12 Ocak 2013 Cumartesi

Ölü dirilir mi? Dirilirmiş..


Beyin hücrelerimizin en ücra köşesine kadar yerleşen algıyı söküp atmak o kadar kolay değildir..

 

Neydi o algı?

 

90 yıldır Kürt, Kürdistan gibi sözcükler ölüydü yani yoktu..

 

2013 yılında bize diyorlar ki öğrendiğiniz yalandı yani ölü değildi, yani geri dirildi..

 

Hadi ya, olur mu öyle şey desek de bombardıman devam ediyor..

 

Türkiye Kürdistan’ı diye bir yer varmış ve Sayın Abdullah Öcalan da Kürtlerin lideriymiş..

 

Bu nesil, bu hayatta, bu algıyı asla kabul etmez..

 

30-40 yıl geçer ve yeni bir nesil gelirse; ancak o zaman bu ölüyü, diri olarak kabul edebilir..

 

Ayrıca Kürtlerin aktörleri belli de Türklerin aktörleri kimlerdir?

 

Hani diyoruz ya, İmralı, BDP, Kandil, KCK, Kürt Diasporası karşısında sadece Erdoğan, Fetullah Gülen gibi aktörler mi var? Yoksa ilaveten başka aktörler var mı? Bence daha başka çok aktör vardır.

 

30 yıldır savaşın içinde yer alan şehitler ve gaziler baş aktördür, bunların aileleri ne der, nasıl der ve kime ne der, bilemem..

 

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kuran ‘Türk Milleti’ ne der, onu hiç bilemem..

 

Türk Milleti deyince kim bunlar?

 

Hani hem Müslüman hem de Türk Milliyetçisi olanlar ne der?

Hani hem Müslüman hem de Karadeniz’de yaşayanlar ne der?

Hani hem Müslüman hem İç Anadolu’da yaşayan Sünniler ne der?

Hani Aleviler ne der?

Hani Ege’de yaşayan efeler ne der?

Hani Trakya’da yaşayan Rumeliler ne der?

 

Ölüyü diriltmek olanaksız ise bu mesele de o kadar olanaksızdır bence..

 

İşte yol haritası, işte müzakereler falan derken daha can yakıcı maddeler gündeme gelince homurdanma çok yüksek çıkar. İmralı’ya televizyon vermeden bir şey çıkmaz ama Hakkari giderse cıngar çıkar..

 

5-10 milyon Kürt’ün, 40-50 milyon Türk’ü yok sayması anlamına gelecek her adım reaksiyon doğurur..

 

Bunun Türkçesi nedir?

 

Hakkari’ye hükmedemeyen Türkler, Kürtlere de İstanbul’u mesken ettirmez..

 

Sadece kültürel haklar verilsin diye başlayan süreç önce özerklik sonra bağımsızlık yolunda akar gider..

 

Örneğin Irak’ta ne oldu? Erbil civarında yoğunlaşan Kürtler önce özerklik sonra bağımsızlık yolunda hızla ilerlemektedir. Erbil’in başkent Bağdat’la bağı kopmuştur artık.

 

Aynı şekilde örneğin yönetim, eğitim-öğretim dili Kürtçe olan Mardin, Şırnak, Hakkari gibi illerin başkent Ankara’yla bağı eninde sonunda kopar.. Aynı zamanda Ankara’daki Kürtlerin de bağı kopar..

 

Bence gelecek nesillere sorunsuz ve iyi bir ülkeyi miras bırakmak istiyorsanız; görüşme müzakeresini al-ver yani kopma yönünde yürütün derim..

 

Madem savaş bitecek, madem barış gelecek, pürüz kalmasın, iş kökünden çözülsün.. Kazan-kazan modeliyle herkes yerini bulsun.. Atalarımız Balkanları vermiş, Kuzey Afrika’yı vermiş, Arabistan’ı vermiş, ha biz de Kürtlerin yoğun yaşadığı Güneydoğu Anadolu’yu verelim ve bu iş bir daha hiç açılmamak üzere kapansın..

 

Çoklarınız bu yazıyı okuyunca şok olacaksınız ve hakaretlerle mırıldanacaksınız..  Yaşamın geleceğini ancak cesur ve çılgın insanlar kurgular, aksine sıradan insanlar dünü ve bugünü söyler, konuşur ve oyalanır..

 

İsterseniz konumuzla ilintili ve çok bilinen bir hikayeyle tamamlayalım..

 

Zamanın birinde bir köylü ile yılan arkadaş, dost olurlar. Köylü yılana her gün süt götürmekte yılan ise ona hergün bir altın vermektedir. Maxicep.com - Bende evlat acısı, sende kuyruk acısı varken biz dost olamayız Onlarınki karşılıklı menfaat dostluğu ama olsun her ikiside karşılıklı birşeyler alıp veriyorlar yani birbirleninin hayatını kolaylaştırıyorlar. Paylaşımda bulunuyorlar. Bu karşılıklı alışveriş uzunca bir süre devam ediyor.Köylü bir gün hastalanıyor her gün götürdüğü sütü görüyemeyecek yılana, çağırıyor oğlunu yanına, bak oğlum bizim bahçenin yanındaki dut ağacının dibinde her gün bir yılan gelir, benim götürdüğüm sütü alır ve yerine bir altın bırakır.Ben bugün hastayım ve bu sütü sen götür ve yılanın verdiği altını getir der.


Oğlu babasının bahsettiği yere gider, sütü bırakır, ancak babasınada kızar çünkü babası o altını almak için hergün yılanı ziyaret etmekte ve süt götürmektedir her gün gitmekle olur mu? Kim taşıyacak hergün sütü öldür şu yılanı al altının tümünü der.
Sütü babasının dediği yere bıraktıktan sonra altını vermeye gelen yılana baltayla saldırır yılan kendini kurtarmak isterken aldığı balta darbesiyle kuyruğu kopar ve yılan can acısıyla oğlana saldırır ve onu sokarak öldürür.
Köylü bekliyor ki oğlu gelsin hemde altını getirsin ancak gelen yok, giden yok, oğlunun gelmediğini gören köylü hasta haliyle hemen bahçeye koşar. Birde ne görsün oğlu ölmüş, yılan acıyla ortalıkta kıvranmakta kuyruğunun yarısı yok vaziyette..


Her ikiside üzgündür köylüde evlat acısı yılanda kuyruk acısı.. Ancak zaman geçer birbirlerine yeniden ihtiyaçları olduklarını anlarlar. Çünkü yılan aç kalır, köylüde altınsız. Tekrar bir araya gelirler ve derler ki yine eskisi gibi dost olalım.

Köylü derki sen yine hergün altını ver, ben yine sütünü getireyim hergün.. Yılan kabul eder. Ne yapsın her ikisininde rızkı kesilmiştir. Mecbur yeniden dost olmayı deneyecekler. Köylü yine herzamanki gibi sütü götürür, yılanın verdiği altını alır.Bir kaç gün bu durum devam eder ama bir tuhaflık vardır.Her ikiside kendini kötü hissetmektedir. Çünkü köylü her gittiğinde yılanı görünce evladının acısını hisseder yılan ise köylüyü gördüğünde kopan kuyruğunun acısını. Köylü bakar ki bu durumu devam ettiremeyecek. Evlat acısı zordur.. Yılana döner: Kusura bakma! Bende evlat acısı, sende kuyruk acısı varken biz asla dost olamayız.

 

7 Ocak 2013 Pazartesi

PKK ile barış mı? Hani nerede?


AK Parti hükümeti, yeni bir başlangıç daha yaptı.

 

İşte İmralı’da PKK’nun kurucusu ve başkanı Öcalan’la MİT Başkanı görüşüyor, bir yol haritası hazırlanıyor ve düğmeye basılıyor..

 

İşte önce BDP’den 2 milletvekili (Ahmet Türk ve Ayla Akat) için İstanbul/Ataköy Marina’dan hızlı tekne kalkıyor, İmralı’ya gidiyor, Öcalan’la görüşülüyor, notlar alınıyor ve dönülüyor..

 

Bu arada A’dan Z’ye tüm çevreler ılıman mesaj veriyor, MHP dahil çok sert tepki çıkmıyor..

 

Sonra ne oluyor?

 

BDP Milletvekilleri ya hiç konuşmuyor ya da suya sabuna dokunmayan laflar ediyor.. CHP kredi açıyor ama AKP krediyi kabul etmiyor, gel ortak olalım diyor..

 

Önümüzde 3 ay vardır, hadi bilemedin 4 ay.. Ocak, Şubat, Mart ve Nisan ayları içinde Türkiye içinde bulunan takriben 2 bin silahlı gücün Kuzey Irak’a geçerse; bilin ki barış için en önemli eşik aşılmış olacaktır.

 

Peki, bu olabilir mi?

 

Çok zor.

 

Neden mi?

 

Sırasıyla sayalım: Suriye ortada dururken PKK’nın köşesine çekilmesi mantıklı durmuyor. Tüm Kürtlerin hamisi olarak kendisini gören örgüt; Suriye kolu PYD’yi yalnız bırakmak istemez.

Diğer yandan 1999 yılında çekildi ve çok kayıp verdi, aynı hatayı tekrar etmesi zor görünüyor.

Nihai savım: Çok önemli kazanım olmadığı müddetçe Kuzey Irak’a kimse gitmez.

 

Kişişel prensibimdir, en kötü olasılıkları hesap ederim ki hayal kırıklığına uğramam asgari düzeyde kalır. Eğer bu barış girişimi başarıya ulaşırsa; Tayyip Erdoğan, tarihe geçer ve mutlaka Nobel Barış Ödülü alır.. Tersi olursa düşünmek bile istemem ama işte o zaman felaket olur. Çünkü Habur skandalından sonra toplumda oluşan duygusal kopuş, bu kez pik yapar ve geri dönülmez yola girilir.. Olası başarısızlıkta hem Türkler hem de Kürtler bu barışın gelmeyeceğine dair kesin kanaata varırlar ve madem bu iş olmayacak; başımızın çaresine bakalım derler.. İşte burası çok tehlikeli varıştır. Cumhuriyet tarihi boyunca yönetilebilen bir sorun artık yönetilemez noktaya sürüklenir ve maalesef iç savaş yaşanır..

 

Bu sürecin kesintiye uğramadan ilerlemesi için AKP ne yapıp edip CHP’yi içine katmalıdır. Çünkü Cumhuriyeti kurduğunu iddia eden kadroların yer aldığı CHP’siz bu sorun asla çözülemez. Hoş CHP içinde de tek ses yoktur, patırtı kütürdü şimdiden başlamıştır. Çünkü Genel Başkan Kılıçdaroğlu, ‘kredi açtık’ demesi bile bazı milletvekillerinin itirazına neden oldu.. CHP bu yüzden bölünme bile yaşayabilir.

 

Hadi size bir fıkra anlatayım..

 

4 tane üniversite öğrencisi, uyanamadıkları için matematik
finaline geç kalırlar ve okula gidince hocaya arabalarının lastiğinin
patladığını söylerler... Hoca ilk başta inanmaz ama öğrencilerinin
yalvarmalarına dayanamayarak, onları 3 gün sonra sınav yapacağını söyler.
Sınav günü gelince hoca, 4 öğrencinin hepsini bos bir salonun ayrı ayrı
köşelerine oturtur. Sınav geçme sistemi şöyledir: 100 üzerinden 50 puan alan herkes sınavı geçebilir... Hocanın hazırladığı sınavda ise ön sayfada 10'ar puanlık 4 tane basit matematik sorusu vardır... Bunları kolayca çözerler. Arka sayfada ise 60 puanlık 1 soru vardır:  "Hangi lastik patladı?"

Velhasıl pompalanan iyimser havayı bozmak istemem ama şu soruyu da sormadan edemem: PKK ile barış mı? Hani nerede?

 

5 Ocak 2013 Cumartesi

Emeklilere deli dumrul kesinti parası..




Bu çalışan emeklilerin bir gün yanacaklarına dair çok önceden bilgim vardı. 2013 yılı başlarken kazan-çöplek patladı artık.. İlk etapta 400 bin emekli feryat ediyor ve muhtemelen bu rakamın 500 bine çıkacağı yönünde haberler geliyor..

 

Neyse yaptığım araştırmalar ışığında yasanın dünden bugüne gelişine önce bir göz atalım..

 

İlk defa 1986 yılında 3279 sayılı Kanun ile emekli olduktan sonra sigortalı olarak bir işte çalışanlar için uygulamaya giren Sosyal Güvenlik Destek Primi uygulaması daha sonra, 08.09.1999 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 4447 sayılı Kanun’un 56. maddesi ile 506 sayılı Kanun’un 63. maddesinde yapılan bir düzenlemeyle % 24 olan Sosyal Güvenlik Destek Primi oranı, % 30 olarak değiştirilmiştir.. Bu prim % 7,5 işçi hissesi, % 22,5 işveren hissesi olarak kesilmekte ve ödenmektedir.

Ayrıca, 1479 sayılı Bağ-Kur Kanunu’nda, 4447 ve 5073 sayılı Kanunlarla eklenen EK madde ile (1) Bu Kanuna göre yaşlılık aylığı bağlananlardan, çalışmalarına devam edenlerin veya daha sonra çalışmaya başlayanların, sosyal yardım zammı dahil tahakkuk eden aylıklarından, çalışmalarının sona erdiği ay dahil % 10 oranında Sosyal Güvenlik Destek Primi kesileceği hükme bağlanmıştı. Bu % 10 oranı, 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanun’un geçici 14. maddesi ile kademeli olarak yükseltilmiş ve 2011 yılından itibaren % 15 olarak sabitlenmiştir.

 

Tamam, buraya kada yasal mevzuatı aktardık. Peki, biz ne anlayacağız bu düzenlemeden?

 

1986 yılından itibaren hangi kurumdan (Bağ-Kur, SSK, Emekli Sandığı) emekli olursanız olun; bordolu iş yerinde çalışdıysanız mesele yoktur, sizin haberiniz bile olmadan ‘SOSYAL GÜVENLİK DESTEK PRİMİ’ kesilmiştir. Amma 1986 yılından sonra herhang bir yılda serbest meslek erbabı olduysanız yandınız hem de çıra gibi.. Hani boş durmayayım bakkal, manav, emlak vs. dükkanı açarak kendi nam ve hesabına bağımsız olarak çalışayım dediyseniz SGK yakana yapışacaktır. İşin kötü yanı bu tür kamu alacaklarında zaman aşamı 10 yıldır. Anlaşılan 2002 yılından itibaren herhangi bir gün, ay, yıl bu tür faaliyette bulunduysanız kesinlikle devlete ödeme yapacaksınız..

 

Çıkacak ödeme miktarını ya toplu ya da taksitle ödeyeceksiniz. Bakın, bu konuda müjdeyi kim ve nasıl verdi?

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, Sosyal Güvenlik Kurumu'na Sosyal Güvenlik Destek Primi borcu bulunanlara kolaylıklar getirileceğini açıkladı. Faruk Çelik, görüşülecek kanun tasarısıyla bu kapsamdaki emeklilerin borçları yeniden yapılandırılarak 36 aya kadar taksitlendirme imkanı getirileceğini ve TÜFE/ÜFE dışında gecikme faizinin uygulanmayacağını söyledi.

Ey emekliler, yatın kalkın Sayın Bakanımıza dua edin.. Ne güzel 36 taksit imkanı var, hem de TÜFE/ÜFE dışında gecikme faize olmayacak.. Ohhhh, Ohhh ne güzel yahu!

 

Bu konuyu geçen hafta içinde duydum ama pek oralı olmadım ancak bugün emekli bir vatandaşımızın haklı çığlığını duyunca yazmak mecburi ve elzem oldu artık..

 

Yıllardır ipçilik üzerine dükkanı olan vatandaşa geçen ay gelen tebligatla şok oluyor.

Ne diyor tebligatta?

10 bin TL’ye yakın ‘Sosyal Güvenlik Destek Primi’ borcunuz çıkmıştır, ya hemen toplu ödeyin ya da maaşınızdan kesinti yapılacaktır. Emekli maaşlarından devlet alacaklarının tahsilinde ¼ oranında kesme hakkı vardır. Vatandaşa bir sordum, bin ah işittim:

 

-Amcacığım geçen ay kaç para maaş alıyordun?

-Takriben 825 TL idi..

-Bu ay ne aldın?

-Amcam 510 TL aldım..

-Ne yaptın dükkanı?

-Aman, aman hemen kapattım, ben o kadar para kazanmadım ki laf olsun, muhabbet olsun diye açtım zaten amcam..

-Ben bu konuyu yazayım mı?..

-Yaz amcam yaz.. Yandık biz, derdimiz büyüktür.. Nerde yazıyorsun?

-Radikal Blog ve mahalli gazetede..

-Tamam amcam, muhalefet partisi de duysun ve gündem getirsin, biz çok mağdur olduk..

 

Bu yasanın amacı nedir?

 

Emeklinin istihdamı işgal etmesinin önüne geçilmesi kısaca çalışmasın amacı güdülmektedir.

 

Nerden biliyorum?

 

Malumunuz 2013 yılından itibaren emekli olanlar çalışmak isterse; ya emekli maaşını ya da çalışma maaşını tercih edecektir.

 

Diğer yandan SGK ödenek açığını kapatmak istiyor ya, ne yapalım, ne edelim derken kümesteki tavuklar akla gelir.. Maliye Bakanlığı iş yeri vergi levhası alanların listesini bilgisayardan çıkardı, SGK emekli olanların listesini çıkardı, halen hem vergi levhası olan, hem de iş yeri olan emeklilere, işte bu deli dumrul prim vergisi ortaya çıktı..

  

Sayın Bakan Faruk Çelik’e çare olarak sunduğum kişişel önerim şudur:

 

İlk etapta 1.000 TL’den aşağı emekli maaşı olanlar hemen bu yasadan muaf tutulmalıdır. Yahu vatandaşa zaten yeterli maaş vermiyoruz, bir de geçmişte niye çalıştın diye deli dumrul kesinti para istiyoruz.. Ayıp, ayıp hem de çok ayıp! Bu kadar az emekli maaşı alan vatandaşları pozitif ayrımcılığa tabii tutalım.. Bu insanlar çalışssınlar bari, böylece hem geçinsin hem de çoluk çoçuğunu okutsun..

Örneğin 800 TL emekli maaşı olan bir vatandaştan yüzde 15 yani 120 TL SGDP kesersen eline 680 TL kalır.. Bu vatandaş kişişel risk almış, iş yeri açmış, para kazanmaya çalışmış, bu insanın elinden 120 TL. almayalım derim..

 

Tabii, biz ne anlatırsak anlatalım, olay olacağına varır.. Hadi biraz gülelim bari..

 

Adamı, vergi dairesine çağırmışlar.. Yanında bütün defterlerini ve hesaplarını da getirmesini istemişler..

Adam korku içinde, mali danışmanına gitmiş ve sormuş:

- Vergi dairesine giderken nasıl giyineyim?. Ne tür bir izlenim bırakırsam, bana daha az vergi cezası keserler?

Mali danışman öğüt vermiş:

- En eski elbiselerini giy.. Yoksul, muhtaç bir görüntü ver ki, sana az ceza kessinler..

Adam güvenemeyip, bir de avukatına danışmış..

Avukat, mali müşavirin tam tersi bir öğüt vermiş:

- En yeni, en pahalı elbiseni giy.. Güvenli, kendinden emin bir görüntü ver ki, az ceza kessinler vergiciler..

Adamı bu öğütler tatmin etmemiş.. Aklına güvendiği, filozof bir arkadaşına aynı soruyu sormuş..


Bu akıllı arkadaş bir hikaye anlatmış.. Şöyle demiş:

- Bir gelin, zifaf gecesi ne giymesi gerektiğini bir arkadaşına sorar..
O da, gırtlağa kadar kapalı, koyu renk bir gecelik giymesini tavsiye eder..
Bir başka arkadaşı ise, dekolte, şeffaf bir gecelik giymesini söyler..

Vergi dairesine giderken ne tür bir elbise giymesi için arkadaşından öğüt bekleyen adam, bu hikayeyi dinledikten sonra, sorar:

- Zifaf gecesi ne giyeceğini bilemeyen gelinle, vergi dairesine giderken ne giyileceğini soran benim aramda ne gibi bir ortak yan var ki?

Adamın akıllı arkadaşı gülerek, izah eder:

- Ne giyersen giy, başına gelecek şey aynıdır..

2 Ocak 2013 Çarşamba

Neden MİT Müştaşarı Hakan Fidan hedef tahtasında?..


Nedenine girmeden kimler, MİT Müşteşarı Sayın Hakan Fidan’ı hedef tahsına koyuyor?

 

İlk sırada cemaat iddiası geliyor, ikinci sırada bürokratik oligarşi, üçüncü sırada Başbakan’ın dış muhalifleri (MOSSAD)..

 

Daha 1 yıl önce MİT Müşteşarı Hakan Fidan hakkında özel yetkili savcılıkca soruşturma kararı alınmıştı. Şu oldu, bu oldu, TBMM’den yasa çıktı ve Başbakan’ın iznine bağlandı..  Derken Suriye tarafından düşürülen RF-4 keşif uçağımızın soruşturmasını yürüten Malatya Cumhuriyet Başsavcı Vekilliği, MİT Müşteşarı Hakan Fidan için tekrar soruşturma izni istiyor.

Kimden? Başbakan Erdoğan’dan..

 

Hadi 1 yıl önceki neyse (gerçi o da bir garabet ya) ama bugünkü olayla ilgili soruşturma izni istenmesine mantıklı bir açıklama bulamıyorum.

 

Neden mi?

 

TV-8 ‘Haber Aktif’ programında izlediğim ve internetten edindiğim bilgilere göre Genelkurmay Başkanlığı, yazılı olarak Malatya Cumhuriyet Savcılığı’na güya demiş ki ‘’Malatya Erhaç Hava Üssü’nden kalkacak olan RF-4 uçağına milli güvenlikle ilgili çok gizli bir görev vermiş MİT, tehlikeli olduğu söylenmesine rağmen MİT bu görevin icrasında ısrar etmiş, bundan dolayı da acı olay yaşanmış..’’

 

Bu ifadeler mantıklı mı? Hiç değil ama Şehit Pilot Teğmen’in ailesi adına konuşan avukatın sözleriymiş.. Hem televizyonda duydum, hem de internette okudum.. Şu ana kadar Genelkurmay yalanlamadı.. Neyse işte, bu yazılı belge üzerine savcılık MİT Müşteşarı hakkında soruşturma izni istemiş..

 

‘Uçak MİT’e bağlı değil’ bu bir, ‘gerekli güvenlik tedbirlerini almadan silahsız ve tek başına RF-4 keşif uçağı tehlikeli bölgeye niye gönderilir?’ bu iki, ‘gönderilirse bunun kararını MİT mi alır, Hava Kuvvetleri mi?’ bu da üç.. Soru çok ve mevzuu çok derin..

 

Biz geçelim bunları şimdi, dönelim asıl konumuza, başka kimler neden tahtasına MİT Müştaşarını koyuyor?

 

Bürokratik oligarşi..

 

Nedense baştan beri MİT Müşteşarlığı görevine Hakan Fidan’ın getirilmesini kabul edemeyen askeri ve sivil bürokrat kesim vardır.. Alışılmış ya, oraya ya emekli general gelir ya da emekli büyükelçi.. Pat diye 15 yıl Astsubaylık yapmış, sonra master, güvenlikle ilgili doktora tezi hazırlamış birisinin gelmesi bir türlü içe sindirilemedi.. Bir emekli generalin televizyon ekranından ‘bu iş yapamaz, bu iş için uygun olmaz’ mealinde laflar dediğini kulaklarımla duydum..

 

Üçüncü ve son cephe ise Başbakan’ın İsrail karşıtlığı MİT görevlendirilmesine de yansıdı.. MOSSAD için hiç hesapta olmayan ve hiç işbirliği yapmayan birisinin MİT Müşteşarlığı’na atanması tüm dengeleri bozdu.. Gizliden gizliye Hakan Fidan için cephe oluşturmaya, kafa bulandırmaya kısaca MOSSAD uzantıları vasıtasıyla manipülasyona devam edildi ve hala da ediliyor..

 

Hala aklımın ermediği ya da bir türlü mantıklı sonuca ulaşamadığım husus ise cemaat iddialarıdır.. Cemaat neden MİT Müşteşarı’nı hedef tahtasına koyuyor acaba?

Bu sorunun yanıtını bir türlü bulamuyorum..

 

Hadi biraz gülelim..

Yaşlı kadın bir gün doktora gider ve gaz sorunum var ancak çokta şikayetçi değilim çünkü ne sesi var, ne de kokusu.. Mesela şu ana kadar burada 20 kez gaz yaptım, siz de duymadınız..

Anladım hanım efendi, siz hele şu hapları alın, 1 hafta sonra tekrar görüşelim..

1 hafta sonra hızla ve öfkeyle doktorun kapısından içeri giren yaşlı teyze, ‘’neydi o haplar, artık gaz yapıyorum ama çok kötü kokmaya başladılar’’ der..

Doktor, tamam hanım efendi, burnunuz açıldı, bir de şu hapları alın kulaklarınız açılsınJ

 

 

31 Aralık 2012 Pazartesi

Başbakan Erdoğan, siyaset ve böcek


Apartman yaşamını bilenler bilir.. Hani bir dairede böcek varsa; komple apartmanın dezenfeksiyon yapılması gerekir.. Yoksa bir dairede var, sadece orada yapalım, yeter denirse; sırasıyla tüm dairelere böcek gelir..

 

Bu örnekten sonra Sayın Başbakan Erdoğan’ın ne dediğini bir bakalım:

 

"Bizim mekanlarımız sürekli olarak belli bir aralıkla bu tür aramalar hep yapılır. Bu Başbakanlık ofisinde, resmi konutta, şu an oturduğum evimde de yapılır. Bugüne kadar bizim rastladığımız bir şey değildi. O zaman da yine bu tür bir arama sırasında bunlar bulunuyor. Tabi bulunduktan sonra biz bunun yaygarasını yapmadık. Dedik ki, ‘zaten burada savcılık burada yapılması gereken neyse, bunu yapar.’ Süreç o şekilde akıp gidiyordu. ‘Bunu bir şekilde gündeme taşımamızın bir anlamı yok’ dedik. Bu aslında yine medya grupları tarafından da biliniyordu. Son dönemde artık bu soru bize sorulunca, biz bunu bu şekilde cevaplamak durumunda kaldık. Bu arada da tabi ister istemez ben Başbakanlık Teftiş Kurulu olarak da bu konuyla ilgili bir incelemeyle ilgili istihbarat birimleriyle görüşmek suretiyle, başlatmak durumunda kaldık. Süreç şu anda bu şekilde akıp gidiyor"

 

İşin özü Başbakanlıkta ve çalışma ofisinde böcek bulunmuştur.. Böcek malumunuz gizli dinleme aygıtıdır.. Adı gecen dinleme ve görüntüleme cihazı çok küçük olduğu için istihbarat jargonunda böcek adıyla anılır..

 

Örneğimin başına dönersek ve apartmanı siyaset kurumu olarak varsayarsak; 2010 yılında CHP Eski Genel Başkanı Deniz Baykal, gizli görüntüleri (böcekle) çekilmiş, internete servis edilmiş, sonra istifa gelmiş.. 2011 yılında Genel Seçimlere 1 ay kala böceklerin çektiği gizli görüntüler internete düşmüş, MHP’nin MYK Üyeleri ve milletvekili adayları teker teker istifa etmiş..

Şimdide Sayın Başbakan böceklerle dinlenmiş ve görüntülenmiş.. Ne zaman? Geçen yıl yani hem MHP, hem de CHP böcekleri varken..

 

Ehee gülme komşuna gelir başına misali siyaset kurumu bütün olarak tepki koymazsa aynısını sana da yaparlar.. Ohhh CHP Genel Başkanı gitti, ne güzel dersen, ohhh MHP yara aldı, oy oranı düştü dersen; aynı böcekler böyle diyenleri de hem dinledi hem de çekti.. Ben şahsen iddia ediyorum; Sayın Başbakan’ın hem gizli konuşmaları ve görüntüleri kayıtlıdır, arşive kalktı ama ne zaman ortaya çıkar bilemem..

 

‘’Kim bu böcekleri yerleştirdi?’’ diye sorarsanız: tahminim odur ki, CHP’ye, MHP’ye her kim koyduysa aynısıdır..

 

Peki, dünyada kimler yapabilir bu böcek koyma işini?

 

Dünyada CIA, MOSSAD, Alman İstihbarat, Türkiye’de ise MİT ve Emniyet İstihbarat yapabilir..

 

Sayın Başbakan Erdoğan’a önerim şudur: komple böcek temizliği yapılmalıdır ve failleri mutlaka ortaya çıkarılmalıdır..

 

Sayın Başbakan Erdoğan, durup dururken ‘’derin devlet daha bitmedi, bakın benim büroma bile böcek koymuşlar, dinlemişler’’ cümlesini niye kullandı?

 

Bence kilit soru budur. ‘’Düğün değil, bayram değil, eniştem beni niye öptü?’’ misali; bu çıkışı niye yaptı Sayın Başbakan? Ya böcek koyanlara göz dağı veriyor ya da MİT krizinin rövanşını alıyor...

 

Valla bu sorunun yanıtını sadece Sayın Başbakan biliyor ve bence bu çıkış hesaplı kitaplıdır.. Bakalım, bir sonraki hamle ne olacak?

 

 

28 Aralık 2012 Cuma

Uludere (Roboski) Olayı Komplo Teorisi


 

Uludere’ye bağlı hudut köyü Karasu’dan çıkan 34 vatandaşımız, Irak sınırını geçer; kaçakçılık yapılan yerde mallar yüklenir, akşam saatlerin yüklü katırlarla sınırı geçmeye 2-3 kilometre kala Türk Savaş Uçakları tarafından bombalanır ve malum acı bilanço ortaya çıkar..

 

1 yıldır çözülemeyen ya da sonlandırılamayan olayla ilgili komplo teorisi yazmam kaçınılmazdır..

 

Önce kamuoyuna yansıyan bazı bilgileri anımsatayım:

1. Söz konusu Karasu Köyü korucu köyü imiş..

 

2. Hudut karakolu bilgisi dahilinde kaçakçılık yapılırmış.. Uzun bir süredir illegel duruma legal durum havası verilmiş, korucu köyüne bu yapılan kaçakçılık faaliyet için göz yumulmuş ve mutad hale dönüşmüş..

 

3. Bombalama öncesi köyün sorumluluğundaki hudut karakoluna bilgi verilmemiş ve sorulmamış..

 

Malumunuz bu kaçakçılık faaliyeti, Kuzey Irak’ta PKK tarafından denetleniyor ve haraç alınıyor..

 

Yine malumunuz devletle barış içinde olan Karasu Köyü halkı seçimlerde AK Parti’ye oy verdiği biliniyor.

 

Peki, ne oldu da, bu kaçakçılar kurban edildi?

 

PKK tarafından müthiş bir komplo organize edildi.. Böylece hem köy halkı korucu olduğu için cezalandırıldı, hem de devletle Kürtler arasına derin bir acı konuldu..

 

Şimdi bu kadar anlatıdan sonra tamamen hayali komplo teorimi yazmaya sıra geldi..

 

Gece yarısı köylerine varmak üzere 34 kaçakçı ve katırları ikindi saatlerinde Kuzey Irak’tan yola çıktı. Onları uzaktan göz ucuyla takip eden PKK teröristler, sürekli senaryomsu telsizle konuştular.. İşte şu kadar katırla, şu kadar silahla sınıra yaklaşmak üzereyiz gibi hayali konuşmalar telsizden yapıldı. İşte telsiz üzerinden grup içinde Bahoz Erdal vardır, çok dikkatli olun gibi balık laflar kullanmaya devam ettiler.. Bunu yakalayan dinleme ve istihbarat timleri, hemen komutanlıkları kırmızı bültenle ikaz ettiler..

İlgili Komutanlık, hemen Genelkurmay ve Hava Kuvvetlerine ulaştı, durum haberdar edildi. Hemen İHA (İnsansız Hava Aracı) söz konusu bölgeye yönlendirildi ve gelen görüntülerle, telsiz üzerinden söylenenler örtüştü..

Hemen bombalansın kararı verildi. Uçaklar Diyarbakır’dan kalktılar, bombaladılar ve geri döndüler.

 

Saatler sonra gerçeğe ulaşıldı. Meğer bombalanan kişiler kaçakçılarmış..

 

Peki, bu komplo teorisinin adı nedir?

 

Uluslararası literatürde bunu adı ‘düşmanın elektronik aldatılması’ olarak geçer. PKK’da burada TSK’yı aldatmıştır. Hedefi kendisi olduğunu göstererek; sıradan vatandaşların bombalanmasını sağlamıştır. Böylece devletin, PKK karşısında kazandığı psikolojik üstünlüğe büyük darbe vurmuştur.. Son bir not daha; TSK’nın Kazan Vadisi saldırısı PKK’ya çok büyük darbe vurmuştur.

 

Eğer bu benim yazdığım hayali komplo teorisi doğruysa; Uludere olayının sonuçları, değil 2 yıl sonra hiçbir zaman açıklanmaz..

 

18 Aralık 2012 Salı

Özelleştirmeler yapıldıkça iktidar süresi uzar..


En son 5.7 Milyar Dolar’a 2 köprü ve 3 otoban özelleştirme yoluyla Koç-Ülker ve Malezyalı konsarsuyuma satıldı.

 

Neydi bunlar?

 

İstanbul’da 2 boğaz köprüsü, İzmir-Aydın otobanı, İstanbul-Ankara otobanı, Adana-Gaziantep otobanı satıldı, gitti bile..

 

AK Parti iktidarının süresini uzatmıştır. 2007 seçimlerini Telekom Özelleştirmesi kurtarmıştır, 2011 seçimlerini TEK özelleştirmesi kurtarmıştır, 2015 seçimlerini de Köprüler ve oto yolların satılması kurtaracaktır..

 

Peki, özelleştirme ile ikitidarın seçim kazanmasında nasıl bir ilinti vardır?

 

Para, elbette para..

 

Bu özelleştirmede kıyamet ne zaman kopar?

 

Sözleşmeye eklenen fiyat artırma maddesidir.. Söz konusu maddeye göre enflasyon ve döviz artışına endeksli hale gelmesidir. Hem de hangisi avantajlıysa onu yürürlüğe sokmasıdr..

Diyelim ki enflasyon yüzde 10, dövizde patlama oldu ve yüzde 50 arttı, işte o zaman artış otomatik olarak yüzde 10 yerine yüzde 50 olacaktır.

 

Neyse biz yine de bu özelleştirmenin, iktidarın süresini nasıl uzattığını irdelemeye devam edelim..

 

Bir kere 2014 yılında köylülere mazot, gübre ve tarla analizi parası dağıtılacak, hem de bol keseden.. 2B yasasından kaynaklanan paralaraın toplanması Ocak-2013’te başlanacak ve bu paralar da emeklilere dağıtılacak, tamam, oldu bitti, maşallah! TOKİ’ler milyonlarca vatandaşı borçlandırıp daire sahibi yapmaya devam ediyor, bu kitle zaten AK Parti’ye oy verecekler, elleri mecbur.. Potansiyel muhalefet olarak kim kaldı geriye? İşte beyaz yakalılar, işte çok yoksullar, işte 20-25 yaş arası işsizler, işte Kürt Milliyetçileri, işte Türk Milliyetçilerinin bir kısmı.. Bunlar da yüzde 40-50 arasında gider, gelir.. Bir iktidar için geriye kalan yüzde 50 muazzam bir destek oranıdır. Yüzde 50 ve yukarısı Galatasaray Başkanı tabiriyle çilek olur::)))

 

Son söz: 2000’li yılların başında özelleştirmeye yapamayanlar iktidar gitti, yerine yapanlar geldi. Özelleştirme yapmaya devam ettikçe; iktidar kalmaya da devam ederler.. İktidarın 2019 yılı seçimleri için tehlike çanı ise büyük momantlı satılacak malın kalmamasıdır…

 

14 Aralık 2012 Cuma

Bucak Devlet Hastanesi yapımı niye durdu?


Naneci Medya Sahibi Sayın İbrahim Naneci, Burdur Milletvekili Dr.Hasan Hami Yıldırım " Bucak Devlet Hastanesi inşaatı yapılmayacak "dediğini haber yaptı ve kıyamet koptu ya..

 

AK Parti cenahından bir panik, bir kargaşa derken yalanlama gibi bazı ifadeler duyuldu ama Sayın Milletvekili çıkıp; asla yalanlamadı ya..

 

Ama ben çözdüm olayı..

 

Evet, yapılmayacak, peki neden?

 

AK Parti’nin TBMM’ne sunduğu yeni yasa tasarısından dolayıdır. Tasarıya göre kamu özel işbirliği modeli çerçevesinde Sağlık Bakanlığı’nca ihtiyaç duyulan tesisler Hazine’ye ait araziler üzerinde inşa edilerek 49 yılı geçmeyecek sürelerle kamuya kiralanacak. Aynı tasarı uyarınca Sağlık Bakanlığı Hazine’ye ait araziler üzerinde hastane yapana vergi muafiyeti ve hazine garantisi getirerek sermaye sahiplerine kolaylık sağlayacak..

En önemlisi ise şudur: Sağlık Bakanlığı ve bağlı kuruluşları için yapılacak binaların yapım işlerinin ihalesi, Yüksek Planlama Kurulu’ndan yapım kararı alındıktan sonra gerçekleştirilecek. Mevcut binaların yenilenmesi de bu kapsamda yapılabilecek. İmar planları Sağlık Bakanlığı’nın talebi üzerine Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nca yapılacak.

TOKİ’nin yüklenici olduğu 150 yataklı Bucak Devlet Hastanesi inşası da bu yasa tasarısı yüzden durmuştur.

Peki, bundan sonra ne olacak?

2 şık vardır.. ilki yasa çıktıktan sonra özel sermaye sahibi kişi ya da kişiler temeli atılan bu hastaneyi yapacak ve devlete 49 yıllığına kiralayacak.

Diğer şık ise mevcut binanın yenilenmesi şeklinde olacaktır.

Bakalım, ne olacak? Benim tezim mi doğru çıkacak yoksa şu an itibarıyla in-cinin top oynadığı 150 yataklı hastane inşasına kaldığı yerden TOKİ tarafından devam mı edilecek?

9 Aralık 2012 Pazar

21 Aralık’ta kıyamet kopacakmış:)


Kıyamet çoktan koptu zaten..

 

Nasıl mı?

 

Ozon tabakası delindi ve güneşin zararlı ışınlarını süzen tabaka inceldi ve büyük bölümü yok oldu.. En önemlisi ısınma arttı ve mevsim dengesi bozuldu.. Hala Ozon tabakasını yok edecek; sera gazı salımına hem ABD, hem de Çin devam etmektedir. Adı geçen ülkeler, atmosfere sera gazı salınımı yasaklayan KYOTO antlaşmasına imza atmamıştır.

 

Kuzey Kutbu buzulları eridi, dünyamızın su seviyesi yükseldi ve anormal atmosferik olaylar (fırtına, tayfun, hortum gibi..) arttı.. ABD, Rusya, Kanada bayraklarını dikerek; zengin petrol ve doğalgaz yataklarını paylaştı bile..

 

Yerüstü ve yeraltı doğal kaynaklar kirlendi ve tükendi artık..

 

Göller, denizler, okyanuslar kirlendi, deniz kağlumbağalarının neredeyse yüzde 50’si kanser oluyor ve ölüyor..

 

Yeraltı su kaynaklarımız kimyasal atıklar nedeniyle her yıl biraz daha içilmez hale geliyor.. Soluduğumuz hava bile fosil yakıtların saldığı karbon nedeniyle her yıl biraz daha kirleniyor..

 

Geriye ne kaldı? Yiyeceklerimiz, o da felakettir, çünkü GDO (Genetiği Oynanmış Organizma)’lu ürünlerle insanlarımız beslenmektedir. Bu da yetmiyor, kontrolsuz tarım kimyasalları, hormonları meyve ve sebzeye veriliyor ve o ürünleri insanlar tüketiyor..

 

Kıyamet daha nasıl kopacak arkadaş, aptallığınıza doymayın emi.. Bu şartlarda yaşamın normal devam etmesi mümkün değildir.. Çoçuklarımızın geleceği kapkaranlıktır.. İnsanlığın DNA’sı bile bozulmaya yüz tutmuştur.. Genç yaşlarda kanser, kalp krizi ve beyin enfarktüsleri artarak hızla çoğalacaktır.. Anlayana, bu gidişat kıyamettir, anlamayana sözüm yoktur..

 

8 Aralık 2012 Cumartesi

Mustafa Sarıgül hamlesi..


Futbolu yıllardır izlerim, hadi naz yapmayalım futboldan anlarım.. Maçın ortalarına doğru gelindiği zaman mağlupsan ya da berabereysen; rakibin kilidini açmak için mutlaka hamle yapmak zorundasındır..

 

Bunun gibi Türkiye siyasetinde kilitlenme sözkonusudur.. AK Parti yüzde 45-50 aralığında, CHP yüzde 20-25 aralığında, MHP yüzde 10-15 aralığında sıkıştı kaldılar.. Bu kilidi açacak hamle Şişli Belediye Başkanı Sayın Mustafa Sarıgül’den geldi.. Alınan muhtelif bilgilere göre TDP (Türkiye Değişim Partisi) faaliyete geçirelecektir ve ilk hedef yerel seçimlerdir..

 

Bazı medya organlarına yansıyan haberlere göre Yaşar Nuri Öztürk’ün kurduğu Halkın Yükselişi Partisi’nin (HYP) yöneticileriyle bir araya gelindi. HYP’nin yakın zamanda olağanüstü kurultayını toplayacağı ve yoluna Türkiye Değişim Partisi (TDP) olarak devam edeceği öğrenildi.

 

Bu siyasi hamle ne getirir, ne götürür?

 

Bence dengeyi, ezberi bozar.. Seçmenin tercihini yeniden gözden geçirmesini sağlar..

 

Bu siyasi hamleden hangi parti ya da partiler etkilenir?

 

Doğaldır ki, sosyal demokrasiyi bir türlü benimseyememiş, sindirememiş ve hala arayış içinde olan CHP ağırlıklı olarak etkilenir. Ve AK Parti’den hatırı sayılır oranda kopuş yaşanır.. AK Parti’yi kerhen destekleyen liberaller, modern muhafazakarlar bu yeni partiye geçiş yaparlar..

 

Neyse bu siyasi hareket daha çok konuşulur ve neler olur neler.. Bekleyip hep beraber bakacağız, göreceğiz…

 

6 Aralık 2012 Perşembe

‘Muhteşem Yüzyıl’ dizisi yakılsın abi


Önce Sayın Başbakan Erdoğan, ‘Muhteşem Yüzyıl’ dizisi hakkında verdi veriştirdiydi.. İsterseniz Sayın Başbakan’ın ne dediğini bir anımsayalım mı?

 

"Ama bunlar televizyon ekranındaki ecdadımızı zannediyorum o Muhteşem Yüzyıl belgeselindeki gibi tanıyorlar. Bizim öyle ecdadımız yok. Biz öyle bir Kanuni, öyle bir sultan Süleyman tanımadık. Onun ömrünün 30 yılı at sırtında geçti. Sarayda, o gördüğünüz dizilerdeki gibi geçmedi. Bunu çok iyi bilmemiz ve anlamamız lazım. Ben o dizilerin yönetmenini de, o televizyonun sahiplerini de milletimin huzurunda kınıyorum. Bu konuda da ilgilileri uyarmamıza rağmen yargının da gerekli kararı vermesini bekliyoruz. Böyle bir anlayış olamaz. Bu milletin değerleriyle oynayanlara, milletçe gereken dersin, gereken cevabın hukuk içinde verilmesi gerekir."

 

Neyse 1 hafta bağrış çağrış oldu ve tam unutuldu derken AK Parti Milletvekili Oktay Saral bir hamle daha yapar. Hazırladığı bir yasa tasarısıyla dizinin resmen yasaklanmasını istememektedir. Söz konusu yasa tasarısında tam olarak ne deniyor:

 

RTÜK Yasası’nın “yayın hizmeti ilkeleri” başlıklı 8. maddesinin 1. fıkrasının “Suç işlemeyi, suçluyu ve suç örgütlerini övücü, suç tekniklerini öğretici netilikte olamaz” şeklindeki (g) bendine şu eklemenin yapılması öngörülüyor:

“Toplumun milli değerleri içinde kabul edilen tarihi olayları ve şahsiyetleri küçük düşüren, aşağılayan, çarpıtan veya olduğundan farklı şekilde gösteren nitelikte olamaz.”

 

Tamammmm, bu hazırlanan yasa tasarısıyla tarih olaylar da milli değerler kategorsine sokulda ya, Türkiye sanat ve sanat tarihinin temel öğelerinden edebiyat, sinema gibi alanlarda özgürlüğün ve özgünlüğün evrensel kriteri-değeri mertebesini 3 basamak yükseltmiştir, böylece dünyada hem sınıf atlamıştır, hem geleceğe miras bırakmıştır..

 

1980 sonrası sol yayınlar, özellikle kitaplar ve filmler yakıldı ya, 2012 yılında da ‘Muhteşem Yüzyıl’ dizisi yakılsın abiJ

 

1980 sonrası sanat eserlerinin yakılma, yasaklanma gerekçesi; Komünizm, Sosyalizm gibi ideololjileri övme, taraftar kazandırma derlerdi ya, 2012 yılında artık sınıf atladık ve ‘Milli değerler içinde yer alan tarihi olaylar ve şahsiyetler aşağılandığı, küçük düşürüldüğü’ için yasaklansın deniyor artık..

Ne oldu abi?

Bu yaşadıklarımız acaba Dejavu mu?

Zaman geriye mi işledi acaba?