyunuyla uzaklara savruldu, gitti..

HDP nezdinde Kürtlerin paradoksu:

BM kararı olmadan meşru bir devlet olan Türkiye, Suriye sınırları içinde olan çatışma bölgesi KOBANİ’ye nasıl asker soksun, arkadaş bu bir..

150 bine yakın Suriye Kürtleri (kadın ve çocuklar hariç) topraklarını savunmazken Türk askeri niye savunsun arkadaş bu iki..

IŞİD Örgütünü bu hale getiren ABD olduğunu nasıl öngöremezsin ve aptalca Türkiye’yi suçlarsın arkadaş, bu da üç..

Şiiler mutlu, Kürtler mutlu ama Sünniler mutsuz ise hem Suriye’de hem de Irak’ta asla barış olamaz, buna da mı aklınız ermiyor, bu kadar mı basiretiniz ABD’ye bağlandı yahu..

Sünniler bir devlet kurmadıkça bu coğrafyaya (Irak ve Suriye) kalıcı barışın asla gelemeyeceğini zihninizin bir köşesine kazıyın derim..





11 Ocak 2014 Cumartesi

Yolsuzluk depremi ve hasar tespiti..


17 Aralık ‘büyük yolsuzluk ve rüşvet depremi’ üzerinden yaklaşık 25 gün geçti..
Sıra geldi hasar tespitine..

Valla mealen yıkım, kayıp, yaralı var ama herkes ‘ayaktayız, bir şey yok’ nidalarını gökyüzüne fırlatıyor..

Neyse biz işin aslına gelelim..

İstifalar, bağrışlar, çağrışlar arasında geçen 25 gün sonra bugün akılda kalan neler var?

O da görecelidir, ona, buna, sana göre değişkenlik gösteriyor. Kimisi illa ayakkabı kutusu diyor, kimisi illa ‘paralel devleti’ işaret ediyor, kimisi de ‘savcıya gitmeyenleri’ haykırıyor..

Başbakan Erdoğan, Malezya gezisinde bir soru üzerine en doğru tespiti yaptı ve ifadesi aynen şöyledir:

‘Dostmodern Darbe!’ ya da bir rivayete göre ‘Ghostmodern Darbe’ yani hayalet darbe..

Bu cümleciğin anlamı ise ne kadar hazırlıksız yakalandığının belirleyici bir dışavurumudur..

Hemen siyasi hasar tespiti yaparsak; bence iktidar bile gidebilirdi ama son darbeyi vurmak istemiyor..

Kim?

O tarif edilemeyen ya da tarifinde zorluk duyulan gizemli güç..

Gizemli gücü beki yazı sonlarına doğru açabiliriz..

Peki, iktidar nasıl düşerdi?

İstifa etmeyi bekleyen en az 40 AK Parti Milletvekili olduğu kanısındayım. Patır patır istifalarını sunarsa, bir anda 275’e düşer ve iktidar çoğunluğunu kaybeder.

Peki, o gizemli güç neyi bekliyor?

Bence hala ikame edecek yani yerine koyacak siyasi bir iktidar alternatifi yaratamadı. Yerel seçimlere kadar bekleyecek, Cumhurbaşkanlığı seçiminde çifte sandık konması için her türlü aksiyonu ortaya koyacaktır.

Gelelim somut siyasi hasara.. Bir kere yüzde 10’luk oy gitti..

Geçmiş olsun artık..

Yolsuzluk ve rüşvet operasyonu nedeniyle güven kaybına uğrayan yüzer-gezer seçmen kitlesinin önemli bölümü AK Parti’den kaçtı..

Tahminim odur ki, yerel seçimlerde AK Parti oyları yüzde 40 bandına demir atacaktır.

Esas ve bomba soru şudur:

Bu siyasi hasarla Başbakan Erdoğan, Ağustos-2014 ayında nasıl davranacak, ne karar verecek ve AK Parti’yi geleceğe kimin liderliği taşıyacak?

Çok zor sorular, ancak gördüğüm kadarıyla, herkes hesap kitap yapıyor ve risksiz kendi pozisyonu belirliyor..

Türkiye ajandasında Kürtler bayağı alt sıraya düştü. Kandil, İmralı 30 Mart sonrası nasıl bir tutum takınacaklar? Valla kimse bilemiyor..

Ehee AK Parti’yi ne gezi eylemleri, ne PKK eylemleri, ne de derin devlet adı altında yapılan eylemler ve söylemler dize getiremedi..

İşte bu gizemli güç, 17 Aralık günü düğmeye bastı. Başbakan Erdoğan, ‘sen de mi Brütüs’ dedi ve şaşkınlığı iliklerine kadar hissetti..

Tek adam figürünü yansıtan ve neredeyse dünyaya biçim vermeye yeltenen liderin en korktuğu hamle nedir?

Tartışmasız lideri olduğu AK Parti ve özenle yerleştirdiği bürokrasi içinden gelmesine inancıdır..

Yandı ki ne yandı!

Neden?

Yargısı, emniyeti, diğer sivil devlet bürokrasisi, AK Parti karşısında örgütlenmiş korkusudur.. Çünkü elin kolun budanmış oluyor, hareket etme alanın çok daralıyor. Herkese boyun eğdirirken, bir anda kendisi boyun eğmek zorunda kalıyor. Uzlaşma sözcüğünü siyasi lügat kitabında hiç yazmayan ve hiç kullanmayan bir lider için çare nedir?

İlla da savaşacaktır ve kaybetme pahasına sonuna kadar ipleri elinde tutmaya çalışacaktır.

Tarafları saymaya çalışalım.. Yani kim kiminle yan yana duruyor?

İçeride AK Parti, Kürtler, MİT, TSK, MUSİAD bir tarafta dururken cemaat, CHP, MHP, ulusalcılar, TUSİAD karşı cephede yer alıyor..

Dışarıda AK Parti yanında duranlar; Irak Kürt Yönetimi, Suudiler yani Sünni cephe..

Karsında ise İsrail, Neo-concu ABD’liler, İran, Irak Merkezi Yönetimi, AB lokomotifi Almanya..

Ortada duranlar; İngiltere, Fransa, Rusya, Çin..

Aslında Başbakan Erdoğan için tek çaresi vardı ancak opsiyonu hiç kullanmadı ve kullanmayacağı aşikardır.

Hani iddia ettiği gibi demokrasi dışı güçle nasıl mücadele edilir?
Demokrasi içi siyasi araçlarla ve temsilcileriyle..

Kim bunlar?

İşte siyasi partiler ve temsilcileriyle..

Ama ana muhalefet partisi genel başkanına ‘genel müdür’ dersen, TBMM’de temsil eden diğer siyasi partiye demediğini bırakmazsan, yapacak bir şey yoktur ve iktidar partisi lideri için o kapı kapalıdır.

Oysa milleti temsil eden siyasi partilerdir ve demokrasi dışı güçlerle ancak siyasi partiler uzlaşarak yenebilirler..

Ama milletin tek temsilci benim diye ortaya çıkarsan milleti temsil eden diğerleri yanında hiç durmaz..

12 Eylül 1980 öncesi AP Lideri Demirel ile CHP Lideri Rahmetli Bülent Ecevit uzlaşabilselerdi, asla askeri müdahale olmazdı, olamazdı..

Neyse çok uzun ve etraflıca bir yazı oldu, artık kestim..


3 Eylül 2012 Pazartesi

ABD, İRAN'ın vurulması içinTürkiye desteğini aldı bile..


 
03 Eylül 2012 günü sessiz sedasız Türkiye/İstanbul’a gelen CIA Başkanı David Petraeus (Eski Genelkurmay Başkanı olup hem Irak’ta hem de Afganistan’da görev yapmıştır.) MİT Başkanı, Dışişleri Bakanı ve Başbakanla görüştü..

 

Bence CIA Başkanı tahminlerin aksine İRAN için geldi.. Böylece sağ gösterip sol vurma diplomasisi yapıldı.. Hele bugün İRAN ajanlarının televizyon görüntüsü çıktı ya, kafamdaki teori hemen oluştu..

 

Hem Suriye meselesiyle, hem de PKK meselesiyle sıkışmış pozisyonunu fırsata çeviren ABD, İRAN müdahalesine karşı sürekli direnen ve karşı çıkan kesimi pes ettirdi.. CIA Başkanı Petreaus, Suriye ve PKK kartlarını önümüze koydu ve İRAN desteğini aldı, gitti...

 

Şubat veya Mart-2013 ayında İran vurulursa; zaten Suriye müdahaleye gerek kalmaksızın otomatik olarak düşer... ABD ustaca manevrayla Rusya ve Çin diplomasi kilidini kıracaktır.. Türkiye bence bu planla ikna edildi..

 

Kasım-2012 ABD seçimlerinde ister OBAMA, ister ROMNEY gelsin, fark etmez artık, İRAN kesinlikle vurulacaktır..

 

Özel Not: 4. ÖLÜDENİZ EDEBİYAT GÜNLERİ 11-14 Ekim 2012 günleri yapılacaktır. Ben de Yazar Ömer ÖZDAMAR olarak davetliyim..

9 Ağustos 2012 Perşembe

Kürdistan hayal mi, gerçek mi?


Bugün öğle haber bülteninde Sayın Fatih Altaylı’yı izledim, onun ve daha önceden okuduğum Taha Akyol gibi bazı liberal yazarların savunduğu bir fikre asla katılmıyorum.



Nedir o fikir?



Türkiye gibi ülke varken ve orada yaşarken; Kürtler gidip Barzani liderliğinde kurulacak Kürdistan’a ‘EVET’ demezler..



En son deneyimli Kürt Politikacı Ahmet Türk ne diyor?



Suriye, Türkiye, Irak, İran Kürtlerinin birleşmesi, Kürtlerin intiharı olur. Özerk ve özgür olmaları yeterlidir..



Bence hepsi külli yalandır, altı boştur. Hem Ahmet Türk’ün söyledikleri hem de Türkiye kanaat önderi olan liberal yazarların düşündükleri..



Neden?



Akıl ve mantık yürütelim.. Bazı şeylerin söylenmesi için basit, sade düşünmek yeterlidir..



Empati yapalım mı? Yüzyıllardır hayalini kurduğu Kürt devleti kurulmasına ve onun aidiyatına girilmesine, normal bir Kürt vatandaşı niye karşı çıksın?



Irak tamam, Suriye tamam sayılır, sırasıyla İran da tamam olunca otomatikman Türkiye de tamam olacaktır..



Tarihi akışı aklı selim yorumlayabilen bu çıplak gerçeği pat diye görür.. Bu süreç başlamıştır ve normal seyrinde akmaktadır.. 20 yıl içinde Irak ve Suriye ayağı tamamlandı, belki 10 yıl, belki daha kısa zaman süresi için İran ve Türkiye ayağı da tamamlanacaktır.



Liberallerin tezi şudur: Türkiye demokrasi ve haklar açısından diğer 3 ülkeye göre çok daha iyi seviyededir ve hala daha iyi olması için çalışılmaktadır. Doğru mu? Doğru denebilir..



Peki, bu tez Türkiye Kürtleri için caydırıcı mıdır?



Hiç de değildir. Kürt kimliği ve bayrağı altında birleşmiş bir Kürt devletle yaşamayı 10 kere, 100 kere tercih eder..



İşte okullarda Kürtçe eğitim, işte Kürtçe televizyon, işte yeni anayasa taslağında yeni vatandaşlık tarifi falan ana gidişatı asla değiştirmez, en fazla geciktirir..



Kürdistan hayal mi, gerçek mi?



2012 yılının sıcak yaz mevsiminde yüzde 99 olasılıkla artık gerçek olmuştur.



Türkiye ne yapmalıdır?



Osman Pamukoğlu’nun dediği gibi ‘Hakkari elden gitmiştir’ lafına ağlayıp sızlamadan; 10 yıl sonrasına dair starteji geliştirmelidir.  



Bana göre en doğru stratejik karar şudur: Türkiye bu birleşik Kürt devleti için önayak olmalıdır. Tüm hesapları tersyüz etmelidir. Böylece bu yüzyıllara dayanan kamburu sırtından atmalıdır. Sayın Başbakan Erdoğan’ın deyişiyle ‘Halkların kendi kaderini kendilerinin belirlemesine saygı duymalıdır.’



İlk adım ne olmalıdır?



Suriye devleti, hani Kürt vatandaşlarına kimlik vermemiş ya, bu çok eleştrilmiş ya, bence Türkiye’ye göre çok daha doğru bir uygulamadır. Çünkü Türkiye, kendi sınırları içinde yaşayan Kürt vatandaşların sayısını bile bilmiyor. Suriye bari biliyor. Çünkü kimliği olmayanlar Kürttür.. Ortak yanı ise her 2 devlet maalesef Kürtleri yok saymıştır. Birisi kimlik vermemiş, birisi de kimlik vermiş ama Kürt yazmamış..



Hemen tez elden Kürtlerin sayımdan geçmesi gerekiyor. Güneydoğu, Doğu Anadolu bölgelerinde ne kadar Kürt var, Anadolu’nun diğer metropollerinde ne kadar Kürt var, bilmeliyiz, kimliklerine Kürt yazmalıyız..



İkinci adım, üçüncü adım bellidir ve sırayla tatbik edilir.. Bu yapılmazsa Türkiye’nin bekası bile tartışmalı hale gelir..



Benden söylemesidir, İster kulak ardı edin, ister ciddiye alın..