DÜŞ'e Yazdım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
DÜŞ'e Yazdım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Ağustos 2017 Cuma

DÜŞ’e Yazdım KİTAP ELEŞTİRİSİ VE KISA YANITI


Yaklaşık bir buçuk yıldır birkaç haftada bir Burdur’un Bucak ilçesine giderim. Bir türlü Ömer Beyle (Ömer Özdamar) bir araya gelememiştik. En nihayetinde birkaç hafta önce yine Bucak’a yolum düştü ve Ömer Beyle bir araya gelip birkaç bardak çay içip sohbet ettik. Ömer Bey kitaplarını hediye etti. Düşe Yazdım ve Plüton Bize Neden Küstü isimli kitapları. Daha önce de Ömer Bey’in Normal Ötesi Aşk 1 ve Normal Ötesi Aşk 2 isimli kitaplarını okumuştum ama herhangi bir eleştiride bulunmamıştım. Geçtiğimiz hafta sonu Düş’e Yazdım isimli kitabını okudum. Ömer Bey’in okuduğum üçüncü kitabı oluyor. Bu hafta sonu da bir aksilik olmadığı takdirde diğer kitabı Plüton Bize Neden Küstü isimli kitabını okuyacağım. Biraz olsun Düş’e Yazdım isimli kitap üzerinde durmak istiyorum. Kitabın kapak sayfasında “Deneme” yazıyor. “Deneme” edebiyatın önemli bir koludur. Belli bir konudaki düşünceleri edebi bir üslupla okuyucuya aktarma yöntemini Deneme yazısı olarak tanımlıyoruz. Düş’e Yazdım’ı “Deneme” kategorisinde ele alabilir miyiz? Bence “Deneme” olarak nitelendirmek fazlasıyla zorlama olur. Doğru bir kategori altında toplamak gerekirse “Röpörtaj” demek daha uygun olur. Ama burada da sorun var; Zira röpörtajın kiminle yapıldığı belirsiz. Soruları soran kim? Neden soruyor? Hangi süreçten sonra bu türden soruların sorulması ve yanıtlanması gerekli hale gelmiş, ete kemiğe bürünmüş, belirsiz. Dolayısıyla kitabı edebiyat açısından incelediğimizde estetik yönden kaynaklı birçok sorunla karşılaşıyoruz. Estetik açıdan inceleme yapamayacağımıza göre başta da belirttiğim gibi kitabın röportaj başlığı altında ele alınması gerekiyor ki buradaki sorunun da ne olduğunu paragraf içerisinde ifade etmeye çalıştım. Düşe Yazdım tümüyle röportajı içeriyor ve dolayısıyla kitabı estetik açıdan değil içeriksel açıdan ele almak daha doğru bir yaklaşım olur ki bende bu yönüyle eleştirilerimi yapmanın daha doğru olacağını düşünüyorum.

Ömer Bey’le yaklaşık 8 yıllık bir tanışıklığımız var. Milliyet Blog vasıtasıyla zaman zaman bir araya geldik, uzun uzun konuşup tartıştık. Ömer Bey’in siyasal ve politik kimliği açık ve net… Çevremde sayısı bir hayli azalmış olan Sosyal Demokrat düşüncedeki ender insanlardan birisi. Yaşadığı yerde siyasetin tam da merkezinde yer alıyor ama pek şanslı olduğunu söyleyemeyeceğim, çünkü yaşadığı yer sosyal demokrat düşüncenin pek de ilgi gördüğü bir ilçe değil. Alabildiğine muhafazakâr, alabildiğine tutucu ve sıkı milliyetçi bir yer. Böyle bir yerden sosyal demokrat bir insanın çıkmasını dahi sürpriz olarak nitelesem yeridir. Ömer Bey kitabında tümüyle siyasal ve politik gündemin merkezinde olan hususları soru-cevap şeklinde ele almış ve sorulara vermiş olduğu cevaplarla kendi bakış açısını ortaya koymuş. Aslında Ömer Bey’in ortaya koymuş olduğu birçok düşünceye katılıyorum. Tabi birkaç husus hariç…

Aslında Düşe Yazdım isimli kitabın şöyle dikkat çeken bir yanı var. Türkiye gündemini kavramak açısında siyasete yeni başlayan birilerinin ilk emekleme evresinde okuyacağı bir kitap olarak niteleyebiliriz..

Nitekim Ömer Bey kimi hususları Bilal oğlana anlatır gibi anlatmış. Misal Ekonomi… Bence uluslararası alanda finans kapitalin nasıl bir karaktere sahip olduğunu, insanları nasıl tebaa haline dönüştürdüğünü gayet yalın bir şekilde Ömer Bey’in vermiş olduğu örnekle anlıyoruz. Ha keza çevre meselesi… Bu konuda katılmadığım noktalar var ki bunlardan birisi enerji meselesidir. Nüfusun yoğunlaşması, canhıraş bir rekabetin doğayı nasıl tarumar ettiği ortada… Zaten bizim asıl meselemiz de bu. Hâl böyleyken, anarşik rekabetin sonucu olarak derelerin, ırmakların, akarsuların enerji üretimi için kullanıma açılması feci düzeyde bir çevre katliamı yaratmakta. Salt enerjiye olan bağımlılıktan dolayı böyle bir durumu kabullenmek, alternatif enerji üretimi arayışlarına yönelmemek bana doğru gelmiyor. Bu gün Avrupa ülkelerinin birçoğu çevre katliamı yapmadan alternatif enerji üretimleriyle ihtiyaçlarını karşılıyorlar. Tabi bizim asıl önerimiz nüfus yoğunluğunun önüne geçmek. Bu hususta mevcut siyasal iktidarın zihin dünyası ile tam tersi bir noktadayız. Nüfusun bu denli yoğunlaşması çevre katliamında birincil derecede önemli yer tutuyor. Bu durum daha fazla üretmeye, daha fazla doğa katliamına neden oluyor. Dolayısıyla sloganımız daha fazla nüfus değil, daha fazla nitelikli nüfus olmalıdır..

Ömer Bey’in Recep Tayyip Erdoğan’a bakış açısında da çok farklı yerlerdeyiz. Ömer Bey sosyal demokrat bir kimlik… Bir sosyal demokrat olarak Recep Tayyip Erdoğan’ı 21. Yüzyılın lideri olabilecek bir potansiyele sahip olduğunu düşünüyor. Kitapta bu hususa yer vermiş ama çok da nesnel düzeyde konuyu ele almamış. Hangi becerileri doğrultusunda Recep Tayyip Erdoğan’da böyle ışık gördüğünü bilemiyorum. İleri sürdüğü şeyler pek doyurucu ve ikna edici değil. Recep Tayyip Erdoğan için sadece iyi bir hatip olduğunu ama konuşmalarındaki içeriklere baktığımızda söylediklerinin o denli çok sorunlarla dolu olduğunu görüyoruz ki. Hani işin kültürel birikim boyutunu bir kenara koyuyorum, elini atıp da batırmadığı ne kaldı? Allah aşkına birisi söylesin, Recep Tayyip Erdoğan 14 yıllık mutlak iktidarı döneminde neyi doğru yaptı? İşte dış politikanın içler acısı hali, işte eğitim politikası, işte sağlık, işte adalet sistemi… Tek bir tane doğru iş yaptığını iddia etmek için insanın fazlasıyla dikkatsiz olması gerekiyor. Bir yandan kültürel birikim eksikliği, diğer yandan kültürel birikim eksikliğinden kaynaklı olarak hemen her alanda yapılan onca yanlış bir insanı nasıl 21.Yüzyılın lideri yapar? Bu durumun tek bir açıklaması var, kendilerinin çalıp oynadığı bir tuhaf rejim söz konusu… Elinin altındaki medya en olmadık yanlışı bile doğru bir şeymiş gibi sunmakla, akıl almaz düzeydeki algı yönetimiyle son derece başarısız bir insanı ciddi bir lider, ciddi bir devlet adamı olarak sunmaya çalışıyor. Bu durum aslında fazlasıyla gülünç… Kaldı ki günümüzde yüzyıla lider aramanın da bana çok tuhaf geldiğini söylemeliyim. Dikkat ederseniz güçlü ülkelerin, daha mutlu olan ülkelerin demokratik ülkeler olduğu bir gerçek. İnsanlarının mutlu olduğu, keyifli yaşam sürdüğü hangi ülkenin başındaki isim hakkında bilgi sahibiyiz? Danimarka, İsveç, İsviçre, Norveç, Kanada, Finlandiya… İnsanları mutlu, keyifli… Üretiyorlar, geziyorlar, okuyorlar. Biz halen yüzyıla lider olacak insanı tartışıyoruz. Bence bu tartışmayı rafa kaldırmak gerekiyor. Hele ki Recep Tayyip Erdoğan ise bahse konu olan isim, hepten bir kenara koymak yerinde olur. Ha Ömer Bey Ortadoğu meselesinde El Bab noktasında ABD ve Rusya’ya kafa tutan Recep Tayyip Erdoğan’ı böyle bir iddiaya örnekliyorsa, kendisine önerim Ahmet Altan’ın “Kof Kabadayı” başlıklı yazısını okuması..

Hemen buradan başka bir konuya geçmeyi uygun görüyorum. Ömer Bey neden siyasal ve politik içerik taşıyan bir kitap yazdın?
Bu soruyu sormamdaki neden, ben siyasal ve politik içeriği olan kitapları yazmanın çok da gerekli olduğunu düşünmüyorum. Aslında eleştirilerime başlarken, Ömer Bey’in siyasete yeni başlayacak olanlara kaynaklık edecek, ilk emekleme dönemi açısından katkı sağlayacak bir kitap yazdığını söylemiştim. Ama işi bir başka boyuta taşıyacak olursak, bu türden kitapların ben pek gerekli olduğunu düşünmüyorum. Ömer Bey’in zamanını edebiyata harcaması bence daha doğru olur kanısındayım. Siyasal ve politik gündem her geçen dakika değişiyor. Bu günden yarına konuştuklarımız değişiyor. Duruşumuz çok kısa zaman aralıklarıyla yer değiştiriyor. Ve buna mukabil memleket siyasal ve politik gelişmeleri yorumlayanlar mezbeleliğine dönüşmüş durumda. İnternet ortamı da bu duruma fazlasıyla katkı sağlamakta… Ortalama bir gazete okuduğunuzda ülkenin politik gündemine dair az da olsa bir fikir edinebiliyorsunuz. Bu türden konular enflasyona uğramışken, bu konularda düşünce açıklayan kitap yazma gerekliliği bana boşa zaman kaybı gibi geliyor.

Ömer Bey edebiyata yönelmiş olsa ki öyle sanıyorum ki emeklilikten kaynaklı olarak zaman mefhumunda pek sorun yaşamıyor, daha nitelikli edebi yaptılar ortaya çıkarabilir. Ve yazın dünyasında ilerlemek gibi bir dert taşıyorsa, Ömer Bey’in siyasal ve politik yazılardan mümkün olduğunca uzak durmasında fayda var.


Tamam, buraya kadar Sevgili dostum-arkadaşım Nihat Beyi, kitapla ilgi duygularını, düşüncelerine ve değerli önerilerine okuduk, çok uzatmadan her paragrafa birkaç cümleyle karşılığını vermek isterim.. Bunu da mevzu havada kalmasın diye yapıyorum, başka bir amacı yoktur..

-Kitap kategorisi röportaj mı, deneme mi?
Valla deneme niyetine yazıldı ama röportaj adlandırması ya da başka bir edebi kategori olması benim açımdan sorunsal değildir. Maksat duygu ve düşüncelerimi bir şekilde ifade etmektir..

-Sosyal demokrat olduğum tanımlaması doğru mu?
Yüzde 100 doğrudur.. Ne bir santim aşağı, ne de bir santim yukarı..

Düş’e Yazdım kitabı siyasete yeni başlayanlara önerilmesi doğru mu?
Yine yüzde 100 doğru, amacım siyasete halisane duygularla, idealize tavırlarla başlarsın ama ne biçim çamurluklar, oyunlar, entrikalar karşına çıkar bilinmesi maksadını da güttüm..

Enerji politikasına itiraza ne diyorsun?
Katılmıyorum ama kaygısını paylaşıyorum..

Recep Tayyip Erdoğan’ın 21.yüzyıl liderliğine karşı çıkışa ne diyorsun?
Valla bu konuyu detaylı yüz yüze de konuştuk. Ben hala aynı noktadayım ve aynı iddiamı sürdürüyorum..
Neden?
Nihat Beyin söylediği gibi iç ve dış politikada hata yok mu? 
Elbette var ama sadece hitabet gücüyle 15 yıldır sandıktan galip çıkması mümkün değildir.. İçeride ve dışarıda uyguladığı akıllı politikalar sayesinde
2002-2007-2011-2015 genel seçimleri,
2004-2009-2014 yerel seçimleri,
2007-2010-2016 referandumları..
Demokratik ülkelerde bu kadar yıl, bu kadar sandıktan başarıyla çıkılamaz..
Recep Tayyip Erdoğan, ne yaparsa yapsın, zaten bu sandık başarısıyla bile 21.yüzyıl liderliğini çoktan hak ediyor..

Nihat Beyin, artık siyaset üzerine kitap yazmama önerisine ne diyorsun?
Doğru söylüyor, artık siyaset üzerine bildiklerimi ve anlatacaklarımı tamamladım..
Hikaye, öykü gibi çalışmalar yapabilirsem ne ala, öbür türlü kitap yazma işi noktalanmıştır..

Son söz nedir?
Kitabı okuduğu ve değerlendirdiği için Nihat Beye, bir kez daha teşekkür ederim..

Araştırmacı Yazar Ömer ÖZDAMAR
Bucak-BURDUR



24 Mayıs 2017 Çarşamba

CHP ve Türkiye siyaseti..



Türkiye’de siyaset özellikle Cumhuriyet dönemi boyunca nasıl şekillenmiştir?
Çok partili seçimlere kadar yani 1945 yılına kadar Mustafa Kemal’in kurucusu olduğu CHP yönetmiştir. Daha sonraki tüm çok partili seçimlerde sağ odaklı partiler ülkeyi yönetmiştir. 2014 itibarıyla CHP çok sorunlu ve asla iktidar olamayacak bir parti olarak yaşamını sürdürmektedir.

2014 yılında siyaset hangi eksen üzerinden yürütülmektedir?
Maalesef tüm İslam ülkelerinde olduğu gibi Türkiye’de de siyasette dominant olan mezhepçiliktir. Kısaca Sünni mezhebi üzerinden siyaset yapılmaktadır.

CHP iktidara namzet olması için ilk olarak ne yapmalıdır?
İşte direk yanıt şudur: Genel Başkanı hem Türk hem de Sünni olmalıdır.

Sonra..
CHP adı değişmelidir. İşte SHP gibi, Halkçı Parti gibi, mutlaka yeni bir isimle siyasete yelken açmalıdır..

CHP ne olsun?
Tarihteki saygın yerini alsın.

Önerin var mı?
Eski CHP binası müze olabilir. Kuruluş yıllarında bugüne kadar 90 yılın özeti çıkarılır, yaptıklarıyla, yapamadıklarıyla halkın gözlemine ve takdirine bırakılır.

Neden?
Siyaset yapamıyorsun öbür türlü.. CHP tek parti döneminin iyi yaptıkları, kötü yaptıkları, her neyse ama o dönemin hesabı meydanlarda istismar ediliyor. 2014 yılı Türkiye’sinde merkez sol ya da sosyal demokrat siyasi ideolojiyi savunun 20 yaşındaki bir genç için zor durumdur..

Örnek verir misin?
Ya işte 2. Dünya savaşı sırasında ekmeğin karneye bağlanmasından tut, olağanüstü şartlarda tek millet olgusunu topluma yerleştirme çabaları, işte isyanlar, işte siyasi idamlar..

Yeni parti ideolojisi ne olmalıdır?
Evrensel sosyal demokrasi kuralları aynen parti programına aktarılmalıdır.

Peki, yeni parti iktidar olabilir mi?
Çalışacak ve mutlaka bir gün iktidar olacak. Ama CHP ile mutlaka iktidar olacak asla diyemiyorum.

1980 darbesiyle kapatılmıştı CHP, değil mi?
Evet.

Sonra ne oldu da tekrar CHP aktif hale getirildi?
Uzun hikayedir ama baş kahraman Deniz Baykal’dan başkası değildir. Tam SODEP (Sosyal Demokrat Halkçı Parti) Türkiye üzerinde etkili olmaya başladı, sosyal demokratlar insanların bir partisi olarak kendini gösterdi, hatta 1989 Yerel Seçimlerinde İstanbul Nurettin Sözen, Ankara Murat Karayalçın ve İzmir Yüksel Çakmur isimli adaylarla ANAP’ın elinden belediyeler alındı ama bu parti kapatıldı, CHP açıldı.. Yazık oldu hem partiye, hem de sosyal demokrasinin geleceğine..

Ama 1989 yılında kaç tane merkez sağ parti vardı ve şartlar SODEP için nasıl oluştu?
Doğrudur ama hep söylüyorum bu bir Türkiye gerçeğidir. SODEP yüzde 30 falan oy aldı, buna karşın ANAP Yüzde 24, DYP Yüzde 26 ve RP yüzde 10 civarında oy almıştı. Yani sağ blok oylar her halükarda yüzde 60-65 aralığında seyreder..

Biz yine CHP’ye dönelim mi? 2014 itibarıyla CHP’de liderlik sorunu var mıdır?
Hem de yüzde 100..

Neden?
Kemal Kılıçdaroğlu liderlik vasfı taşımıyor. Bildiğiniz üzere liderlik doğuştan gelir, aynı ressamlık, müzisyenlik gibi.. Bu özelliğe sahip değilsen; ne yaparsan yap, lider olamazsın..

Sen sağcı mısın, solcu musun?
Bilinçlendiğim ve olup-bitenleri algılamaya başladığım zaman 13-14 yaşlarında idim ve fakir bir ailenin çocuğu olduğum için otomatik olarak daha fazla bölüşüm, daha adil gelir dağılımı diyen sol yelpazede yer almam kaçınılmazdı, öyle de oldu..

Pişman mısın?
Yok, hayır, katiyen, asla..

Neden?
İdealler güzeldi ya, hani boş hayaller olsa da peşinden gitmeye değerdi.. Artı biat etmiyorsun, her şeyi sorguluyorsun, her şeyi düşünüyorsun..

Not: Yukarıdaki yazım, ‘’DÜŞ’e Yazdım’’ isimli DENEME kitabımdan alıntı yapılmıştır. Üretilen düşünce sağlam zemindeyse aradan 3 yıl geçse bile doğruluğu ve gerçekliği hiç değişmiyor..
Diğer önemli not ise bu kitabımı 2015 yılında Sayın Genel Başkan Kılıçdaroğlu’na ve Sayın Genel Başkan Yardımcısı Koç’a gönderdim..

Yazar Ömer ÖZDAMAR
Bucak-BURDUR

Facebook : https://www.facebook.com/omerozdamar62?ref=tn_tnmn
Twitter : 
https://twitter.com/omerozdamar
İnstagram : 
https://instagram.com/omerozdamar/

17 Aralık 2014 Çarşamba

Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın fiyaskosu..


‘’Neden böyle bir başlık attım’’ sorusunu herkes merak eder, biliyorum..

İsterseniz, önce mevzuyu anlatayım..

Malumunuz ‘’DÜŞ’e Yazdım’’ isimli DENEME kitabım Temmuz-2014 ayında basıldı ve okuyucuya ulaştırıldı.

Yayınevi vasıtasıyla Kültür ve Turizm Bakanlığı/ Halk Kütüphaneleri Dairesi’ne istek ve talepte bulunuluyor.

Ne diyor bu talepte?

Şu kadar sayıda, şu konuda, şu kadar sayfa kitap basılmıştır. Halk Kütüphaneleri için alım yapabilir misiniz?

Neyse gel zaman, git zaman haber yok.. Yahu ‘’Sen kendin vatandaş olarak, bilgi alma hakkını kullanarak sor bakalım, ne diyecekler?’’ dedim içimden..

Ve harekete geçtim, 12 Aralık 2014 günü, bakanlığın ilgili mail adresi olan kygm@kultur.gov.tr ye aşağıdaki metni gönderdim:

Sayın Yetkili..
Sahilkitap Yayınevin’den Temmuz-2014 ayından çıkan ‘’DÜŞ’e Yazdım’’ isimli DENEME kitabımı, bakanlığınıza bağlı kütüphanelere alım için yayınevinin 23 Temmuz 2014 tarihli yazısına binaen, 15 Aralık 2014 tarihi itibarıyla henüz bir yanıt verilmediğini öğrenmiş bulunmaktayım.
Kitabın sahibi ve yazarı olarak sizden ‘’Neden, talebimizin kabul edilmediğine dair gerekçeyi bir vatandaş olarak öğrenmek istiyorum.’’
Eğer adıma ne olduğuna dair bir gerekçe gönderirseniz, çok memnun olurum.
Saygılarımla..
Ömer Özdamar (‘DÜŞ’e Yazdım’ kitabının yazarı ve sahibi)
Adres ve telefon:

Sahilkitap Yayınevi adres ve telefonu:

Derken bugün (17 Aralık 2014) yanıt geldi. Bakın ne diyor?

Ktp. Materyal Sağlama (kygmmasde@kulturturizm.gov.tr) 2:39 PM
To: homeros80@hotmail.com
Sayın Ömer ÖZDAMAR
(homeros80@hotmail.com)

Sahil Yayınevi tarafından başvurusu yapılan ‘’DÜŞ’e Yazdım’’ adlı kitabınızın satın alınması ile ilgili bilgi talebinizi içeren 15.12.2014 tarihli e-postanız incelenmiştir.
Bakanlığımıza bağlı Halk, Çocuk ve Edebiyat Müze Kütüphanelerinde kullanıcı yararına sunulmak üzere satın alınan kitap, kitap dışı materyal seçimi, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayın Seçme Yönetmeliği’nde belirtilen yayın sağlama ilkeleri ve öncelikleri doğrultusunda Yayın Seçme Kurulu tarafından yapılmaktadır.
İlgili Yönetmelikte; “Satın almalarda; kullanıcı isteklerine cevap veren, kütüphane koleksiyonlarının çeşitli konularda gereksinimlerini karşılayacak şekilde ve konular arasında dengeyi de gözeterek, güncel ve gündemdeki yayınlar ile edebiyat, kültür, sanat eserleri ve çocuk kitaplarının klasikleri ve yeni örnekleri ile tarih ve yakın tarihle ilgili, anı ve belgesel kitaplarla, Cumhuriyet dönemi yazarlarının eserleri, ülkemizi tanıtıcı kültür ve sanat ağırlıklı yayınlara öncelik verilir.” denilmektedir.
Ayrıca, Yayınevleri ve şahıslar tarafından yapılan bütün başvurular, hiçbir ön koşul öne sürülmeksizin büyük bir titizlikle incelenmektedir. Bu bağlamda söz konusu kitabınız da, Türkiye Basım Yayın Meslek Birliği, Yayıncılar Meslek Birliği ile Türkiye İlim ve Edebiyat Eseri Sahipleri Meslek Birliğinden birer üyenin de yer aldığı Yayın Seçme Kurulunda görüşülmüş ve satın alınması yönünde bir karar çıkmamıştır.
Bilgilerinizi rica eder, çalışmalarınızda başarılar dilerim.
Fikret KOMSER
Bakan a.
Genel Müdür Yardımcısı

Şimdi kriterler bakarsak:
Yeni örnekleriyle yakın tarih var mı var,
Güncel mi güncel,
Gündeme dair mi evet, hem de tam gündemin göbeğinde..
Objektif olarak kurulda değerlendirildiğine bir kere asla inanmıyorum bu bir..
Temmuz-2014 ayında yapılan müracaata tam 5 aydır niye cevap verilmez bu da iki..
Peki, bu kurul ne zaman toplanmış, kitabımı incelemiş ve ‘’satın alınması yönünde bir karar çıkmamış’’..?
Hiç detaya girilmemiş, sanki bana laf olsun diye cevap yazılmış,..
Kısaca tatmin edici bir yanıt yoktur. Çünkü somut kriterlere dayanan bir kurul incelemesi ve elemesi maalesef ben bu anlatılanlarda göremedim..
Neyse sağlık olsun diyelim, işimize devam edelim..
Burası Türkiye!



4 Aralık 2014 Perşembe

2015-Haziran seçimi ve AK Parti, CHP, MHP, HDP, Diğerleri..


Son yayınlanan 3 ayrı anketleri dikkatlice inceledim..

Sizlerde göreceksiniz ki AK Parti, yüzde 40-50 bandına neredeyse demir atmış gibi duruyor.. Sadece bir anket şirketinde AK Parti, yüzde 38 civarı çıkıyor..

Ana Muhalefet olan CHP ise yüzde 25 civarını bir türlü kıramıyor..

MHP, artık kemikleşmiş yüzde 13 civarıdır..

HDP hala yüzde 7 etrafında tur atmaktadır..

BBP ve SP bir türlü istedikleri patlamayı yapamadılar..

Bu seçimde atanmıştan seçilmişe terfi edecek ya da rüştünü ispat edecek olan Başbakan Davutoğlu, çok koşacak çok..

Baraj kalkarsa ne olur, kalkmazsa ne olur?

Valla barajın düşmesi durumunda AK Parti için değişen denklem yoktur.

Ha anayasal çoğunluğu elde edebilir mi?

Kesinlikle hayır..

Hoş, baraj kalkmasa da anayasal çoğunluğu sağlaması çok düşük olasılıktır ya..

Tek istisnası ise baraj düşmezse, HDP adıyla yani partiyle seçime girerse ve barajı geçemezse; AK Parti, anayasal çoğunluğu kazanır.

O zamanda başka bir handikap ortaya çıkar. Çözüm süreci buzlu cam gibi patlar, binlerce parçaya ayrılır, bir daha toplamak olanaksız durumu sürüklenir..

Bence AK Parti’nin yapacağı hamle şudur: Barajı yüzde 7’ye çeker, böylece içerisi ve dışarısı kısaca herkesi susturur, seçim sonrası anayasa değişikliğini de HDP ile yapar..

Olur mu bu formül?

Bana göre akla çok yatkındır ve mantıklıdır..

Barajı yüzde 5’e çekerse ne olur?

Ha işte o zaman başka komplikasyon ortaya çıkar ve AK Parti’ye zarar verir..

Nasıl?

BBP ve SP işbirliği yaparlar ve yüzde 5 barajı rahat geçerler.. AK Parti’ye oy veren SP ve BBP seçmenler saf değiştirebilir.. AK Parti’yi yüzde 40 altına itebilirler..

Bu 2-3 aylık dönemde her şey olabilir..

Neler mi?

Oy getirecek en zengin alan din ve manevi değerler olup özellikle eğitim üzerinden çok fazla atak yapılacaktır. İşte ana okulu öğrencilerine dini eğitim, işte zorunlu din dersinin ilkokul 1-2 ve 3.sınıfları da kapsaması, işte Osmanlıca’nın seçmeli ders olması gibi..

Çünkü bu tür ataklar mütedeyyin ve dindar kesimin duygularını okşar. Bazı konularda kızsa bile oyunu yine de verir..

Ha keza öğretmen atama sayısını 50 bine hatta 100 bine bile çıkarabilir..

Bedelli çıktı, bakalım daha neler çıkacak?

Tahminim odur ki meclis araştırmasında olan 4 bakanı da yüce divana gönderiverirler, Böylece Başbakan Davutoğlu, AK Parti’de yeni dönemin işaretini herkese duyurur..

Bu iş böyle, elindeki iktidarın kayıp gitmesine, geçmişte başkalarının yaptığı gibi AK Parti kolayca asla razı olmaz abi..

İyi de arkadaş, ‘CHP için hiç iktidar umudu yok mu?’ sorusunu duyar gibi oluyorum..

Valla umut olması için çok uğraşılması, çok şey yapılması gerekir. ‘Zamanı var mı?’ derseniz maalesef ya yok ya da kısıtlıdır..

Zayıf da olsa tek olasılık CHP-MHP koalisyonudur.. Gerçi AK Parti tek başına 276’yı bulamazsa MHP, neden CHP ile koalisyona girsin ki? Uzun lafın kısası CHP’ye 2015 sonrası da ana muhalefet görevi düşüyor..

CHP, ne yapması lazım?

Valla ‘CHP, ne yapması lazım?’ konusunu burada uzun uzadıya anlatmam zordur. Bu yüzden oturdum, kitap yazdım. Kitabı da CHP Genel Başkanı ile Genel Başkan Yardımcısına gönderdim. Merak edenler aşağıdaki internet adreslerinden kitabımı temin edebilirler..

‘’DÜŞ’e Yazdım’’ kitabının internet adresleri:













20 Kasım 2014 Perşembe

CHP 2015 seçim konsepti belli oldu..


Cumhurbaşkanı adayının Ekmeleddin İhsanoğlu’nun yapılması..

Eski Saadet Partili, kapatılan HAS Parti Genel Başkan Yardımcısı, Prof.Dr Mehmet Bekaroğlu’nun, CHP Genel Başkan Yardımcısı ve MYK üyesi olarak alınması..

CHP Genel Merkezi’ne mescit açılması..

CHP İstanbul Milletvekili, Parti Meclisi Üyesi, Eski Müftü İhsan Özkes başkanlığında 8 CHP milletvekilinin toplu umreye gitmeye hazırlanıyor olması..

Sizce yeterli veri değil midir?

Neye?

CHP-Din ilişkisini olumsuz bölgeden alıp olumlu bölgeye aktarma amacını taşımıyor mu?

Bence taşıyor..

Peki, neredeyse bir asra dayanan bu algı öyle kolayca kırılabilir mi?

Daha bu algı değişiminin ayak sesleri duyulmadan, CHP Genel Başkanı bazı gazetecilere ne diyor?

"Derin AK Parti ve MİT harekete geçti. CHP, Kürtlerin ve Alevilerin partisi olarak gösterilmeye çalışılacak. Amaç bu algıyı yerleştirmektir ve CHP'liler bu tuzağa düşmemelidir’’ uyarısında bulundu.

Peki, bu algı operasyonu ‘Yeni CHP’ iktidar seçeneği olması için mi, yoksa CHP’nin yeniden dizaynı mı?

Valla her 2 şıkta uyuyor ama benim kişisel tahminim, öngörüm şudur ki, ‘’İktidar seçeneği haline gelmektir.’’

Kolay mı?

Çok zor, yıllara dayanan ve nesilden nesile geçen algıyı değiştirmek, öyle aylara sığmaz, ancak yıllar, yıllara sığar..

Hep bahsediyorum ama yazılı belge olduğu için inkar, yok sayma söz konusu olamaz.. Evet, ‘’DÜŞ’e Yazdım’’ isimli Deneme kitabında çok açık, seçik anlatılmıştır.

2014 yılı itibarıyla CHP ve Türkiye siyaseti üzerine ne diyor bu kitapta?

İşte alıntılar:

2014 yılında siyaset hangi eksen üzerinden yürütülmektedir?
Maalesef tüm İslam ülkelerinde olduğu gibi Türkiye’de de siyasette dominant olan mezhepçiliktir. Kısaca Sünni mezhebi üzerinden siyaset yapılmaktadır.
CHP iktidara namzet olması için ilk olarak ne yapmalıdır?
İşte direk yanıt şudur: Genel Başkanı hem Türk hem de Sünni olmalıdır.
İslam ülkelerinde halkın oyuyla sol iktidar geldi mi hiç?
Benim bildiğim yoktur. Ancak silahlı güçleri arkasına alan sol akımlar iktidara gelebilmişlerdir. İşte Saddam, işte Kaddafi, işte Esad..
Ama hepsi devrildi. Çünkü halk yoktur..
Peki, bu batı ülkelerinde din ve siyaset ilişkisi nasıl çözülmüş?
Ohhh çok kan dökülmüştür. Yüzyıl süren mezhep savaşları yapılmıştır. Hıristiyanlıkta Protestan, Katolik ve Ortadoks olarak 3 ana mezhebe ayrılmıştır. 2014 itibarıyla kilise artık devlet işleyişinde, siyasette tamamen devre dışı kalmıştır. Eskiden iktidar kilise onayından geçerken artık bugün sadece sembolik tören yapılır. Sandığa giden halk, oyuyla bir siyasi partiyi iktidara taşır.
Türkiye’ye dönersek siyaset-din ilişkisi ne zaman biter?
Asla bitmez. İslam dininin yapısında devleti yönetme iddiası vardır. Kutsal kitabın birçok yerinde suç ve cezaları sıralanmıştır.
Ehee Mustafa Kemal’in ısrarla istediği ve cumhuriyetin temel taşı olarak gördüğü ‘Laiklik’ bu durumu önlemeye yetmiyor mu?
Yok.. Aksine 2014 itibarıyla ‘laiklik’ tamamen itibarsız ve etkisiz hale gelmiştir. İnancı gereği, inanç özgürlüğü bağlamında her türlü şov serbesttir..
Sence laiklik tam olarak nedir?
Siyasetin doğal işleyişinde dinin araç olmasını önlemektir.
Oldu mu?
Hiç tam olamadı ama olmaya çalıştı..
Çok partili hayata geçişten sonra laikliğe aykırı gösterilerde nasıl bir aşama izledi?
Valla Menderes dönemini görmedim. Ama Demirel döneminde elinde kutsal kitabımız Kur’an Kerim meydan, meydan dolaşıldığını biliyorum.. Sonra ibadet yerleri işte mescit, işte camiler siyasetin etkin kullanım alanı haline geldi.. En son aşamada ise Cami önünde yüzlerce kamera karşısında siyasi demeçler ve mitingler… Daha ne diyeyim..

Diğer ayrıntılar kitabın içinde ama bu konuda söylenecek ne kaldı?...



4 Kasım 2014 Salı

Çözüm süreci çıkmaz sokağa girdi..


Hani bir şarkı mı, türkü mü vardır ya, tam da anımsayamadım ama..

‘’Alçaklara kar yağıyor üşümedin mi? Sen bu işin sonunu düşünmedin mi?’’

Diye mırıldarlardı eskiden büyüklerim..

Ya da ‘’ayıyla yatağa giren sonucuna katlanır’’ derlerdi atalarım..

İmralı, Kandil, HDP, akil insanlar derken bugünlere geldik..

Oysa başa dönersek ‘’DÜŞ’e Yazdım’’ kitabından bir küçük alıntıyla mevzuumuza giriş yapalım..

30 yıldır süren ve 2014 yılında hala devam eden ‘Kürt Barış Süreci’ ne olur?
Valla çoktan bölünme işi gerçekleşirdi ama mekanlar uygun değildir.
Yani..
Yanisi şudur. Kürtler sadece bir yerleşim yerinde yaşasalardı bu iş çoktan bitmişti. Diyelim ki 15 milyon Kürt vatandaşı vardır. Bunun 5-6 milyonu Güneydoğu ve Doğu Anadolu’nun bir kısım şehirlerinde ikamet ediyor ama geri kalan büyük çoğunluk İstanbul başta olmak üzere batı illerin yaşamını sürdürüyor.. En önemlisi de Kürtlerin önemli oranının Sünni mezhebine dahil olmasıdır. Sünni mezhebi üzerinden siyaseti dibine kadar yapan AK Parti, bundan dolayıdır ki Diyarbakır’da yüzde 30-35 oy alabilmektedir.
Barış sürecinin AK Parti’nin hatası var mıdır?
AK Parti’nin ender görülen stratejik hatalarından biridir. PKK Militanları silahlı ya da silahsız Türkiye topraklarını terk etmedikçe asla müzakereye oturulmayacaktı ama oturuldu bu bir.. Bu sürece mutlaka ana muhalefet partisini katmalıydı ama katmadı bu da iki..
Silahların gölgesinde neden oturulmaz?
‘’Demoklesin kılıcı’’ gibi başında sallanan silahlarla müzakere dünyanın hiçbir ülkesinde yürütülemez.
Niye barış süreci başlattı peki?
Bir yerde çaresiz kaldı, bir yerde siyasa mülahazalarda fayda gördü.
‘’DÜŞ’e Yazdım’’ isimli bu kitabı mutlaka okumanızı tavsiye ederim..

Neyse biz mevzuumuza dönelim..

Velhasıl çözüm süreci 2014-Kasım ayı itibarıyla çıkmaz sokağa girdi. Ya da beklemeye alındı ve buzdolabına kaldırıldı..

Niye böyle oldu peki?

Valla adı üstünde süreç denen iş böyledir. Cumhurbaşkanlığı seçiminde gerginlik ve restleşmeler başladı, siyasi bağrış-çağrış, itiş-kakış derken KOBANİ olayı her şeyin tuzu biberi oldu..

‘’IŞİD eşittir PKK’’ diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan zaten kafasında çözüm sürecini noktalamıştır.

Bundan sonra can sıkıcı birçok olaylar olabilir. Bu durum karşısında taraflar tekrar pozisyonlarını gözden geçirir ve süreç devam eder..

Ama ne zaman?

Konu artık hükümetin ağzıyla ‘’milli’’ olmaktan çıktı.. Dışarıdan içeriden tarafları çoğaldı.. Zamanı ne hükümet tek başına, ne de dışarısı tek başına karar veremez. En önemlisi IŞİD meselesi bu işin tam göbeğinde dururken çözüm süreci falan yürümez ve işlemez..

İlla zaman ver derseniz; en iyimser tahmin 2015-Haziran seçimlerinden sonradır..

Başbakan Davutoğlu, en zor durumda kalan siyasi aktördür.

Neden?

Cumhurbaşkanı Erdoğan köşke ya da aksaraya çıktı, bütün ihaleyi Davutoğlu’nun üstüne yıktı..

Başbakan Davutoğlu, seçimlere mi hazırlansın, savaşa mı hazırlansın? Üstüne üstlük ‘paralel yapı’ mücadelesi mi yapsın?

Hani derler ya, ‘’zor dostum zor’’; hakikaten Davutoğlu yerinde şahsen ben olmak istemem..


3 Kasım 2014 Pazartesi

Burdur CHP Ön Seçim Şenliğine Hazırlansın!


Ön seçim yapılacaktır..

CHP, nihayet demokraside çığır açtı..

Yaklaşık 10 yıldır siyasetin içindeyim ve beklediğim haberi en sonunda CHP Antalya kampının kapanışında aldım..

Hele şükür!

Allah var ya, bu kararı alınmasında Genel Başkan Adayı Muharrem İnce’nin de payı büyüktür..

Ha CHP Genel Merkezi bu kararını ‘güle oynaya’ vermedi, bir yerde mecbur kaldı.. Çünkü CHP üyelerinin talebi 10 yıllardır bu yöndedir..

Sıkı durun şimdi!

O kadar bu işi kendimi kaptırmışım ki en sonunda kitap yazdım. ‘’DÜŞ’e Yazdım’’ isimli deneme kitabında CHP için çıkış yolunun birisi de önseçim olduğunu anlattım.. Merak edenler kitabımı okuyabilir..

Neyse biz konumuza dönelim..

Ne dedi CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu?

Tüzüğümüz yüzde 85 ön seçimi, yüzde 15 merkez yoklamasını öngörüyor. Dolayısıyla oranımız belli. Yüzde 85 oranında ön seçim yapılacak. Mevcut vekillerimizin performansını da üyelerimiz ölçecek. Üyelerimiz taktir hakkını kullanır, saygı duyacağız.

İşte bu kadar basit!

Burdur CHP ön seçim şenliğine hazırlansın artık..

İddia ediyorum, en az 15 aday adayı çıkacaktır. Hepside ilde, ilçede, beldede, köyde cayır cayır CHP üyelerini ikna etmeye çalışacaktır.

Niye önemli ön seçim?

Hem ülke için, hem parti için demokrasinin mihenk taşıdır. Olmazsa olmasıdır..

Böylece Ankara’nın belirlediği değil, her ilde-ilçede-köyde yaşayan ve partisine gönül veren seçmenler ‘’benim adayım bu’’ dediği adaylarla seçime girebileceklerdir..

Göreceksiniz, bu sistemi 2019’da, 2023’de diğer partilerde mecburi uygulayacaklardır.

Peki, nasıl olacak önseçim?

Önce aday adayları ortaya çıkacak. Parti üyesi insanlarla görüşecek, ikna edecek ve hakim gözetiminde aynı gün tüm il ve ilçelerde sandık kurulacak, parti üyesi olan herkes gidip adayını tercih edecek. Çıkan sonuca göre kesin aday listesi oluşacak..

İşte bu kadardır..

Seçimlere 1,5 ay kala YSK’ya teslim edilen listeye bakıp; ‘’ulan bu adam nerden çıktı, tanımayız, görmeyiz’’ sürprizleri ve serzenişleri kesin sona erecektir.

Demokrasinin gelişimi adına CHP’nin aldığı bu karar nedeniyle çok teşekkür ederim.. Ülkemize ve partimize hayırlı uğurlu olsun!

Yazarla iletişim adresleri:
Facebook : https://www.facebook.com/omerozdamar62?ref=tn_tnmn

Twitter : https://twitter.com/omerozdamar