Başbakan Davutoğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Başbakan Davutoğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Mart 2015 Cuma

‘7 Haziran’ sonrası yeni Türkiye mi, başka bir Türkiye mi?..


Kim ne derse desin AKP düşüşte.. Hele bu doların gidişini dizginleyemezlerse; seyret ki olacakları..

Abi, dolar endeksli oy oranını bile söyleyebilirim.. Haziran ayında dolar, 2.70 TL ve yukarısında kalırsa; mümkünatı yoktur ki AKP’nin oyu yüzde 40 ve üzeri olsun.. Hele 3 TL bir dolar olursa; yüzde 35 bandına gelir..

Nedeni ise her şeyin fiyatı artacak, alım gücü azalacak ve vatandaş kızacak..

Dolar artışının esas faturası 1-2 ay sonra çıkacaktır.. İlk işaretleri verildi bile.. Et ve et ürünleri fiyatı fırladı, hayvan yem fiyatları fırladı, ithal kömür fiyatı fırladı, benzin, mazot fiyatı fırladı..

Bundan sonra dolar artışı bahanesiyle artık her ürün fiyat artışına gidecektir..

O kadar zor durumdalar ki en sonunda Sayın Abdullah Gül’e bile fit olacaklar.. Daha 6-7 ay önce AKP’li olması için Kayseri AKP İl binasını adres gösterenler; milletvekili adayı olmasında ‘hayır olacağını’ söyleme noktasına sürüklendiler..

AKP kurmayları, olası başarısız seçim sonuçlarında darmadağın olacaklarını öngörebiliyorlar.. AKP’yi bir arada tutan tutkalın iktidar gücü olduğunu çok iyi biliyorlar..  İktidar gücü zayıfladığı andan itibaren kaçışlar başlar, artık parti binasında çaycılar bulunmaz..

Gelelim olası ‘7 Haziran’ senaryosuna..

Eğer yüzde 40 ve aşağı oy alınırsa; sonbahar’da yapılacak büyük kongrede Sayın Abdullah Gül, genel başkanlığa aday gösterilecektir.. Böylece Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ısrar ettiği kuvvetli başkanlık, zayıf Başbakanlık modeli çöpe atılacaktır.. Çünkü Sayın Gül, başkanlık sistemini uygun bulmadığını çok kez ifade etmiştir.

AKP için ne yapıp, ne edip iktidarın sürmesi lazımdır.. Çünkü partinin bekası buna bağlıdır.

Tek partner HDP gözükmektedir. HDP barajı geçerse ki geçmesi için kamuoyunda imaj ve algı çalışması yapılıyor..
Örnek mi?
Hükümet-İmralı-Kandil-HDP ortak Dolmabahçe açıklaması, 10 maddelik çözüm süreci ve silahların bırakılması falan bu bağlamda düşünülmelidir.. Siz bakmayın Demirtaş’ın hükümete yüklenmesini ya da hükümetin HDP’ye laf etmesini, hepsi danışıklı dövüştür..

Velhasıl HDP barajı geçerse AKP, muhtemelen 250-260 milletvekilli sayısına ancak ulaşacaktır. HDP ise 60-70 milletvekilliği kazanacaktır. İşte o zaman hem AKP iktidarı sürecek, hem de ‘güle oynaya’ anayasa değişikliği başta olmak üzere çözüm süreci nihayete erdirilecektir.

Yok, HDP barajı geçemezse işte o zaman ‘B’ senaryosu uygulanacaktır. HDP sıfır çekecek, kazanacağı milletvekilinin yüzde 90’nı AKP alacak ve iktidarda kalmak için 300 milletvekili sayısına kolayca ulaşılacaktır.

Dünya para sistemi ve Türkiye’nin geleceğini kurgulayanlar asla başka bir seçenek içinde baz senaryo düşünmüyorlar..

Peki, bu dolar-faiz savaşı ne olacak?

Döviz lobisi atak üstüne atak yapıyor ve sürekli saldırıyor..

Kime karşı?

Faiz lobisine..

Kim kazanır?

Her ikisi de..

Kim kaybeder?

Sabit ücretli çalışanlar, memurlar, işçiler ve emekliler..

Bir diğer tehlike ise ithal ham madde üzerinde çalışan fabrikaların, firmaların, şirketlerin bir kısmı batabilir ve işsizler de doğabilir..

‘7 Haziran’ sonrası artan enflasyon nedeniyle faizler yukarı gidecek, dolar 3 TL’de duracak, olası AKP-HDP hükümetince bu paradigma üzerinden yeni bir sayfa açılacak..

Bana göre dışarıdaki parasal fonlar ve spekülatörler bu beklentiyi satın alıyorlar..


Sonuç: Yeni Türkiye değil ama başka bir Türkiye bizi bekliyor..

15 Ocak 2015 Perşembe

Soru çok, yanıt yok..



Paris saldırısı sonrası İsrail Başbakanı Netanyahu dahil dünya liderleri gövde gösterisi yaptı mı?
Yaptı..

Hep beraberiz ve IŞID’a karşıyız dedi mi?
Dedi..

Türkiye Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan, ‘’o yürüyüşte İsrail terör devletinin işi yoktur’’ mealinde laf etti mi?
Etti..

Türkiye Başbakanı, İsrail Başbakanıyla kol kola yürüdü mü?
Yürüdü..

Peki, cumhurbaşkanı neden böyle dedi?

Madem İsrail katılacaksa, Türkiye niye katıldı?

Acaba terör devleti damgası yemekten korkmuş olabilir mi?

Bir yerde zoraki katılış mı oldu?

Ya da Cumhurbaşkanı ile başbakan görüş ayrılığı mı yaşadı?

Soru çok, yanıt yok..

Gelelim, Paris’e destek vermek amacıyla Cumhuriyet Gazetesi’nin hamlesine..

20 dilde ve Yaklaşık 5 milyon adet basılan karikatür dergisinden ‘’alıntıyı’’ Cumhuriyet Gazetesi’ne taşımak; AK Parti cenahını ve Yeni Akit Gazetesini neden rahatsız etti?

Dini değerlere saygı hassasiyeti meşru ise; Paris saldırısı da meşru mu?

Paris saldırısını protesto eden batı değerleri, İslami değerleri neden dikkate almıyor?

Yeni Akit Gazetesi, neden Atatürk’ü çirkin gösteren ve hakaret eden resimleri basıyor?

Batı değerlerini savunduğu için mi Atatürk hedef tahtasına konuyor?

Yeni Akit Gazetesi’ni protesto için neden sadece MHP’liler gidiyor?

Atatürk’e sahiplenen artık başka siyasi kitle kalmadı mı?

Soru çok, yanıt yok..

ABD, suçluk psikolojisiyle mi, Paris yürüyüşüne sadece büyükelçi gönderdi?

Cezayir asıllı Fransız vatandaşı Kuaşi kardeşler, karikatür dergisini maskeli bastıktan sonra kimliklerini neden terk ettikleri araçta bıraktılar?

Baskın sırasında Fransız polisi neden müdahale etmedi ve tek kurşun bile sıkmadı?

Paris’in göbeğinde 15 dakika süren saldırıyı gerçekten Kuaşi kardeşler mi yaptı? Yoksa Fransız derin devleti cinayeti mi?

Neden hiç kimse baskını yapan maskeli 2 kişinin Kuaşi kardeşler olduğunu ispatlayamıyor?

Soru çok, yanıt yok..

IŞID ile Türkiye ilişkisini kim yürütüyor?

Musul Konsolosluk baskını planlımıydı?

Durup dururken Türkiye Dışişleri Bakanı, 700 civarında IŞID savaşçısı Türkiye vatandaşı vardır, bunlar döndüğü zaman ne yapacağız, bilemiyoruz mealinde laf etti?

IŞID-Türkiye ilişkisinde belirleyici rolü ABD mi oynadı?

IŞID’a silah yardımı gönderildi mi?

Gönderildiyse bu silahları ABD mi tedarik etti?

Cumhurbaşkanı Erdoğan, takriben 100 gün önce KOBANİ; ha düştü ha düşecek diyerek IŞID’ın hamlesini mi biliyordu?

ABD, bölgede IŞID vasıtasıyla Sünni-Şii ve Kürt nüfus üzerinde hegemonya kurmaya mı çalışıyor?

Çalışıyorsa Türkiye nasıl bir rol alıyor?

Soru çok, yanıt yok..

Düşünce özgürlüğünün yazı ve çizide sınırlanması doğru mu?

Irkçılık yazı ve çizide yasak sınırına giriyorsa; dini değerler neden girmez?

‘’Ermeni soykırımı yok’’ demek düşünce suçu sayılıyorsa; Hazreti Muhammed’in karikatürünü çizme düşünce suçu kapsamına girer mi?

Anti-Semitizm yani Yahudi karşıtlığını ifade etmek evrensel değerlere göre düşünce özgürlüğü sınırlarında değilse; İslami değerlere küfür ve hakaret düşünce özgürlüğü sınırında olur mu?

Yazı ve çizi için düşünce özgürlüğüne kısıtlama getirmek aslında düşünce özgürlüğünü hadım etmek anlamına gelir mi?

Soru çok, yanıt yok..

Galiba insanlık bir asır daha birbirini boğazlamaya devam edecektir..



28 Kasım 2014 Cuma

Davutoğlu-Bahçeli düellosu..



Çok tehlikeli gelişme yaşandı..

Valla kimsenin dikkatini çektiği kanısında değilim..

Herkes kendi ayağına kurşun sıkıyor..

Nasıl mı?

Yahu seçimlere 6 ay kalmış, siyasi ortam gerginleşmiş, kayıkçı kavgasının sırası mı şimdi?

MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli, Dersim konusunda hükümetin aksine fikir beyan ediyor..

Hükümetin Başkanı Sayın Davutoğlu, ‘’sıkıysa Tunceli’ye git, bu söylediklerini orada söyle’’ diyor..

Sayın Bahçeli de reste rest diyor ve Tunceli’ye gidiyor..

Esnaf kepenk kapatıyor, yollara barikat kuruluyor, Bahçeli’nin şehir içi gezisi iptal oluyor.. Valiliği ziyaret ve bir basın açıklamasıyla geri dönüyor..

Seversin sevmezsin, oy verirsin vermezsin ama Türkiye’nin her iline her siyasi parti lideri gidebilmelidir ve gitmesi asla engellenmemelidir..

Önümüzde seçim mitingleri var, hadi bakalım, BDP Lideri Sayın Demirtaş, bazı illere nasıl gidecek, gitse bile esnaf ziyareti nasıl yapacak?

Olmadı abi olmadı..

Bu işler, çok yanlış işler..

Ha gerginlikten siyasi nema sağlarım gibi sığ düşünceye sahip siyasiler için doğruymuş gibi gözükse de uzun vadede kimseye faydası yoktur.

Ülkemiz hakikaten o zaman bölünür işte..

Yaşanan son olayda ve gelinen bu noktada tek kusurlu AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Davutoğlu’nun geleceği öngöremeyen basit siyasi salvosudur..

Yahu bir siyasi lider, bir şehre gider ya da gitmez sana ne!

Oy oranına göre gitmeye gerek görür ya da görmez, bu da normaldir.

Zorla ve tahrik ederek Tunceli’ye gönderdin de ne oldu şimdi?

Hem tepki, hem de bölünme tablosu biraz daha netleşmedi mi?

Kim kazandı peki?

Hiç kimse..

Aynı siyasi taktiği 2011 seçimleri öncesi Eski Başbakan Erdoğan, CHP Lideri Kılıçdaroğlu için de yapmıştı.  

‘’Yok Hakkari’ye gidemezsin, yok Şırnak’a gidemezsin’’ dedi ve Kılıçdaroğlu da gitti amma BDP’li amma değil, 500 kişiye hitap etti..

Ne oldu sonra?

Hiç, CHP’ye yüzde 1-3 arasında oy çıktı.

Güneydoğu ve Tunceli gibi şehirlerde siyasetin dominant olduğu alanlar etnik ve mezhepseldir..

Etnik yönden BDP, mezhep yönünden AK Parti oy toplamıyor mu?

Yani bunu beşikteki çocuk bile bilir yahu..

Yapmayın ağalar, beyler, hepiniz Türkiye gemisi içindesiniz, batıracaksınız bak bu gidişle..


4 Kasım 2014 Salı

Çözüm süreci çıkmaz sokağa girdi..


Hani bir şarkı mı, türkü mü vardır ya, tam da anımsayamadım ama..

‘’Alçaklara kar yağıyor üşümedin mi? Sen bu işin sonunu düşünmedin mi?’’

Diye mırıldarlardı eskiden büyüklerim..

Ya da ‘’ayıyla yatağa giren sonucuna katlanır’’ derlerdi atalarım..

İmralı, Kandil, HDP, akil insanlar derken bugünlere geldik..

Oysa başa dönersek ‘’DÜŞ’e Yazdım’’ kitabından bir küçük alıntıyla mevzuumuza giriş yapalım..

30 yıldır süren ve 2014 yılında hala devam eden ‘Kürt Barış Süreci’ ne olur?
Valla çoktan bölünme işi gerçekleşirdi ama mekanlar uygun değildir.
Yani..
Yanisi şudur. Kürtler sadece bir yerleşim yerinde yaşasalardı bu iş çoktan bitmişti. Diyelim ki 15 milyon Kürt vatandaşı vardır. Bunun 5-6 milyonu Güneydoğu ve Doğu Anadolu’nun bir kısım şehirlerinde ikamet ediyor ama geri kalan büyük çoğunluk İstanbul başta olmak üzere batı illerin yaşamını sürdürüyor.. En önemlisi de Kürtlerin önemli oranının Sünni mezhebine dahil olmasıdır. Sünni mezhebi üzerinden siyaseti dibine kadar yapan AK Parti, bundan dolayıdır ki Diyarbakır’da yüzde 30-35 oy alabilmektedir.
Barış sürecinin AK Parti’nin hatası var mıdır?
AK Parti’nin ender görülen stratejik hatalarından biridir. PKK Militanları silahlı ya da silahsız Türkiye topraklarını terk etmedikçe asla müzakereye oturulmayacaktı ama oturuldu bu bir.. Bu sürece mutlaka ana muhalefet partisini katmalıydı ama katmadı bu da iki..
Silahların gölgesinde neden oturulmaz?
‘’Demoklesin kılıcı’’ gibi başında sallanan silahlarla müzakere dünyanın hiçbir ülkesinde yürütülemez.
Niye barış süreci başlattı peki?
Bir yerde çaresiz kaldı, bir yerde siyasa mülahazalarda fayda gördü.
‘’DÜŞ’e Yazdım’’ isimli bu kitabı mutlaka okumanızı tavsiye ederim..

Neyse biz mevzuumuza dönelim..

Velhasıl çözüm süreci 2014-Kasım ayı itibarıyla çıkmaz sokağa girdi. Ya da beklemeye alındı ve buzdolabına kaldırıldı..

Niye böyle oldu peki?

Valla adı üstünde süreç denen iş böyledir. Cumhurbaşkanlığı seçiminde gerginlik ve restleşmeler başladı, siyasi bağrış-çağrış, itiş-kakış derken KOBANİ olayı her şeyin tuzu biberi oldu..

‘’IŞİD eşittir PKK’’ diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan zaten kafasında çözüm sürecini noktalamıştır.

Bundan sonra can sıkıcı birçok olaylar olabilir. Bu durum karşısında taraflar tekrar pozisyonlarını gözden geçirir ve süreç devam eder..

Ama ne zaman?

Konu artık hükümetin ağzıyla ‘’milli’’ olmaktan çıktı.. Dışarıdan içeriden tarafları çoğaldı.. Zamanı ne hükümet tek başına, ne de dışarısı tek başına karar veremez. En önemlisi IŞİD meselesi bu işin tam göbeğinde dururken çözüm süreci falan yürümez ve işlemez..

İlla zaman ver derseniz; en iyimser tahmin 2015-Haziran seçimlerinden sonradır..

Başbakan Davutoğlu, en zor durumda kalan siyasi aktördür.

Neden?

Cumhurbaşkanı Erdoğan köşke ya da aksaraya çıktı, bütün ihaleyi Davutoğlu’nun üstüne yıktı..

Başbakan Davutoğlu, seçimlere mi hazırlansın, savaşa mı hazırlansın? Üstüne üstlük ‘paralel yapı’ mücadelesi mi yapsın?

Hani derler ya, ‘’zor dostum zor’’; hakikaten Davutoğlu yerinde şahsen ben olmak istemem..