20 Aralık 2013 Cuma

Türkiye siyasetinde yakın gelecek senaryosu..


17 Aralık 2013 günü Cumhuriyet tarihinde ilk kez bu kadar büyük yolsuzluk-rüşvet-kara para operasyonu yapıldı..

Yaşım gereği ve siyasete olan ilgim beni yanıltmıyorsa; cumhuriyet savcısı marifetiyle iktidarın görevde olan bir bakanına karşı yolsuzluk operasyonuna ilk kez tanık oluyorum..

Gerçek demokrasilerde yargı bağımsızdır, yasama bağımsızdır, yürütme bağımsızdır.. Devlet çarkı bu 3 ayak üzerinde döner..

Öyleyse Türkiye’de bir savcı düşünün, hadi adını da zikredeyim; Sayın Zekeriya ÖZ olup bana göre 11 yıldır iktidarda olan bir hükümetin bakanlarına karşı yolsuzluk ve rüşvet operasyonu yapabilen cumhuriyet tarihinin gelmiş-geçmiş en cesur savcısıdır..

Yolsuzluk operasyonu bundan önce olmadı mı?

Tabii ki oldu, işte belediyelere, işte bazı kamu görevlilerine yönelik operasyonlar elbette olmuştur. Ancak yüzde 50 oyla iktidara gelen, AK Parti hükümeti oluşturan, bakanlar kurulunun 4 bakanına karşı yolsuzluk operasyonu yapmak Cumhuriyet tarihinin en cesur savcısı Zekeriya ÖZ hariç Türkiye’de hiçbir savcı cesaret edemez arkadaş..

Gelelim gelecekte olabilecek senaryolara..

AK Parti, ne askeri vesayet döneminde (yediği e-muhtıra ve darbe planları) ne de yargı vesayeti döneminde (açılan kapatma davası) hiç bu kadar güç durumda kalmadı.

Çünkü Türkiye’de AK Parti’ye oy veren 21 milyona yakın partidaşlar, sempatizanlar bu tür akçalı işlere karışanları asla savunamaz ve kimseye de izah edemez..

Neden mi?

Şu ana kadar basına ve televizyona yansıyan bilgiler-resimler odağında; kısaca neler olduğunu tekrar edeyim:

-En büyük kamu bankasının genel müdürü gözaltına alınıyor ve konut aramasında 4.5 milyon dolar para bulunduğu iddia ediliyor..

-İçişleri Bakanı’nın oğlu gözaltına alınıyor ve konutunda yapılan aramalarda kasalar, yaklaşık 1.5 milyon dolar tutarında paralar, en önemlisi bakan babasıyla, oğlunun yaptığı iddia edilen telefon görüşme tapeleri..

-Ekonomi Bakanı’nın oğlu gözaltına alınıyor, ancak mahkeme kararına rağmen evi aranamıyor çünkü oturduğu konutun bakan babasının üstüne kayıtlı olması, onu kurtarıyor..

AK Parti’li Fatih Belediye Başkanı, kardeşi ve çalışanlar imar yolsuzluğu iddiasıyla gözaltına alınıyor..

Peki, kara para aklama, imar yolsuzluğu ve rüşvet gibi 3 ayrı dosya için neden aynı gün operasyon düğmesine basıldı?

Bir dosya için düğmeye basılsa; diğer dosyaların akamete uğrayabileceği yani kapanabileceği kaygısı olabilir mi? Bence olabilir..

Nerde kalmıştık, evet, gelecek senaryosu..

Sıkı durun şimdi!

‘Hükümeti yıkmaya teşebbüsten’ soruşturmayı yürüten savcıların, polis şeflerinin mahkeme önüne çıkarılması ve soluğu Silivri’de alması..

Mümkün mü?

Valla olur mu olur..

Çünkü bunu ilk emareleri içişleri bakanlığınca yapılan alelacele tayin-yer değiştirme idari tasarrufudur..

Anlayamadığım şudur: bu polis şefleri görevi ihmal, görevi suiistimal her ne suçu işledilerse niye tayin ediyorsun? Açığa al ve yargıya havale et..

Peki, yargıya ne diyecekler?

Bu polis şefleri bakan çocuklarını takip etmişler, yolsuzluk-rüşvet ağını bulmuşlar ama bakana haber vermemişler.. Çok komik olur:J)

Herkesin sorduğu büyük soru ise Başbakan Erdoğan, iddialarda adı geçen 4 bakanın istifasını neden hemen istemedi?

Korktu dersem extrem olacak, hadi çekindi diyelim.. Çünkü buna bir kere izin verirse; tüm bakanların tehdit altına gireceği argümanına sarıldı ve tüm bakanlara koruma uyguladı..

Bana göre tarihi hata yaptı. Oysa bekleyip, dosyanın içeriğini öğrenince bakanların istifasını alacaktı ve yola devam edecekti.. Hani siyasi yara almaz mıydı? Alırdı ama küçük pansumanla tedavi edebilirdi. Oysa şimdi yara gittikçe derinleşiyor ve kesmek-budamak dışında çare kalmıyor..

30 Mart yerel seçimlerine 101 gün kala siyasi tablo AK Parti aleyhine değişiyor. Bakın, eğer AK Parti oyu yüzde 35 bandına düşerse; cumhurbaşkanlığı seçilmesi risk altına girer ve küçük bir manevrayla cumhurbaşkanlığı seçimi geri TBMM’ne devredilebilir.. Olur mu? Valla olmaz, olmaz demeyin burası Türkiye..

Hele İstanbul, Ankara belediye başkanlıklarını Mustafa Sarıgül ve Mansur Yavaş kazanırsa; AK Parti 3 dönem milletvekili olma şartını pat diye tüzükten çıkarabilir ya da iptal edebilir.. Olur mu? Valla olmaz, olmaz demeyin burası Türkiye..

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, hala sessizliğini koruyor ve pozisyonu hakkında hiç ipucu vermiyor.. Bence bu da çok manidardır.. Acaba siyasi şartlar bir dönem daha Cumhurbaşkanı olmasını mı sağlayacak? Olmaz, olmaz demeyin burası Türkiye..

Gelelim cemaate.. Valla Allah yardımcıları olsun kendilerine.. Başbakan Erdoğan kafaya taktı bir kere.. Bana göre fişleme hikayesi doğrudur. Kamuda tüm cemaat mensubu olanları fişlemişler ve teker- teker üzerlerine operasyon yapılıyor. İşte emniyet, işte TRT, işte MASK gibi kurumlarda yapılan görevden alma operasyonu, sanki savaşın ilk işaret fişeğidir.. Başbakan Erdoğan, siyasi bekasını tehlikeye atma pahasına cemaati kesin olarak dağıtacak ve kamuda etkinliğini çok zayıflatacak.. Hele Ocak-2014’de dershanelerin kapatılmasıyla ilk darbeyi vuracaktır. Cemaat, yapılacak seçimlerde muhtemelen siyasi tercihini artık AK Parti lehinde kullanmayacaktır.

Ehee bu kadar yeter artık.. Bu kadar içeriği kısa ama anlamı devasa senaryo ürettim.. Ben de siyaset mühendisi oldum yahu:J)


18 Aralık 2013 Çarşamba

Rüşvet ve yolsuzluk operasyonunda yepyeni perde açıldı..


‘3-YYY (Yolsuzluk-Yoksulluk-Yasaklar) olmayacak’ sloganını şiar edinmiş AK Parti iktidarı, 12 yıl sonra yolsuzluk iddiasıyla baş başa kaldı..
Şimdi mizansen yapalım ya da hayal gücümüzü kullanalım.. Bir savcı, bir polis müdürü, bir bakan var..
AŞAĞIDAKİ DİYALOGLAR TAMAMEN HAYALİDİR!
İhbar gelir, polis şefine savcı araştırma görevi için gerekli mahkeme kararını verir..
Polis şefi: Sayın Müdürüm bir arzım var size..
Polis müdürü: Buyur, anlat..
Polis şefi: Efendim telefon kayıtları, fiziki takipler sonucunda İçişleri Bakanımızın oğlunun maalesef rüşvet alma-verme ilişkisini bulduk..
Polis müdürü: Öyle mi?
Polis şefi: Ne yapalım efendim?
Polis müdürü: Dur hele, ben bakanımıza ulaşayım, durumu anlatayım, sonra bir sana neticeyi bildiririm..
Hemen telefon sarılan polis müdürü, bakana ulaşır..
Polis müdürü: Sayın Bakanım, ben emniyet müdürü XXX’im.. Rahatsız ediyorum, çok önemli bilgi var, size söylemem gerekiyor..
Bakan: Buyurun, anlatın..
Polis müdürü: Efendim, sizin oğlunuz rüşvet alma-verme ilişkisinde görülmüş, halen soruşturma devam ediyor..
Bakan: Hangi savcıda?
Polis müdürü: YYY’de efendim..
Bakan: Tamam, çok teşekkür, sen ne yapacağını biliyorsun, ben de hem oğlanın kulağını çekerim, hem de adalet bakanı aracılığıyla savcıya ulaşırım..
Polis müdürü: Emriniz olur efendim! Saygılarımla efendim!
Sonra savcı aranır falan filan..
YUKARIDAKİ DİYALOGLAR TAMAMEN HAYALİDİR!
Niye bunu belirtiyorum? Çünkü başımız belaya girer sonra:J)
Şimdi gelelim söyleyeceklerime..
Hem hükümet sözcüsü Sayın Arınç, hem de Başbakan Sayın Erdoğan ısrarla ‘polis şefleri ve savcılar operasyonu bakana bile haber vermemişler’ iddiasını sürekli vurguluyorlar ve kızıyorlar..
Normal bağımsız yargı varsa ki olması gerekir, neden haber versin arkadaş?
Peki, bu yolsuzluk operasyonu boşa çıkar mı?
Çıktı bile.. Operasyonu yürüten polis şefleri görevden alındı, koordinatör savcı el çektirildi, ilave 2 savcı daha atandı.
Ne zaman?
Operasyon başlamasından 24 saat sonra..
Ehee ne oldu şimdi?
Bence operasyon çöktü artık..
Yine bence böyle yapmakla; operasyonun siyasi etki katsayısı daha da artıracak.. Çünkü televizyonlarda çıkan görüntüler, sosyal medyada yayınlanan videolar, resimler hep kafalarda kalacaktır, soru işareti doğmasıyla olumsuz algı yaratacaktır..
İşte bakanın oğlunun evinde para sayma makinesi ve tuttuğu çetele iddiası her platformda yayınlandı, işte banka müdürünün evinde kutular içinde 4,5 milyon dolar olduğu iddiası tüm TV ekranlarında döndü durdu..

Bilinsin ki ana muhalefet bu görüntüleri seçimlere 103 gün kala çok fazla kullanacaktır ve polis şeflerinin görevden el çektirilmesi nedeniyle AK Parti Hükümeti'nin yolsuzluğu kapattığı iddiasını her yerde söyleyecektir..

AK Parti için vurulabilecek en zayıf, en hassas tarafı yolsuzluktur.. Çünkü muhafazakar dindar kimlikli bir partinin kalbini yaralamak istiyorsan; yolsuzluk mermisi atacaksın.. En trajik olanı ise kefil olunan ve öve-öve bitirilemeyen bir cumhuriyet savcısı tarafından o mermi sıkıldı.. Hani muhalif bir gazeteci araştırsa ve yolsuzluğu bulsa; bu kadar etkili olamazdı.. 

17 Aralık 2013 Salı

Cemaat-AK Parti savaşında yeni cephe ve son yolsuzluk operasyonu..


17 Aralık 2013 gününü bir kenara not edin, çünkü tarihe not düşmek için önemli bir başlangıç olacaktır.
Basına yansıdığı kadarıyla İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yolsuzluk, rüşvet, imar rantı, uygunsuz para işlemleri gibi ithamlarla 3 bakanın oğlu, AK Parti İstanbul/Fatih Belediye Başkanı, bir büyük kamu bankasının genel müdürü ve ünlü iş adamları olmak üzere 49 kişi gözaltına alındı..
Aslında yakın geçmiş algısı olmasa ‘ulan ne kadar demokratik ülke olmuşuz’ diyeceğim ama diyemiyorum işte.. Çünkü gerçekten yargı bağımsızlığı kurumsallaşmış ise elbette ne başbakanın ne de bakanların operasyondan haberi olamaz, olmaması gerekir idi..
Peki, ne olabilir bundan sonra?..
Esas hikaye burada başlıyor. Zaten şimdiye kadar yazılanlardan amma eksik, amma fazla herkes haberdardır.
Gezi olaylarından bile fazla bomba etkisi yaratan operasyon, Türkiye borsasının yüzde 6 düştüğü bir gün sonu, yarınlara neleri gebe bırakıyor?
3 bakanın oğulları yolsuzluk ve rüşvet suçlamasıyla gözaltına alınması ve sorgulanması siyasi gelecek şekillenmesinde nelere yol açacaktır?
Son operasyonu, Başbakan Erdoğan’ın ilk başta ‘yargı süreci işliyor, bir şey diyemem’ dediyse de Konya’da üstü kapalı olarak operasyonu ‘iktidara tehdit’ şeklinde tarif etmesi gelecek günlere nasıl yansıyacaktır?
Tüm bu yaşananlar sonrası kişisel düşüncem ve pozisyonum şudur:
‘Demokrasi kazanacak mı?-Hukuk bağımsız olacak mı?-Adalet terazisi herkese eşit duracak mı?’
Eğer bu sorulara ‘pozitif’ ve ‘evet’ yanıtı alırsam; ister cemaat, ister iktidar buna her kim vesile oluyorsa, destek olurum, hatta minnettar kalırım..
İktidar süresi 12 yılına giren AK Parti’nin bunca icraatı içinde her şeyin pürü pak olduğunu söylemek çok safiyanecedir.. Çünkü paranın, hem çok paranın döndüğü bunca işler içinde yolsuzluk, rüşvet çarkının dönmemesi mümkün değildir, ‘Yoktur’ diye iddia etmek ise hem akla ziyandır, hem de bilime aykırıdır..
MİT krizi, dershaneler, Hakan Şükür istifası derken bu operasyon için düğmeye basıldı. Bağımsız yargının ve bağımsız adli kolluğun 2 yıldır, bir rivayete göre 5 yıldır delil topladığı ve seçimlere 104 gün kala operasyon kararı verildiği söyleniyor..
Siyasi sonuçları elbette olacaktır. AK Parti iktidarının yara alacağı kesindir. ‘30 Mart Yerel Seçimlerine’ mutlaka olumsuz yansıyacaktır.
En taze bilgilerle gelecek günlerde neler olabileceğini şöyle özetleyebilirim:
İktidar ya bu olup bitenleri kabul edecek ve yargının işlemesine kolaylık gösterecek ya da toptan yok sayacak ve operasyonu yapan savcılar önce görevden alacak, sonra haklarında soruşturma açılacaktır..
Bunun örneği ise yakın zamanda görülen ‘Deniz Feneri Davasıdır’. Davayı açan savcılar önce görevden alındı, sonra hakların soruşturma yürütüldü, sonra dava açıldı ve görevi ihmal-suiistimal suçlamasıyla yargılandı..
Başbakan Erdoğan’ın Konya konuşmasında ne yapılacağının ilk işaretini vermektedir.
Nedir o?
Toptan reddetmek ve cemaatin komplosu olduğunu iddiasıyla kamuoyunu iknaya çalışmaktır.
Tutar mı?
Valla tutar ama ne kadar tutar, orası muammadır..
Şu kanaatimi bir köşeye yazın:

Ağustos-2014 ayında hem Cumhurbaşkanlığı, hem de erken genel seçim yapılacaktır..

13 Aralık 2013 Cuma

Burdur Belediye Başkanı kim olur?

En sevdiğim zaman geldi, çattı..

Neden?

Yaklaşık 105 gün kala (3.5 ay) kimin belediye başkanı olacağına dair analiz ve tahmin etme yazılarını öteden beri çok bayılırım..

Artık 3 büyük partinin Burdur merkez belediye başkan adayları resmen belli oldu..

Malumunuz CHP ve MHP aylar önce adaylarını belirlemişti. En son AK Parti de adayını belirledi ve 2 dönemdir belediye başkanlığı yapan adayda karar kıldı.

Hadi önce adayları tanıyalım:

CHP’den Ali Orkun ERCENGİZ

AKP’den Sebahattin AKKAYA

MHP’den Nadir ÖZCAN

2004 ve 2009 yerel seçimlerinde Burdur Belediye Başkanlığını Sebahattin AKKAYA, rakibi olan CHP’li adayları, az denebilecek oy farkıyla geçmişti ve kazanmıştı.

Peki, Sebahattin AKKAYA dışında 4 ayrı ve yeni başkan aday adayı olmasına rağmen AK Parti; 2 dönemdir belediye başkanlığı yapan Sebahattin AKKAYA ismi üzerinde neden karar kıldı?

Bence şundandır: Yayınlanan son anketler hala Sebahattin AKKAYA’nın kıl payı da olsa önde olduğunu gösterdi. ‘’Kaybedeceksek bu adayımızla kaybederiz, kazanacaksak yine bu adayımızla kazanırız’’ felsefesini öngördü. Böylece diğer aday adayları üzerinden seçim riski almak istemedi.

Yaklaşık 2 aydır aday olarak sahada çalışan, özellikle tanıtımında mesafe kat eden Ali Orkun ERCENGİZ; bakalım, 2004 ve 2009 yılında kaybedilen CHP bayrağını bu sefer geri dikebilecek mi? Acaba 2004, 2009 seçimlerinde yaşanan hayal kırıklığı tekrar mı edecek yoksa zafer nidaları mı atılacak?

Tamamdır, şimdi analize ve tahmine sıra geldi..

AK Parti iktidar iken tam 10 yıldır belediye başkanlığı yapan Sebahattin AKKAYA, Burdur şehrinin makus talihini maalesef kıramamıştır. Çünkü büyük projeler üretip köy gibi duran Burdur şehir mimari çehresini değiştirememiştir.

AKP’nin 2004 ve 2009 yerel seçimlerini az bir oy farkıyla kazanmasında en önemli faktör MHP’li seçmenlerdir. 2014 yerel seçimlerinde olağanüstü gelişme yaşanmazsa MHP’li seçmenler ya kendi partilerine ya da boş oy vereceklerdir..  Çünkü açılım sonrası duyulan öfke ve karşıtlık; geçen 2 seçimde olduğu gibi AKP adayı Sebahattin AKKAYA’nın payandası bu seçimde olmayacaklardır.

Malumunuz 2009 yerel seçimlerinde zaten ‘topal ördek’ misali seçilen Sebahattin AKKAYA, 2014 yerel seçimlerinde şansı iyice azalmıştır.

Neden topal ördek derseniz; 2009 yerel seçimlerinde Burdur halkı, belediye meclisinde çoğunluk sağlamadı ama başkanlığı Sebahattin AKKAYA’ya verdi..

2014 yerel seçimlerinde ise Sebahattin AKKAYA karşısında genç, dinamik, vizyonu geniş, sakin bir aday vardır. Evet, CHP’den Ali Orkun ERCENGİZ bu yarışta rakibi olmuştur. Üstüne üstlük CHP’li üyelerin sandıkta kullandığı oyla karşısına çıkmıştır. Kısaca genel merkezden atanmamış, tam aksine demokratik oylamayla sandıktan çıkmış, kısaca özgüveni yüksek bir adayla yarışacaktır..

Kim ne derse desin; anket tahmininde görüldüğü üzere bu yarış Sebahattin AKKAYA ile Ali Orkun Ercengiz arasında geçecektir.

Peki, Sebahattin AKKAYA’nın avantajı yok mudur?

Elbette vardır. 10 yıldır Burdur Belediye Başkanlığı yapması nedeniyle belli bir oranda taraftar ve kendini seven kitle yaratmıştır. İktidar partisinin adayı olması ayrıca ilave güç sağlamaktadır. Hele Başbakan Erdoğan’ın Burdur’a gelmesi ve belediye başkanına destek istemesi en az 2-3 puan etkiler..
10 yıl boyunca hayata geçirdiği ve sayabileceğim mega yatırımları işte kapalı pazar, işte yılan hikayesine dönen yeni otogar olup başka bilenen yoktur.. M.A Üniversite kompleksini saymıyorum, çünkü sahiplenen çok kişi vardır..

‘İyi de kim kazanacak, hala nihai öngörüye gelmedin’ diyenleri duyar gibi oluyorum. Tamam, sıra ona geldi, işte söylüyorum:

‘’Çok büyük hata yapılmadıkça 300 belki 200 gibi küçük bir oy farkıyla CHP adayı Ali Orkun ERCENGİZ kazanacaktır.’’

MHP adayı ise Burdur merkezde alınabilecek en yüksek oyu alacaktır ama kazanamayacaktır.

Sonucu 30 Mart 2014 günü akşam 21.00 sularında öğreneceğiz. 105 gün süreyle okunmaya açık bırakacağım bu yazım doğrultusunda; seçim akşamı yeniden sonuca dair yazacağım ve ‘yanıldım ya da bildim’ diyebileceğim.. Böylece siyasi öngörümü herkesle beraber test edeceğim..


22 Kasım 2013 Cuma

Cemaat-AK Parti savaşı..


Valla hep sorulmayanı sorarım, hep merakımı açığa çıkarırım..

Soru-1: Cemaat-AK Parti savaşında kim kazanır, kim kaybeder?

Soru-2: Bu savaş ne zaman başladı ve dershanelerle neden zirve yaptı?

Soru-3: Dershaneler neden bu kadar önemlidir ve kapatılması-dönüştürülmesi ne anlama geliyor?

Soru-4: Yaygın medya araçlarıyla psikolojik savaşı hangi cephe kazanır?

Soru-5: Cemaatin, AK Parti’ye karşı hangi argümanları kullanabilir?

Soru çok, yanıt yok.. İnternet, televizyon, gazeteler bu soruların yanıtını vermiyor, sadece kendi açılarından haklılığını anlatıyor..

İşte A-Haber, TV-24 AK Parti yanında, dershanelerin kapatılması gerekliliğini doğrulayan haber ve röportaj veriyor..

İşte Samanyoluhaber, Bugün TV gibi haber kanalları da dershanelerin ne kadar gerekli olduğunu kanıtlayan haber-röportaj veriyor..

Hadi ben bağımsız, özerk, düşünce-yorum yazan birisiyim ancak üzüldüğüm bazı medya simaları vardır. Maalesef çok zor durumda kaldılar. Kısaca iki arada bir derede sıkıştılar..

Ulan kapansın dese cemaat kızacak, kapanmasa dese hükümet kızacak..

Özellikle ortada dolaşan medyatik bazı yazar-çizerlerin, hem cemaate, hem de AK Parti’ye yakın durmalarının sonu gelmiş ve büyük ayrışması başlamıştır. Mecburi tercih yapacaktır. Hem oradan hem de buradan yana olma dönemi kapanmıştır.

İlla isim mi istiyorsunuz? Tamam, söylüyorum: Nagehan Alçı en belirgin duran simalardan biridir..

Soru-1’den başlayalım.. Kim kazanır, dolayısıyla kim kaybeder? Bence AK Parti kazanır. AK Parti deyince ne anlıyorsak o kazanır yani Başbakan Erdoğan kazanır.. Omzunda 4 yıldızı, arkasında NATO’nun 2.büyük ordusu olan amirallerin-generallerin tozunu attıran Erdoğan karşısında, cemaat vız gelir, tırıs gider..

Soru-2’nin yanıtı ise bence MİT kriziyle bu savaş başladı. Şimdiye kadar gizli kapaklı yapıldı, artık dershaneler üzerinden açıktan devam ediyor.

Soru-3’ün yanıtını ben de merak ediyorum. Cemaat için dershaneler bu kadar mı önemli, bu kadar mı hayati? Demek ki öyle olmalı, başka türlü köprüler atılmaz, ölüm-kalım savaşına girilmez.. Ha neden bu kadar dershaneler; cemaat açısından olmazsa olmaz noktasıdır, onu uzmanlar yanıt verebilir..

Soru-4’ün karşılığı ise tartışmasız cemaat mensupları yaygın medya araçlarını daha etkin kullanmaktadır.

Soru-5 ise en zor olanıdır. Hayal gücüme bakıyorum, neler olabilir neler.. Örneğin; cemaat mensubu milletvekillerinin istifasından tutun, AK Parti’ye karşı amansız bir siyasi mücadele cephesi oluşturmaya kadar gidebilir.
AK Parti ne yapabilir? Çok şey.. TV Kanalları üzerine RTÜK baskısından tutun, bazı iktisadi girişimlere vergi memuru yollanmasına kadar gidebilir.. Başbakan Erdoğan’a firavun benzetmesinden sonra daha ağır hakaretler gelirse; Fetullah Gülen’e şok mahkeme kararı çıkabilir..


Sonuç: Önümüzdeki 1-2 ay çok şeylere gebe duruyor.. 

17 Kasım 2013 Pazar

Türkiye, AK Parti, siyasi tarih, CHP, Mustafa Sarıgül




Kim ne derse desin AK Parti tarih yazıyor.. Öyle olunca bildikleriniz, öğrendikleriniz dumura uğruyor.. Türkiye tarihi, 2002 AK Parti iktidarıyla bambaşka evreye geçiyorken, yepyeni tarih yazılmaktadır, herkes gibi ben de buna tanıklık ediyorum..

Yaşananlara adapta olamayanları, kızanları, bağıranları anlayabiliyorum. ‘Türkiye’, ‘Türk Milleti’, ‘Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ tabirleri bildiğimiz değerlerini değiştirmiştir.

Hele son Diyarbakır buluşması tarihi dönüşümün doruk noktasıdır. Bence herkes şimdiye kadar bildiklerini unutsun, başka türlü yeni yazılan Türkiye tarihi sayfasını okuyamaz.. Tabii ki, önce şaşırır, sonra aptallaşır..

2002 yılından bugüne kadar neler oldu, neler bitti..

Sivil iktidar, Türkiye yönetiminde mutlak hakimiyet kurdu. İktidarı hiçbir güçle paylaşmadı. Çarpışa-çarpışa halkı yönetme yetkisini tek iradeye yani hükümete bağladı. Seçimle gelen iktidar mutlaktır, tartışılmazdır. Halkın ekseriye çoğunluğu ne diyorsa odur.. Demokrasilerde bunun aksi düşünülemez zaten..

2002 yılına kadar, önünden-arkasından, sağından-solundan iktidarın ipini tutanlar ve gücü ölçüsünde ipi çekenler dümdüz oldular, biçare iktidara dolayısıyla onu doğuran halka biat etmek zorunda kaldılar..

İktidarın zor günlerinde destek olan, bunun karşılığında iktidarın bir bölümünü paylaşan cemaatle, MİT Müsteşarıyla başlayan ayrışma süreci; artık dershanelerin kapatılmasıyla son mertebesine gelmiştir. Biraz sancılı olacaktır ama eninde sonunda olacaktır. Silahlı güçlere boyun eğmeyen iktidar, cemaate asla boyun eğmez..

Neden?

Erk paylaşılmaz, çünkü bir kısmını paylaştığın cemaat değil, halka hesabı erk sahibi vermektedir.

Ben kendimi hep solda hatta sosyalist çizgide tarif ederim. Öteden beri hem sağdan hem de soldan dershanelerin kapatılması için bangır bangır sloganlar atıldı. Bugün AK Parti kapatacağım diyorsa; ben buna niye karşı çıkayım? Dershane taksitini ödeyemeyen Fethiyeli annenin intihar girişimini unutmayın.. Kısaca dershaneler sömürü aracıdır..Kapatılsın ki okullarda ne verilecekse, verilsin.. Eksik gedik daha net görülsün.. Öğretmen yetersiz donanımdaysa öğretmen değişsin, okul fiziki şartları yeterli değilse yeterli hale gelsin, velhasıl her ne eksikse ortaya çıksın ve giderilsin.. Ama dershaneler açık kaldığı müddetçe bu durum asla değişmez, dönüşüm yaşanmaz.

Şaşkınlığım şudur ki, AK Parti’nin yeniden tarih yazdığını ve bunun karşısında cemaat bile olsa duramayacağını idrak edememesidir. Boşuna çırpınıp duruyor. Doğrudur, dershanelerin kapatılmasından en büyük zararı cemaat görecektir ama gidişatın değişmesi mümkün değildir.

Türkiye sınırları içinde, bazı coğrafi yerleşim yerleri artık değişen ismiyle, yaşayan insanıyla Kürt olarak adlandırılıyor, en önemlisi kimliklendiriliyor..

Nereden nereye geldik.. Belki 10 yıl sonra AK Parti iktidarı, yazdığın tarihin altın sayfalarına ulaşacaktır. 1924 yılında verilmesi gereken hakkın 2014 yılında Kürtlere teslim edilmesi ne acıdır, ne hüzündür.. Bunca yıl çekilen eziyetler, akıtılan kan ve gözyaşları, hangisine üzüleyim bilemiyorum..
Erzurum ve Sivas kongrelerinde Kürtlere verilen sözleri, ilk mecliste yer alan Kürt temsilcileri anımsatmak isterim.. Sonra ne olduysa oluyor, Kürtlerin otonom hakkı verilmiyor, hatta yok sayılıyor ve tek millete dönülüyor.. Sonrasında oradan oraya sürgünler, batıya toplu göçler politikası izleniyor, maalesef içinden çıkılmaz hale sokuluyor.. Ne edersen et, insan Kürt anneden doğduysa sen Türksün denir mi arkadaş? 90 yıl dendi de ne oldu? Daha karmaşık hale getirmekten başka hiçbir işe yaramadı..

Neyse uzun lafın kısası AK Parti, bana göre meşru ve halka dayanan devrim partisidir. Ha AK Parti’ye oy verir miyim? Yok, vermem.. Zaten benden de oy istemiyor.

Neden?

Çünkü muhafazakar, demokrat parti olarak tarif ediyor kendini AK Parti.. Benim kendimi tarifle uyuşmuyor zaten..

Ha halkın yüzde 50’sinin oyunu sandıkta alan partiye saygı duyarım o ayrı meseledir..

CHP’de değişim-dönüşüm öncüsü bir siyasi partidir ancak Türkiye’de değişim ve dönüşüm dindar mecradan uzaklaşarak gerçekleştirilemez..

Halkın ekseriye çoğunluğu Müslüman olan seçmenleri dinden uzak bir eksende siyasetle ikna edemezsin.. 90 yılda ikna edilen kitle yüzde 20-25 civarında kalmıştır. Aksine yüzde 75’lik halk kitlesi CHP’ye hep mesafeli durmuştur.

AK Parti ise yazdığı yeni tarihte manevi duyguları incitmeden en büyük siyasi, iktisadi, sosyolojik, değişimi-dönüşümü gerçekleştirmiştir.

Zenginliği İstanbul’la sınırlı tutmamış, tüm Anadolu sathına yaymıştır. Son 10 yılda Anadolu’nun bir çok il ve ilçesinde yepyeni girişimci doğmuş, yepyeni zengin dindar sınıflar oluşmuş ve İstanbul para babalarına kafa tutar hale gelmiş.. Daha ne olsun!

Başka bir zihniyet devrimi ise halka eziyet eden bürokrasde olmuştur. Filmlere bile replik olan ‘bugün git yarın gel’ diyen memur zihniyeti yıkılmış,  halkın hizmetinde olduğunu idrak eden memur takımı oluşmuştur..

Gelelim CHP cephesine..

Son 3 yıldır ‘Yeni CHP’ sloganıyla arayışlarını sürdürmüştür. Mustafa Sarıgül figürü yukarıda bahsettiğim siyasi parti analizime çok yakındır.

CHP iktidar hayali kurmak istiyorsa; Mustafa Sarıgül çizgisine öyle de böyle de gelecektir. Yok başka çaresi.. Ha bu arada CHP içinde gidişler-gelişler çok olacaktır..

Ancak İstanbul Belediye Başkanlığı için CHP’nin en güçlü adayı Mustafa Sarıgül’dür.

Bu tehlikeyi gören Beyaz TV, Cuma akşamı ‘Dinamit’ isimli programda Mustafa Sarıgül’ü yolsuzlukla hırpalamaya çalışmaktadır.

Peki, nereden çıkıyor bu iddialar?

2005 yılında, CHP Genel Başkanlık yarışına giren Mustafa Sargül’ü nokta dergisinde çıkan yolsuzluk yazısı üzerine kurgulayan, konuşan Deniz Baykal, kurultayda genel başkanlığı kazanır. Aradan 8 yıl geçer, Mustafa Sarıgül hakkında bırakın mahkumiyeti tek bir soruşturma bile açılmamıştır. Kaldı ki Mustafa Sarıgül, yüzde 70’le Şişli Belediye Başkanı seçilmiştir. Her belediyeye soruşturma açan AK Parti iktidarı, son 10 yılda Şişli Belediyesi hakkında tek soruşturması yoktur..

Nereye geliyorum?

Bu iddiaları yapan Deniz Baykal, halen CHP Antalya Milletvekilidir. İhraç ettiğin ve ağır ithamlarda bulunduğun Mustafa Sarıgül tekrar 2013 yılında CHP’ye katılmıştır, yüzde 99.9 ihtimalle İstanbul CHP Belediye Başkan adayı olacaktır. Aynı çatı altında Deniz Baykal nasıl duracaktır, çok merak ediyorum..

Diğer yandan 2011 Genel Seçimlerinde tekrar Antalya Milletvekilliği’ne aday göstermesi; CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nın en ölümcül hatalarından biridir.

Neden?

Çünkü o skandalda yer alan kadın ‘out’ oldu, erkek ‘in’ oldu.. Olmaz böyle adaletsizlik! Madem Deniz Beyi milletvekili adayı yaptıysa, milletvekili olan ve skandala karışan kadını da yapmak zorundasın..

Neyse çok uzun siyasi analiz yazısı oldu.. Uzun süredir yazmadığım için herhalde bu kadar uzun ve derin oldu.. Herkese iyi okumalar ve herkese iyi düşünmeler..




13 Kasım 2013 Çarşamba

Yaşama dair dip notlar.. (Bölüm-1)


Yaşım 51 olup tecrübelerimi paylaşma gereksinimi duydum. Çünkü belki benden daha genç birileri okur ve geleceğini yön verirken esin kaynağı olabilir..

Yaşamın evrelerini çocukluk, gençlik, eğitim, evlilik, olgunluk ve yaşlanma şeklinde ayırabilirim..

Çocukluk konusunda ahkam kesmem mümkün değildir. Çünkü hangi ülkede, hangi şehirde, hangi anne-babadan dünyaya ‘merhaba’ diyeceğimizi irademiz karar vermiyor.. Kısaca nasıl bir çocukluk yaşarsak yaşalım, kader diyelim ve geçelim..
Yaşamımızın geleceğinde nasıl bir sağlık ve fiziki sorunlara muhatap kalacağımızı anne-babamız neredeyse yüzde 80-90 belirleyicidir.. Çünkü anne-babamızın yaşadığı kronik (diabet, tansiyon, kalp, beyin gibi) sağlık sorunları, öyle de, böyle de genetik mirası size de geçecektir.. Ne kadar korunsanız da, buna karşı koymanız mümkün değildir. En fazla geciktirebilirsiniz.. Hani anne-babanız bu tür kronik rahatsızlığı 50 yaşında yakalandıysa; süper ve ultra önlemlerle belki 60 yaşa öteleyebilirsiniz..
Hele havası zehirli şehirde yaşıyorsanız, GDO değiştirilmiş hazır gıdalarla beslenip büyütüldüyseniz; büyük risk taşıyorsunuz anlamına gelir.. Baştan söylediğim gibi çocuk olarak yazgınıza razı gelmekten öte yapacağınız hiçbir şey yoktur.     

14 yaşından itibaren özgün irademiz tam kapasiteyle devreye girmese bile yönümüzü belirlemede artık söz sahibidir.. Yaşadığımız ve özgün irademizi etkileyen öğeleri aile, mahalle, okul ve arkadaş çevremiz diye sayabilirim..
Gençlik dönemi olarak da adlandırabileceğimiz 14-24 yaş arası yaşamımızın kalan evrelerinin (eğitim, evlilik, olgunluk, yaşlanma) tanzimini ve oluşumunu belirleyecektir. Her şeyin başlangıcı bu dönemdir.

Neyse bu yazıyı bir sindirin; gelecek bölümde gençlik bölümünü anlatmaya devam edeyim..


7 Kasım 2013 Perşembe

Burdur ili Bucak ilçesinde siyaset kazanı kaynamaya başladı..


Herkes gibi ben de merakla bekliyorum..

Neyi?

AK Parti’nin belediye başkan adayını,

MHP’nin belediye başkan adayını,

CHP’nin belediye başkan adayını,

Nam-ı diğer Arsal Sarı Beyi..

Şimdi esas çıngar AK Parti’de kopacaktır..

Çünkü 2 ağır top belediye başkan aday adayıdır..

Birisi halen belediye başkanı olan Sayın Ramazan Ayaz, diğeri ise AK Parti ilçe başkanlığından istifa edip belediye başkan aday adayı olan Sayın Süleyman Mutlu’dur..

AK Parti’nin kalan diğer 2 aday adayı da Allah var ya, çalışıyorlar, uğraşıyorlar.. Hele Sayın Musa Dağlı, aday adaylığı afişini Bucak içinde asmadığı yer neredeyse kalmamıştır..

Sayın Adem Erk içinde aynısını söyleyebilirim, sürekli oradan oraya koşturup duruyor, kendisini ve aday adaylığını anlatıyor.. Şurası kesindir ki, AK Parti aday adayları medyayı yaygın olarak kullanıyor..

Amma Ramazan Bey, amma Süleyman Bey kesin aday olursa; her ne kadar önemli değil falan dense de illa ki kırgınlık olur, illa ki gizliden tatsızlık yaşanır..

Bunun sonucu seçime nasıl yansır?

AK Parti’nin genel seçimlerde aldığı Bucak merkez oyları blok halinde gelmez..

Neden?

Çünkü Ramazan Bey kesin aday olursa; AK Parti ilçe örgütü yerel seçime tam konsantre olamaz.. 4,5 yıldır beraber çalıştığı ilçe başkanını belediye başkan adayı olarak görmesinden daha doğal ne olabilir ki.. Aksi durumda tepki koymasından da daha doğal ne olabilir ki..

Süleyman Bey, kesin aday olursa; bu kez de 5 yıldır belediye başkanlığı yapan Ramazan Beyin taraftarları seçime konsantre olamaz.. 5 yıldır hizmet götürdüğü, mahalle muhtarlarından tutun da, işini kolaylaştırdığı, yardımcı olduğu sıradan insanlar seçime tam odaklanamaz..

Kısaca AK Parti seçmenleri aşağı sakal, yukarı bıyık misaliyle, baş başa kalacaktır..

Bence işin bu noktaya gelmesinde AK Parti Burdur Milletvekilleri Bayram Özçelik ve Hasan Hami Yıldırım kusurludur.. Daha fazla anlatmama gerek yoktur..

Gelelim MHP’nin durumuna.. Aday adayı Sayın Ramazan Kesici’yi hala kesin aday yapmamaları bence handikaptır.. Oysa Bucak’ta ilk kesin aday olması önemli bir avantaj sağlardı.. Her ne kadar başka aday adayı olmasa da kesin aday olması için beklemeye geçmek ne kadar doğrudur, bilemiyorum..

Ehee sıra CHP’ye geldi.. Burdur merkez ve 6 ilçesinde kesin belediye başkan adaylarını belirledi. Bucak, Ağlasun, Gölhisar ve Karamanlı kaldı.. Karamanlı’da sandık konacaktır ve kesin aday öyle belirlenecektir. Geriye Bucak, Ağlasun ve Gölhisar olmak üzere 3 ilçe kalıyor.

Bucak en büyük ilçesi olması nedeniyle illa da aday bulmak zorundadır. Şu ana kadar aday adaylığını açıklayan, hatta fısıldayan bir isim duyulmamıştır. Bakalım, ne olacak?

Bucak’ta her seçim döneminde, hep adından söz ettiren Sayın Arsal Sarı’ya, sıra geldi..

Valla derin ve sessiz bekleyiş Arsal Bey cephesinde devam ediyor.. Arsal Bey diğerlerini, diğerleri de Arsal Beyi dört gözle izliyor..

Daha maçın başıdır, herkes birbirini tanıma ve kollama dönemindedir.. En avantajlı, en stratejik zamanı bekliyor ya da arıyor herhalde Arsal Bey..

Önünde temel 2 seçenek duruyor: ya aday olacak ya da hiç aday olmayacak..

Eğer aday olursa ‘nereden olacak?’ sorusu hemen akla geliyor:

DP mi, bağımsız mı yoksa sürpriz başka parti mi?

Çare yoktur beklemek dışında.. Zaman her şeyin ilacıymış.. Sağ olursak; yaklaşık 1 ay sonra kim neymiş, neredeymiş hepsini göreceğiz..

Ben de böyle adaylık tahminler yapmaktan kurtulacağım, artık kim kazanır tahminlerine geçiş yapacağım..


25 Ekim 2013 Cuma

Bucak ilçesinde siyasetin ateşi ve tansiyonu yükseldi..


Yerel seçimlere 5 ay kala artık saflar, aday adayları usul-usul netleşmeye başladı..

Eğer bugün için bazı haberleri almasaydım, ‘gelmiş geçmiş en renksiz, en sessiz, en heyecansız yerel seçimi olacak’ tahmini yazıyordum ki haberler arka arkaya akmaya başladı..

Önce bombayı AK Parti’den patlattılar.. Bucak AK Parti İlçe Başkanı Sayın Süleyman Mutlu istifasını verdi ve Belediye Başkanlığına aday adayı olduğunu resmen ilan etti..

Sonra bir bombayı da Bucak MHP İlçe Başkanı patlattı.. Halen imam olarak görev yapan Sayın Ramazan Kesici’nin MHP Belediye Başkan aday adayı olduğunu bildirdi..

‘Oh be’ dedim içimden.. Şöyle biraz siyasi arena kızışsın, değil mi? Vatandaş konuşsun, yorum yapsın, tahminde bulunsun, yani seçim atmosferi yaşansın..

Hali hazırda AK Parti’den belediye başkanlığı aday adaylığı için Sayın Musa Dağlı ve Sayın Adem Erk başvurusu mevcuttur.  

Son müracaat tarihi 31 Ekim 2013 olduğuna göre önümüzdeki 6 gün içinde AK Parti’den belediye başkanı aday adaylığı için başka başvuruların olacağını öngörüyorum.. Kimler derseniz; onu bilemem ama en az 2 adayın daha çıkacağını söyleyebilirim..

Kritik soru şudur: Temayül, anket, ilin milletvekillerinin tavsiyesi alındıktan sonra AK Parti Genel Merkezi, kimi aday gösterecektir?

Gelelim AK Parti dışındaki partilere..

MHP’nin adayı artık belli olmuştur.. Her ne kadar aday adayı olsa bile Ramazan Kesici’nin adaylığı neredeyse garantidir.

Demokrat Parti’den aday çıksa-çıksa Sayın Arsal Sarı çıkar.. Çıkarsa tabi.. Halen Arsal Beyin siyasi yol haritası netleşmemiştir, belki aday bile olmaz..

CHP ise sessizce beklemededir.. Muhtemelen son dakikaya kadar da bekleyecektir. .

Daha bana çok yazı yazacak malzemeler gelecektir.. Hele adaylar kesinleşsin; işte o vakit tahminlerimi, düşüncelerimi daha rahat yazabilirim..


16 Ekim 2013 Çarşamba

Bayram gerçeği..


Zaman mı bayramları mağlup ediyor yoksa bayramlar mı zamana mağlup oluyor, hepsi kocaman bir muallaktır..

30 yıl önceki bayram başka, 20 yıl önceki daha başka, 10 yıl önceki bambaşka, bugünkü ise öyle bir acayip ki, tarifsizlik sancısı çekiyorsun..

Gelenek ve göreneklerin, yaşadığımız dünyada ayakta kalması neredeyse olanaksızdır. Çünkü varlığımızın tümüyle bağlı olduğu sistem; ‘neyi, nerede, nasıl, niçin’ davranmamız gerektiğini tartışmasız emrediyor, insanlar da kaçınılmaz uyguluyor.

Büyüklere duyulan saygının dayanağı bilgeliğidir, tecrübesidir, yaşam akışında ihtiyaç duyulan rehberliğidir.. Bugün ise tek başına yürümenin dayanılmaz cazibesi ve büyük teşviki tüm bilinenleri altüst etti.. Sistem ‘güven kendine, yol senin, yürü artık’ dediği zaman kimse alıkoyamaz artık.. Bu yolda her şey mubahtır, yeter ki başar, yeter ki zirveye göz dik..

Küçükbaş hayvanların kurban edilmesi geleneği azaldı, bilin, bakalım neden?

Çünkü daha çok et, daha çok sahip olma felsefesini ilke edinen neslin elbette sığır ya da büyükbaş hayvanların kurban etmesi mecburidir..

Bayram süresi artık tatil yapmak için kaçınılmaz büyük fırsattır. Sistem mutlaka tatil süresini 9 gün yapar, şaşalı tanıtımlarıyla yurtiçi ve yurtdışı tatil kampanyaları kapış kapışa gider.. adı bayram ama resmen otellerde tatil süresine dönüştürülür..

Kurban kesen insanların etlerin; 1/3’nü en yakın akrabalarına, diğer 1/3’nü diğer kesemeyen insanlara dağıtılması vecibesi rafa kalkmıştır artık.. Kurban etini alan insan; kasaplarda kuyruğa girer,kıymaya çevirir, sucuk yaptırır, parçalara ayırır ve çılgın gibi derin donduruculara tıkılır, yıl boyu yeme hesabı yapılır..

Sistem, usul-usul tüm vecibeleri hükümsüz kılmak için çalışır, aksine yaratılan hayali ego asla buna karşı koyamaz. Sisteme tabi olma üstüne üstlük kutsanır.. Nadiren sisteme direnen insanlar ise dışlanır, itilir, kakılır ve demode etiketi yapıştırılır..

Belki 50 yıl sonra bayram çehresini tamamen değiştirmiş olacaktır ve nostalji olarak anlatılacaktır..



1 Ekim 2013 Salı

Evlilik yıldönümü..


‘Vay anasına’ dedim içimden..

Dile kolay yahu,  32 yıl tamamlanıyor, 33 yıla giriliyor..

Geriye dönüp bakıyorsun; su gibi akan zamandan başka hayrete düşürecek bütüncül resim gelmiyor insan zihnine..

Yaşadığın ülke, kadın ve erkek için biçilen role otomatik tabi olduğun sosyal-ekonomik sistem; evliliklerin uzun ve kesintisiz yürüyüşünün kaderini kati olarak belirliyor..

Neler mi sığıyor bu 32 yıla?

Çocuklar, mutluluklar, üzüntüler, bağrışlar-çağrışlar, gülmeler, ağlamalar, kısaca yaşama dair ne varsa öyle de, böyle de yaşanıyor..

Her evlilikte duygusal hasarlara yol açan; bencillikler, egolar eninde sonunda çatışma içinde olabiliyorlar.. Oluşan duygusal hasarlar, diyalogla, sessizlikle ya da her evliliğe özgü yöntemle bir şekilde tamir ediliyor.. Zaten kronikleşen ve onarımı olanaksız hale gelen duygusal hasarlar maalesef ayrılıkla sonuçlanıyor..

Valla ben ve eşim 32 yıl evli kalmayı başardık..

Bakalım kaç yıl daha sağlıkla, anlayışla ve mutlulukla taşıyacağız bu birlikteliği?