28 Eylül 2012 Cuma

Galatasaray hisseleri, bedelli sermaye artırımı ve dökülenler..


Yaşanan tartışmalarda yaklaşık 3 yıl önce bıraktığım borsa maceramı yeniden anımsadım..

 

Nedir işin aslı?

 

Para kazanmak için diyelim ki 217 TL verip 1 LOT Galatasaray hissesi alan yatırımcı hiç hoşuna gitmeyen bir Galatasaray SPORTİF Anonim Şirket’i kararı gelir.

 

Ne diyor o kararda?

 

Önce yüzde 300, sonra yüzde 400 bedelli sermaye artırımı.. Alınan şirket kararı SPK’nın onayından sonra uygulamaya geçer..

 

Burada yatan püf nokta güçlü yatırımcıdır. Bedelli sermaye artırımı bireysel-küçük yatırımcıdan daha ziyade fonlara hitap eder.  

 

Mağdurum diyen küçük yatırımcının feryatları haklı gibi gözükse de borsa mantığına uygun değildir. Çünkü küçük yatırımcı bedelli artırım kararından önce ne fiyat olursa olsun satması gerekirdi. Satmadıysa bedelli için yeterli parası vardır anlamına gelir.

 

Dün gece BEYAZ TV’de Rasim Ozan Kütahyalı’nın gündeme getirdiği programı saat 02.30’a kadar izledim. Galatasaray hissesinden sözde mağdurlar özetle şunu talep ediyorlar: ‘Yüzde 400 bedelli sermaye artırımı gerçekleşti, heme akabinde yüzde 300 bedelli sermaye artırımı yapılmasın, ileri tarihe ötelensin, gelecek yıllarda yapılsın, bizim bedelliye katılacak maddi gücümüz kalmadı’

 

Borsanın tam da istediği budur işte.. Küçükler kaybolsun, hisseler büyüklere kalsın..Bir yerde sandalye kapma yarışını andırır bu borsa oyunu.. Hani ortada 5 sandalye vardır, oynayan 10 kişidir, oturun denince 5 kişi mecburen dışarıda kalır ya, mağdurum diyen arkadaşların durumu da aynen böyledir..

 

Liberalizm’in ruhunda spekülasyon, keriz silkeleme, küçükleri yutma gibi tabirler mevcuttur. Yatırımcı olan küçükler ise tüm bu olup-bitenleri bilerek oyuna dahil olurlar..

 

Bakın, size net bir şey söyleyeyim: Bedelli sermaye artırımı tamamlansın, yaklaşık 1-2 ay sonra nereden bakarsanız bakın; hisseler yüzde 50 primli olurlar..

 

Bedelli öncesi satma hamlesini yapamazsan kaybetmeye mahkumsun.. Eski bir kaybeden tecrübesiyle bu kadar net konuşuyorum..

 

O mağdur arkadaşlara son bir önerim vardır: Hisselerinizi hemen bugün satın, yüzde 300 bedelliye katılmayın, her şey tamamlandıktan sonra yeniden alın ve 3-5 yıl kadar beklerseniz; zararınızı tazmin ederseniz..

 

Öbür türlü yok SPK’ya şikayet, yok savcılığa suç duyurusu falan nafile çabalardır, sizler de biliyorsunuz ki yapılanların hepsi legal ve prosedüre uygundur.. Şunu da unutmayın zararın neresinden dönerseniz karlısınız..

 

Sanki burada finansal olarak güçlenen Galatasaray’a bazı çevrelerin az bilinen bir alandan saldırı başlattılar.. Çok beğendiğim realist ve profesyonel düşünen, öyle de davranan Galatasaray Başkanı Sayın Ünal Aysan hedef tahtasına konulmaya çalışılıyor.. Bunlar gelişen, büyüyen Galatasaray önüne takoz koymaktan ibarettir. Bir halt çıkmaz, işte sadece kafa bulandırır..

 

25 Eylül 2012 Salı

Genel Sağlık Sigortası gençleri çarpmış..


1 yıl önce ikazımı yapmıştım ve bu yasadan çok kişinin başı ağrıyacak tahmininde bulunmuştum, maalesef 10 ay sonra öyle de oldu..

 

Nasıl?

 

İşte çarpıcı rakamlar şöyledir:

 

Genel Sağlık Sigortası kapsamında 1 Ocak 1988 ve sonrası doğumlu liseyi bitirip üniversiteye hazırlanan 1 milyon 154 bin 595 gence genel sağlık sigorta prim borcu çıkarıldı. 1 Ocak 2012 tarihinden itibaren yasanın uygulamasına göre okumayanlar 18 yaş, orta öğrenimdekiler 20, üniversitedekiler de 25 yaşından sonra ailelerin sigorta kapsamından çıkıyor.

 

Ne kadar bu aylık borç?

 

En düşüğü 35 olmak üzere 102 ve 212 lira arasında değişiyor. Bu rakamları bir de 10 ay ile çarp bakalım, 350 ile 2120 TL borç gençler için dolaylı olarak aileler için yıkım olmaz mı?

 

Olur dedim, oldu bile.. Bu çıkan borca daha gecikme zammı, beyan vermeme cezası dahil değildir..

 

Ayrıca evli olup da bağ-kur ve sigortalı olmayan 2 milyon vatandaşımıza gelir testi müracaatı için yılsonuna kadar süre verildi. Asgari ücretin altında geliri olanların sağlık primini devlet ödüyor ya, 2012 ylı sonuna kadar gelirini beyan etmeyenler; 2013-Ocak ayından itibaren her ay için 212 TL Zorunlu Sağlık Sigortası Primi yatıracaklar..

 

Sonuç: 2013 yılında SGK’dan gelen borç kağıtlarıyla çok insan yandım anam diyecek ama geçmiş olsun artık..

 

17 Eylül 2012 Pazartesi

CHP Parti Okulu ve Parti Eğitmenleri Eğitimi


14-15-16 Eylül 2012 günleri Antalya’da düzenlenen eğitime, diğer partidaşlarım gibi ben de katıldım. Kişisel izlenimlerimi anlatacağım ama önce eğitim hakkında özet bilgiyi paylaşayım..



 

Malumunuzdur ki pedagoji çocuk eğitim metodu oluyor, androgoji yetişkin eğitim usulü olarak adlandırılıyor..





 

Eğtime katılanların ezici çoğunluğu 40 yaş ve üzeri olması otomatik olarak yetişkin eğitim metotunun uygulanmasını gerektiriyor, öyle de oluyor..

 

Eğitimci eğitimi önce teorik bilgilerle başlıyor sonra siyasi konularda grup projesi hazırlanıyor, sunuluyor, kısaca pratik yapılıyor..

 

Ne kazanılıyor?

 

Herhangi bir konuda topluluğa hitap etme zorluğu aşılmaya çalışılıyor. Bu çerçevede işte etkili giriş yapma,

Amacı ve hedefleri belirtme,

Topluluğa sorular yöneltme,

Topluluktan gelen soruları yanıtlama,

Toplulukta şahıslara isimleriyle hitap etme,

Göz teması kurma,

Ses tonu ayarlama,

Hitap ettiğin alanı etkili kullanma,

Araya espiri sokma,

Etkili özet yapma gibi hususlar öğreniliyor ve pekiştiriliyor..

 

Kişişel izlenimlerim ise çok olumludur, ‘’iyi ki bu etkinliğe/eğitime katılmışım’’ diyorum..

 

Çünkü gündelik yaşamımda gereksinim duyduğum ve çok farkında olmadığım önemli ince noktaları öğrendim. En önemlisi yaşamın diğer alanlarına da uygulayabileceğim proje yapma metodunu kavradım..

 

Örneğin bir iş yeri açma girişimi yapılacağı zaman böyle bir projeye çok ihtiyaç vardır. Çünkü neden, nasıl, nerede, niçin, ne zaman gibi sorulara planlı bir şekilde yanıt veriliyor. Kısaca karşılaşılabilecek risk en aza indirgeniyor..

 

Son söz: Antalya, Burdur ve Isparta illerinden CHP’lilerin katılımıyla gerçekleşen parti okulu eğitimi tüm Türkiye’de yaygınlaşıyor ve kadrolar bilgiyle donatılıyor.. Bu da CHP’nin iktidara hazırlandığını gösteriyor..

11 Eylül 2012 Salı

Bucak'ta Sela Okunması Meselesi..



Sayın Ali Has (AK Parti Gençlik Kolları Başkanı) gündeme getirdiği konu hepimizi çok ilgilendiriyor ve ortada bir sorun bulunuyor..

 

Öncelik Ali Has Kardeşimize baş sağlığı diliyorum ve Bucaklı hemşerilerimizi yakından alakadar eden bir hususu gündeme taşıdığı için teşekkür ediyorum..

 

Allah kimseye göstermesin ama başımıza gelince anlıyoruz ki bir yakınımızın vefatı halinde ‘SELA’ verdirmek tabiri caizse devlet meselesi haline gelmiştir (Ali Bey’in ifadelerinden anlıyoruz)...

 

Elbette çare üretmek, yol göstermek zorundayız..

 

Ben şu çözüm önerisini sunuyorum:

 

Bucak İlçe Müftülüğü ‘sela’ verecek imamların aylık nöbet listesi hazırlar ve müftülük binasının dışına ilan panosuna asar.. Cenazesi olan kişi müftülüğe gider, listeye bakar ve cep telefonundan ulaştığı imama ‘sela’ metnini iletir ve  işlem biter.. Gerekirse ‘sela’ için merkezi ses sistemi devreye sokulabilir ama bence gerek yoktur çünkü belediye hopörlerinden ilan ediliyor zaten..

 

Vatandaşımızın acısı vardır, bir de böyle basit bir sorunla boğuşmasın lütfen!

 

Bucaklı vatandaşlarımız adına konuyu ben de gündeme getiriyorum ve Sayın İlçe Müftümüz’ün konuya duyarlılık göstereceğine, mutlaka makul bir çözüm bulacağına, yürekten inanıyorum..

 

7 Eylül 2012 Cuma

Düşünceye davet..


Ya anlayışımız problemli ya da anlamak istemiyoruz..

 

Neden?

 

Çok kez izah etmeye çalıştım ama nafile oldu.. Bir daha çabalayacağım..

 

Bakınız, şu oldu, bu oldu ama 30 yıl geçti.. Ne kadar canımızı, içimizi açıtsa da orta yerde duran gerçeğe kimse gözünü kırpamaz..

 

Nedir o realite?

 

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin karşısında Marksist Leninist ideolojiye sahip silahlı bir örgüt var, uzantısı siyasi parti var, oy veren 3 buçuk milyona yakın seçmen var.. ABD dahil tüm Avrupa ülkelerinde PKK bürolarını ve diplomatik varlıklarını saymıyorum bile..

 

Sayın Bakanımız Beşir Atalay son PKK saldırıları sonrası ne diyor?

Kürt Halkı’ndan bir tepki, bir kınama bekliyorum, kısaca bir ses vermesini bekliyorum..

 

Ben de diyorum ki, ‘’Sayın Bakanım, çok beklerseniz, geçmiş olsun artık, o safha ya da o eşik çokta aşıldı’’

 

Özellikle son 10 yılda birey olarak hepimiz biraz suçluyuz.. Çünkü bu konuya hiç kafa yormadık, hep yukarıya Ankara’ya havale ettik.. Sorumluluk almaktan vatandaş olarak hep kaçındık ya da imtina ettik.. Liderlerin ağzına bakar olduk.. Birey olarak onlara yardımcı olacak fikir, düşünce üretmedik.. Kısaca düşünce tembeli ya da düşünce istirahatine çekildik..

 

Herkes bu acıklı, kan-reva kokan, ateş gibi yakan konuya mutlaka eğilmeli, araştırmalı, sorgulamalı ve fikir ortaya koymalı.. Yoksa rotasını şaşırmış kuş gibi oradan oraya uçar dururuz..

 

Hadi size bir kolaylık yapayım, bu yazının altını yorumlarınızla ‘ben de böyle düşünüyorum’ deme şansını sağlayayım..

 

Soru 1:  PKK meselesi nedir?

 

Soru-2: Sizce hemen ne yapılmalıdır?

 

Soru-3: Türkiye’nin 1923 kuruluş yapısı değişmeli mi?

 

Soru-4: Sizce 30 yıldır siyaset neden çözüm üretmekte kısır kaldı?

 

Sizler, bu sorulara ya da başka sorulara özgürce yanıt vererek ‘ben de böyle düşünüyorum’ diyebilirsiniz..

 

3 Eylül 2012 Pazartesi

ABD, İRAN'ın vurulması içinTürkiye desteğini aldı bile..


 
03 Eylül 2012 günü sessiz sedasız Türkiye/İstanbul’a gelen CIA Başkanı David Petraeus (Eski Genelkurmay Başkanı olup hem Irak’ta hem de Afganistan’da görev yapmıştır.) MİT Başkanı, Dışişleri Bakanı ve Başbakanla görüştü..

 

Bence CIA Başkanı tahminlerin aksine İRAN için geldi.. Böylece sağ gösterip sol vurma diplomasisi yapıldı.. Hele bugün İRAN ajanlarının televizyon görüntüsü çıktı ya, kafamdaki teori hemen oluştu..

 

Hem Suriye meselesiyle, hem de PKK meselesiyle sıkışmış pozisyonunu fırsata çeviren ABD, İRAN müdahalesine karşı sürekli direnen ve karşı çıkan kesimi pes ettirdi.. CIA Başkanı Petreaus, Suriye ve PKK kartlarını önümüze koydu ve İRAN desteğini aldı, gitti...

 

Şubat veya Mart-2013 ayında İran vurulursa; zaten Suriye müdahaleye gerek kalmaksızın otomatik olarak düşer... ABD ustaca manevrayla Rusya ve Çin diplomasi kilidini kıracaktır.. Türkiye bence bu planla ikna edildi..

 

Kasım-2012 ABD seçimlerinde ister OBAMA, ister ROMNEY gelsin, fark etmez artık, İRAN kesinlikle vurulacaktır..

 

Özel Not: 4. ÖLÜDENİZ EDEBİYAT GÜNLERİ 11-14 Ekim 2012 günleri yapılacaktır. Ben de Yazar Ömer ÖZDAMAR olarak davetliyim..

24 Ağustos 2012 Cuma

Zor dostum zor…


AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Tayyip Erdoğan koltuğunda oturmuş bir sağına bakıyor, bir soluna bakıyor ama nihai karar veremiyor..

 

Sağında 2013-Kasım ayı yerel seçimleri, 2014-Ağustos ayı Cumhurbaşkanlığı seçimi, 2015-Haziran ayı Genel Seçimler, aylık kamuoyu araştırma şirketlerinin raporları, HAS Parti’nin içeriye alınması, Eski DP Genel Başkanı Süleyman Soylu’nun katılımı, BBP’nin zımmen desteği..

 

Solunda ise İzmir, Gaziantep terör saldırısına ilaveten Hakkari ve özellikle Şemdinli’de yaşanan çok şiddetli çatışmalar.. Kısaca Kürt meselesi.. Hemen dibinde Suriye meselesi, Kürecik Radarı nedeniyle arası bozulan ilişkiler yani İran meselesi..

 

Son 2-3 yıldır Kürt meselesinde izlenen taktik; tümden bir paket halinde değil de, parça parça düzenleme yapmaktır. İşte TRT-ŞEŞ Kürtçe yayını, işte Eğitim-Öğretimde Kürtçe seçmeli ders olması gibi.. Azar azar kamuoyuna bu düzenlemeler anlatıldığı zaman hem sindirimi ve kabulü kolay oluyor,  hem de sağında duran anketlere olumsuz yansımıyor..

Fakat karşısındaki illet PKK, bunu kabul etmiyor, aynı zamanda kamuoyunda paket olmadığı için Kürt açılımı algısı oluşmuyor..

 

Ne yapacak şimdi Sayın Başbakan?

 

Sağ yanında Cumhurbaşkanlığı beklentisi, sol yanında PKK yüzünden kaçan huzur..

 

Açılım maçılıp yoktur deyip güvenlikçi politikasını sürdürse ne olur? Bence yanlış olur.. Çünkü çözüm kaçınılmazsa, ertelenmesi çok daha yüksek maliyetlere neden olur.

 

Nasıl mı?

 

2012 yılında herkes ağız birliği etmişçesine ‘Kürt Meselesi’ var diyor, öyleyse çözümün ertlenmesi hem siyasi hem de ekonomik maliyeti olacaktır. Malumunuz ‘Kürt Meselesi’ 30 yıl ertelendi, ne oldu? Türkiye’ye 1 trilyon dolara mal oldu.. O halde geçmiş iktidarlar gibi siyasi hesaplarla çözüm ertelenirse Türkiye çok şey kaybedecektir..

 

Çözüm ise Yeni Anayasa zeminde olacaktır. Vatandaşlık tanımı değişecek, yerinde yönetim olacak, böylece bu iş kökünden çözülecektir.

 

Nasıl olacak bu iş?

 

Basittir. Anayasanın ilk maddesi ‘’Türkiye Cumhuriyeti Türk, Kürt ve diğer vatandaşlardan oluşmuştur’’ yazılacaktır. Vatandaşların sahip oldukların kimliklerin milliyeti bölümüne Kürt, Türk yazılacak, hepsi budur..

 

Yerel Yönetimler Reformu hep konuşulur ama bir türlü Ankara vesayeti sona ermez. Bir ilin öğretmen, hemşire, doktor atamasını niye Ankara yapsın arkadaş? O ilin seçilmiş valisi, meclisi yapar bu işleri.. Kısaca Özal’ın hayali olan eyalet sistemi anayasaya girecektir.

 

Bu yapılabilir mi?

 

Yapılırsa, başımızın belası PKK tamamen marjinal hale gelir.. Yapılmazsa analar ağlamaya devam eder..

 

Suriye, İran meselesi bambaşkadır.

 

Neden?

 

Çünkü bu meselerde Sayın Başbakan Erdoğan’ın tek başına iradesi yeterli değildir. ABD, Rusya, Fransa, İsrail gibi başka aktörler devrededir..

 

‘Zor dostum zor’ repliği bir kez daha aklıma geldi..

 

Neden?

 

Nedeni var mı? Sayın Başbakan soluna bakıyor savaşlar, sağına bakıyor seçimler..

 

Seç seçebilirsin.. En kötüsü de her ikisi aynı sepete sığmıyor..

18 Ağustos 2012 Cumartesi

Küresel Para Sistemi hem AK Parti’ye, hem de Yeni CHP’ye barışı dayatıyor..


PKK ile Oslo görüşmeleri, PKK’ların Habur görüntüleri, AK Parti’yi siyaseten çok yıprattı. AK Parti, tabandan aldığı sert tepkiler üzerine hızla tornistan yaptı, barış politikası yerine güvenlik politikası uygulamasına geçti..

CHP önce ‘Yeni CHP’ adıyla zaten AK Parti’nin boşalttığı bu alana gireceğinin sinyalini önceden verdi. CHP Genel Başkanı ve heyeti AK Parti’yi ziyaret etti ve Kürt meselesini beraber çözelim teklifini önerdi..

Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün üzerinden Yeni CHP ‘Kürt Meselesine’ derinden ve kurumsal bağlayıcı tavrıyla herkesi şaşırtmıştır. Kılıçdaroğlu yaptığı açıklamada; ‘Milletvekili Aygün’e sahip çıkıyorum ve arkasında duruyorum’ demesiyle herkesi bir kez daha şaşırtmıştır.

Farkındaysanız Hüseyin Aygün’ün PKK tarafından kaçırılmasına, bırakılmasına ve çok sansasyonel konuşmasına Şamil Tayyar istisnasıyla AK Parti hep sakin, hatta sessiz kalmayı tercih etmiştir.

Küresel Para Sistemi öyle bir oyun kurdu ki ne CHP, ne de AK Parti bu işten sıyrılamaz artık.. Bu işi beraber çözün dayatması ortadadır.. Bu durumdan kaçan parti lideri olursa gelecek yılları çok zor geçer..

CHP’den tırnak içinde ulusalcılar kanadı biraz gürültü kopardır ama o kadar.. Partiden koparlar mı? Olabilir ama siyasi intihar olur.. Bir daha milletvekili olamazlar, gerçi kopmasalar da olamayacakları bellidir ya..

Peki, Küresel Para Sistemi Türkiye’nin yüzde 77’sine dayanan oy oranlarıyla 2 büyük partiye neden barışı dayatıyor?

Birinci neden tüketici genç nüfus dağlarda yaşıyor, büyük çoğunluğu ölüyor..
İkinci neden milyarlarca dolar silaha, bombaya, mermiye harcanıyor.. Yani otomobil, ev, beyaz eşya yerine Küresel Para Sistemi’nin hiç istemediği bir alana para harcanıyor..

Nasıl bir barış olacak?

Küresel Para Sistemi, muhtemelen ‘Kürt Özerk Bölgesi’ yaratılmasını ve anayasayla, kanunlarla desteklenmesini istiyor.. Fazlasını, eksiğini direten tarafların bertaraf olacağı aşikardır.. Bu iş şuna benziyor, ölümü gösterip sıtmaya razı etmek gibidir..


16 Ağustos 2012 Perşembe

İyi Bayramlar...




Ramazan Bayramı ya da Şeker Bayramı sağ olana, sağlıklı olana yeni bir sevinç, yeni bir mutluluk, yeni bir kavuşma, yeni bir vuslata ermedir..



Elbette bu bayram sevincini buruk geçirenlerimiz de vardır, işte askerde evladı olanlar, işte yakınları hastanede yatanlar, işte şehitleri olanlar, işte gurbette olanlar, işte bayramda kavuşmayı bir başka bayrama erteleyenler..



Bayram yazısı yazacağım da nostalji yapmayacağım, bunun mümkünatı yoktur..



Bayram sabahı giymek üzere yastığımın altında sakladığım, ayakkabılarım, çoraplarım, pantolonum..



Bayram sabahını iple çekmemiz ve o gece bir damla uyku uyuyamamız..



Bayram sabahı kimden ne kadar harçlık alacağımızı, tahmini toplam rakamımızı basit aritmetik işlemlerle hafızamıza kazımamız..



Bayram sabahı öncelikle ailemizin ellerini öptükten sonra kime, ne zaman gideceğimizin hesabını yapmamız, uzak yerleri son güne ertelememiz..



Kabul etsek, kabul etmesek, gerçek olan 1970’lerin bayramı bitti, 2012’lerin bayramı var artık..



Bayramı dayanışma, görüşme, barışma vesilesi olmaktan çıkarıp; nereye tatil için giderim gayesine döndü artık.. Anne-babası sağ ise bir telefon açması yeterlidir.. Gitmesi-gelmesi artık hiç mümkün değildir..



Neyse herkesin bayramanı en içten dileklerimle kutluyorum, sevdikleriyle daha nice bayramlar geçirmenizi diliyorum.. Bayramı hadi biraz gülerek geçirelim ve sizler için bir demet fıkra seçtim..



Varan-1

Bayramın yaklaştığı günlerden birinde, iftar sırasında, misafirlerden biri:
‘’Keşke, Ramazan, senede iki kez gelse’’ der..


Aynı sofrada misafir bulunan Bektaşi, hemen şu cevabı verir:


Öyleyse Ramazan gider gitmez neden bayram yaparsınız? İnsan, sevdiği gidince bayram mı yapar hiç?...



Varan-2

Ramazan vakti Temel karısı ile yatmamaya karar vermiş. Fadime bu fikri beğenmediği halde kabul etmiş ve Temel’e yardımcı olacağına söz vermiş. İlk iki hafta pek zor olmamış, Temel ile Fadime kendilerini kontrol edebilmişler.


15 günden sonra artık Temel dayanmakta çok zorluk çekiyormuş. Ama Fadime sözünden dönmemiş. Geceleri yatağa eski, kirli elbiseleriyle giriyormuş. Yatmadan evvelde bol bol sarımsak, soğan ve hamsi yiyormuş ki Temel iğrensin diye. Son hafta çok zor olmuş ki Fadime yatak odasının kapısına kilit takmak zorunda kalmış.


Neyse bayram sabahı bizim zavallı divanda yatan Temel yatak odasının kapısını tıklamaya başlamış. Tık, tık, tık…
— Kimim biliyor musun?
—Tabi ki biliyorum, sen Temelsin... Demiş Fadime.
—Ne istediğimi biliyor musun?
—Ne istediğini biliyorum...
— Peki, kapıyı neyle tıkladığımı biliyor musun?



Varan-3

Bir bayram günü nasreddin hoca komşusuna ziyarete gidince komşusu her misafire olduğu gibi hocaya da bal ikram ediyor.
Bir tepsi içinde gelen koca bir petek baldan her gelen misafir bir iki kaşık alır çekilirmiş.
Komşusu bakar ki hoca kaşığı daldırdıkça daldırıyor. Peteğin yarısına gelmiş daha duracağa da benzemiyor. Dayanamayıp:


- Aman hoca fazla yeme yoksa için yanar deyince hoca cevabı yapıştırır:


- Kimin içinin yandığını allah bilir.

9 Ağustos 2012 Perşembe

Kürdistan hayal mi, gerçek mi?


Bugün öğle haber bülteninde Sayın Fatih Altaylı’yı izledim, onun ve daha önceden okuduğum Taha Akyol gibi bazı liberal yazarların savunduğu bir fikre asla katılmıyorum.



Nedir o fikir?



Türkiye gibi ülke varken ve orada yaşarken; Kürtler gidip Barzani liderliğinde kurulacak Kürdistan’a ‘EVET’ demezler..



En son deneyimli Kürt Politikacı Ahmet Türk ne diyor?



Suriye, Türkiye, Irak, İran Kürtlerinin birleşmesi, Kürtlerin intiharı olur. Özerk ve özgür olmaları yeterlidir..



Bence hepsi külli yalandır, altı boştur. Hem Ahmet Türk’ün söyledikleri hem de Türkiye kanaat önderi olan liberal yazarların düşündükleri..



Neden?



Akıl ve mantık yürütelim.. Bazı şeylerin söylenmesi için basit, sade düşünmek yeterlidir..



Empati yapalım mı? Yüzyıllardır hayalini kurduğu Kürt devleti kurulmasına ve onun aidiyatına girilmesine, normal bir Kürt vatandaşı niye karşı çıksın?



Irak tamam, Suriye tamam sayılır, sırasıyla İran da tamam olunca otomatikman Türkiye de tamam olacaktır..



Tarihi akışı aklı selim yorumlayabilen bu çıplak gerçeği pat diye görür.. Bu süreç başlamıştır ve normal seyrinde akmaktadır.. 20 yıl içinde Irak ve Suriye ayağı tamamlandı, belki 10 yıl, belki daha kısa zaman süresi için İran ve Türkiye ayağı da tamamlanacaktır.



Liberallerin tezi şudur: Türkiye demokrasi ve haklar açısından diğer 3 ülkeye göre çok daha iyi seviyededir ve hala daha iyi olması için çalışılmaktadır. Doğru mu? Doğru denebilir..



Peki, bu tez Türkiye Kürtleri için caydırıcı mıdır?



Hiç de değildir. Kürt kimliği ve bayrağı altında birleşmiş bir Kürt devletle yaşamayı 10 kere, 100 kere tercih eder..



İşte okullarda Kürtçe eğitim, işte Kürtçe televizyon, işte yeni anayasa taslağında yeni vatandaşlık tarifi falan ana gidişatı asla değiştirmez, en fazla geciktirir..



Kürdistan hayal mi, gerçek mi?



2012 yılının sıcak yaz mevsiminde yüzde 99 olasılıkla artık gerçek olmuştur.



Türkiye ne yapmalıdır?



Osman Pamukoğlu’nun dediği gibi ‘Hakkari elden gitmiştir’ lafına ağlayıp sızlamadan; 10 yıl sonrasına dair starteji geliştirmelidir.  



Bana göre en doğru stratejik karar şudur: Türkiye bu birleşik Kürt devleti için önayak olmalıdır. Tüm hesapları tersyüz etmelidir. Böylece bu yüzyıllara dayanan kamburu sırtından atmalıdır. Sayın Başbakan Erdoğan’ın deyişiyle ‘Halkların kendi kaderini kendilerinin belirlemesine saygı duymalıdır.’



İlk adım ne olmalıdır?



Suriye devleti, hani Kürt vatandaşlarına kimlik vermemiş ya, bu çok eleştrilmiş ya, bence Türkiye’ye göre çok daha doğru bir uygulamadır. Çünkü Türkiye, kendi sınırları içinde yaşayan Kürt vatandaşların sayısını bile bilmiyor. Suriye bari biliyor. Çünkü kimliği olmayanlar Kürttür.. Ortak yanı ise her 2 devlet maalesef Kürtleri yok saymıştır. Birisi kimlik vermemiş, birisi de kimlik vermiş ama Kürt yazmamış..



Hemen tez elden Kürtlerin sayımdan geçmesi gerekiyor. Güneydoğu, Doğu Anadolu bölgelerinde ne kadar Kürt var, Anadolu’nun diğer metropollerinde ne kadar Kürt var, bilmeliyiz, kimliklerine Kürt yazmalıyız..



İkinci adım, üçüncü adım bellidir ve sırayla tatbik edilir.. Bu yapılmazsa Türkiye’nin bekası bile tartışmalı hale gelir..



Benden söylemesidir, İster kulak ardı edin, ister ciddiye alın..

7 Ağustos 2012 Salı

Cinler, melekler, şeytanlar..


Cin, şeytan ve melekler görünmez varlıklardır.. Bugün Habertürk TV’de, öğle haber bülteninde, yeni vizyona girecek olan bir film varmış. Adı da ‘Bir Cin Vakası’ olup Yönetmen ve Senaristi Hasan Karacadağ imiş..

İşte bu vesileyle bugünkü yazıya da cinler, melekler, şeytanlar yani görünmez varlıklar konu oldu..

İlginç neler duydum, farklı neler öğrendim?..

Bir kere cinler, kızgın ateşin dumansız alevinden yaratılmıştır. Bu hususta hem teologlar hem de diğer insanlar mutabıktır, çünkü ayetler vardır.

Nedir o ayetler?

Sırasına göre 40. sure, resmi sıralamaya göre 72. sure olan Cin Suresi 28 ayettir. Kuranda Cinlerin varlığı ilgili 30 dan fazla ayet vardır. Cinler dumansız ateşten yaratılmış gaybın varlıklardır.

Kur’an-ı Kerimde
55/RAHMAN-15: Ve halakal cânne min mâricin min nâr (nârin).
Cann'ı (cinni) da 'yalın, dumansız bir ateşten' yarattı.
(Hicr 27) " Cinleri de daha önce zehirli ateşten yaratmıştık." Ayetleriyle
CİNLERİN ateşten yaratıldığı ifade edilmektedir



İlahiyat Profösörleri ısrarla cinlerin görünmez/görünemeyecek varlık olduğunu söylemektedir. Film de ise cin çıkarma vakasının videosundan fragman gösterilmektedir.



Peki, cinle, melekle, şeytanla ilgili wikipedia ne yazıyor?



İslam inancında cinler : Kur’an yorumcuları Kur’anda insanüstü yetenek ve icraatları anlatılan Peygamber Süleymanla ilişkileri anlatılan Saba melikesi Belkıs hakkında yorum yaparlarken O’nun annesinin bir cin olduğunu kaydederler. Bu konudaki rivayetlere dayanarak cinlerle evliliğin mümkün ve caiz olup olmadığı konuları uzun uzadıya tartışılmıştır. [1]

İslâm'a göre cinlerin ateşten yaratıldığına inanılır. İslam dininin kutsal kitabı Kur'an'da cinlerin insanlardan önce yaratıldığı geçer. Bazı açılardan insanlara benzerler; iradeleri mevcuttur, iyi veya kötü eylemlerde bulunabilirler, insanlar gibi yiyip içer, evlenip, çoğalabilirler. Erkeklik ve dişiliklerinin olduğuna inanılır, yani doğar, büyür ve ölürler. Fakat ömürlerinin insanlarınkine oranla daha uzun olduğuna inanılır. İslam dininde cinler de insanlar gibi inanan ve inanmayan şeklinde ayrılır. İnanmayan cinlerin sayısının daha fazla olduğu düşünülür. İnsanlar gibi ibadet ile yükümlüdürler. İnanan cinlerin inanan insanlarla beraber cennete gideceğine, inanmayan cinlerin ise inanmayan insanlarla birlikte cehenneme gideceğine inanılır. İslam dinin kutsal kitabı Kur'an'a göre, İslam dininin son peygamberi Muhammed hem insanlara hem de cinlere gönderilmiş, hem insanları hem de cinleri İslam dinine çağırmıştır.

Bunların dışında insanlardan farklı çeşitli özellikleri olduğu düşüncesin çerçevesinde birçok varsayım mevcuttur. Bunlardan bazıları; çeşitli şekillere girebildikleri, çok kuvvetli olup bazı ağır işleri gerçekleştirebilecekleri, istedikleri takdirde gözle görülebilir olabildikleri, çok hızlı hareket edebildikleri şeklinde sıralanabilir.

Genel kanının tersine İslam inancına göre cinler geleceği ve gaybı bilemezler. Her ne kadar ruhani bir varlık türü olduklarından insanların bilmediği bazı gizemleri bildiklerine inanılsa da, geleceği ve gaybı bilmezler. Ayrıca peygamberlere inen vahyi (ilahi haber ve mesajları) peygamberler tarafından açıklanmadıkça bilemezler.

İslam dininin kutsal kitabı Kur'an'da cinleri konu alan bir sure (bölüm) mevcuttur, adı da Cin Suresi`dir ve Kur'an'ın 72. suresidir.



İnsani geleneklere göre cinler: Çeşitli yörelerde pir, sahip, ecinni, mekir, iyi saatte olsunlar denilmektedir. Bunların da çeşitli dinden olanları kadını erkeği bulunup bütün işlerini geceleri yaparlar, sabah ezanıyla dağılırlar, toplandıkları yerler han, hamam, değirmen, izbelik, mezarlık, ağaçlık, tekin olmayan yerler diye inanılır. Çöplüklere, incir ağacı dibine işenmez. Metruk yerlerde destur çekilir. Muzip oldukları, işleri yapıp bozdukları söylenir. Kızdıranları çarparlar. İnsanların arasını bozdukları, karı kocayı ayırdıkları, inme indirdikleri, kadın veya erkeğe tutulup evlenmelerine mani olduklarına dair inanışlar vardır. Bunların meydana getirdiği hastalıklar için Cinci Hocalar, Hıristiyanlıktaki cin çıkarmaya benzer törenler yaparlar.

Dünyanın çeşitli yerlerinde karakedi ve karaköpeğin cinlerin kötü şeklindeki birer biçimi olduğuna inanılır.[kaynak belirtilmeli] Halk inanışlarında din, efsane, masal ve folklor öğeleri birbirine karışmıştır. Osmanlı zamanında cinlerin bir görünen bir de görünmeyen iki türü olduğuna inanılır, falcılık büyücülük gibi faaliyetlerle bunlar arasında ilişki kurulurdu. Anadolu folklorunda cinlere dair çok geniş bir inanış çeşitlemesi bulunmaktadır.



İslâm'da melekler: Meleklere inanmak İslam dini akidesinin bir parçasıdır, yani iman esaslarındandır. Buna göre İslam dininde meleklerin varlığına ve İslam dininin melek görüşüne inanmayan kişi iman etmiş olmaz. Konuya Kur'an'da 2/285 ve 2/177'de değinilmiştir.

İslâm dininde melekler, yemeyen, içmeyen, erkeklik ve dişiliği olmayan, uyumayan, günah işlemeyen, gözle görülmeyen, nurdan varlıklar olarak nitelenmiştir. Görevleri, mahlukatı Allah'ın ismiyle seyredip, Allah'ın kudret ve sanat eserlerini o türlerde görerek, Allah'ı bütün eksikliklerden tenzih ve tespih etmek, ve Allah'a ibadet etmektir. Ayrıca insanlar dışındaki mahlûkatın Allah'a karşı yaptıkları ibadeti Allah'a sunmakla yükümlüdürler. Bunun yanında hayvanların ve bitkilerin görevlerini onlara ilham etmek ve irade ile olan hareketlerine müdahale etmek, vaziyetlerini bir şekilde düzenlemek ile de vazifelidirler. İslam inancına göre meleklerin bu görevleri onların ibadetleridir. Mahlûkat üzerinde gerçek bir tasarrufları yoktur. Yaptıkları ancak Rablerine karşı dua etme konumunda kalarak, neticeyi Allah'ın yaratmasını istemeleridir. Bu İslâm'daki tevhit inancının bir gereğidir. Tevhit inancına göre evrende olan bütün her şey Allah tarafından yaratılır. İnsan, melek ve benzeri bütün mahlûkatın iradeleriyle istemeleri ise, vücuda getirilmek istenen şeyin yaratılmasını Allah'tan talep etmekten ibarettir.[4]

İslam dinine göre meleklerin iradeleri vardır. Fakat şeytan tarafından musallat olunmadıkları için bu iradelerini insan gibi kötü yönde kullanabilme kabiliyetleri yoktur. Dolayısıyla günahsız varlıklardır. Aynı sebepten ötürü makamları sabittir.[5]

İslam dininde, Kur'an'da veya hadislerde meleklerin sayıları ve çeşitleri tam olarak belirtilmemiştir. Yine de bazı melek çeşitleri ve görevleri gerek Kur'an'da, gerekse hadislerde belirtilmiştir. İslam dininde özellikle dört büyük melek olarak anılan dört baş melek vardır. Bunlar: Cebrâil, Mîkâîl, İsrâfil ve Azrâîl'dir.



İslamiyet’te Şeytan: Şeytan, İslamiyet'e göre insanları dinden caydırmaya çalışan cin türünden bir varlıktır. Cinler, meleklerden farklı olarak irade sahibidir. Yaratılışının en büyük nedeni, kıyamete kadar, insan iradesinin sınanmasıdır. Bu sınavı geçenler ödüllendirilecek, geçemeyenler ise cezalandırılacaktır. Kur'an'da şeytandan bahsedilen ayetlerde insanlar onunla birlikte hareket etmemeleri konusunda uyarılmıştır. Şeytanın önceleri bilgeliğinden yararlanılan ve sayılan biriyken, Allah'ın huzurundan kovulma aşamasına nasıl geldiği Araf suresinde anlatılır. Hristiyanlık ve İslamiyet, şeytanın bir zamanlar Allah'ın sevdiği bir hizmetkarı olduğu konusunda hemfikirdir.

"And olsun, size yeryüzünde imkân ve iktidar verdik. Sizin için orada birçok geçim imkânları da yarattık. Ama siz ne kadar az şükrediyorsunuz! Ant olsun, sizi yarattık. Sonra size şekil verdik. Sonra da meleklere, “Âdem için saygı ile eğilin” dedik. İblisten başka hepsi saygı ile eğildiler. O, saygı ile eğilenlerden olmadı."

Allah, “Sana emrettiğim zaman seni saygı ile eğilmekten ne alıkoydu?” dedi. (O da) “Ben ondan hayırlıyım. Çünkü beni ateşten yarattın. Onu ise çamurdan yarattın” dedi. Allah, “Şimdi in aşağı oradan. Çünkü senin orada büyüklük taslamak haddin değil! Hemen çık! Çünkü sen aşağılıklardansın” dedi. Şeytan dedi ki: “(Öyle ise) bana insanların tekrar diriltilecekleri güne kadar süre ver.” Allah da, “Sen süre verilenlerdensin” dedi. Şeytan dedi ki: “(Öyle ise) beni azdırmana karşılık, yemin ederim ki, ben de onları saptırmak için senin doğru yolunun üzerinde elbette oturacağım.” “Sonra (pusu kurup) onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım ve sen onların çoğunu şükreden (kimse)ler bulamayacaksın.” Allah dedi ki: “Yerilmiş ve kovulmuş olarak çık oradan. Andolsun, onlardan sana kim uyarsa sizin, hepinizi Cehennem'e doldururum.” “Ey Âdem! Sen ve eşin Cennet'te kalın. Dilediğiniz yerden yiyin. Fakat şu ağaca yaklaşmayın. Yoksa zalimlerden olursunuz.” Derken Şeytan, kendilerinden gizlenmiş olan avret yerlerini onlara açmak için kendilerine vesvese verdi ve dedi ki: “Rabbiniz size bu ağacı ancak, melek olmayasınız, ya da (Cennet'te) ebedi kalacaklardan olmayasınız diye yasakladı.” “Şüphesiz ben size öğüt verenlerdenim” diye de onlara yemin etti. Bu sûretle onları kandırarak yasağa sürükledi. Ağaçtan tattıklarında kendilerine avret yerleri göründü. Derhal üzerlerini Cennet yapraklarıyla örtmeye başladılar. Rableri onlara, “Ben size bu ağacı yasaklamadım mı? Şeytan size apaçık bir düşmandır, demedim mi?” diye seslendi. Dediler ki: “Rabbimiz! Biz kendimize zulüm ettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz.” Allah dedi ki: “Birbirinizin düşmanı olarak inin (oradan). Size yeryüzünde bir zamana kadar yerleşme ve yararlanma vardır.” Allah dedi ki: “Orada yaşayacaksınız, orada öleceksiniz ve oradan (mahşere) çıkarılacaksınız.[3]



Şimdide benim düşünce ve yorumuma sıra geldi..



Eskiden beri duyduğum görünmez varlıklarla ilgili sözler vardır. Nedir onlar?



‘Cin gibi adam’



‘Küllükte oynama yoksa cin çarpar’



‘Çok kızdım ve cinler tepeme çıktı’



‘Cin misin, şeytan mısın, sen nesin?’



‘Herkes onu seçer ve adamda şeytan tüyü mü vardır?’



‘İyiliksever melek gibi kadın’



‘Adam öyle kurnaz ve üçkağıtçıdır ki, şeytanın bile kıçına anahtarı uydurur’



‘Ey sevgili! Şeytan mısın, melek misin?’



‘Adam, şeytanın ta kendisidir’



Anladığım ve yorumladığım kadarıyla insanoğlunun, dünyevi işleri görünmez varlıklara yükleme kolaycılığı söz konusudur..



‘Bir Cin Vakası’ filmi senaristinin anlattığına göre uyurgezer kız vardır. Klinikte kameralarla izlenmektedir. Gözleri kapalı uyurgezer kız, yolunu bularak kapıdan dışarı çıkabilmektedir ve dolaşabilmektedir.



Soru şudur: ‘Uyurgezer kız, gözleri kapalı olduğu halde nasıl düşmeden dolaşabiliyor? Acaba cin ya da cinler yardım mı ediyor ya da görünmez başka varlıklar mı?’



Bence uyurgezer kıza kimse yardım etmiyor. O kıza has, o kıza münhasıran (zaten öyle olmasa uyurgezer olmaz) beyninde bir bölüm gündüz gezdiği, dolaştığı yeri gece kullanmak üzere kayıt ediyor, o kayıtlar sayesinde uyurgezer kız, gözü kapalı ve düşmeden aynı yerleri dolaşabiliyor..



20-30 yıl öncesinde cin ve şeytanla ilgili ne efsane hikayeler vardır.. Nedense günümüzde tüm bu hikayeler ya çok azalmıştır ya da bıçak gibi kesilmiştir.. Neden peki? Bence insanların her biri görünmez varlıkların yapabileceği her şeyi yapmaktadır. İnsan varken şeytana hacet kalmamaktadır.. İnsan varken cinlerin yapacağı bir aksiyon kalmamıştır çünkü insanoğlu cin gibi olmuştur..



Neyse ‘Bir Cin Vakası’ filminden ben de böyle cin gibi yazı çıkardım.. Herkese iyi okumalar:J)