Milliyet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Milliyet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Ekim 2010 Çarşamba

Astsubayların sorunları ve çözüm önerileri…


Bugün (13 Ekim 2010) Milliyet Gazetesinde Köşe Yazarı Sayın Nail Güreli Bey, ‘’Astsubaylar’’ başlığında yazısını gördüm.




Haliyle 22 yıl 7 ay 13 gün bir fiil Astsubaylık mesleğini icra eden ve emekli olan Ömer ÖZDAMAR bu konuya duyarsız kalamazdı.



Önce Nail Beyin yazısına bir bakalım, ondan sonra bambaşka bir pencereden düşüncelerimi açıklayacağım.



Yüz on üç bin emekli astsubayın temsilcisi Emekli Astsubaylar Derneği Ankara’da bir miting yaparak, sorunlarını dile getirdi.

Bu arada, İzmir’den emekli Astsubay Mehmet Emin Atılgan bize gönderdiği mektupta, emekli astsubayların sorunlarını aktarıyor. Atılgan, 1990’lı yılların başında Milliyet’te, 2000’lerin başında Posta’da yayımlanan astsubayların sorunlarıyla ilgili yazı dizilerimize gönderme yaparak, iltifatta bulunduktan sonra, bugün de yaşanmakta olan sorunları 15 madde halinde sıralıyor. Aynı zamanda bir talep içeren bu tespitlerden yerimiz elverdiğince bir kaçını özetleyelim.

* Üniversite bitirdiği halde 1. derecenin 4. kademesine yükselemeyen tek kamu görevlisiyiz.

* Aynı derecede öğrenimli ve aynı süre görev yapan bir e. subayla e. astsubay arasındaki maaş farkı yüzde 300’dür. (?!)

* Orduda astsubay sayısı subaylara oranla bire dört fazla olduğu halde, sosyal tesislerden yararlanma oranı tam tersinedir.

* Lojman sayısı da astsubaylar aleyhine çok düşüktür.

* Birçok askeri hastanede subaylar lehine ayrımcılık yapılıyor.

* Üyelerinin yüzde 60’ını oluşturan astsubaylar OYAK ve şirketlerinin yönetim ve denetim kurullarında temsil edilmiyor.

* Astsubaylar 631 sayılı KHK gereği almaları gereken tazminatı alamıyor.

* On beş yıllık mecburi hizmet süresi kısaltılmalı.



Şimdi gelelim Astsubayların sorunların dair benim samimi ve içten duygularımın ışığında; harflere, sözcüklere yansımasına…



Her meslek dalının kendine has zorlukları elbette vardır. Fakat TSK’da ‘’Astsubaylık’’ mesleğini icra etmek hakikaten zor ve meşakkatlidir…



Hani derler ya, TSK’nın belkemiği Astsubaylardır ama belkemiğine çok fazla yük bindiği zaman bel fıtığı olur ve ağrılar çekilmez hale gelir…



Sanki TSK’da Astsubayların yükü çok fazladır ve sancılıdır… O kadar fazladır ki ne görev yapacağına dair üst sınır ya da marj yoktur. Her an, her zaman yeni bir görev verilebilir… Duruma ve ortama göre yazışmaları en iyi ve hatasız yapar, silahını alır ve en keskin atışçı olur, askerlerle beraber eğitim alanına çıkar ve en iyi eğitimci olur, boyalı botuyla ve giyimiyle en güzel ve örnek personel olur, olan veya olacak her şeyden sorumlu olur, kusursuz disiplin anlayışıyla neredeyse uçan kuşa bile selam verir….



Sağlık hizmetleri alırken bin dereden su getirilir… Daha doktora muayene olmadan hasta olduğunu en az 2-3 amirine anlatman ve ikna etmen gerekir…



Sınırsız ve marjı olmayan görev çeşidine sahipken hak ve hukuk konusunda ters orantılı daracık ve küçük marjlıdır. Uğradığın haksızlığı gidermede bağımsız ve özerk organ olmadığı için beyhude ve boşuna çabadan ibaret kalır…



Özel yetenekleri ve üstünlüğü olan (örneğin 3 yabancı dil bilen, örneğin atıcılıkta rekortmen olan, örneğin master yaparak ekonomi alanında uzmanlık hakkını elde etmiş olan,… Saymakla bitmez) Astsubay için görev yaptığı süre boyunca asla bir ayrıcalık sağlanmaz. Hatta yakın zamana kadar kendi olanaklarıyla üniversite eğitimi alması bile pek istenmezdi… Allah’tan bugünlerde meslek yüksek okulu seviyesine çıkarıldı ve ön-lisans eğitimi veriliyor…



Çözümlerim:



TSK içinde Astsubayların sorunlarını ele alacak tarafsız ve özerk bir yapı oluşturulmalıdır. Duygusallıktan uzak konunun uzmanı sivil personeller bu yapıya dahil edilebilirler.



Kışla içinde rütbeler göz önünde bulundurularak görev ve yetki dağılımı yapılmalıdır. Dışarıda hizmet alırken mutlak eşitlik sağlanmalıdır. Yani orduevi, lojman gibi hizmetlerden tam eşit yararlanmalıdır. Kışla içi yapı kışla dışına aynen taşınmamalıdır.



Üstün meziyet ve özellikleri olan Astsubaylar için özel kadro ihdas edilmelidir ve ücret belirlenmelidir… Örneğin ana dili gibi Rusça bilen, örneğin master yapan…



Askeri hakim ve savcıların rütbeli değil tamamen sivil olmalıdır. Adalet, hak, hukuk üzerine başka türlü etkin ve verimli sonuç alınamaz…

Örneğin Hakim Yüzbaşının görev yaptığı bir mahkemede bir üsteğmenle, bir astsubayın sorununu hakkaniyet ilkesinde çözülebileceğini beşikteki çocuk bile inanmaz…



1999 yılında Rahmetli Ecevit zamanında çıkarılan özel tazminat ödemeleri TSK içinde ücret eşitsizliğini maalesef zirveye çıkarmıştır.



Artık benden bu kadar… İlgililer otururlar yüzlerce seçenekle çözüm bulabilirler…



Büyük soru şudur: Eheee arkadaş! Bunca şikayete rağmen sen nasıl 22 yıl 7 ay 13 gün Astsubay olarak görev yaptın?



Valla ailevi sorumluluk ilk sırada geliyor. Çocuklarımın geleceğini düşündüğüm için birçok kez yeltenmeme rağmen radikal karar alamadım. Ancak şunu yapabildim. Son görev yaptığım yerde yine haksızlık ve huzursuzluğum had safhaya çıktı. Emekli maaşı almama daha 5 ay varken istifa ettim. 5 ay bekledim ve ondan sonra emekli oldum. Yeryüzünde belki bu kadar radikal karar alabilen başka insanoğlu çıkar mı bilemiyorum…

5 boyunca maaş yok, hiçbir hak yok ama ayrıldım işte… Oysa 1 yıl daha bekleseydim hem emekli olacaktım, hem de sorunsuz ayrılacaktım. Uzun yıllar yeltenmeme rağmen yapamadığım hareketi ancak emekliliğime 5 ay kala yapabildim.



Umarım ve dilerim gelecek günler, yıllar Astsubaylar için daha mutlu, daha adaletli olur…



Saygı ve sevgilerimle…



Ömer Özdamar/Burdur-Bucak/13 Ekim 2010

12 Ekim 2010 Salı

Türbanlı ve üst düzey yönetici paradoksu…




2 gündür Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Sayın Mehmet Tezkan bu konuyu işledi…



Neydi konu



Türbanlı kızlarımızın, kadınlarımızın özel sektör iş kolunda üst düzey yönetici pozisyonuna gelebiliyorlar mı?



Ne demiş Mehmet Bey?



Dün neden türbanlı işkadını yok diye sordum.. Bir hayli cevap aldım..

Önemli bir kısmı; ters ters bakıyorlar, kolay kolay işe almıyorlar diyordu..

Ben de tam bu noktanın üzerine basmak istemiştim..

İşe almayan kim?

Katı laikçi sermaye mi? Anadolu’dan fışkıran muhafazakâr sermaye mi?

Muhafazakâr kesim kendi sermayesini yarattı.. Eskisi gibi değil, hem siyasal güç onlarda hem ekonomik güç.. Her alanda varlar..

Türbanlılara muhafazakâr sermaye de mi iş vermiyor, onlar da mı ters ters bakıyor?

Evetse!..

Mesele zaten burada!..

Kadının çalışmasında.. Erkekle aynı ortama girmesinde.. Türban iş hayatında yoksa bunun sorumlusu mütedeyyin kesimdir..

Hem kamuda çalışamıyorlar diye gözyaşı döküyorlar hem de kendi işyerlerinin kapısını açmıyorlar..

Tezat yok mu?

Aslında yok!..

Türbanın kamuya girmesini kaleyi fethetmek anlamında istiyorlar, kadınlar çalışsın diye değil..

En fazla öğretmen olmalarına izin verirler.. Bir adım sonrasını hoş karşılamazlar



Yahu muhafazakar ve dindar ilçem olan Bucak’ta işler nasıl diye baktım?



Bucak İlçesinde önde gelen yatırımcı ve mütedeyyin iş yerine bizzat kendim gittim.



Kapıdan girerken sizi halkla ilişkiler uzmanı bayan karşılıyor. Hanım kızımız mini etekli, pırıl pırıl giyinmiş, tertemiz ve gülen bir yüzle karşılıyor…



Yahu türbanlı ve pardüseli bir kızımız niye halka ilişkiler pozisyonuna getirilmiyor?



Özel sekreterine bakıyorum, yine bir bayan ama türbansız ve pardüsesiz…



Olmuyor ama arkadaş! Hem türbanlı kamuya girsin diyorsun ama yasal muhafazakar ve dindar özel şirketler hiçbir engel olmayan üst düzey pozisyonlar için niye türbanlı alınmıyor?…



Bence sözde savunuyor ama bizzat görmeye dayanamıyor herhalde…



Yandaş medyada türbanlı genel yayın yönetmeni göremiyorum…



Yazar olarak alınıyor ama yönetici kadrosuna niye alınmıyor?



Yazar olarak alınması da okuyucuyu etkilemek, maksat garnitür olsun hani…



Aslında o kesim iş hayatında hiç kadın görmek istemiyor ama onu da konjonktür gereği itiraf edemiyor…



Türbanlı hanımlarımızı, kızlarımızı üst düzey yönetici kadrosunda görmek istiyoruz… Hadi bakalım… Maskeli balonun gerçek sınav budur!



Saygı ve sevgilerimle…



Ömer Özdamar/Burdur-Bucak/12 Ekim 2010