ALMANYA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ALMANYA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Ekim 2023 Pazartesi

GAZZE OYUN ALANI

 Oyuncular kimlerdir?

ABD, İsrail, Fransa, İngiltere ve diğer batılı ülkeler bir tarafta dururken; Rusya, Çin, İran başta olmak üzere diğer bazı ülkeler karşı tarafta pozisyon aldılar..

Oyun sahası GAZZE olup Arap ülkeleri, Hindistan, Güney Afrika gibi ülkeler TARAFSIZ  kalarak izleme yapıyor..

Türkiye ne yaptı, 7 Ekim’den bu yana?

DİPLOMASİ ile arabuluculuk yapıyor ve ateşi söndürmeye çalışıyor..

GAZZE’de, yönetimi elinde tutan HAMAS, öyle bir hamle yaptı ki, ‘’YA YOK OLACAK YA DA BİRLEŞİK-BAĞIMSIZ FİLİSTEN DEVLETİNE ÖNDERLİK EDECEK.’’

2023 yılının Ekim ayından itibaren; ‘İNSAN HAKLARI, SAVAŞ SUÇLARI, ULUSLARARASI ADALET VE TEMEL İLKELER’’ gibi değerler ÇÖP olmuştur..

GAZZE OYUN SAHASINDAN illaki yeni bir insanlık tarihi yazılacaktır..

Türkiye, 2.dünya savaşı boyunca (1940-1945 yılları arasında) İsmet İnönü’nün uyguladığı ‘SAVAŞA DAHİL OLMAMA DIŞ POLİTİKASINI’ mutlaka uygulamalıdır..

Hükümet, bugüne kadar GAZZE OYUN SAHASINA girmedi, başarılı bir diplomasi yürüttü ve inşallah böyle devam eder..

xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx

ISPARTA SDÜ KREDİ YURTLAR KURUMU REZALETİ

İhbar dün geldi, SOKAK GAZETECİSİ olarak fotoğrafları görünce midem bulandı..

Nedir olay?

ISPARTA KYK Murat Hüdavendigar Erkek Öğrenci Yurdu yeni hizmete girdi sayılır, her şey mükemmele yakın ancak biz Türklerin özelliğidir: ‘’NEHRİ GEÇER, DEREDE BOĞULUR’’ misali YEMEK SORUNU çözülemiyor..

 

Bu yurtlara yemek sağlayan firma kimdir?

Yemekleri denetleyen kimdir?

İsterseniz fotoları paylaşayım, sonra tekrar yorum yapalım..

 












Lütfen biraz daha itina gösterelim, yemekleri kontrol edelim, çocuklarımıza, gençlerimize, geleceğimize örnek olalım..

ISPARTA KYK MÜDÜRÜ bu işte 1.sorumludur bence..

Ne yapıp, edip bu yemek hazırlanmasına ve sunumuna çözüm bulmalıdır..

Gençlerimiz adına SOKAK GAZETECİSİ olarak sesleniyorum:

Yurtlarımızın yemek sorununu en kısa zamanda çözüme kavuşturun…

Yeni yazımda görüşmek üzere sağlıklı ve sevgiyle kalın..

Sosyal medya adreslerim:

İnstagram:  @omerozdamar

Facebook: https://www.facebook.com/omerozdamar62

Tiktok: https://www.tiktok.com/@omerozdamar15

 

SOKAK GAZETECİSİ

Bucak-BURDUR

 

 

26 Mart 2018 Pazartesi

3.Dünya Savaşı Eli Kulağında..



Savaşlar malumunuz önce diplomatik krizle başlar..

ABD, İngiltere, Almanya, Fransa başta olmak üzere diğer Avrupa ülkeleri topyekun Rusya karşıtı cephede kümelendiler..

İşin özeti ABD, İngiltere ve AB ülkeleri Rusya’nın diplomatlarını sınır dışı ediyor, yani ‘’Persona Non Grata’’ istenmeyen personel ilan ediyor..

Rusya ise mütekabiliyet çerçevesinde misliyle karşılık verecektir..

Bu savaşta nükleer silah kullanılır mı?

Kontrollü savaştan kontrolsüz safhaya geçilirse kullanılması yüksek olasılıktır..

2.dünya savaşında 50 milyon insan ölmüştü, 3.dünya savaşında nükleer silah kullanılırsa yeryüzünde yaşayan insanların en az 1/3’ü ölebilir..

Şu soruyu duyabiliyorum: ‘’Neden bu savaş?’’

Dünyada halen geçerli mevcut sistem savaşı kaçınılmaz kılıyor..

Savaş dışında seçenek kalmıyor..

Çünkü paylaşım, kartların yeniden dağılımı, sınırların ve etki alanlarının değişmesi barışı öldürüyor..

Rusya-Çin-İran-Kuzey Kore anlaşıldı ki blok hareket edecekler..

Türkiye ne yapacak?

Hiç bilemiyorum, tahmin de edemiyorum..

Son söz: ‘Altın savaş halinin vazgeçilmez değeri olup yastık altında, az veya çok, gücünüz doğrultusunda altın bulundurun’ derim..

Araştırmacı Yazar Ömer ÖZDAMAR
Bucak-BURDUR




20 Kasım 2017 Pazartesi

Ekonomik kriz mi, siyasi kriz mi?


En sevdiğim ve iddialı tezlerimin olduğu alan ekonomidir..

Halen yaşanan ‘’ekonomik kriz mi, siyasi kriz mi?’’ zor sorunun cevabı bu makalenin ana gündem maddesi olacaktır..

Aslında soru şu benzetmeyi anımsatıyor: ‘’Yumurta mı tavuktur, tavuk mu yumurtadır?’’

Kısaca geçişgenliği ve geçirgenliği çok fazla olan siyaset ve ekonomi konularıdır.. 

Bazen ekonomi siyasete dayatır, bazen de siyaset ekonomiye dayatır..

Neyi?

Ekonomiyse silahları bellidir, hele bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde faiz ilk mermidir.. Sonra kur masaya gelir, sonra döviz borçlularının batması..

Siyaset ise bu gelişmeleri ya yönetir ve kontrol altına alır ya da yönetemez noktalara sürüklenir..

İç siyasette zayıf olmakla beraber özellikle dış siyasette, ekonomi üzerinden dayatma yapılıyor..

Bence 2017 yılı biterken dış siyaset dayatmaları karşısında Türkiye ekonomisini en az zararla atlatmak için yönetilebilir noktadan hızla uzaklaşılıyor..

ABD, AB ve bunların askeri şemsiyesi NATO, 'öyle de, böylede' Türkiye siyasetine dayatma içindeler..

Diplomatik tabirle ‘ya gidere gider yaparsın ya da yönetebilir noktada tutarsın..'

Neredeyse 50 yıldır ittifakın içinde olduğumuz ve kendi rızamızla girdiğimiz NATO’dan bugünden yarına çıkmamız söz konusu mu?

Mümkündür ancak çok ağır ekonomik bedeli olur..

Ha keza AB ile müzakereleri kesip atıp ilişkimizi dondurma yapılabilir mi?

Mümkündür ancak çok ağır müeyyidesi vardır..

ABD’ye ‘’gölge etme başka ihsan eylemem’’ tarzında çıkış yapıp stratejik ortaklık sonlandırabilir mi?

Mümkündür ancak bunun ekonomik karşılığı vardır..

Devleti yönetme sanatı burada devreye giriyor..

Haklıysan, buna inanıyorsan hem dikleneceksin hem de ikna edip ilişkileri ileriye taşıyacaksın..

Yoksa diplomatik literatürde haklılığını ‘kestirip atma’ yöntemiyle açıklama yoktur..

Ha siyaset diplomasiyi bir kenara atıp her şeyin gereğini yapabilir mi?

Yapar, tabii halkını ikna ederse..

Neye?

Öncelik haklılığına, daha da önemlisi yaşanabilecek ekonomik sarsıntıya..

2018 yılında galiba bunun izdüşümünü yaşayarak göreceğiz..

NATO skandalı, Zarrab davası, ABD ve Almanya’nın FETÖ tutumu karşısında siyaset ya dolar kurunu 5 TL ve üzerine attıracak ya da diplomasi ehliyetini kullanacak..

Tercih tamamen siyasi iktidara aittir..

Dolar kuru 5 TL ve üzerine atarsa reel sektörün en az ¼’ü resmen batar.. İşsizlik rakamı biraz daha yukarı çıkar, nihayetinde ekonomik kriz baş gösterir..

NATO skandalında bence NATO Genel Sekreteri’nin istifa etmeliydi.. Bu tür skandallarda, batı siyasi kültüründe istifa mekanizması çalışır.. Bu noktada istifa etmiyorsa bence kasıt vardır..

Zarrab davası başımızı çok ağrıtacak cinstendir..

Basitçe izah edersem: Örneğin mahkemeden şöyle uçuk bir karar çıkarsa ne yapacağız?

 ‘Türkiye Cumhuriyeti Devleti İran ambargosunu hileyle delmiştir, bu yüzden 200 milyar dolarla cezalandırılması..’

Rakamlar hayalidir, hani kafada canlanması için yazdım..

Ayıkla bakalım, pirincin taşını.. Diyelim mahkeme kararını Türkiye olarak kabul etmedin; o zaman ambargo uygulanırsa ve dünyadan tecrit olursan, ne yapacağız?

Hem ABD’nin hem de AB’nin FETÖ tutumu zaten dillere destan rezilliktir..

ABD ve AB anlaşıldı ki FETÖ aparatıyla siyasi savaş mesajı veriyor.. Ha bunu akıllı devletler karşı bir aparatla cevap verir.. Türkiye’nin halihazır siyasi mekanizması topyekun saldırıya hazırlama gibi izah ediliyor..
Bence hem Türkiye ekonomisini hem de Türkiye devletini riske atmaktır.. Bundan dolayı doğru ve yerinde bir karşı hamle değildir..

FETÖ nasıl ülkemiz için on yıllarca sürecek bir terör örgütü olayı ise ABD ve batıyı ikna etmek, izah etmek uzun yıllar sürecektir..

Diplomatik inceliğe bir örnek verirsem:
Hani ABD Konsolosluğu’ndan FETÖ bağlantısı nedeniyle bir görevli tutuklandı ya, sonra vize krizi yaşandı falan filan..

Ben devleti yöneten etkili kişi olsaydım açıklamamı şöyle yaparım:
‘’ABD halkıyla Türk halkı arasında yıllara dayanan ilişkiyi zehirleyen bu kişi etkisiz hale getirilmiştir. ABD halkıyla ile ilişkilerimiz her zamankinden daha yüksek devam edecektir.’’

Umarım meramımı anlatabildim..

Son söz 2018 yılı için temel ekonomik veriler (bütçe açığı, borçlanma limiti gibi) çok kötü olmamasına rağmen siyasi yanlışlar bedeli dolar kuruna ve faize yansıyacaktır..

Araştırmacı Yazar Ömer ÖZDAMAR
Bucak-BURDUR

İnstagram : https://instagram.com/omerozdamar/

İşte kitaplarımın satıldığı internet alış-veriş adresi:





30 Mayıs 2017 Salı

Emeklilik artık kocaman bir hayal mi?


Avrupa Birliği (AB) Komisyonu, yaşlanan nüfus nedeniyle emeklilik yaşının 2030’lu yıllarda 70’e yükseltilmesi gerektiğini bildirdi. AB üyeleri arasında Almanya, Danimarka, Hollanda, İngiltere, İrlanda 
ve İsveç 2020’li yıllarda emeklilik yaşını en az 67’ye yükseltmeyi planlıyor.
Halen geçerli yasalara ve düzenlemelere göre Türkiye’de emeklilik yaşı kadınlar için 58, erkekler için 60 oluyor.

Ne zaman emeklilik yaşanacak?

Bir kere şu noktada anlaşalım. Küresel ekonomi ya da küresel liberalizm emeklilik konusuna asla sıcak yaklaşmaz. Yaklaşamaz çünkü sistemin mantığına aykırıdır. Çalışmadan para vermeyi liberal sistem asla öngörmez.
Belki 2050 yılında emeklilik lafı gündemden tamamen düşecektir ve ölünceye kadar çalışmaya sistem bağlanacaktır ve çok istediği son noktaya ulaşacaktır. Böylece emeklilik diye bir tabir insanoğlunun dimağından köklü çıkarılacaktır. ‘’Havada bulut emekliliği unut!’’ türküsünü herkes mırıldanacaktır.

Peki, sen ne düşünüyorsun?

Neyse saçma bulunsa da kendi görüşümü açıklamaktan geri durmayacağım.
Ortalama insan ömrünün:
1/3’ü büyüme ve çalışmaya hazırlanma,
1/3 bir fiil çalışmasını,
Kalan 1/3’nün ise çalışmadan emekli olarak geçirmesini felsefi, iktisadi, siyasi olarak inanıyorum…
Örneğin 75 yaş ortalama insan ömrü olduğunu varsayarsak; 25 yıl büyüme-eğitim ve çalışmaya hazırlık, 25 yıl aralıksız çalışma, 25 yıl emeklilik öngörüyorum.

Oysa liberalizm neredeyse insanların doğar doğmaz çalışmasını öngörüyor. Farkındaysanız bazı bebeklerimiz bile reklam filmlerinde oynadıkları için sigortalanmış ve prim ödenmiştir. Dünyada birçok ülkede çocukların çalıştığını biliyoruz.

Hakikaten emeklilik hayal mi?

İnsanların ölünceye kadar çalışmasını Neo Liberalizm sistemi talep eder. İster inanın, ister inanmayın ama gerçek budur.

Not: ‘PLÜTON BİZE NEDEN KÜSTÜ?’ isimli deneme kitabımdan alıntıdır..

Yazar Ömer ÖZDAMAR
Bucak-BURDUR




21 Haziran 2015 Pazar

Ey AK Partili kardeşler hadi MURSİ’yi kurtaralım..


Tamam, 2015 yılında halkın oyuyla seçilmiş bir siyasetçinin İDAM edilmesi asla kabul edilemez.. Her ne suçu varsa vardır ama idam cezası olamaz..

Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak neredeyse diplomatik seferberlik ilan edildi ve MURSİ için her türlü girişim yapıldı, hala yapılıyor..

Buraya kadar güzel..

Ancak riyakarlık, ikiyüzlülük esas şimdi başlıyor..

Ey AK Partili kardeşler! MISIR Diktatörü SİSİ’ye 25 milyar dolar acil yardım yapan ülke, bilin, bakalım kim?

Evet, Suudiler..

Peki, Suudi Arabistan devletini bugüne kadar tek bir laf ettiniz mi?

Hayır..

Olmadı ama işte.. İlke, duruş hepsi tersyüz oldu..

Ey AK Partili kardeşler! MISIR Diktatörü SİSİ’ye her türlü uluslararası desteği kim sağladı?

ABD ve AB’nin dominant ülkesi Almanya.. Daha yeni Almanya Cumhurbaşkanı davetlisi olarak Diktatör SİSİ’nin Almanya ziyareti en üst düzey kabul gördü..

Peki, bu ülkelere karşı ne dediniz?

Hiç, hava civa..

Hadi SİSİ’ye karşı otomatik ötüp duranlardan ABD’ye, Suudilere hiç olmazsa bir iki cıvıltı bekliyorum..

Ama nerde o yürek, nerde o akıl..

Arkadaş! Ya bu işe hiç girmeyeceksin ya da tüm dünyayı karşına alma pahasına ilkenden, haklı kararından taviz vermeyeceksin..

‘’Zayıfa vur, güçlüye selam dur’’ taktiği dünyada asla makbul değer olarak görülmez.. En kötüsü hiç saygınlığın kalmaz..

Maalesef Türkiye’miz, hiç hak etmediği halde dünyada lafı ciddiye bile alınmayan aşiret devleti muamelesi reva görülüyor..

Aslında Türkiye’nin bu ikircikli tutumuyla; MURSİ’ye yardım yerine kötülük yapılıyor..

Meydanlarda Türkiye vatandaşlarına 4 parmak göstererek; belki AK Partilileri konsolide edebilirsin ama dünyayı asla..

Güçlüye ‘’selam çakan’’ zayıf lider portesi çizildiği an, artık herkes sizi çizer..

Maalesef MURSİ de idam sehpasına gider..

Yazık, hem de çok yazık!

Mısır halkı hiç bunu hak etmiyor..


Ben şahsım adına SİSİ’yi devlet başkanı olarak kabul etmiyorum, verilen idam kararını ret ediyorum.. ‘’Adım hıdır, elimden gelen budur’’ misali yazımla katkı yapabiliyorum. Ancak söylendiği gibi dünya lideri olsaydım 30 kere MURSİ’yi kurtarırdım..

23 Ocak 2015 Cuma

Genel Seçim olmayabilir..


Düşünüyorum, taşınıyorum, hep aynı noktaya çıkıyorum..

Mayıs sonunda Gezi hareketi ortaya çıkacak..

Nisan ayı içinde PKK hareketi ortaya çıkacak..

İstanbul silah ve cephane deposu sürekli dolduruluyor.. BEYOĞLU Hasköy'deki bir gecekondunun kömürlüğünde ve çatı aralığında silahlar ve mühimmat bulundu ya, ‘Eyvah!’ sözcüğü çıktı ilk dimağımdan.. Çünkü bulunanlar sanki fazlalık gibi geliyor..

Paralel örgüt zaten ayaktalar..

IŞID’ın uyuyan hücrelerini artık beşikteki çocuk bile söylüyor..

İsrail, ABD, Almanya gibi dış istihbarat güçleri apartta bekliyor..

Kısaca herkes uygun pozisyon alıyor..

İlk mermide Güneydoğu, İstanbul yandı kül oldu demektir..

İktidar da oluşan bu kaotik krizi yönetemeyeceğini anlarsa; yüzde 99 olasılıkla genel seçimleri en az 6 ay, belki 1 yıl erteleyebilir..
                                             
İktidarın böyle bir riski gördüğünü ve bu yüzden ısrarla kamu güvenliği yasasını çıkartmaya uğraştığını düşünüyorum..

Ha benimkisi tamamen senaryodur.. Ancak böyle bir olasılığı şahsen çok ciddi olarak öngörüyorum..

Off bir de anketler AKP’nin hükümeti kuramayacağı yönde şekillenirse; bak sen o zaman filme..

Neyse seçimlere 5 ay kala benden söylemesi, herkes ona göre hazırlığını yapsın..




4 Kasım 2011 Cuma

Yunanistan Başbakanı hem kendine hem de Yunanlılara yazık etti…


Fotoya baktım, baktım, baktım… İnanın! İnsan olarak çok üzüldüm. Yunanistan Başbakanı Yorgo Papandreu, ellerini öne bağlamış, boynunu sola bükmüş, ne söylenecek diye bekleyen çaresiz insan portresi çizmiş…
Karşında Almanya Başbakanı Merkel, elinde okuduğu evraklar, rahat duruşu, karşısındakini umursamaz hali, ne söylesem diye bekleyen demir leydi portresi çizmiş…  

Düşmanım bile olsa Allah! Ne kimseyi, ne de bir halkı böyle çaresiz, müşkül bırakmasın…

Aslında fotonun tercümesi şudur: Fakir-parasız birisinin, zengin-paralı birisi karşısında ne hale düştüğünün hazin resmidir…

Yunan halkını temsil eden bir başbakan, başka bir halkı temsil eden başbakan karşısında bu hale asla düşmemelidir.

Peki, ne olmalıydı? Bundan sonra ne olacak?

1. seçenek:
Yapması gereken halkını arkasına alıp; Almanya ve Fransa bloğuna rest çekecekti, 200 milyar Euro borcu ödemeyecekti, AB’den çıkacaktı, kendi para birimi Drahmi’ye dönecekti, 10 yıllara dayanan yeni bir ekonomi kalkınma programı yazacaktı, mal ve hizmet üreten bir ülke haline gelecekti…

2.seçenek:
Yunan halkından özür dileyecekti ve istifa edecekti…

Olmadı, olmadı, olmadı…

Peki, bundan sonrası ne olacak?

Hem PASOK hem de Papandreu için çok daha çetrefilli geçecektir. Yunan halkı asla o fotoğrafı affetmez. Lideri olduğu partisi PASOK, tarihinin en ağır seçim yenilgisi mutlaka alacaktır, Papandreu’nun siyasi hayatı kesinlikle bitecektir…

Peki, Yunan halkına ne olacak?

Fakirleşecekleri neredeyse kesindir. En az 3 yıl yoksul yaşayacaklar…

Bu yaşananlar, bize geçmişte söylenen bir doktrini kökünden yıkmıştır. Hani dindar kesim AB için Hristiyan kulübü olarak adlandırırdı ya, işte birbirine kollarlar, yardım ederler söylemini bence çürüdü…

Ne çürüttü?

PARA…

PARA için her ülke kendi çıkarını düşünür, kısaca ‘PARA için babam olsa tanımam, PARA’nın dini imanı yoktur’ felsefesini Almanya, Fransa kaba bile olsa her platformda uygulamaktadır ve bundan sonra da uygulayacaktır.

1 Haziran 2009 Pazartesi

GÜZELLİĞİN VE ESTETİĞİN DAĞILIMI


Venezuellalıların kalça ve göğüsleri çok güzeldir.

Vücut orantıları ise çok düzgündür.

En fazla dünya güzeli çıkaran ülke de Venezuella’dır.

Acaba bu Latin Ülkesinde ne var ki böyle?

Güzellik yarışmalarında Venezuella kızlarının ezici bir üstünlüğü bulunuyor.

Associated Pres (AP) bunun nedenini araştırmış ve bazı sonuçlar çıkarmış:

VENEZUELLA deyince herkesin aklına kızları geliyor.

Şimdiye kadar 4 Kainat, 5 de Dünya Güzeli çıkaran ülkede güzellik sektörüne yılda 1.1 milyar dolar harcanıyor.

25 milyon nüfuslu ülkenin yarıya yakını dar gelirli olmasına rağmen Venezuella tüm Latin Amerika ülkeleri arasında kozmetiğe en çok para harcayan ülke...

Kızlarda göğüs ve burun estetiği henüz 15'inde başlıyor.

Hatta bu tür ameliyatlar doğum günlerinin en gözde hediyeleri arasında yer alıyor.

Fiyatları ise ABD'nin 10'da biri...

Geleceğin kraliçeleri henüz 5 yaşında podyuma çıkıyor.

Hükümet bu yarışmaları ülkenin tanıtımı olarak görüyor.

Güzellik akademileri, salonları ve spa merkezlerinin açılmasına destek veriyor.

Sonra devam ediyor?

Brezilyalı kadınların ciltleri çok güzeldir.

Kalçaları ve göğüsleri de, çok estetik bir görünüme sahiptir.

Almanların burunları oldukça biçimlidir.

Aynı şekilde, Fransızlar da düzgün burunları ve güzel göğüsleriyle dikkat çekerler.

Travma dışında estetik amaçlı burun ameliyatı yaptıran bir Alman veya Fransız neredeyse bulamazsınız.

Bu kadar bilgiyi niye paylaştım?

İşte şundan dolayıdır:

Türkiye’nin de içinde olduğu Akdeniz çanağı ırkının yüz, boy ve genel vücut orantısı açısından çok estetik bir ırk değilmiş.

Ya işte can alıcı nokta burasıdır.

Akdeniz çanağı olarak kast ettiği ülkeler ise Türkiye, Yunanistan, Mısır, Suriye, Lübnan, İsrail…

İsrail’i saymıyorum çünkü daha yeni kuruldu. Diğer ülkelerin hepsinin ortak yanları demografik yapılarının çoklu insan ırkına dayanmasıdır. Hepsinin diğer bir ortak yanı ise topraklarında çoklu kültür ve folklorun egemen olmasıdır…
Şimdi İstanbul’a bakalım mı? Bizans var, Osmanlı var, Türkiye var…

Ha keza Mısır sanki farklı mı? Arap gibi görünse de kimler gelmiş, kimler geçmiş… Ne uygarlıklar kurulmuş ve yıkılmış… Saymakla bitmez…

Sakın söylediklerimi başka bir şeye çekmeyin. Bir uzman doktor bir şeyler söylemiş ve onun düşüncelerini tamamlamaya ve nedenlerini bulmaya çalışıyorum. Irkçılık falan yaptığımı umarım kimse düşünmez.

Saf kalan ırklar daha estetik oluyor. İşte Ruslar, işte Almanlar, işte Fransızlar, işte İngilzler…

Saygı ve sevgilerimle…

Ömer Özdamar/01 Haziran 2008