15 Ekim 2014 Çarşamba

Yeni Bucak Devlet Hastanesi Kaç yataklı?


Öncelikle Bucak ilçemize yeni bir hastane kazandırılmasına katkısı olan herkese teşekkür ederim.

Neredeyse 3-4 yıldır ‘’yok şu oldu, yok bu oldu, orası değil burası’’ tartışmaları arasında nihayetinde ihale edildi, yüklenici firma inşaata başladı, ben de 15 Ekim 2014 günü ‘Yeni Bucak Devlet Hastanesi’ inşaat alanına bizzat gittim, gördüm.. İnşaat hızla ilerliyor.. Buraya kadar güzel..

Vatandaş soruyor, elbette ben de soruyorum:

‘’Yeni Bucak Devlet Hastanemiz kaç yataklıdır?’’

Ya arkadaş, bu o kadar zor bir soru değil ki.. Şu diyeceksin olup bitecek..

İnternette Google üzerinden bir araştırma yaptım, kafam iyice karıştı.

Neden mi?

Varan-1





İl
Burdur
İlçe
Bucak
Proje No
-
Program
-
İhale
TOKİ
Kontrolörlük
TOKİ
Durumu
İnşaat
Arsa Alanı
36.006 m2
Kat Sayısı
6
Kapalı Alanı
32.425 m2
Blok Sayısı
7
Oturum Alanı
6.519 m2
Yatak Sayısı
208
Fiziki Gerçekleşme
9  %
Proje Müellifi
-
Yüklenici Firma

Varan-2
TBMM Başkanlık Divanı Üyesi ve Ak Parti İlimiz Milletvekili Bayram Özçelik Bucak Devlet Hastanesi inşattının hızla devam ettiğini bildirdi. Milletvekili Bayram Özçelik Facebook üzerinden inşaat resimlerini yayınladı. Bucak Halkı facebook üzerinden yayınlanan inşaat resimlerini ve Milletvekili Bayram Özçelik’in mesajını takip ettiler.
TBMM Başkanlık Divanı Üyesi ve Ak Parti İlimiz Milletvekili Bayram Özçelik Bucak Devlet Hastanesi ile ilgili olarak; “Bucak Devlet Hastanesi İnşaatı Başladı.Yapıldığında Tuvalet,Banyo ve TV’si Olan Tek Ve İki Kişilik Odaları İle 32.400 Metrekare Kapalı Alanda 300 Yataklı Olacak Nitelikli Odaları İle Bucağımıza Hizmete Sunulacaktır.”DEDİ.

Varan-3
Burdur İli Bucak İlçesi 150 Yataklı Devlet Hastanesi ile Altyapı ve Çevre Düzenlemesi İnşaatı İşi yapım işi 4734 sayılı Kamu İhale Kanununun 19 uncu maddesine göre açık ihale usulü ile ihale edilecek.
İhalenin yapılacağı yer T.C.Başbakanlık Toplu Konut İdaresi Başkanlığı Bilkent Plaza B1 Blok Bilkent 06800 ÇANKAYA/ ANKARA

Daha gerisine bakmadım bile.. Her 3 haber-bilgi birbirini çürütüyor.

Sonra inşaat alanına asılan tabela en doğrusu olacağına varsaydım ve fotoğrafladım.

Ne yazıyor?

150 yataklı..

Peki, bu farklı rakamlar neden havada uçuşuyor?

İnşaata asılan tabelada dikkatimi çeken husus şu oldu:

‘’Sanki 150 yataklı ibaresi sonradan ilave olmuş gibi duruyor..’’

Velhasıl Bayram Özçelik Bey, 300 yatak diyor,
ihaleyi yapan TOKİ 150 yatak diyor,  
yatırımlar sitesi de 208 yatak diyor..

Son kez soralım ve bu konuyu kapatalım:

İster Başbakan, ister sağlık bakanı, ister TOKİ, ister AK Parti Burdur Milletvekili Sayın Bayram Özçelik, ister AK Parti Bucak İlçe Başkanı Sayın Emrullah Ünal, fark etmez ama yeter ki bize gerçek bir rakam versinler..

Şimdi can alıcı başka bir soruya sıra geldi.

Tamam, 150 yataklı yeni ve modern hastanemize kavuştuk diyelim..

Peki, eski hastane ne olacak?

Herhalde yenisi yapılırken düşünülmüş, planlanmış ve karar alınmış olması gerekir kanaatindeyim..

İşte TOKİ’ye verilerek, ticari inşaat mı yapacak?..

İşte başka bir özel hastaneye devir mi olacak?..

İşte okul mu olacak?

Ne olacağına dair bir açıklama hiç duymadım. Yapıldıysa benim sağırlığıma verin..


Bir kez daha ‘’eski hastane ne olacak’’ sorusunun cevabını herkes duymak istiyor. Hem de tekrarda fayda vardır..

Bir hafta sonra 2011 seçimlerinden önce söz verilen  ‘’Çeltikçi Açık cezaevi’’ konusunu yazacağım.
‘’Kim ne yapmış, kim nasıl engellemiş’’ ayrıntılı ele alacağım. Çünkü üzerine bayağı araştırma yaptım..





11 Ekim 2014 Cumartesi

IŞİD ile AK Parti’nin derin imtihanı..


Hakikaten zor durumda AK Parti iktidarı..

Neden?

Müslüman ve İslam kimliğini şiar edinmiş bir savaşçı grupla karşı karşıya kalacak..

Hem de kiminle işbirliği yaparak?

Başaktörleri ABD, İngiltere, Fransa, Almanya gibi batılı ülkelerle..

Katılırsın ya da katılmazsın ama kendini gerçek Müslüman, gerçek İslamcı diye tarif eden 20-30 binlik savaşçı gruba sahip IŞİD ile Mehmetçik çarpışacak..

AK Parti iktidarı yüzde 99’u Müslüman olan, neredeyse yüzde 50’si muhafazakar dindar olarak tarif eden Türkiye halkına bu çelişkiyi nasıl izah edecek? Doğrusu ben de çok merak ediyorum..

IŞİD’a karşı Türkiye’nin de içinde bulunduğu, ABD önderliğindeki koalisyon anlaşmış gözüküyor..

‘’Eğit-donat’’ şeklinde formüle edilen plana göre ilk etapta 2 bin ılıman Müslüman Suriyeli erkek eğitilecek, teçhizatla donatılacak ve Suriye topraklarına gönderilecek..

Ne yapacaklar?

Önce IŞİD ile sonra ESAD ile savaşacaklar..

Amma öyle, amma böyle üzerinde anlaşılan bu formülle Türkiye’nin 5-10 yıla yayılan kaotik ortamın içinde yer alacağının işaretidir..

IŞİD askerleri ‘’ALLAHU EKBER’’ sesleriyle saldıracak, Mehmetçik de ‘’ALLAH ALLAH’’ sesleriyle savaşacak..

Bu ne yaman çelişki ALLAH’ım diye, ben de buradan bağıracağım..

Türkiye halkı bu durumu asla kabul etmez. IŞİD tarafından daha tek bir Türkiye vatandaşının burnu bile kanamamışken IŞİD’e karşı Mehmetçik savaşsın diyen zihniyet; ya çıldırmış olmalı ya da özgür karar verme iradesini kaybetmiş olmalı..

AK Parti iktidarı ‘’aşağı tükürse sakal, yukarı tükürse bıyık’’ misali yandı ki ne yandı..

IŞİD ile AK Parti derin imtihanı bakalım nasıl sonuçlanacak?



9 Ekim 2014 Perşembe

CHP topa girdi..


Teskereye ‘HAYIR’ diyen ana muhalefet partisi CHP, nihayet topa girdi ve öneride bulundu.

‘KOBANİ’ teskeresi de diyebileceğimiz siyasi hamlesi şaşırtıcı mı?

Hem şaşırtıcı, hem de Ortadoğu oyununun içine girmeyi arzu etmesi..

Ne diyor tam olarak?

İşte TBMM’den teskere çıksın ama sadece KOBANİ ile sınırlı kalsın..

Ne yapacak teskereyi alan TSK?

KOBANİ’yi IŞİD işgalinden kurtaracak?

Sonra?..

Sonra geri sınır içine çekilecek.
Bu önerinin uygulanabilirliği mümkün mü?

Yahu bilgisayar üzerinden meşhur ‘’WAR’’ (savaş) oyunlarında bile ne olacağı kestirilemiyorken, gerçek savaşta neyin, ne olacağını, kim öngörebilir, kim hudut çizebilir?

Peki, CHP kime mesaj veriyor?

Bence BDP’ye çiçek uzatıyor..

Neyi amaçlıyor?

2015-Haziran ayında ortak seçim stratejisini..

Olanaklı mı?

Asla ..

Neden?

Liderleri tutsak olarak iktidarın elindeyken; iktidar aleyhine BDP’nin hamle yapması, en ufak ihtimal dahilinde dahi değildir..

CHP’nin bu teskere önerisi her şeye rağmen olumludur. Çünkü doğru-yanlış olmasından öte ana muhalefetin temel işlevini anımsamasıdır..


8 Ekim 2014 Çarşamba

Türkiye Kürtleri paradoks içinde…


Haziran-2014 ayında IŞİD (Irak-Şam İslam Devleti) örgütü Irak’ın en büyük şehirlerinden Musul’u ele geçirmesiyle gücü zirveye çıktı..

Sonra petrol yatakları olan Erbil ve Kerkük’e yöneldi. Aynı periyotta ABD’li ve İngiliz vatandaşların kafası kesilince; kızılca kıyamet koptu..

Oysa ki o tarihe kadar binlerce insan hem Irak’ta, hem de Suriye’de ölüyordu ama kimsenin kılı bile kıpırdamıyordu..

ABD’nin kuyruğuna takılan Kürtler hem Irak’ta, hem de Suriye’de IŞİD üzerinden resmen terbiye edildi. Özellikle PKK’nın fiyakası fena bozuldu. İşte şu kadar silahlı gücümü Rojava’ (Suriye Kürt Bölgesi)’ya kaydırdım, işte şu kadarını KOBANİ’ye yönlendirdim diyen PKK’nın aslında kağıttan kaplan olduğu bir kez daha anlaşıldı. En azından halkın desteğini alamadığı alanlarda, bölgelerde uluslararası operasyona hazır olmadığı çok net kanıtlandı.

Suriye Kürtleri (YPD) ESAD’la anlaşıp ÖSO’na destek vermeyerek aslında pokeri daha baştan kaybetti. ‘’Ülke özgürleşsin ki herkes özgür olsun’’ felsefesi yerine ‘’tek başıma özgürlüğüm yeter’’ felsefesi duvara çarptı. Ortadoğu gibi kaypak zeminde ilkeli duruş sergileyemedi.

Aynı benzer duruşu ‘’GEZİ DİRENİŞİ’’ sırasında da Türkiye Kürtleri yaptı. Beni ilgilendirmez diyerek kenara çekildi. Oysa ülkenin özgürlüğü herkesin özgür olmasını sağlayacağı mantığını bir türlü kuramadı.

2014-Ekim ayında KOBANİ’de IŞİD örgütünden fena dayak yiyen Kürtler, şaşırmış, hatta pusulası şaşmış vaziyette sağa sola saldırıyor.. Geçmiş olsun artık! Yanlış ata oynarsan sonucu böyle olur işte..

Çözüm sürecinde de acayip güç kaybetti. Türkiye devleti ile Türkiye Kürtleri masaya oturmuş, yapılacaklar takvime bağlanmış, hatta konu yasal güvenceye bile alınmışken İsrail ve ABD’nin oyunuyla uzaklara savruldu, gitti..

HDP nezdinde Kürtlerin paradoksu:

BM kararı olmadan meşru bir devlet olan Türkiye, Suriye sınırları içinde olan çatışma bölgesi KOBANİ’ye nasıl asker soksun, arkadaş bu bir..

150 bine yakın Suriye Kürtleri (kadın ve çocuklar hariç) topraklarını savunmazken Türk askeri niye savunsun arkadaş bu iki..

IŞİD Örgütünü bu hale getiren ABD olduğunu nasıl öngöremezsin ve aptalca Türkiye’yi suçlarsın arkadaş, bu da üç..

Şiiler mutlu, Kürtler mutlu ama Sünniler mutsuz ise hem Suriye’de hem de Irak’ta asla barış olamaz, buna da mı aklınız ermiyor, bu kadar mı basiretiniz ABD’ye bağlandı yahu..

Sünniler bir devlet kurmadıkça bu coğrafyaya (Irak ve Suriye) kalıcı barışın asla gelemeyeceğini zihninizin bir köşesine kazıyın derim..





7 Ekim 2014 Salı

Başbakan Davutoğlu, gerçek başbakan olma fırsatını ıskaladı..


AK Parti olağanüstü kongreye tek aday olarak giren Sayın Ahmet Davutoğlu önce genel başkan, sonra başbakan oldu.


Peki, gerçekten başbakan oldu mu?


Bence hayır..


Neden?


Valla çok basittir.


Hani 1 Eylül’de Yargıtay’ın düzenlediği ‘adli yıl’ açılışı vardı ya,


Hani Cumhurbaşkanı Erdoğan, ‘’eğer Türkiye Barolar Birliği Başkanı Feyzioğlu katılırsa, katılmam’’ dedi ya,


Yargıtay resmi davet gönderiyor..

Kimlere?


İşte Cumhurbaşkanına, işte başbakana, işte adalet bakanına, işte TBMM Başkanına..


Tören başlıyor ve ne oluyor?


Yürütmenin başı, ‘adli yıl açılış’ davetine icap etmiyor..


Yargı ve adalet işlerini koordine eden bakan katılmıyor..


En önemlisi yasamanın başı katılmıyor..


Malumunuz demokrasi yargı, yürütme ve yasama olarak 3 ayak üzerinden gider, hani bu klasik tarif 200 yıldır söylenir ya..


Yahu arkadaş cumhurbaşkanı mazeret bildirip katılmıyorsa; yasamanın başı olan TBMM başkanı niye katılmıyor?


Adalet bakanı kendinin koordine ettiği kurumun açılışına niye gitmiyor?


Hele daha çiçeği burnunda, henüz başbakanlık kodluğuna yeni oturmuş, mürekkebi bile kurumamış Başbakan Davutoğlu neden katılmaz ki?


Başbakan olmuş ama BAŞ bakan olamamış bence..


En mühimi AK Parti LİDERİ ve BAŞ bakan olma fırsatını ıskaladı..


Peki, ıskaladı da ne oldu?


Bana göre Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bir danışmanı, bir bürokratı gibi pozisyona girdi..


Sonuçları nedir?


Ne içerde, ne de dışarıda kimse dikkate almaz, sarf ettiği sözün hiç hükmü kalmaz..


Bundan sonra siyasi geleceği artık hep topal ördek misali gidecektir, yazık etti kendine..

23 Eylül 2014 Salı

ISİD gerçeği ve neler olacak?


Daha sözüme başlamadan şunun altını kalınca çizmek isterim: ‘’bu işin baş müsebbibi ABD’dir.’’


Neden?


Yanlış hesap Bağdat ve Şam’dan döndü işte..


Irak’ta Saddam yanlısı Sünniler dışlandı.


Nasıl?


İşte Şii başbakan ve hükümeti,


İşte Kürt cumhurbaşkanı ve dışişleri bakanı,


Ülkedeki kaosun sorumlusu olarak Sünnilerin görülmesi, sürek avı düzenlenmesi ve hapislere tıkılması..


Ha keza Suriye’de Sünniler siyasetten tamamen devre dışı bırakıldı, hem de 10 yıllarca..


Sonra müdahale, iç savaş, yıllara yılları kovalar, 2014 Haziran ayında tabiri caizse ‘’kazan çömlek patladı.’’ İngiliz ve ABD vatandaşları bıçakla boğazlandı ve sosyal medyaya servis edildi.. Musul ele geçti, Kerkük tehdit altına girdi.. Kısaca Kuzey Irak petrol sahaları Sünni örgütün eline geçince

hemen bay dünya efendisi ya da büyük patron olaya el koydu ve ‘’ne oluyor orada?’’ diyerek bodoslamaya daldı..


Oysa o zamana kadar ölen ölmüştü ve kimsenin umurunda bile değildi..


Ne zaman ki petrol yatakları sakata geldi, ne zaman ki ABD vatandaşı nezdinde itibarsızlaşma gördü, hemen uçaklara sarıldı..


Obama da söyledi gerçi ya, bu iş bugünden yarına asla bitmez. Çok uzun çok, 10 yıllar sürer..


Gelelim Türkiye’nin ve AK Parti Hükümeti’nin pozisyonuna..


Bence doğru pozisyonda bekliyor. Türkiye olmadan ne Suriye’de ne de Irak’ta Sünni direniş kırılamaz..


Peşmerge, PKK, YPG, Irak Hükümet güçleri ve Esad güçleri toplansın, hepsi beraber saldırsın, IŞİD yine püskürtülemez..


4-5 yıldır Türkiye hep bu anı bekliyordu. Bunun için 3,5 milyar dolar harcadı ve Suriyeli mültecilere baktı. Şimdi de Kürt mültecilere bakmaya başladı..


Ne mesaj veriliyor, önce bölgeye, sonra dünyaya?


Poker tabiriyle ‘’kare as değilim ama güçlü döperim var’’ diyor..


Suriyeli Kürtler, Iraklı Kürtler Türkiye olmadan asla güvenli olamayacaklar..


Bölge ülkeleri ve dünya oyun kurucusu ABD hesabını yaparken mutlak surette Türkiye faktörünü en başa yazmak zorunda kalıyor..


PKK ve Türkiye Kürtleri hoplayıp, zıplayıp duruyorlar.. Geçmiş olsun artık! Konjonktür tamamen aleyhlerine döndü. Hatta Karayılan açıklama yapmış ya, ‘’süreç bitmiştir bizim açımızdan’’ valla bir yerde doğru söylüyor. IŞİD karşısında bozguna uğrayan Kürtler için masanın 1 ayağı kırılmıştır.


Türkiye oyun planına mutlaka yazılmasını istediği husus: hava trafiğine kapalı tampon bölge oluşturmak, Kürtlerin ve Sünni Suriyelilerin güvenliğini burada sağlamak, elbette herkes gibi payına düşeni almaktır.


Sonuç olarak eninde sonunda hem Irak’ı hem de Suriye’yi kapsayan Sünni bir devlet kurulacaktır. Ha bu IŞİD mi olur, asla.. Bu iş ‘’ölümü gösterip sıtmaya razı olmaya’’ benziyor.. Daha ılımlı Sünni bir devlet ve hamisi de Türkiye..



Yazarla iletişim adresleri:
Facebook : https://www.facebook.com/omerozdamar62?ref=tn_tnmn
 
Twitter : https://twitter.com/omerozdamar
 


22 Eylül 2014 Pazartesi

4 aylık dağ/yayla yaşamı bitti..




19 Mayıs günü, yayladaki eve gittim ve 21 Eylül günü, geri şehre döndüm..


Yapayalnız değildim tabii yaylada.. Eşimle beraber, bir köpek, 7 kedi, 20’ye yakın tavuk, 2 keçi ve 3 hindi vardı..


Yakınımızda bir komşu vardı, o da balıkhane bekçisi olduğu için uzun boylu hiç görüşemedik..


Etrafındaki tepeleri, dağları gezmeye ve keşfetmeye çalıştım..


İnternet zayıf olduğu için pek blog yazamadım..


Yaklaşık 1.500 metre yükseklikte sanki gökyüzüne daha yakın duruluyordu, sanki yıldızların ışıltısı daha ferli gözüküyordu..


Kendimce bazı çıkarımlar ve fikirler ürettim elbette..


20 yıl sonra köylerde yaşayan nüfusun; bugüne göre en az yüzde 50 daha düşeceğini iddia edebilirim.. Çünkü sistem köyde yaşamı mümkün bırakmıyor..


Neden?


Dağlarda, yaylalarda, köylerde  para harcanmıyor, hatta para geçmiyor..


Kendi kendine yetebilen çekirdek ailenin yaşamını idame ettirmesi bugün itibarıyla köyde mümkün değildir..


AVM’lerde tüketim ve para harcanması için şehirlerin tıka basa dolması şarttır..


Köyde şu an kimler yaşıyor?


Emekli olmuş, ufak tefek tarla işi yapabilen, takriben 50 ve üzeri yaş grubu yaşamaktadır. Bunların çocukları ise neredeyse hepsi şehre göç etmiştir..


Neyse bu sezon çok blog yazacağım için ileride bu konulara değineceğim daha..


Başka neler mi oldu?


Yazı tutkusu baskın olduğu için yine bir şeyler karaladım..


Yaylada son şeklini verdiğim ve Temmuz-2014 ayında yeni basılan kitabım olan ‘’DÜŞ’e Yazdım’’ çok ilgi çekti..


Yerel yazarların bir yerde kaderidir bu gerçek.Basılan kitabını kendisi pazarlar, kendisi satar, kendisi imzalar.. Yerel bazda bunu başardım. 100’ü geçen okuyucu kitlesi yarattım. Yeni basılan kitabımın satışı 150’yi geçmiştir. Bu realiteyi de yadırgamıyorum çünkü, her ay 3 bine yakın kitap basıldığı dikkate alındığı zaman bu sonuç kaçınılmazdır..


Ömer Özdamar

Burdur-Bucak



İletişim adreslerim:
Facebook :
https://www.facebook.com/omerozdamar62?ref=tn_tnmn



Twitter : https://twitter.com/omerozdamar





29 Ağustos 2014 Cuma

Muharrem İnce havanda su dövüyor..


6-7 Eylül 2014 günleri yapılacak olağanüstü CHP Kurultayı, boş ve manasızdır.


2012 yılında yapılan kongrelerin ve kurultayın tüzük gereği 2014 yılında yapılması gerekirdi.


Bu yapıldı mı?


Hayır..


Neden?


2014-Nisan ayında ilçe ve il kongreleriyle örgüt hücresi yenilenmesi ve en önemlisi yeni delegeler seçilmeliydi..


Niye yapmadılar?


Başta genel başkan ve etrafındaki kadro istemiyor.


Neden istemiyor?


Risk doğuyor.


Neyin riski?


Bulunduğu ya da işgal ettiğin yerin el değiştirme riski..


Peki, bu koltuklar neden bu kadar önemli?


Ya işte hiç sorumluluk almadan ana muhalefet forsunu kullanmak..


Buna kimler dahil?


Başta genel başkan, PM Üyeleri, MYK Üyeleri, elbette il başkanları ve delegeler..


Korkunun kaynağı nedir?


Başta genel başkan ve etrafındaki kadro 2 referandum, 1 genel seçim, 1 yerel seçim, 1 cumhurbaşkanlığı seçimi yaşadı ve başarısız oldukları çok nettir.


Gelelim CHP kurultayına ve Genel Başkan Adayı Muharrem İnce vakasına..


Muharrem İnce’de sanki Don Kişot misali yel değirmenlerine savaş açmış ruh halini görüyorum..


Neden?


Yahu basit ve ufacık muhakeme yapılmaz mı hiç?


İl başkanları belli ve hepsi mevcut genel başkana imza attılar..


Delege yapısı belli, hemen hemen hepsi genel başkana destek veriyor..


Milletvekilleri belli, neredeyse 100 küsur milletvekili mevcut genel başkana destek veriyor..


Allah aşkına bu neyin adaylığı?


Muharrem Beyin adaylığını destekleyen eski ya da yeni bir milletvekili daha görmedim, gören varsa beri gelsin..


Sanki içimden bir ses komplo teorisi yaz diyor..


Nedir o siyasi komplo teorisi?


Muharrem İnce ile Kemal Kılıçdaroğlu anlaştılar.. Biz bu kurultayı yapalım, sen de aday olarak çık, ben seni ezer geçerim, ama seni de 2015-Haziran ayında Yalova milletvekili adayı çıkarırım.. Böylece Kemal Beye, hem legalite hem de demokratik meşruluk sağlanır..


Kim ne derse desin CHP muhalefeti esas vurulacak yerden vurmuyor.


Neresi o?


Sen durup dururken yeni delegelerin belirleneceği il ve ilçe kongrelerini neden ve hangi korkudan erteledin?


Muharrem İnce dahil kimse sormuyor bunu.. Oysa can alıcı nokta burasıdır.. Maalesef siyasetle ilgilenmeyen ama sadece seçimden seçime sandığa giden CHP’li seçmenler de bilmiyorlar bu oynanan oyunu..


Çok komik kurultay süreci var..


Neden?


Mevcut genel başkan ve aday o kadar emin ki hiç konuşmuyor, hiç gezmiyor, çünkü her şey garantilidir..


Figuran rolündeki Muharrem Bey, kendi başına sağda solda dolaşıp duruyor..


Bakın size ne kadar komik olduğunu canlı bir olayla anlatayım..


Genel Başkan Adayı Muharrem İnce, İstanbul CHP İl Başkanlığı’na gidiyor, işte yapacağını, edeceğini anlatıyor. Hemen aynı günün akşamında İstanbul tüm ilçe başkanları ve delegeleri çağrılıyor, Kılıçdaroğlu’na destek verecekleri açıklanıyor..


Bu hem komik hem de birileri bizimle resmen alay ediyorlar..


Ben başka bir şey demiyorum..


CHP maalesef bu yapıyla 9 ay sonra genel seçime gidecek, korkarım bu kez 3.parti olacaktır.. O zaman koltuğu yapışıp kalanlar kına yaksınlar artık..


Mealen biraz gülelim diye bir örnek vereyim ve yazımı tamamlayayım..


Tayyip Erdoğan 12 yıldır Bahçeli’yi tüm seçimlerde dövdü, Kılıçdaroğlu’nu 4 yıldır tüm seçimlerde dövdü ve adam yoruldu.. ‘’Ben cumhurbaşkanı olayım, biraz da Ahmet sen bunları döv’’ dedi ve gitti::J)..


Yazarla iletişim adresleri:

Facebook : https://www.facebook.com/omerozdamar62?ref=tn_tnmn



Twitter : https://twitter.com/omerozdamar


E-mail : homeros80@hotmail.com

25 Mayıs 2014 Pazar

Dağ evine taşındım


Valla benim işler böyledir.. ‘’Eller gider Mersin’e, ben giderim tersine’’ misali herkes şehre akın ederken ben dağa giderim..

İşte 2 keçi, 10-15 tavuk, 4 hindi, 5 kedi, 1 köpek ver elini dağ evine.. Hafif soğuktan dolayı biraz erken olması dışında memnuniyetsizlik yaratacak hiçbir şey olmadı..

Yaklaşık 4 ay süreyle dağ evinde yaşam süreceğiz.. Ehh bir hafta geçti bile.. İlk günler kaotik ortam vardı ama şimdi herkes uyum sağladı..
Hani bir söz vardır, ‘’tebdil-i mekanda ferahlık vardır’’ yani mekan değişikliği iyidir her zaman..

Bu arada ‘Deneme’ türünde bir şeyler karalamaya başladım bile.. İçime sinerse Sonbahar’da kitap haline getirebilirim..

Peki, ilk bir hafta izlenimi nedir?

Harala gürele yok, para harcama yok, ona-buna yetişme, koşuşturma derdi yok, kalabalık yok, trafik yok, velhasıl yok oğlu yok..

Ne var peki?

Bol oksijen, derin sessizlik, dinç ve zinde bir kafa..

Tavuk yumurtluyor; sabah kahvaltıda yeniyor,

Akşam-sabah keçi sağılıyor ve sütü içiliyor..

Aslında tüm uğraşılar ve çabalar doğayla bütünleşme içindir..

Haydi şimdilik bu kadar, ilginç bulduğum deneyimler ve olaylar gözlemlersem yazarım..



15 Mayıs 2014 Perşembe

‘’Ulusal Yas’’ ilan ettik..


Soma Maden Ocağında yaşanan facia sonrası (resmi açıklamaya göre) 283 vatandaşımızı kaybettik. Korkarım ki kurtarma çalışmaları devam ettikçe başka acılarla baş başa kalacağız… Maden şehitlerimize Allah’tan rahmet, ailelerine sabırlar diliyorum..

Son 40 yılda (bilinçli anımsadığım yıllardır) hiç ama hiç ‘’Ulusal Yas’’ ilan edildiğini duymadım, görmedim…

Yaşananlar karşısında gözleri yaşarmayan birisi varsa o gitsin; ya tıbbi yardım alsın ya da intihar etsin.. Çünkü vicdanını kaybeden birisi artık insani tüm değerleri zayi olmuştur. Şeklen insani olarak görülebilir ama asla insan değildir..

77 milyon hep beraber, SOMA acısına ortak olunmuyorsa, bunun normal olduğunu söyleniyorsa; ulus olmanın en temel kriteri yitirilmiştir..

Büyük trajediyi sadece manevi değerlerle geçiştirmeye çalışma; ‘işte fıtratta vardır’, ‘işte risk çok yüksektir’, ‘işte bu işi yapanlar sonucunu bilirler’ tarzı ifadeler hem çok talihsiz hem de acıyı içselleştirmeden çok uzaktır..

Hele dünyamızda 1907 yılında, 1876 yılında yaşanan büyük maden facialarını örnekleme yaparak 2014 yılının, Mayıs ayının, 13’nü uydurmak; çok yanlış olmuştur. Kaldı ki 2013 yılında dünyada böyle facia yaşansa bile ülkemiz için asla örneklenemez.. Çünkü Türkiye’miz bunu layık değildir..

Hele bu kadar çok kayıp yaşanmasının nedenleri, eksikleri araştırılmadan, ‘her şey takdiri ilahidir’ cümlesiyle sorgulamanın önüne set çekmek; en azından kaybettiğimiz vatandaşlarımızın anısına saygısızlıktır. Elbette her şey Allah’ın takdiridir ancak bu kullanılacak son cümledir.

Oysa öncelikle:
‘bu maden ocağının işletmesi dünya standartları yakalanmış mı?’,
‘iş güvenliği harfiyen uygulanmış mı?’,
‘denetleme ve kontrol tam yapılmış mı?’

Maalesef hepsi sıfırdır.

Çünkü maden ocağı işletmesi, siyaset, sendika ve çalışanlar arasında çarpık bir ilişki ağı oluşmuştur.

Nasıl mı?

-İşletme CEO’nun eşi SOMA AK Parti Belediye Meclis Üyesi,

-Sendika temsilcisi işçilerin haklarını savunma yerine sanki daha çok işletme lehine davranan konuma gelmiş..

-İşçiler tam bir ucuz köle haline sokulmuş, gerekirse baretleriyle meydanları doldurmuş ve siyasetin figüranı olmuşlar, gerekirse başka amaçlar için kullanılmışlar..

Allah yaşatmasın ama tekrar ‘Ulusal Yas’ ilan etmemiz için ne yapmalıyız?

Bir ekip oluşturulup hemen Belçika, Almanya, ABD maden ocaklarına gönderilecektir. İş güvenliği konusunda tüm yapılanlar aynen not edilecek ve ülkemizde temel kriter haline getirilecektir.

Peki, sermayedar bu şartlarda kömür işletmesini çalıştırmam derse ne yapacağız?

Yapan gelecektir.

Eğer siyasetle göbek bağı yoksa hakkıyla bu işi yapacak girişimci ve sermayedar mutlaka bulunur.. Bulununcaya kadar da ocağa vur kilidi..

Çünkü bizim bir insanımız bile çok değerlidir, bu yüzden asla ortaçağ anlayışla ocak işletmesini izin verilemez..



10 Mayıs 2014 Cumartesi

Cumartesi devlet krizi..


Kriz tatil, matil dinlemiyor arkadaş.. 10 Mayıs 2014 Cumartesi günü, Danıştay’ın 146.Kuruluş Yıldönümü için düzenlenen törende önce Danıştay Başkanı, sonra TBB (Türkiye Barolar Birliği) Başkanı konuşuyor ve işte kıyamet o zaman kopuyor..

Konuşmanın son paragrafına gelindi ki Başbakan Erdoğan’ın tutmak mümkün olamıyor.. Cumhurbaşkanı Gül, çok çaba sarf ediyor ama Başbakan Erdoğan’ı bir türlü sakinleştiremiyor..

Ve Başbakan Erdoğan önde, Cumhurbaşkanı Gül, Genelkurmay Başkanı tören yerini terk ediyor..

‘’Kim ve ne dedi?, Nasıl dedi?’’ gibi sorulara girmiyorum. Çünkü Hepimiz televizyon ekranlarından, internetten defalarca izledik..

Başbakan Erdoğan cephesinin yanlışları:

-Madem yasada yok, tüzükte yok ancak TBB Başkanı’nın konuşması programda var ise ve oraya da gittiyseniz; tahammül göstermek zorundasınız..

-Hani teamüller gereği TBB Başkanı Feyzioğlu konuşacağı belliyse; her şeye hazırlıklı olmanız gerekirdi.. Kaldı ki, aynı başkanla daha 2 ay önce Dolma Bahçe’de de görüştünüz zaten..

-TBB Başkanı’nın konuşması gerçeklerden uzak yalan, dolan olabilir, toplantı sonrası hepsini ispatlar böylece konuşmacıyı müfteri duruma düşürürsünüz.. Ancak bu şekilde öfkenizi kontrol edemeyip saldırgan bir dil kullanırsanız; en başta sizi ve sizi savunanları zor durumda bırakırsınız..

-TBB’nin genelde siyasi içerikli söylemi olduğunu biliyorsunuz ki, böyle olması da demokratik ülke gelenekleri doğrultusunda çok normaldir. Sivil Toplum Kuruluşu olan TBB Başkanı seçimle geliyor ve tüm ülke sathında avukatlar oy kullanıyor.. Aslında büyük çoğunluğun dikkatini bile çekmeyen bir konuşmayı, böyle yapmakla hem söylemi değerli yaptınız, hem de herkesin bilmesini-öğrenmesini sağladınız..

-AK Parti karşıtları için yeni bir kahraman yarattınız.. Sizinle yaşanan karşılıklı polemiklerde hep kazanan iken bu kez kendi kendinize kaybettiniz..

-Cumhurbaşkanı Gül’ü o kadar zor durumda bıraktınız ki 7 yıllık Cumhurbaşkanlığı geçmişiyle yarattığı saygınlığı ve empatisi bir anda sorgulanır hale geldi.. Çünkü siz önde, Cumhurbaşkanı Gül arkada, tören salonunu terk etme oldu-bittisi nedeniyle sanki siz Cumhurbaşkanı’na bağlı değil, Cumhurbaşkanı size bağlı algısı yarattınız..

Gelelim TBB Başkanı Feyzioğlu cephesinin yanlışlarına:

-Danıştay Başkanı’nın 25 dakikayla sınırlı tuttuğu konuşmayı TBB Başkanı’nın 55 dakikaya çıkarması; kurum başkanını zor durumda bırakır ve nezaketsizlik olarak yorumlanır. Çünkü sizi davet eden ve konuşmanıza izin veren Danıştay Başkanı için söylenecekleri söylememiş imajı doğar.

-Van deprem konteyner evlerde kalan 40 ailenin sorunlarını dile getirmek; düzenlenen toplantının konseptine, ruhuna uymamıştır. Başbakan Erdoğan’ın en çok ilgilendiği ve en çok bildiği bir alanda eleştiri getirmesi;  konuşmanın bütündeki devasa konularını gölgelemiş ve örtmüştür.

Peki, kim neler kazandı?

Başbakan Erdoğan, gücünü ve liderliğini tabana bir kez daha göstermiştir.

TBB Başkanı Feyzioğlu ise AK Parti karşıtlarının liderliği yolunda çok önemli bir dönemeci geçmiştir.

Başbakan Erdoğan’ın halktan büyük beğeni aldığını düşündüğü ‘’öfkeli hitabet’’ tarzını bir kez daha kullanmış, tüm AK Parti’lerin kendi etrafında kenetlenmesini sağlamıştır.

Başbakan Erdoğan, bu krizle aslında cumhurbaşkanlığı seçimin startını vermiş ve ne kadar sert ve keskin bir seçim olacağının işaret fişeğini atmıştır.

Herkesin çok şeyler kazandığı bu krizin tek kaybedeni Cumhurbaşkanı Gül olmuştur.



11 Nisan 2014 Cuma

Türban Takan Kadın Rektöre SAYGI DUYMUYORUM!...


‘Türbana hayır!’
Türban gericiliktir!’
‘Türban siyasi semboldür!

Bu tarz deyimleri 5 hatta 10 yıl öncesinde geçerliliği vardı ama 2014 yılında büyük çoğunluk için anlamı; içi boş sözcüklerin oluşturduğu demode ifadelerdir..

İster inancından, ister düşüncesinden dolayı türban takan kadınları yargılamaya kimsenin hakkı olmadığı gibi en temel özgürlük alanıdır..

Dicle Üniversitesi Rektöre Prof. Dr. Ayşegül Jale Saraç, türban takmış ve sosyal medyada paylaşmış..

10 binlerce öğrencinin bir numaralı modeli olan kadının türban takmasına, kimse kusura bakmasın, ama ‘SAYGI DUYMUYORUM’

Neden?

Küresel dünyada, yaratıcılık ve araştırmada vahşi bir rekabet vardır. Tutucu, muhafazakar, statükocu dünya görüşüyle ne Twitter icat edebiliriz, ne de Facebook yazılımını dünya insanlığının kullanımına sunabiliriz..

İşte bu tür tutsak hücrelerden oluşan düşünce dünyasına sahip bir rektörün önderliğinde yetişen, okuyan üniversite öğrencisi gençlerimiz; geleceklerini yaratıcılığa ve sorgulamaya kapatırlar..En önemlisi var olanla yetinirler, bir adım sonrasını merak etmezler..

Bir rektör kadının türban takmasına işte bu gerekçeyle SAYGI DUYMUYORUM..





10 Nisan 2014 Perşembe

Kedicikler ve trafolar..


Oy sayımı sırasında elektrik kesilmesinin tek suçlusunu; muhterem büyüğümüz ilan etti ya..

Hani kedicikler trafoya girmiş, kısa devre yapmış ve elektrikler kontak atmış..

Kedicikler haberleşmiş gibi oy sayımı yapılan birçok yerleşim yerinde aynı anda trafoya atlamış ve elektrikleri kesmiş..

Bir de televizyon kanallarının ve medyanın kedicikleri vardır..

Gece yarısından sonra ekrana çıkan kedicikler otomatik olarak elektrik kesintisine neden oluyorlar zaten..

Birçok evde kısa devreye neden olan kedicikler dur deyince durmuyorlar ve laf dinlemiyorlar ki..

Seçim zamanı ortaya çıkan kedicikler ile haftada bir ekrana çıkan kedicikler cümbür cemaat herkesi meşgul ediyorlar..

Birisi neredeyse seçimlerin iptaline neden oluyor, diğeri de uykuları kaçırıyor, saatleri offff ediyor..

Trafoları zırhla kapatsak kedicikler yine de yırtar girer mi acaba?

Ekranları karartsak diğer kedicikler yine de görünür mü acaba?

Olmazzzzz.. Miyav deyince seviyorsan katlanacaksın arkadaş; hem trafoya hem de ekrana..

Ekran güzeli kedicik, trafo güzeli kedicik diye yarışma mı düzenlesek acep?

Hangisi kazanır? Bence gücün yanında yer alan trafo kediciği kesin kazanır..

Peki, her iki kedicikler arasında fark nedir?

Birisi kendini yakıyor, diğeri başkasını yakıyor:J)


Neyse bu kadar kedicik muhabbeti yeter artar bile..

2 Nisan 2014 Çarşamba

Sandığa Gitmeyen Seçmen Partisi


‘30 Mart Yerel Seçimleri’ üzerinden neredeyse 72 saat geçti ama hala zihnimin bulanıklığı dağılmadı..

‘Oy kullanma’ her ne kadar temel vatandaşlık görevi olarak tarif edilse de doğruluğu üzerine bir türlü kuşkularımı sonlandırmadım..

Oy kullanmak ya da kullanmamak..

‘30 Mart Yerel Seçimleri’ için oy kullanma hakkına sahip 52 milyon vatandaşımız varken yüzde 13 oranında yani 7 milyon seçmen oy kullanmaya gitmiyor.. 45 milyon seçmen oy kullanıyor ve 1.6 milyon oy geçersiz sayılıyor.. Bu başka bir garabettir.. Seçimin ne kadar karışık ve karmaşık işlemden oluştuğunu anlayabiliriz. Aslında tek bir seçmen kağıdıyla hem belediye başkanı, hem belediye meclisi, hem de il genel meclisi seçilmelidir. Ayrı, ayrı sandığa gitme çok saçma ve gereksizdir..

30 Mart seçimlerinde; 20 Milyon AK Parti, 12 milyon CHP, 6 milyon MHP oy sayısına sahipken 7 milyon oy sayısına sahip ‘Sandığa Gitmeyen Seçmen Partisi’ vardır ve dikkate şayan bir orandır..

‘12 Haziran 2011 Genel Seçimleri’nde ise ‘Sandığa Gitmeyen Seçmen Partisi’ yüzde 17 oranında yani 8 milyon seçmen sayısına ulaşmış olması; bu partiye üye olma yolunda beni de ikna etmek üzeredir..

Şimdi sizinle bir paragraf paylaşmak isterim..
Demokratik seçim hilesi..
Liberalizm en kutsal öğesi demokratik seçimdir. Oysa burada da piyasanın can damarı para devreye girer.

Nasıl mı?

Yürütülen seçim kampanyalarına bakın bir hele… Şatafat, görkem, reklam, PR (Halkla ilişkiler) önce gözlere, sonra duygulara, sonra akla hitap eder.

Bilinçli olarak insanların kime oy vereceklerini bilememe durumu yaratılır.

Hangi partiden olursa olsun bir adayın seçim kampanyası için daha fazla parası varsa seçilir.

Bu ne anlama geliyor?

İstediğinizi değil, istenileni seçiyorsunuz.


Kimse kimseye masal anlatmasın! Para piyasası kimi işaret ediyorsa o parti kazanır ya da kazandırılır. Yok başka bunun yolu..

Para piyasasında olanaksız olan her şey demokrasi kuralları çerçevesinde düşünülür ve çözülür gibi 
illüzyon yaratılır.

İşin özü sandık ve seçimi, para piyasasının bir oyunudur. Bu oyun sayesinde elitlerin, zenginlerin hakimiyeti hep daim olur, hep sürer...



‘Sandığa Gitmeyen Seçmen Partisi’ne ilk seçimlerde ben de katılacağım. Böylece kirli bir oyuna hem ortak olmayacağım, hem de meşrutiyeti için katkı yapmayacağım..

Bakın, 52 milyon seçmenin yarısı ‘Sandığa Gitmeyen Seçmen Partisi’ne katılsın, sistem çöker ve oyun bozulur.. Ha bu orana rağmen seçim yapılır mı? Yapılır ama tabiri caizse kendileri çalar, kendileri oynar..