Deniz Baykal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Deniz Baykal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Ocak 2014 Salı

CHP iktidar olamaz..


Yahu bunu pat diye söyleyince hemen kızmayın..

Var bir bildiğimiz, var bir tecrübemiz ki, bu yargıyı başlık yapıyoruz.

İşte bu yargımı doğrulayan veriler:

-Türkiye halkının demografik/nüfus yapısı ve siyasi tercihi..

-90 yıldır var olan CHP adının yarattığı, çelik gibi olumsuz algı..

TÜİK (Türkiye İstatistik Kurumu) sitesini açın, bakın, inceleyin..

Bu zamana kadar yapılan çok partili tüm genel seçimlerinde Türk halkının yüzde 65-70 bandında yer alan seçmenler tercihini hep sağ partiler üzerine yapmıştır. Buna karşın sol partilerin toplam alabileceği azami oy yüzde 35 civarındadır. Sadece 1977 Genel Seçimlerinde istisnai durum yaşanmıştır.

Nasıl?

Dağlara taşlara ‘Karaoğlan’ yazılmış, Kıbrıs Fatihi olmuş ve en önemlisi sol Kürtlerin oyları akmış olan CHP ve Genel Başkanı Bülent Ecevit, yüzde 44 oy almıştır. Bu oy rekoruna rağmen iktidar çoğunluğu kazanamamıştır. Karşısındaki sağ siyasi partiler (AP, MSP, MHP) yüzde 55 oy almış ve meşhur MC (Milliyetçi Cephe) hükümetleri kurulmuştur.

Gelelim CHP adının yarattığı kırılması ve onarılması zor olan çelik gibi negatif algıya..

CHP tek parti döneminde yaşanan dünya savaşları, siyasi çalkantılar, iktisadi zorluklar, ısıtılıp-ısıtılıp halkın önüne konur ve etkin siyasi propaganda malzemesi dün yapıldı, bugün yapılıyor, yarın da yapılacaktır.

Sağ cenah partiler ise bu yıpranmanın farkına varıp; hemen isim değişikliğine giderler ve bence akıllıca iş yaparlar..

İşte somut örnekler: DP Menderes, AP Demirel, DYP Demirel, ANAP Özal, AKP Erdoğan..

1980 sonrası diğer partiler gibi CHP de kapandığı için önce Halkçı Parti kuruldu, sonra SODEP kuruldu ve 2 parti birleşti ve SHP (Sosyal Demokrat Halkçı Parti) oldu. 1989 yılında SHP, ANAP karşısında İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük şehirleri alarak müthiş bir yerel seçim zaferi kazandı.
Her şey normal ve siyaset doğal seyrinde akarken Deniz Baykal ortaya çıktı, ‘illa da CHP olacak, illa da genel başkan ben olacağım’ feryadıyla siyaseti duman etti. Böylece sol seçmen cenahının gelecek hayallerini yerle bir etti.

İşte kabaca anlattığım siyasi tarihimizle ve CHP ile tekrar çıkmaz yola girildi, 20 yıldır iktidar arayışı sürdü ama nafile..

Çare nedir?

Çare Sarıgül diyecek değilim:J)

CHP, anlı-şanlı tarihiyle Türk halkına veda edecek ve hemen siyasi müze haline gelecektir. Evrensel sosyal demokrat programı tam olarak bünyesine katan yeni bir siyasi parti kurulacak ve Türkiye halkına 10-15 belki 20 yıl kendini anlatacak, işte ancak o zaman iktidara gelebilecektir.

İnanın! Başka da çare yoktur.

Son söz: bu minvalde 3-4 yıl önce yine yazdım ve çok tepki aldım. Yok Soroscu, yok liboş, yok şu, yok bu gibi demedik sıfat bırakmadılar., Ama doğru bildiğime inandığım şeyleri yazmaktan asla bıkmayacağım ve ısrar edeceğim.



17 Kasım 2013 Pazar

Türkiye, AK Parti, siyasi tarih, CHP, Mustafa Sarıgül




Kim ne derse desin AK Parti tarih yazıyor.. Öyle olunca bildikleriniz, öğrendikleriniz dumura uğruyor.. Türkiye tarihi, 2002 AK Parti iktidarıyla bambaşka evreye geçiyorken, yepyeni tarih yazılmaktadır, herkes gibi ben de buna tanıklık ediyorum..

Yaşananlara adapta olamayanları, kızanları, bağıranları anlayabiliyorum. ‘Türkiye’, ‘Türk Milleti’, ‘Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ tabirleri bildiğimiz değerlerini değiştirmiştir.

Hele son Diyarbakır buluşması tarihi dönüşümün doruk noktasıdır. Bence herkes şimdiye kadar bildiklerini unutsun, başka türlü yeni yazılan Türkiye tarihi sayfasını okuyamaz.. Tabii ki, önce şaşırır, sonra aptallaşır..

2002 yılından bugüne kadar neler oldu, neler bitti..

Sivil iktidar, Türkiye yönetiminde mutlak hakimiyet kurdu. İktidarı hiçbir güçle paylaşmadı. Çarpışa-çarpışa halkı yönetme yetkisini tek iradeye yani hükümete bağladı. Seçimle gelen iktidar mutlaktır, tartışılmazdır. Halkın ekseriye çoğunluğu ne diyorsa odur.. Demokrasilerde bunun aksi düşünülemez zaten..

2002 yılına kadar, önünden-arkasından, sağından-solundan iktidarın ipini tutanlar ve gücü ölçüsünde ipi çekenler dümdüz oldular, biçare iktidara dolayısıyla onu doğuran halka biat etmek zorunda kaldılar..

İktidarın zor günlerinde destek olan, bunun karşılığında iktidarın bir bölümünü paylaşan cemaatle, MİT Müsteşarıyla başlayan ayrışma süreci; artık dershanelerin kapatılmasıyla son mertebesine gelmiştir. Biraz sancılı olacaktır ama eninde sonunda olacaktır. Silahlı güçlere boyun eğmeyen iktidar, cemaate asla boyun eğmez..

Neden?

Erk paylaşılmaz, çünkü bir kısmını paylaştığın cemaat değil, halka hesabı erk sahibi vermektedir.

Ben kendimi hep solda hatta sosyalist çizgide tarif ederim. Öteden beri hem sağdan hem de soldan dershanelerin kapatılması için bangır bangır sloganlar atıldı. Bugün AK Parti kapatacağım diyorsa; ben buna niye karşı çıkayım? Dershane taksitini ödeyemeyen Fethiyeli annenin intihar girişimini unutmayın.. Kısaca dershaneler sömürü aracıdır..Kapatılsın ki okullarda ne verilecekse, verilsin.. Eksik gedik daha net görülsün.. Öğretmen yetersiz donanımdaysa öğretmen değişsin, okul fiziki şartları yeterli değilse yeterli hale gelsin, velhasıl her ne eksikse ortaya çıksın ve giderilsin.. Ama dershaneler açık kaldığı müddetçe bu durum asla değişmez, dönüşüm yaşanmaz.

Şaşkınlığım şudur ki, AK Parti’nin yeniden tarih yazdığını ve bunun karşısında cemaat bile olsa duramayacağını idrak edememesidir. Boşuna çırpınıp duruyor. Doğrudur, dershanelerin kapatılmasından en büyük zararı cemaat görecektir ama gidişatın değişmesi mümkün değildir.

Türkiye sınırları içinde, bazı coğrafi yerleşim yerleri artık değişen ismiyle, yaşayan insanıyla Kürt olarak adlandırılıyor, en önemlisi kimliklendiriliyor..

Nereden nereye geldik.. Belki 10 yıl sonra AK Parti iktidarı, yazdığın tarihin altın sayfalarına ulaşacaktır. 1924 yılında verilmesi gereken hakkın 2014 yılında Kürtlere teslim edilmesi ne acıdır, ne hüzündür.. Bunca yıl çekilen eziyetler, akıtılan kan ve gözyaşları, hangisine üzüleyim bilemiyorum..
Erzurum ve Sivas kongrelerinde Kürtlere verilen sözleri, ilk mecliste yer alan Kürt temsilcileri anımsatmak isterim.. Sonra ne olduysa oluyor, Kürtlerin otonom hakkı verilmiyor, hatta yok sayılıyor ve tek millete dönülüyor.. Sonrasında oradan oraya sürgünler, batıya toplu göçler politikası izleniyor, maalesef içinden çıkılmaz hale sokuluyor.. Ne edersen et, insan Kürt anneden doğduysa sen Türksün denir mi arkadaş? 90 yıl dendi de ne oldu? Daha karmaşık hale getirmekten başka hiçbir işe yaramadı..

Neyse uzun lafın kısası AK Parti, bana göre meşru ve halka dayanan devrim partisidir. Ha AK Parti’ye oy verir miyim? Yok, vermem.. Zaten benden de oy istemiyor.

Neden?

Çünkü muhafazakar, demokrat parti olarak tarif ediyor kendini AK Parti.. Benim kendimi tarifle uyuşmuyor zaten..

Ha halkın yüzde 50’sinin oyunu sandıkta alan partiye saygı duyarım o ayrı meseledir..

CHP’de değişim-dönüşüm öncüsü bir siyasi partidir ancak Türkiye’de değişim ve dönüşüm dindar mecradan uzaklaşarak gerçekleştirilemez..

Halkın ekseriye çoğunluğu Müslüman olan seçmenleri dinden uzak bir eksende siyasetle ikna edemezsin.. 90 yılda ikna edilen kitle yüzde 20-25 civarında kalmıştır. Aksine yüzde 75’lik halk kitlesi CHP’ye hep mesafeli durmuştur.

AK Parti ise yazdığı yeni tarihte manevi duyguları incitmeden en büyük siyasi, iktisadi, sosyolojik, değişimi-dönüşümü gerçekleştirmiştir.

Zenginliği İstanbul’la sınırlı tutmamış, tüm Anadolu sathına yaymıştır. Son 10 yılda Anadolu’nun bir çok il ve ilçesinde yepyeni girişimci doğmuş, yepyeni zengin dindar sınıflar oluşmuş ve İstanbul para babalarına kafa tutar hale gelmiş.. Daha ne olsun!

Başka bir zihniyet devrimi ise halka eziyet eden bürokrasde olmuştur. Filmlere bile replik olan ‘bugün git yarın gel’ diyen memur zihniyeti yıkılmış,  halkın hizmetinde olduğunu idrak eden memur takımı oluşmuştur..

Gelelim CHP cephesine..

Son 3 yıldır ‘Yeni CHP’ sloganıyla arayışlarını sürdürmüştür. Mustafa Sarıgül figürü yukarıda bahsettiğim siyasi parti analizime çok yakındır.

CHP iktidar hayali kurmak istiyorsa; Mustafa Sarıgül çizgisine öyle de böyle de gelecektir. Yok başka çaresi.. Ha bu arada CHP içinde gidişler-gelişler çok olacaktır..

Ancak İstanbul Belediye Başkanlığı için CHP’nin en güçlü adayı Mustafa Sarıgül’dür.

Bu tehlikeyi gören Beyaz TV, Cuma akşamı ‘Dinamit’ isimli programda Mustafa Sarıgül’ü yolsuzlukla hırpalamaya çalışmaktadır.

Peki, nereden çıkıyor bu iddialar?

2005 yılında, CHP Genel Başkanlık yarışına giren Mustafa Sargül’ü nokta dergisinde çıkan yolsuzluk yazısı üzerine kurgulayan, konuşan Deniz Baykal, kurultayda genel başkanlığı kazanır. Aradan 8 yıl geçer, Mustafa Sarıgül hakkında bırakın mahkumiyeti tek bir soruşturma bile açılmamıştır. Kaldı ki Mustafa Sarıgül, yüzde 70’le Şişli Belediye Başkanı seçilmiştir. Her belediyeye soruşturma açan AK Parti iktidarı, son 10 yılda Şişli Belediyesi hakkında tek soruşturması yoktur..

Nereye geliyorum?

Bu iddiaları yapan Deniz Baykal, halen CHP Antalya Milletvekilidir. İhraç ettiğin ve ağır ithamlarda bulunduğun Mustafa Sarıgül tekrar 2013 yılında CHP’ye katılmıştır, yüzde 99.9 ihtimalle İstanbul CHP Belediye Başkan adayı olacaktır. Aynı çatı altında Deniz Baykal nasıl duracaktır, çok merak ediyorum..

Diğer yandan 2011 Genel Seçimlerinde tekrar Antalya Milletvekilliği’ne aday göstermesi; CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nın en ölümcül hatalarından biridir.

Neden?

Çünkü o skandalda yer alan kadın ‘out’ oldu, erkek ‘in’ oldu.. Olmaz böyle adaletsizlik! Madem Deniz Beyi milletvekili adayı yaptıysa, milletvekili olan ve skandala karışan kadını da yapmak zorundasın..

Neyse çok uzun siyasi analiz yazısı oldu.. Uzun süredir yazmadığım için herhalde bu kadar uzun ve derin oldu.. Herkese iyi okumalar ve herkese iyi düşünmeler..




22 Ekim 2012 Pazartesi

CHP Antalya İl Başkanı Devrim Kök, sonuna kadar haklıdır..


Biraz karmaşık gibi gözüken olayı kısaca ve anlaşılır şekliyle hemen anlatayım..

 

13-14 Ekim 2012 günleri CHP Genel Başkanı Sayın Kılıçdaroğlu, bazı açılış ve etkinkinliklere katılmak üzere Antalya’ya geliyor..

 

CHP Antalya İl Başkanı başta olmak üzere yöneticier ve diğer partililer karşılamada bulunuyorlar ve yanına eşlik ediyorlar..

 

Bir basın organınında CHP Antalya İl Başkanı ağzından haber yayınlanıyor.  

 

Neydi o haber?

 

İşte CHP’de üç Antalya Milletvekili Osman Kaptan, Yıldıray Sapan ve Arif Bulut, CHP eski Lideri Deniz Baykal’la birlikte, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu karşılamadıkları gerekçesiyle disipline sevk edilmeleri için il başkanı tarafından rapor hazırlandı..

 

Sonra bu haberi ‘’gerçek dışıdır’’ diye yalanlayan il başkanı, bakın ilaveten ne diyor?

 

‘’4 milletvekilimiz genel başkanımızı karşılamaya gelmemiştir. Bunun için bir rapor hazırlanmasına gerek yoktur. Parti kamuoyumuzun ve parti vicdanındaki rapor en önemli rapordur. Onların karşılamaya katılmamaları hoş olmamıştır"

 

Tabi kıyamet kopuyor, Antalya Milletvekilleri Osman Kaptan, Yıldıray Sapan ve Arif Bulut, hemen genel merkez 12. Kata çıkıyorlar ve Genel Başkan Kılıçdaroğlu’na, bu açıklmasından dolayı İl Başkanı’nı şikayet ediyorlar..

 

Genel Başkan Kılıçdaroğlu, bu 3 Antalya Milletvekiline ne diyor?

 

Haberlerin asılsız olduğunu, ‘İl Başkanına ’Haberi tekzip et ve dava aç’ dedim. Dediklerimi yapmazsa ya da dava açar haksız olduğu kanıtlanırsa görevden alırım".

 

Olay budur.. Şimdi gelelim zurnanın zırt dediği yere.. Bu kadar yanlışın neresinden başlayayım, bilemiyorum..

 

CHP Antalya İl Başkanı Sayın Devrim Kök Beyi, bir kez yakından gördüm ancak hiç konuşmadım. Ama genç, dinamik, heyecanlı bir partili olduğu apaçık bellidir.

 

Görüşümü paylaşmadan ‘Sayın İl Başkanı Devrim Bey’in tutumunun yüzde 1.500 haklı olduğunu’ peşinen ifade edebilirim..

 

Varan-1: Eski Genel Başkan Sayın Deniz Baykal, varsayalım ki Antalya gezisine çıkacak ve karşılamaya Antalya Milletvekilleri katılmayacak ve eşlik etmeyecek, sonra ne mi olur? Ortalık duman olur, söz konusu milletvekilleri derhal uyarılır ve gereği yapılır. Baykal’ın Antalya gezisine bırakın Antalya Milletvekillerini; çevre illerden Burdur gibi ilin milletvekili bile katılmaktan imtina edemez, etmez.. Söz konusu 3 Antalya Milletvekili ‘hem kel hem de fodul’ misali zeytinyağı gibi suyun yüzüne çıkmaya ve kendilerini haklı göstermeye çalışıyorlar, sadece kafaları bulandırıyorlar..

 

Varan-2: Ha bu 3 Antalya Milletvekili kendi açılarından haklıdırlar. Çünkü milletvekili adayı olarak isimlerini Sayın Kılıçdaroğlu belirlemedi, o dönem tek yetkili olarak Sayın Deniz Baykal gösterildi, bu yüzden Antalya’da ne önseçim yapıldı, ne de aday adayı olan 40’a yakın CHP’li dikkate alındı.. Şimdide 3 Antalya Milletvekili elbette genel başkana olan gerekli saygıyı göstermez ve protokol kurallarını hiçe sayar, kısaca tanımaz.. Kusur kimin? Takdir sizlerindir..

 

Varan-3: CHP kurumsal kimliği üzerinden kamuoyuna böyle bir görüntü verilmesine kimsenin hakkı yoktur.. Antalya yerel seçimlerine şurada neredeyse 1 yıl kalmışken Antalya’da yaşanan bu manzar-i umumiye hiç ama hiç hoş değildir.. Bu haber tüm gazetelerin internet sitelerinde en çok okunan haber sıralamasında ilk sırada yer alması bile verilen imaj zararını açıklamaya yetip artmaktadır..

 

Varan-4: CHP Genel Başkanı Sayın Kılıçdaroğlu, liderliğini bu konu bile gösteremezse; muhtelif anketlerde ‘en güvenilir lider’ sıralamasında 3. ya da 4. çıkmasına da artık şaşırmamak gerekiyor..

23 Haziran 2011 Perşembe

CHP’de kurultay için yeterli imza toplanır mı?


Önder Sav Bey ve Deniz Baykal Bey ortak hareket etmeye karar verdiler ve kurultay için imza toplamaya başladılar…

Kimden?

CHP Delegelerinden…

Ne kadar süreleri var?

CHP tüzüğü gereği tam 15 gün…

Bugün start verildiğini göre 06 Haziran 2011 günü, noter onaylı en az 650 imzayı bulmaları gerekiyor…

CHP delegeleri 650 imza verir mi?

Ben CHP’yi birazcık biliyorsam, delegeleri birazcık tanıyorsam, mümkün değildir.

O zaman ne olacak?

Hem Deniz Beyin, hem de Önder Beyin siyasi hayatları köklü bitecek…

Peki, bu hareketin dayanağı nedir?

Milletvekili olamayanlar, aday yapılmayanlar… 20-30 yıl CHP binasında oturanlar, dışarı atılınca ne yapacağını şaşırdılar ve kurultay gibi çılgınca işlere giriştiler…

Ne yapıyorlar?

Özellikle yandaş medyada kanal kanal dolaşarak; CHP aleyhine ıvır zıvır konuşuyorlar…

Yazık, hem de çok yazık…

Ömer Özdamar
Bucak-Burdur