28 Mayıs 2013 Salı

Siyasetçi mi akıllı, vatandaş mı akılsız?


Bu konuyu ele almaya ne zamandan beri düşünüyordum ve kafamda kurguluyordum. Hadi bakalım, yazı yolculuğumuza çıkalım, nereye götürecek bizi?

2002 Genel Seçimleri, 2004 Yerel Seçimleri, 2007 Genel Seçimleri, 2009 Yerel Seçimleri, 2010 Anayasa Referandumu, 2011 Genel Seçimleri gördüm, geçirdim, hatta 2009 yerel seçimlerinde CHP 1. Sıra Belediye Meclis adayı oldum..

Malumunuz 2004 Yerel Seçimleri’ne CHP’nin aktif engeliyle beldelerin kapatılmasıyla ilgili yasanın uygulaması yetişmedi. 2009 Yerel Seçimleri’ne yine CHP’nin Anayasa Mahkemesi’ne gitmesi falan derken yine uygulama olmadı. En son artık 2014 Yerel Seçimleri’nde söz konusu yasa uygulanacaktır. Böylece nüfusu 2.000 (iki bin) altında kalan tüm beldeler kapanacaktır ve muhtarlık olacaktır.

Bucak İlçesi’nin Kızılkaya, Ürkütlü, Gündoğdu, Kocaaliler ve Çamlık olmak üzere 5 beldesi vardır.

Ürkütlü kapanıyor, Gündoğdu kapanıyor, Çamlık kapanıyor ve köy muhtarlığına dönüşüyor. Ne zaman? Mart-2014 Yerel Seçimleri’nde..

Özellikle Çamlık ve Gündoğdu Beldeleri 2002’den beri yaşanan tüm seçimlerde hep tercihlerini sağ partilere özellikle AK Parti’ye kullanmıştır.

Şimdide kalkmışlar, ağlıyorlar, şikayet ediyorlar..

Neyi?

‘’Ehee biz ne olacağız, biz niye köy oluyoruz, biz niye belde olarak kalmıyoruz?’’ gibi soruları sıralıyorlar..

Geçmiş olsun artık! Senin önüne tepkini koyman için en az 5 kez sandık konmuş, ancak sen her defasında beldeni kapatmaya uğraşan siyasi partiye oy vermişsin, hem de artan oranda.. Kısaca celladına aşık olan kadın misali bizi yaksa da biz yine de oyumuzu vereceğiz diyorsanız; bari susun ve başınızı öne eğip bekleyin, değil mi?..

Gelelim vatandaşın diğer bir garip isyanına..
2011 Genel Seçimleri öncesi AK Parti Burdur Milletvekili adayları için temayül yoklaması yaptı. 19 aday adayının katıldığı temayül yoklamasına, bin 212 delegeden 909'u katıldı. 894 oy geçerli sayıldı. ilk sırayı, 336 oy ile eski Burdur İl Özel İdaresi Genel Sekreteri İbrahim Şimşek aldı. 274'er oy alan Adem Şengül ile Beytullah Okay ise ikinci ve üçüncü sırayı paylaştı.
Ehee ne oldu sonra?
Sıkı durun şimdi! Temayül yoklamasında ilk 3’e giren adaylardan hiçbiri milletvekili listesine alınmadı.
Bu ne demektir?
‘’Ey örgüt, ey delege, siz kime oy verirseniz, verin; son sözü Ankara’dan ben söylerim.. Siz adayınızı belirlemişsiniz ama AK Parti Genel Merkezi kriterleriyle uyuşmuyor. O zaman bizim belirlediğimiz adaylarla çalışmaya devam edin’’ tavsiyesini alan örgüt ne yapar?
Daha çok çalışır, AK Parti tüm zamanların en çok oyunu toplar..
Soru nedir?
AK Parti’ye oy vermiş bir kısım vatandaşların ifadesi aynen şöyledir: Ehee milletvekili seçilen adayımız Bucak’la ilgisi yoktur, siyasi çalışma yapamamaktadır, Bucak için verimli olamamaktadır..
Geçmiş olsun artık! Oysa akıllı vatandaş, zeki bir seçmen, Bucak sevdalası bir partili ne yapardı? Ankara’ya mesaj verirdi. Nasıl? Benim temayülde seçtiğim adayların hiçbirini listeye koymazsan ben de sana oy vermem, oy toplamam, kendi oyumu da ya boş veririm ya da başka bir siyasi partiye atarım.. Bir daha ki seçimde Ankara yani Genel Merkez senin tercihini dikkate alırdı ama ne 2015’de ne de diğer seçimlerde artık örgütü, delegeyi dikkate almaz.. Akıllı siyasetçi yıllardır hep böyle yapıyor. Hem halka seçtiyor, hem de halkın tercihini dikkate almıyor..

Sanki CHP hırlı mı? Burdur 2011 Genel Seçimleri adaylarını belirlerken ne öncseçim yaptı ne de temayül yoklaması.. Bağrış çağrışlar sonrası sonucu bile açıklanmayan uyduruk bir temayül yoklaması oldu.. Milletin gazı alında, haydi bakalım, sen sağa, ben sola dendi..
Umarım derdimi anlatabildim. Söz milletin deyiminin içi boş slogan haline gelmesini istemiyorum. Bilinçli seçmen ve partili arıyorum.. Halkı dikkate alamayan partiyi halkın da dikkate almaması gerekiyor ama maalesef öyle olmuyor..

2014 yerel seçimlerini, 2015 genel seçimlerini dört gözle bekliyorum.. Bakalım ne olacak? Acaba vatandaş hatasını anlamış mı yoksa hatasında ısrar mı edecek? Vatandaş çok büyük bir sınav verecektir..

26 Mayıs 2013 Pazar

Beyaz TV'de Ümit Zileli depremi yaşandı


Beyaz TV’de ‘Dinamit’ isimli programda telefonla bağlanan Ahmet Bey (Kod adı), ‘’2008 yılı sonunda ya da 2009 yılı başında elinde bir dosya ile CHP’li Gürsel Tekin’e ve Algan Hacaloğlu’na gittiğini’’ söyledi.

MİT elemanı (muhtemelen) Ahmet Bey; ‘’MİT içinde Ergenekoncu grup tarafından AK Parti aleyhine hazırlanan yalan bir dosyayla, Gürsel Tekin’in Selami Çeşme, 4. Katta olan bürosuna gittiğini ve bilgi verdiğini’’ iddia etti..


Moderatör Latif Şimşek ile çok sert tartışmaya giren Program Yorumcusu Gazeteci Ümit Zileli; ‘’Bana, kim olduğu söylemeyen birisinin iddialarına yanıt vermem isteniyor, bunu asla kabul edemem, AK Parti lehine oluşturulmuş bir kumpasa alet olmak istemiyorum’’ dedi ve programı terk etti.

25 Mayıs 2013 Cumartesi

AKÇA Gazetesi İNTERNET köşe yazarlığına veda..


Yaklaşık 4 yıldır AKÇA Gazete’nin tahsis ettiği köşeden Bucak, Bucaklılar, Türkiye, Türkiyeyiler, kısaca hayatın içinde ne varsa bildiklerim, gördüklerim, anladıklarım ışığında yazdım ve paylaştım..

Bana bu fırsatı tanıyan başta Akça Gazetesi sahibi Sayın Halim Akça’ya olmak üzere tüm okuyanlara, takip edenlere, Bucaklı hemşerilerime teşekkürü bir borç bilirim..

Her şeyin bir sonu olduğu gibi buradaki misyonumun da sonu görülmüştür. Artık başka mekanlara, başka yazı maceralarına atılma vakti geldi, hatta geçmiştir bile.

Köşe yazılarımda bilmeyerek (asla bilerek olmaz) hakkını yediğim kişi ve kurumlardan özür diliyorum ve lütfen haklarını helal etsinler..

24 Mayıs 2013 Cuma

Borçlu olmak köle olmaktır..



A’dan Z’ye hepimiz borç yapıyoruz.

İşte eşya alıyoruz, borçlanıyoruz…

İşte nakit darlığında tüketici kredisiyle borç altına giriyoruz…

İşte AVM mi? her ne haltsa büyük ve komple alış-veriş merkezlerinde
kredi kartıyla deli gibi borç yükümlülüğünün altına, pin kodumuzla giriyoruz…

40 milyon aile bireyi varsa en az 150 milyon kredi kartı insanların elinde dolaşıyor. Demek oluyor ki 1 kart kesmiyor, 2 hatta 3 kartı olan bile vardır…

Aylık atıyorum 1.000 (bin) TL geliri olan birey, ortalama en az 700 TL borç ödüyor.

Kısaca, hali hazır manzara-i umumiye, Türk Halkının borçlu olduğunu net olarak gösteriyor.

Borçlu insan aslında köle insandır.

Nasıl mı?

İşte açıklıyorum:

Borçlu insan asla akıl ve mantık doğrultusunda hareket edemez. Argo tabirle trene ya da minibüse çabuk biner ve dolduruşa gelir… Telkinlere kolayca kanar…

Yaşama dair tüm tercih haklarını kullanırken baskı altındadır.

Borçlu insanların temel ve vazgeçilmez psikolojisi, daima mevcut düzenin devam etmesi yönündedir. Değişim, başkalaşım gibi terimler onlar için ürkütücüdür.

Daha somut örnekleme yapacak olursak; genel seçimlerde oy kullanma eyleminde ve siyasi parti tercihlerinde egemen olan kanı iktidarın devam etmesi yönündedir. Bu bağlamda 500 Milyar Dolar borcu olan Türkiye’de iktidarın el değiştirmesini kimse istemez.

Neyse biz yine birey tabanında konumuzu irdelemeye devam edelim.

Borçlu insan hakikaten köledir.

Kararları sağlıklı olmaz. En kötüsü özgür iradesinden yoksundur.

Verdiği doğru kararı bilinçaltına iter, buna karşın yanlış kararı bilinçüstüne çıkarır ve uygular.

Rahat ve özgün olamaz.

Borçlu bir birey uğradığı haksızlıklara boyun eğer ve sesini çıkartamaz. Çünkü tepesinde Demeklesin kılıcı gibi borçları beklemektedir.

Borçlu insanların tipik yansımaları sürü psikolojisine kolayca kapılmalarıdır.

Çalıştığı iş yerinde uğrayacağı her türlü haksız eyleme karşı göz yumma, sağıra yatma, aptal rolünü oynama mecburiyeti vardır.

1980 yılı öncesi Türk Halkı borçlu değildi. 1980 sonrası özellikle Özal dönemimden itibaren hızla borç sarmalına girdi.

Türk halkının hassasiyetleri, tepkileri her 2 dönemde ne kadar değişime uğradığı apaçık ortadadır.

Örneğin 1980 öncesi bağımsızlık, özgürlük, örgütlenme ön planda ve çok etkin iken 1980 sonrası bağımsızlığın yerini işbirliği, özgürlüğün yerini AB’ne, ABD’ye, NATO’ya, Arap Birliğine yamanma, örgütlenme yerine hiçbir etkinliği olmayan uyduruk ve kumandalı STÖ (Svil Toplum Örgütü) dönüşümü yaşanmıştır.

Daha da vahim olan ise borçlu toplumlar hızla birbirini boğazlamaya koşarlar… Umarım meramımı anlatabilmişimdir..

Not: Bu yazım 4 yıl önce kaleme alınmıştı ancak hala taze kalmaya devam ediyor maalesef..

13 Mayıs 2013 Pazartesi

Türkiye’nin sahipsizlik imajı yayılıyor..


İnsanoğlu hafızası dar olduğu için 6 ay, 1 yıl öncesini bilmez, sadece bugünü düşünür ve yorumlar ya, bu yüzden kısa anımsatma yapmam şarttır..

Arap baharı başladı, işte önce Kuzey Afrika ülkeleri karıştı, iktidarlar ya uzaklaştı ya da kaçtı.. Derken Mısır, Bahreyn gibi Orta Doğu ülkelerine sıçradı.. Babadan oğla iktidarı elinde tutan Esad’a ‘hadi sende çok partili seçim yap’ dendi ama olmadı.. ABD’nin telkinleriyle bu iş Türkiye üzerine kaldı. Yani Suriye’nin çok partili demokrasiye geçisini; ne yapıp, ne edip Türkiye çözecektir.. Üzerine aldığı bu ödevi; AK Parti dış politika belirleyicileri, danışmanları, akıl hocaları en iyi şekilde yapmak üzere kafa yordu, senaryo çizdi ve uygulamaya soktu..

Yazılan ya da beklenen kurgu şuydu; halk ayaklanacak, Esad direnecek ancak 3 ile 6 ay içinde Suriye muhalifleri bir şekilde yönetimi ele geçirecek..

Olmadı, tutmadı.. Aradan aylar hatta yıllar geçti, direnenlerin direnci kırıldı, bu iş yattı..

İşte Libya’da olduğu gibi BM ya da ABD desteğinde uluslararası güçlerin askeri müdahalesi dışında hiç seçenek kalmadı..

Bu senaryoyu yazanların hiç düşünemediği, hiç kurgulayamadığı, hiç öngöremediği diğer olay mülteci meselesidir..

Neden?

Şundan dolayıdır ki ilk başta gelen Suriyeli mülteciler çoçuk ve kadınlardı, iyiniyet göstergesi olarak sınırlarda kabul görmesi hem doğaldır, hem insanidir, hem de senaryo dahilindedir.. Ancak senaryo tutmayınca elimizde kaldı 300 bin, bir rivayete göre 400 bin erkek, kadın Suriyeliler..  Şimdi bir de bu insanların yaşam idamesi için asgari gereklilikler nasıl yerine getirilecektir? En önemlisi kaotik ortamı kendi elimizle ülkemizin içine sirayet ettirdik maalesef..

Yanlış nerede yapıldı? Yeni yönetime yakın olmak için kim geldiyse mülteci olarak kabul edildi. Bu çok yanlış bir stratejidir. Öngördüğün planı bozmaktan başka işe yaramazdı ve yaramadı..

Nasıl?

Kadın, çoçuk ve hasta dışında kimseyi kabul etmeyecekti. Erkekler Suriye’de kalacaktı ve Esad güçleriyle savaşacaktı..

Soru basittir: Herkes Türkiye’ye gelirse ÖSO (Özgür Suriye Ordusu) nasıl oluşacak? Uzaydan birisi gelip Esad’ı devirmeyecek herhalde, yine Suriyeli insanlar yapacak eğer yapmak istiyorlarsa..

Türkiye’nin savaş uçağı düşürüldü, Türkiye sahipsiz olduğu imajı verildi. Çünkü öbür türlü o uçağı düşüren füze bataryası her nerede ise 48 saat içinde imha edilirdi. Zaten bu mutekabiliyet ya da karşılık verme hakkını BM sana veriyor..

Derken sınır ilçeleri topa tutuldu, Allah’tan buna zayıfta olsa bir reaksiyon verildi. Top atışı yapılan Suriye bataryalarının konuşlandığı mevziler Türkiye tarafından top atışıyla karşılık verildi.

Derken Cilve Gözü sınır kapısında Suriye’den giriş yapan bombalı araç patlatıldı. Yine Türkiye sahipsiz olduğu imajı verildi. İşte asarız, yakarız tarzı hamasi laflar, hepsi o kadar..

Derken en acısı yaşanıyor, Reyhanlı İlçemizde 150-200 kiloluk patlayacılar yerleştirilmiş minübüsler, 15 dakika arayla infilak ediyor.. Onca kan ve gözyaşı.. Türkiye yine sahipsiz olduğu imajı verildi.

Nasıl?

Patlamadan 24 saat sonra uçakların kalkar, Şam’da Esad’ın kafasına iner..

Ama bunu yapacak ne silahlı gücümüz var, ne de diplomatik gücümüz var diyenler çıkabilir..

O zaman ben de onları şunu sorarım: ‘’Kardeşim kendine güvenmiyorsan niye bu meselede ortaya çıktın? Durduk yere Hatay ve diğer sınır illerimizi kaosun göbeğine niye soktun?..

ABD yardım edecek, NATO destek verecek, AB onaylayacak, Rusya ve Çin ‘peki’ diyecek ve Suriye’ye müdahale gerçekleşecekse; Türkiye bu denkleme niye girdi o zaman? Neden bu kaosu yaşadı? Binlerce mülteciyi neden kabul etti?

Türkiye kandırıldı, ABD’nin oyununa geldi ve maalesef çıkmaz yola girdi.

Gelelim Reyhanlı ilçesindeki zafiyete.. 50 kişinin ölümüne, 100’e yakın yaralanmaya neden olan patlamanın sorumluluğunu niye kimse üstlenmiyor? Önce İçişleri Bakanı, sonra Hatay Valisi, sonra Reyhanlı Kaymakamı güvenlik zaaflarını kabul edecekler ve istifa edecekler.. Kim yönetiyor bu ülkeyi arkadaş? Ben mi sorumluyum güvenlik açığından? Ha işte 900 Km. sınır hattı varmış, nasıl korunacakmış? Arkadaş bu işleri başından düşünecektiniz ve girmeyecektiniz bu siyasi poker oyununa..

Bir de şu kimyasal silah komedisi vardır.. Yahu insanlar kimyasal silahla öldürülürse kötü, normal silahla öldürülürse iyi mi? Böyle akıl ve mantık kurgusu hiç olur mu? Anlayın artık! Suriye’de değerli maden yok, öyleyse ölüm serbest..

25 Nisan 2013 Perşembe

Yeni Bucak Devlet Hastanesi yapımı yılan hikayesine döndü..



Yeni Bucak Devlet Hastanesi yapımı üzerinden 2-3 yıl geçti ama nedense bir türlü sonuçlanamadı.. Yok hafriyat çalışması başladı, yok yüklenici taşeron firma iflas etti derken aradan bunca zaman geçti ama yapım işinde yol alınamadı.. 2013-Nisan ayı itibarıyla tek bir çivi bile çakılmadan tabelası asılı olarak öylece bekliyor..  Üstüne üstlük AK Parti Burdur Milletvekillerimiz de ne olacağına dair sürekli çelişkili ifadeler kullanıyorlar..

 

Bomba bilgiye bugün ulaştım..

 

Nasıl ve kimden?

 

Yeni Bucak Devlet Hastanesi yapım yerine karşı çıkan ve bunu yargıya intikal ettiren vatandaşımız vasıtasıyla elbette..

 

Nedir o bomba bilgi?

 

Isparta İdare Mahkemesi tarafından görevlendirelen ve mahkemeye sunulan bilirkişi raporu..

 

Kimlermiş bilirkişi?

 

Isparta SDÜ/Mimarlık Fakültesin’den 3 kişilik Doçent Heyeti..

 

14 sayfadan oluşan bilirkişi raporundan ne var ya da ne diyor?

 

Uzun uzun ne talep edildiği anlatılmış, son sayfalarında bilirkişi kanaat ve sonuç bölümü yazılmış. Özet olarak aşağıdaki hususların yapılmadığını ya da eksik olduğunu söylüyor:

 

-İmar ile ilgili mevzuat uyarınca her tür ve ölçekteki planlarda özel sağlık alanı kullanım kararı yoktur..

 

-Gürültü, hava ve su kirliliğine maruz olmadığının; insan sağlığına olumsuz yönde etkileyecek endüstriyel kuruluşlar ile gayrisıhhi müesseselerden uzak olduğunun valilik tarafından yetkilendirilmiş merci raporu yoktur..

 

-Hastane binası için yeterli yeşil alan ayrıldığının ilgili belediye tarafından yazılı olarak belgelenmesi yoktur..

 

-Ulaşım şartları, ulaşım noktaları açısından uygun ve ulaşılabilir olduğunun İl Trafik Komisyonu veya Belediye Ulaşım Koordinasyon Merkezi raporu yoktur..

 

-Hasta ve hasta yakınları ile hastane çalışanları için otopark yönetmenliğindeki ölçülere göre yeteri sayıda otopark yeri ayrılması yoktur..

 

Kısaca bu 5 ana maddenin olması gerekirken olmadığını bilirkişi raporundan ifade ediliyor..

 

Ne olacak şimdi?

 

Ne olacağını bilemem elbette; mahkeme takdir edecek ve bir karar verecektir. Ancak bilirkişi raporunda belirtilen eksiklikler tam bir skandaldır bence..

 

Neden?

 

Çünkü ‘Bilirkişi’nin belirttiği bu eksiklikler giderilmeden; bu projeyi nasıl hayata geçirdiler?

 

Ben bir Bucaklı vatandaş olarak ıvır zıvır dinlemem arkadaş, Bucaklılar elbette hastanelerin daha iyisine, daha güzeline layıktır ve olmaması abestir.. İddiam odur ki 10 yıllık AK Parti iktidarının devlet yatırımlarından en az payı Bucak almıştır. Bunda sorumlu ya da sorumluları kamuoyunun takdirine bırakıyorum..

19 Nisan 2013 Cuma

CHP Üyeliğimi Askıya Alıyorum..


Niye ve ne zamana kadar?

Önce ne zamana kadar sualine yanıt vereyim: Ta ki SOSYAL DEMOKRAT çizgiye gelinceye kadar..

 

Peki, niye derseniz; ‘’Arkadaşlar, Baykal döneminde başlayan CHP’yi merkez sağa meyillendirme artık zıvanadan çıkmıştır, tam da merkez ve milliyetçi sağa oturmuştur.. Ehee ben sağcı değilim ki, kaldı ki sağcı olsam CHP’de ne işim var, solcuysam CHP’nin bu kulvarda ne işi var?..

 

Bir, iki defa CHP Büyük Kurultayı’na katıldım. Hem gördüm, hem de duydum.

Neyi?

Deniz Gezmiş posterini ve sloganlarını..

Peki, Deniz Gezmiş ne diyor?

Halkların kardeşliğini..

BDP ile yan yana gelemeyen halkların kardeşliğini nasıl anlatacak?

 

İyi de BDP, PKK’nın uzantısıymış..

Ulan arkadaş, dindar muhafazakar parti PKK’nın llderiyle görüşüyor ve Türkiye’nin devasa bir sorununu çözmeye uğraşıyor ya..

Sen ise hem sol kanattayım diyorsun, hem de özgürlük, halkların kardeşliği diyorsun, halkın oyuyla seçilmiş BDP ile temas kuramıyorsun.. Sen nesin Allah Aşkına CHP!

 

Partinin içine doldurmuşsun merkez sağdan bir sürü isimleri, işte eski ANAP’lı, işte eski DP’li.. 

Eheee sonra, işte böyle ideolojik kimliğini kaybedersen apışır kalırsın orta yerde..

Ta İmralı’dan PKK kurucusu ve lideri sana akıl vermeye kalkar..

 

Bir de BDP etnik milliyetçilik yapıyor, bu yüzden temas kurulamıyor argümanı öne sürülüyor..

Sosyal Demokrat ideolojin olsa; BDP’yi kendi çizgine çekebilirsin ve kolayca işbirliği yapabilirsin..

 

Onu bunu bilmem, söylediğim çok sade ve nettir.

CHP ne zaman ‘SOSYAL DEMOKRAT’ ideolojiye gelirse; ben o zaman CHP üyeliğimi pasiften aktife geçiririm..

15 Nisan 2013 Pazartesi

CHP Bucak gemisi kaptan ve mürettebat değiştirdi..


13 Nisan 2013 günü yapılan olağanüstü kongrede Bucak CHP yeni ilçe başkanı ve yönetim belirlendi..

 

Bucak CHP gemisini büyük seçim zaferlerine taşımak üzere seçilen yeni başkan ve yönetim kurulu üyeleri daha genç, daha yeni, daha heyecanlı arkadaşlar olması en büyük avantajdır..

 

Denizcilik tabiriyle Burdur CHP filosunun amiral gemisi il başkanı ve yönetim kuruludur. Diğer 10 ilçe gemisi; amiral gemisinin peşinden ya zafere giderler ya da hezimete.. Çünkü tüm planlamalar, tüm stratejiler amiral gemisinde oluşur ve diğer gemiler tarafından uygulanır..

 

Bucak CHP gemisinin önceki kaptanları ve mürettebatları amiral gemisinin stratejilerini, planlarını yeterli görmedi, bunun üzerine çoğu zaman ilave plan ve strateji geliştirdi ve uyguladı. En son 2012 genel seçimlerinde Bucak genelinde CHP oylarını 5.873 olarak resmi kayıtlara geçirdi.

 

Bucak CHP gemisini, 13 Nisan 2013 günü teslim alan yeni kaptan ve mürettebat Burdur amiral gemisi kaptanına tam bağlılığını bildirdi ve yeni bir seçim zaferi için çalışmaya başladı. Bucak CHP gemisi, 29 Mart 2014 günü yerel seçimlerde ya zafer kazanacak ya da torbido mermisi yiyecek..

8 Nisan 2013 Pazartesi

Bir iş adamımız işçilere ayar çekmiş..


Özel açıklamalarından oluşan haberi ‘Naneci Medya’ grubunda okudum, önce şaşırdım, sonra düşündüm ve sol yanım bu yazıyı kaleme almam gerektiğine karar verdi..

 

Kim bu iş adamımız?

 

As Grup Euromer sahibi Aybars Ali Yılmaz

 

Peki, ne demiş?

‘’Bucak çok kıymetli bir yer ama Bucaklılar ilçenin kıymetini bilmiyor.’’

Başka?

‘’Aynı şekilde mermer işçileri de çok şımartılmış.’’

Başka ne söylemiş?

‘’İşçiler sürekli rapor alarak işi aksatıyorlar.’’

Vay be! Başka neler ifade etmiş?

‘’Eğer firma sahibi olarak onlara herhangi bir yaptırım yaptığımızda, hemen işi bırakmakla tehdit ediyorlar. Biz de bu yüzden boyun eğmek zorunda kalıyoruz.’’

Esas bomba cümle işte budur!

‘’Fabrikaların devam etmesi, Bucak’a yatırım gelmesi için iş ve işçi kurallarının gelmesi gerekiyor.’’

Vay anasına dedirtecek cümle son cümledir.. Ne diyor? ‘’İş ve işçi kuralları gelmesi gerekiyor.’’

Allah Aşkına! Hiç işverenden bahsediyor mu? Kurallar sadece işçiye ve iş için olacak ama işverene kural mural olmayacak.. Ehee ne olacak? Yahu işte işveren kafasına göre takılacak.. Hiç böyle bir düzen, böyle bir iktisadi sistem olur mu arkadaşlar?

Bir üretim için malumunuz girişimci gereklidir, sermaye gereklidir, elbette çalışan da gereklidir.. Çalışan olmadan girişimci ve sermaye anlam ifade etmez. Aynı zamanda sermaye ve girişimci olmadan da işçi anlam ifade etmez. Mutlaka üç (3)’nün biraya gelmesi ve kurallar çerçevesinde hareket etmesi lazımdır. Ne işveren, ne de işçi kafasına göre davranamaz. Herkes belirlenen kurallara uymakla mükelleftir. Değerli işverenimiz ısrarla işçi kuralları istiyor ama işveren kurallarını hiç saymıyor..

Bakın, rahatsız olduğum bir cümlesi daha vardır: ‘’İşçiler sürekli rapor alarak işi aksatıyorlar.’’

Arkadaş, işçiler sağlık raporunu sokaktan mı alıyor, kurallar çerçevesinde rahatsızlığı üzerine işverene müracaat ediyor, en yakın sağlık kuruluşuna gidip muayene oluyor, doktor uygun görüyorsa istirahat yazıyor, ne var bunda? Bu işleyişte işvereni rahatsız eden nedir, ben çözemedim. Ne yani, işçi hastada olsa işi aksatmasın, eheee, gerekirse işyerinde ölsün mü demek isteniyor.. Arkadaş, bu kafa eski kafadır. Çünkü o işçi köle değildir. O dönem kapanalı neredeyse 100 yıl olmuştur. Elbette işçi yasalardan kaynaklanan hakkını kullanmaktadır ve kullanacaktır..

Diğer cümlelerini irdelemek istemiyorum, artık gerisini kamuoyunun takdirine bırakıyorum..
Merak edenler için haberin linki aşağıdadır: http://www.rehberbucak.com/haber/13488/Bucak%E2%80%99ta.Mermer.Iscileri.Cok.Simartilmis

1 Nisan 2013 Pazartesi

Genelkurmay Başkanının tutuklanmasına üzülmedim..


CNN Türk TV’de Enver Aysever’in sunduğu ‘Aykırı Sorular’ programına konuk olan Yılmaz Güney’in eşi Fatoş Güney bomba ve flaş açıklamalar yaptı..

 

Enver Aysever’in sorularına özetle bakın neler dedi:

 

‘’Başbakan’ın askeri vesayeti bitirdiğine inanıyorum, ama başka vesayetlerin doğmasından da endişe ve kuşku duyuyorum..

 

Balyoz davasında mahmeme sürecine bir şey diyememeceğimni ama itham edilen paşaların o suçu işlediklerine inandığını çünkü ateş olmayan yerden duman çıkmayacağını..

 

Soner Yalçın, Mustafa Balbay gibi gazetecilerin yargılanmasını ise şüpheyle karşıladığını..’’

 

En bomba açıklaması ise şudur: ‘’Genelkurmay Başkanı’nın tutuklanmasına üzülmedim’’

 

Devamında ise ‘’teklif alması halinde AK Parti ya da BDP’de siyaset yapmayı düşünebileceğini, asla CHP olmayacağını çünkü CHP’nin üzerine düşen misyonu yerine getiremediğini’’ söyledi..

 

Son olarak Yılmaz Güney hakkında şu ifadeleri kullandı: ‘’Sürekli izlenen Yılmaz Güney hasta olduğu için kaçmasına izin verdiler, hapishanede ölmesini istemediler, Türkiye’de hiçbir zaman demokrasi yaşanmadı, burjuva demokrasisi dahildir..’’

29 Mart 2013 Cuma

Bucak’ta yangın..


Cumhuriyet Caddesi üzerinde, saat 15.00 sularında bir evin ilk katında çıkan yangın itfaiyenin müdahalesiyle büyümeden söndürüldü. Yangın muhtemelen elektrik kontağından çıktığı sanılmaktadır. Can kaybının ve yaralanmanın yaşanmadığı yangını büyük bir kalabalık izledi..

 

26 Mart 2013 Salı

Bucak MOBESA ve Trafik Cezaları.


Genelde trafik kurallarına dikkat ederim ve uymaya çalışırım. Ehliyetimi alalı 30 yıl falan olmuştur ancak 1993 yılından beri birfiil özel araç kullanırım ve trafikteyim.. 2002 yılında Bucak’tan Antalya’ya seyir halindeyken, özel nedenlerle hız yaptım ve radara yakalandım, ceza kağıdımı aldım ve maliyeye ödedim. Aradan 11 yıl geçti, bu kez ilçe merkezinde, hem de Bucak MOBESA görüntüsüyle, hem de üçgen kavşakta, hem de Perşembe günü, hem de öğleyin yanlış yere park etme cezası geldi.. 77 TL olmasına rağmen hemen ödediğim için indirimlerle 57 TL maliyeye yatırdım..

 

Yalnız burada bence bir hata vardır.

 

Nasıl mı?

 

Üçgen kavşakta uygunsuz park etsem ve aracı bıraksam ceza kaçınılmazdır. Oysa Perşembe günü pazar aliş-verişinden dönen eşimi Jandarma karakolu ilerisinde aldım, köşeden döndüm ve üçgen kavşağa geldim. Eşim evdeki sokak kediler için tavukçu markette kemik almak istedi. Kenarda park yeri yoktu. İkinci sıraya yani yol içine durdum, ‘hadi çabuk var gel’ dedim ve arabanın başında kaldım.. Derken ya 5 dakika geçti ya da geçmedi eşim geldi ve hemen hareket ettik..

 

Peki, bu ceza niye geldi?

 

Valla benim özel aracın plakası ‘06’ ile başlaması galiba dezavantaj oldu. Çünkü nasıl olsa yabancı plaka ya, MOBESA’da görüldüyse; yaz cezayı  mantığı hakim olmuş gibi geldi bana:J)..

 

Neyse bundan sonra artık 1 dakika da olsa yanlış ve uygunsuz yerde durmak yasaktır. Herkese uyarım şudur: Bucak MOBESA tüm araçları izliyor, sakın ışık ihlali yapmayın, sakın uygunsuz park etmeyin derim.. Yoksa cebiniz ya da cüzdanınız biraz eksilir:J)..

 

 

 

 

24 Mart 2013 Pazar

AKP, STK’lar ve Kürt açılımı..

 

AKP Hükümeti, BDP, İmralı, Kandil ve Avrupa Kürt Dıasporası arasında yapılan görüşmeler, mektuplar, teatiler derken 21 Mart 2013 günü Kürt Açılımı’nda yeni bir sayfa açıldı..

 

Ana Muhalefet CHP sessiz, muhalefet MHP külli karşı olduğu ortadadır.

 

AKP’nin herkese tavsiyesi şudur: ‘’Susun, konuşmayın, yorumlamayın, tahmin yapmayın, sadece süreci izleyin ve destek olun’’

 

Görsel medya, yazılı basın, köşe yazarları, kanaat önderleri sürece karşı değilse övgüleri bolca yapıyor, STK (Sivil Toplum Kuruluşları)’lardan ise dut yemiş bülbül misali çıt çıkmıyor, kısaca toplumun kümeleri olarak gördüğüm dernekler, vakıflar, tarikatlar, cemaatler, gruplar genelde fikir ve görüş beyan etmiyor..

 

Hıristiyan dini nikahlarında yaşanan bir ritüel aklıma geldi, hani Papaz nikahı kıymadan önce söylediği bir söz vardır: ‘’Bu evliliğe karşı çıkan varsa şimdi konuşsun, yoksa sonsuza kadar sussuzsun’’ der ya…

 

Bunun gibi ben de diyorum ki; ‘’Bu Kürt açılımında kaygıları olanlar, geleceğin nasıl olacağını bilemeyenler, şüpheye düşenler, ya şimdi konuşsun ya da sonsuza kadar sussun!’’

 

Çünkü bundan 6 ay sonra konuşsanda faydasız, manasız olur, her şey olup bittikten sonra konuşmak beyhude çabadır ve ‘tuh, vah’ gibi sahte tatmin edaları olur..

 

İyi de ‘sen niye söylemiyorsun? diyenleri duyar gibi oluyorum.. Tamam, o zaman gelecek öngörümü yapıyorum..

 

Barışa karşı çıkan yeryüzünde aklı selim insan bulmak mümkün değildir.

 

Barış niye olur?

 

Ortada kavga vardır, ortada taraflar vardır, ortada kan vardır, ortada paylaşım savaşı vardır, takiben elçiler, aracılar vasıtasıyla barış masasına oturulur, müzakare yürütülür, al-verler yazılı kayıt altına alınır ve muhataplara imzalatılır..

 

Bazı çevreler tarafından hala Lozan Barış Antlaşması’nın şartları eleştirilir..

 

Nasıl mı?

 

işte 12 Adalar Yunanistan’a niye verildi, işte Musul-Kerkük neden sınır dışına itildi, işte Selanik neden müzakare edilmedi’’ gibi sorular birbirini takip eder..

 

Oysa şimdi bu süreci herkes bilse; ‘’alınacak kararlarla ülkemizin başına her ne gelecekse ben de buna ya katılırım ya da katılmam, ya ortak olurum ya da olmam’’ dese daha güzel olmaz mı?..

 

Her neyse bu sürecin sonunda benim taşıdığım en büyük kaygı ise zorla alıştığımız demokratik parlamenter sistem bırakılacak, daha otoriter, daha totaliter başkanlık sistemine geçilecek olmasıdır..

 

Ha keza yeni büyükşehir yasası da hangi amaca hizmet edeceğini bilemedim kısaca aklıma yatmadı.. Örneğin Antalya Büyükşehir Başkanı için tüm ilçelerde neden oy kullanılsın ki? Alanya’da oturan vatandaş Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı seçiminde oy kullancak, Kemer İlçesinde yaşayanda, Elmalı İlçesinde yaşayanda.. İyi de ne alaka? Valla kel alaka ama çağrışım yapıyor..

 

Neye?

 

ABD Eyaletlerindeki seçimlere…

 

Peki, bu süreçle alakası var mı?

 

Bana göre var gibi duruyor..

 

İşte 2 (iki) konuda kaygımı paylaştım, bakalım, sizler neyi paylaşacaksınız?

15 Mart 2013 Cuma

PKK, Türkiye ve Kürtler..


Kim ne derse desin 24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanan Lozan Antlaşması’ndan bu yana Türkiye Cumhuriyeti tarihinde en önemli eşiklerden birisi yaşanıyor.

 

Nasıl mı?

 

Türkiye Cumhuriyeti içinde Türk Milleti (bünyesinde Türkler, Kürtler, Çerkezler, Araplar, Boşnaklar, Bulgarlar..)  ile Ermeni ve Rum azınlıktan oluştuğu yazılıyken Kürtler, PKK nezdinde yeni bir statü kazanma yolunda bambaşka bir aşamaya geçildi..

 

Peki, kısaca bu döneme nasıl gelindi?

 

(Yaşım gereği öncesini görmedim) 1970 yıllarda başlayan KAWA gibi Kürt siyasi hareketi, 1980 yıllarda PKK adıyla silahli mücadele evresine geçti. 2013 yılı başında ise İmralı süreci adıyla silahsız mücadele dönemi için yeniden start verildi.. Kürtler nezdinde PKK’nın kazandığı yeni statüyle siyasi çalışmalarına ya BDP içinde ya da başka bir partiyle devam edecektir.. Sağ cenahta çok dillendirilen ‘’PKK tüm Kürtleri temsil etmiyor’’ savı doğru gibi görünsede aslında doğru değildir. Çünkü statü talep eden PKK’yı destekleyen yine Kürtlerdir.. Statü talep etmeyen ama PKK’yı da dışlamayan büyük çoğunluk vardır. Bunlar ‘Beyaz Kürtler’ olarak tarif edilir. İşte tuzu kuru, düzeni kurulu Kürtlerdir.. Siyasi statü elde eden PKK, gelecekte Beyaz Kürtleri de kazanacaktır.

 

Yeni siyasi statünün ya da siyasi yapının içine KCK tutukluları ile silah bırakan PKK’nın önemli bölümü katılacak, böylece hem bölgede hem de tüm Türkiye’de bambaşka siyasi mücadele dönemi başlayacaktır.

 

Peki, neler olabilecek?

 

Dünya konjonktürü ne kadar el verirse, Kürt toplumunda karşılığı ne kadar bulunursa; özerklik, federasyon, konfederasyon, bağımsızlık gibi taleplerin de o kadar gerçekleşme şansı doğacaktır.. PKK’nın ve Öcalan’ın bu alanda talepleri şimdilik AB müktesebında yer alan ‘Yerel Yönetimler Özerkliği’ yasal düzenlemesiyle yetineceği ya da karşılanacağı aşikardır..

 

Devlete karşı işlenen suçlar çerçevesinde özellikle KCK tutuklalarına, silah bırakan PKK’lılar için kısmi af gelebilecektir..

 

Diğer yandan gerekli insan kaynağı bulundukça bölge okullarımızda Kürtçe eğitim-öğretim yapılabilecektir..

 

Başka neler olabilir derseniz gerisi ıvır zıvırdır..

 

Peki, bu yazıyı niye kaleme aldım?

 

Maalesef ne olup bittiğini tam olarak bilemeyen insanlara düşüncelerim doğrultusunda bir parça kaynak olabilmeyi amaçladım.

 

22 Şubat 2013 Cuma

Bucak Belediyesine Park Yeri Sorusu..


Bucak İlçesi ana caddesi üzerinde park yerleri bölünmüş çizgilerle belirlenlenmiştir. İlk başlarda görevli zabıtalarca park yeri ücreti tahsil edilirken son 5-6 aydır bu uygulamadan da vazgeçilmiştir. O zamandan beri uygulama ise her vatandaş özel aracıyla boş bulduğu park yerini kullanmaktadır.

Yaklaşık 1 ay önce ilginç bir gelişme yaşandı.

Nedir o gelişme?

Ziraat Bankası Bucak Şubesi önüne yakın bir park alanı zincirlerle çevrilmiş ve kırmızı zemin üzerine beyaz yazıyla ‘’resmi araçlara aittir’’ levhası dikilmiştir. Ancak 06 plakalı sivil bir aracın sürekli park ettiğini ve o araca tahsis edildiğini gördüm.

Bugün (22 Şubat 2013 günü, saat 16.45 civarı) hava yağmurluydu ve zincirle çevrili o park yeri boştu. Girdim, park ettim, hemen banka güvenlik görevlisi ‘’aracı park edemeyeceğimi’’ söyledi. Ben de ‘’hani burası boş, araç yok, park etmemde ne mahsur var’’ dediysem de aracı başka yere almak zorunda kaldım.

Tabii ki yağmur falan dinlemedim, hemen fotoğrafladım ve bazı sorularla kamuoyunun bilgisine sunma gereği duydum. Şimdi muhalif bir vatandaş olarak sormam gereken sorular şunlardır:

-Ziraat Bankası resmi kurum mudur? Eğer resmi kurumsa hemen yakınındaki TEB ne olacak o zaman? TEB gayriresmi kurum mu olacak mesela?

-Resmi araç olarak sivil plakalı aracın park yerinde olması ve o aracın da banka müdürüne ait olması resmiyet kazandırır mı? Kazandırırsa TEB Müdürü ne olacak?

-Vatandaşın ortak kullanım alanı olan araç park yerinin bankaca zincirle çevrilmesine Bucak Belediyesi mi izin verdi? Verdiyse; eşitlik ilkesi gereği o cadde üzerinde bulunan diğer özel ve tüzel kuruluşlara, esnaflara da izin verecek mi?

-Bucak Belediyesi ana cadde üzerinde ücretli araç park yeri uygulamasını son verdiyse; o levhalar niye hala duruyor o zaman?

Umarım ve dilerim, bu yazı üzerine Belediye Başkanımız Sayın Ramazan Ayaz doyurucu bilgileri kamuoyuna verecektir.