25 Nisan 2013 Perşembe

Yeni Bucak Devlet Hastanesi yapımı yılan hikayesine döndü..



Yeni Bucak Devlet Hastanesi yapımı üzerinden 2-3 yıl geçti ama nedense bir türlü sonuçlanamadı.. Yok hafriyat çalışması başladı, yok yüklenici taşeron firma iflas etti derken aradan bunca zaman geçti ama yapım işinde yol alınamadı.. 2013-Nisan ayı itibarıyla tek bir çivi bile çakılmadan tabelası asılı olarak öylece bekliyor..  Üstüne üstlük AK Parti Burdur Milletvekillerimiz de ne olacağına dair sürekli çelişkili ifadeler kullanıyorlar..

 

Bomba bilgiye bugün ulaştım..

 

Nasıl ve kimden?

 

Yeni Bucak Devlet Hastanesi yapım yerine karşı çıkan ve bunu yargıya intikal ettiren vatandaşımız vasıtasıyla elbette..

 

Nedir o bomba bilgi?

 

Isparta İdare Mahkemesi tarafından görevlendirelen ve mahkemeye sunulan bilirkişi raporu..

 

Kimlermiş bilirkişi?

 

Isparta SDÜ/Mimarlık Fakültesin’den 3 kişilik Doçent Heyeti..

 

14 sayfadan oluşan bilirkişi raporundan ne var ya da ne diyor?

 

Uzun uzun ne talep edildiği anlatılmış, son sayfalarında bilirkişi kanaat ve sonuç bölümü yazılmış. Özet olarak aşağıdaki hususların yapılmadığını ya da eksik olduğunu söylüyor:

 

-İmar ile ilgili mevzuat uyarınca her tür ve ölçekteki planlarda özel sağlık alanı kullanım kararı yoktur..

 

-Gürültü, hava ve su kirliliğine maruz olmadığının; insan sağlığına olumsuz yönde etkileyecek endüstriyel kuruluşlar ile gayrisıhhi müesseselerden uzak olduğunun valilik tarafından yetkilendirilmiş merci raporu yoktur..

 

-Hastane binası için yeterli yeşil alan ayrıldığının ilgili belediye tarafından yazılı olarak belgelenmesi yoktur..

 

-Ulaşım şartları, ulaşım noktaları açısından uygun ve ulaşılabilir olduğunun İl Trafik Komisyonu veya Belediye Ulaşım Koordinasyon Merkezi raporu yoktur..

 

-Hasta ve hasta yakınları ile hastane çalışanları için otopark yönetmenliğindeki ölçülere göre yeteri sayıda otopark yeri ayrılması yoktur..

 

Kısaca bu 5 ana maddenin olması gerekirken olmadığını bilirkişi raporundan ifade ediliyor..

 

Ne olacak şimdi?

 

Ne olacağını bilemem elbette; mahkeme takdir edecek ve bir karar verecektir. Ancak bilirkişi raporunda belirtilen eksiklikler tam bir skandaldır bence..

 

Neden?

 

Çünkü ‘Bilirkişi’nin belirttiği bu eksiklikler giderilmeden; bu projeyi nasıl hayata geçirdiler?

 

Ben bir Bucaklı vatandaş olarak ıvır zıvır dinlemem arkadaş, Bucaklılar elbette hastanelerin daha iyisine, daha güzeline layıktır ve olmaması abestir.. İddiam odur ki 10 yıllık AK Parti iktidarının devlet yatırımlarından en az payı Bucak almıştır. Bunda sorumlu ya da sorumluları kamuoyunun takdirine bırakıyorum..

19 Nisan 2013 Cuma

CHP Üyeliğimi Askıya Alıyorum..


Niye ve ne zamana kadar?

Önce ne zamana kadar sualine yanıt vereyim: Ta ki SOSYAL DEMOKRAT çizgiye gelinceye kadar..

 

Peki, niye derseniz; ‘’Arkadaşlar, Baykal döneminde başlayan CHP’yi merkez sağa meyillendirme artık zıvanadan çıkmıştır, tam da merkez ve milliyetçi sağa oturmuştur.. Ehee ben sağcı değilim ki, kaldı ki sağcı olsam CHP’de ne işim var, solcuysam CHP’nin bu kulvarda ne işi var?..

 

Bir, iki defa CHP Büyük Kurultayı’na katıldım. Hem gördüm, hem de duydum.

Neyi?

Deniz Gezmiş posterini ve sloganlarını..

Peki, Deniz Gezmiş ne diyor?

Halkların kardeşliğini..

BDP ile yan yana gelemeyen halkların kardeşliğini nasıl anlatacak?

 

İyi de BDP, PKK’nın uzantısıymış..

Ulan arkadaş, dindar muhafazakar parti PKK’nın llderiyle görüşüyor ve Türkiye’nin devasa bir sorununu çözmeye uğraşıyor ya..

Sen ise hem sol kanattayım diyorsun, hem de özgürlük, halkların kardeşliği diyorsun, halkın oyuyla seçilmiş BDP ile temas kuramıyorsun.. Sen nesin Allah Aşkına CHP!

 

Partinin içine doldurmuşsun merkez sağdan bir sürü isimleri, işte eski ANAP’lı, işte eski DP’li.. 

Eheee sonra, işte böyle ideolojik kimliğini kaybedersen apışır kalırsın orta yerde..

Ta İmralı’dan PKK kurucusu ve lideri sana akıl vermeye kalkar..

 

Bir de BDP etnik milliyetçilik yapıyor, bu yüzden temas kurulamıyor argümanı öne sürülüyor..

Sosyal Demokrat ideolojin olsa; BDP’yi kendi çizgine çekebilirsin ve kolayca işbirliği yapabilirsin..

 

Onu bunu bilmem, söylediğim çok sade ve nettir.

CHP ne zaman ‘SOSYAL DEMOKRAT’ ideolojiye gelirse; ben o zaman CHP üyeliğimi pasiften aktife geçiririm..

15 Nisan 2013 Pazartesi

CHP Bucak gemisi kaptan ve mürettebat değiştirdi..


13 Nisan 2013 günü yapılan olağanüstü kongrede Bucak CHP yeni ilçe başkanı ve yönetim belirlendi..

 

Bucak CHP gemisini büyük seçim zaferlerine taşımak üzere seçilen yeni başkan ve yönetim kurulu üyeleri daha genç, daha yeni, daha heyecanlı arkadaşlar olması en büyük avantajdır..

 

Denizcilik tabiriyle Burdur CHP filosunun amiral gemisi il başkanı ve yönetim kuruludur. Diğer 10 ilçe gemisi; amiral gemisinin peşinden ya zafere giderler ya da hezimete.. Çünkü tüm planlamalar, tüm stratejiler amiral gemisinde oluşur ve diğer gemiler tarafından uygulanır..

 

Bucak CHP gemisinin önceki kaptanları ve mürettebatları amiral gemisinin stratejilerini, planlarını yeterli görmedi, bunun üzerine çoğu zaman ilave plan ve strateji geliştirdi ve uyguladı. En son 2012 genel seçimlerinde Bucak genelinde CHP oylarını 5.873 olarak resmi kayıtlara geçirdi.

 

Bucak CHP gemisini, 13 Nisan 2013 günü teslim alan yeni kaptan ve mürettebat Burdur amiral gemisi kaptanına tam bağlılığını bildirdi ve yeni bir seçim zaferi için çalışmaya başladı. Bucak CHP gemisi, 29 Mart 2014 günü yerel seçimlerde ya zafer kazanacak ya da torbido mermisi yiyecek..

8 Nisan 2013 Pazartesi

Bir iş adamımız işçilere ayar çekmiş..


Özel açıklamalarından oluşan haberi ‘Naneci Medya’ grubunda okudum, önce şaşırdım, sonra düşündüm ve sol yanım bu yazıyı kaleme almam gerektiğine karar verdi..

 

Kim bu iş adamımız?

 

As Grup Euromer sahibi Aybars Ali Yılmaz

 

Peki, ne demiş?

‘’Bucak çok kıymetli bir yer ama Bucaklılar ilçenin kıymetini bilmiyor.’’

Başka?

‘’Aynı şekilde mermer işçileri de çok şımartılmış.’’

Başka ne söylemiş?

‘’İşçiler sürekli rapor alarak işi aksatıyorlar.’’

Vay be! Başka neler ifade etmiş?

‘’Eğer firma sahibi olarak onlara herhangi bir yaptırım yaptığımızda, hemen işi bırakmakla tehdit ediyorlar. Biz de bu yüzden boyun eğmek zorunda kalıyoruz.’’

Esas bomba cümle işte budur!

‘’Fabrikaların devam etmesi, Bucak’a yatırım gelmesi için iş ve işçi kurallarının gelmesi gerekiyor.’’

Vay anasına dedirtecek cümle son cümledir.. Ne diyor? ‘’İş ve işçi kuralları gelmesi gerekiyor.’’

Allah Aşkına! Hiç işverenden bahsediyor mu? Kurallar sadece işçiye ve iş için olacak ama işverene kural mural olmayacak.. Ehee ne olacak? Yahu işte işveren kafasına göre takılacak.. Hiç böyle bir düzen, böyle bir iktisadi sistem olur mu arkadaşlar?

Bir üretim için malumunuz girişimci gereklidir, sermaye gereklidir, elbette çalışan da gereklidir.. Çalışan olmadan girişimci ve sermaye anlam ifade etmez. Aynı zamanda sermaye ve girişimci olmadan da işçi anlam ifade etmez. Mutlaka üç (3)’nün biraya gelmesi ve kurallar çerçevesinde hareket etmesi lazımdır. Ne işveren, ne de işçi kafasına göre davranamaz. Herkes belirlenen kurallara uymakla mükelleftir. Değerli işverenimiz ısrarla işçi kuralları istiyor ama işveren kurallarını hiç saymıyor..

Bakın, rahatsız olduğum bir cümlesi daha vardır: ‘’İşçiler sürekli rapor alarak işi aksatıyorlar.’’

Arkadaş, işçiler sağlık raporunu sokaktan mı alıyor, kurallar çerçevesinde rahatsızlığı üzerine işverene müracaat ediyor, en yakın sağlık kuruluşuna gidip muayene oluyor, doktor uygun görüyorsa istirahat yazıyor, ne var bunda? Bu işleyişte işvereni rahatsız eden nedir, ben çözemedim. Ne yani, işçi hastada olsa işi aksatmasın, eheee, gerekirse işyerinde ölsün mü demek isteniyor.. Arkadaş, bu kafa eski kafadır. Çünkü o işçi köle değildir. O dönem kapanalı neredeyse 100 yıl olmuştur. Elbette işçi yasalardan kaynaklanan hakkını kullanmaktadır ve kullanacaktır..

Diğer cümlelerini irdelemek istemiyorum, artık gerisini kamuoyunun takdirine bırakıyorum..
Merak edenler için haberin linki aşağıdadır: http://www.rehberbucak.com/haber/13488/Bucak%E2%80%99ta.Mermer.Iscileri.Cok.Simartilmis

1 Nisan 2013 Pazartesi

Genelkurmay Başkanının tutuklanmasına üzülmedim..


CNN Türk TV’de Enver Aysever’in sunduğu ‘Aykırı Sorular’ programına konuk olan Yılmaz Güney’in eşi Fatoş Güney bomba ve flaş açıklamalar yaptı..

 

Enver Aysever’in sorularına özetle bakın neler dedi:

 

‘’Başbakan’ın askeri vesayeti bitirdiğine inanıyorum, ama başka vesayetlerin doğmasından da endişe ve kuşku duyuyorum..

 

Balyoz davasında mahmeme sürecine bir şey diyememeceğimni ama itham edilen paşaların o suçu işlediklerine inandığını çünkü ateş olmayan yerden duman çıkmayacağını..

 

Soner Yalçın, Mustafa Balbay gibi gazetecilerin yargılanmasını ise şüpheyle karşıladığını..’’

 

En bomba açıklaması ise şudur: ‘’Genelkurmay Başkanı’nın tutuklanmasına üzülmedim’’

 

Devamında ise ‘’teklif alması halinde AK Parti ya da BDP’de siyaset yapmayı düşünebileceğini, asla CHP olmayacağını çünkü CHP’nin üzerine düşen misyonu yerine getiremediğini’’ söyledi..

 

Son olarak Yılmaz Güney hakkında şu ifadeleri kullandı: ‘’Sürekli izlenen Yılmaz Güney hasta olduğu için kaçmasına izin verdiler, hapishanede ölmesini istemediler, Türkiye’de hiçbir zaman demokrasi yaşanmadı, burjuva demokrasisi dahildir..’’

29 Mart 2013 Cuma

Bucak’ta yangın..


Cumhuriyet Caddesi üzerinde, saat 15.00 sularında bir evin ilk katında çıkan yangın itfaiyenin müdahalesiyle büyümeden söndürüldü. Yangın muhtemelen elektrik kontağından çıktığı sanılmaktadır. Can kaybının ve yaralanmanın yaşanmadığı yangını büyük bir kalabalık izledi..

 

26 Mart 2013 Salı

Bucak MOBESA ve Trafik Cezaları.


Genelde trafik kurallarına dikkat ederim ve uymaya çalışırım. Ehliyetimi alalı 30 yıl falan olmuştur ancak 1993 yılından beri birfiil özel araç kullanırım ve trafikteyim.. 2002 yılında Bucak’tan Antalya’ya seyir halindeyken, özel nedenlerle hız yaptım ve radara yakalandım, ceza kağıdımı aldım ve maliyeye ödedim. Aradan 11 yıl geçti, bu kez ilçe merkezinde, hem de Bucak MOBESA görüntüsüyle, hem de üçgen kavşakta, hem de Perşembe günü, hem de öğleyin yanlış yere park etme cezası geldi.. 77 TL olmasına rağmen hemen ödediğim için indirimlerle 57 TL maliyeye yatırdım..

 

Yalnız burada bence bir hata vardır.

 

Nasıl mı?

 

Üçgen kavşakta uygunsuz park etsem ve aracı bıraksam ceza kaçınılmazdır. Oysa Perşembe günü pazar aliş-verişinden dönen eşimi Jandarma karakolu ilerisinde aldım, köşeden döndüm ve üçgen kavşağa geldim. Eşim evdeki sokak kediler için tavukçu markette kemik almak istedi. Kenarda park yeri yoktu. İkinci sıraya yani yol içine durdum, ‘hadi çabuk var gel’ dedim ve arabanın başında kaldım.. Derken ya 5 dakika geçti ya da geçmedi eşim geldi ve hemen hareket ettik..

 

Peki, bu ceza niye geldi?

 

Valla benim özel aracın plakası ‘06’ ile başlaması galiba dezavantaj oldu. Çünkü nasıl olsa yabancı plaka ya, MOBESA’da görüldüyse; yaz cezayı  mantığı hakim olmuş gibi geldi bana:J)..

 

Neyse bundan sonra artık 1 dakika da olsa yanlış ve uygunsuz yerde durmak yasaktır. Herkese uyarım şudur: Bucak MOBESA tüm araçları izliyor, sakın ışık ihlali yapmayın, sakın uygunsuz park etmeyin derim.. Yoksa cebiniz ya da cüzdanınız biraz eksilir:J)..

 

 

 

 

24 Mart 2013 Pazar

AKP, STK’lar ve Kürt açılımı..

 

AKP Hükümeti, BDP, İmralı, Kandil ve Avrupa Kürt Dıasporası arasında yapılan görüşmeler, mektuplar, teatiler derken 21 Mart 2013 günü Kürt Açılımı’nda yeni bir sayfa açıldı..

 

Ana Muhalefet CHP sessiz, muhalefet MHP külli karşı olduğu ortadadır.

 

AKP’nin herkese tavsiyesi şudur: ‘’Susun, konuşmayın, yorumlamayın, tahmin yapmayın, sadece süreci izleyin ve destek olun’’

 

Görsel medya, yazılı basın, köşe yazarları, kanaat önderleri sürece karşı değilse övgüleri bolca yapıyor, STK (Sivil Toplum Kuruluşları)’lardan ise dut yemiş bülbül misali çıt çıkmıyor, kısaca toplumun kümeleri olarak gördüğüm dernekler, vakıflar, tarikatlar, cemaatler, gruplar genelde fikir ve görüş beyan etmiyor..

 

Hıristiyan dini nikahlarında yaşanan bir ritüel aklıma geldi, hani Papaz nikahı kıymadan önce söylediği bir söz vardır: ‘’Bu evliliğe karşı çıkan varsa şimdi konuşsun, yoksa sonsuza kadar sussuzsun’’ der ya…

 

Bunun gibi ben de diyorum ki; ‘’Bu Kürt açılımında kaygıları olanlar, geleceğin nasıl olacağını bilemeyenler, şüpheye düşenler, ya şimdi konuşsun ya da sonsuza kadar sussun!’’

 

Çünkü bundan 6 ay sonra konuşsanda faydasız, manasız olur, her şey olup bittikten sonra konuşmak beyhude çabadır ve ‘tuh, vah’ gibi sahte tatmin edaları olur..

 

İyi de ‘sen niye söylemiyorsun? diyenleri duyar gibi oluyorum.. Tamam, o zaman gelecek öngörümü yapıyorum..

 

Barışa karşı çıkan yeryüzünde aklı selim insan bulmak mümkün değildir.

 

Barış niye olur?

 

Ortada kavga vardır, ortada taraflar vardır, ortada kan vardır, ortada paylaşım savaşı vardır, takiben elçiler, aracılar vasıtasıyla barış masasına oturulur, müzakare yürütülür, al-verler yazılı kayıt altına alınır ve muhataplara imzalatılır..

 

Bazı çevreler tarafından hala Lozan Barış Antlaşması’nın şartları eleştirilir..

 

Nasıl mı?

 

işte 12 Adalar Yunanistan’a niye verildi, işte Musul-Kerkük neden sınır dışına itildi, işte Selanik neden müzakare edilmedi’’ gibi sorular birbirini takip eder..

 

Oysa şimdi bu süreci herkes bilse; ‘’alınacak kararlarla ülkemizin başına her ne gelecekse ben de buna ya katılırım ya da katılmam, ya ortak olurum ya da olmam’’ dese daha güzel olmaz mı?..

 

Her neyse bu sürecin sonunda benim taşıdığım en büyük kaygı ise zorla alıştığımız demokratik parlamenter sistem bırakılacak, daha otoriter, daha totaliter başkanlık sistemine geçilecek olmasıdır..

 

Ha keza yeni büyükşehir yasası da hangi amaca hizmet edeceğini bilemedim kısaca aklıma yatmadı.. Örneğin Antalya Büyükşehir Başkanı için tüm ilçelerde neden oy kullanılsın ki? Alanya’da oturan vatandaş Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı seçiminde oy kullancak, Kemer İlçesinde yaşayanda, Elmalı İlçesinde yaşayanda.. İyi de ne alaka? Valla kel alaka ama çağrışım yapıyor..

 

Neye?

 

ABD Eyaletlerindeki seçimlere…

 

Peki, bu süreçle alakası var mı?

 

Bana göre var gibi duruyor..

 

İşte 2 (iki) konuda kaygımı paylaştım, bakalım, sizler neyi paylaşacaksınız?

15 Mart 2013 Cuma

PKK, Türkiye ve Kürtler..


Kim ne derse desin 24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanan Lozan Antlaşması’ndan bu yana Türkiye Cumhuriyeti tarihinde en önemli eşiklerden birisi yaşanıyor.

 

Nasıl mı?

 

Türkiye Cumhuriyeti içinde Türk Milleti (bünyesinde Türkler, Kürtler, Çerkezler, Araplar, Boşnaklar, Bulgarlar..)  ile Ermeni ve Rum azınlıktan oluştuğu yazılıyken Kürtler, PKK nezdinde yeni bir statü kazanma yolunda bambaşka bir aşamaya geçildi..

 

Peki, kısaca bu döneme nasıl gelindi?

 

(Yaşım gereği öncesini görmedim) 1970 yıllarda başlayan KAWA gibi Kürt siyasi hareketi, 1980 yıllarda PKK adıyla silahli mücadele evresine geçti. 2013 yılı başında ise İmralı süreci adıyla silahsız mücadele dönemi için yeniden start verildi.. Kürtler nezdinde PKK’nın kazandığı yeni statüyle siyasi çalışmalarına ya BDP içinde ya da başka bir partiyle devam edecektir.. Sağ cenahta çok dillendirilen ‘’PKK tüm Kürtleri temsil etmiyor’’ savı doğru gibi görünsede aslında doğru değildir. Çünkü statü talep eden PKK’yı destekleyen yine Kürtlerdir.. Statü talep etmeyen ama PKK’yı da dışlamayan büyük çoğunluk vardır. Bunlar ‘Beyaz Kürtler’ olarak tarif edilir. İşte tuzu kuru, düzeni kurulu Kürtlerdir.. Siyasi statü elde eden PKK, gelecekte Beyaz Kürtleri de kazanacaktır.

 

Yeni siyasi statünün ya da siyasi yapının içine KCK tutukluları ile silah bırakan PKK’nın önemli bölümü katılacak, böylece hem bölgede hem de tüm Türkiye’de bambaşka siyasi mücadele dönemi başlayacaktır.

 

Peki, neler olabilecek?

 

Dünya konjonktürü ne kadar el verirse, Kürt toplumunda karşılığı ne kadar bulunursa; özerklik, federasyon, konfederasyon, bağımsızlık gibi taleplerin de o kadar gerçekleşme şansı doğacaktır.. PKK’nın ve Öcalan’ın bu alanda talepleri şimdilik AB müktesebında yer alan ‘Yerel Yönetimler Özerkliği’ yasal düzenlemesiyle yetineceği ya da karşılanacağı aşikardır..

 

Devlete karşı işlenen suçlar çerçevesinde özellikle KCK tutuklalarına, silah bırakan PKK’lılar için kısmi af gelebilecektir..

 

Diğer yandan gerekli insan kaynağı bulundukça bölge okullarımızda Kürtçe eğitim-öğretim yapılabilecektir..

 

Başka neler olabilir derseniz gerisi ıvır zıvırdır..

 

Peki, bu yazıyı niye kaleme aldım?

 

Maalesef ne olup bittiğini tam olarak bilemeyen insanlara düşüncelerim doğrultusunda bir parça kaynak olabilmeyi amaçladım.

 

22 Şubat 2013 Cuma

Bucak Belediyesine Park Yeri Sorusu..


Bucak İlçesi ana caddesi üzerinde park yerleri bölünmüş çizgilerle belirlenlenmiştir. İlk başlarda görevli zabıtalarca park yeri ücreti tahsil edilirken son 5-6 aydır bu uygulamadan da vazgeçilmiştir. O zamandan beri uygulama ise her vatandaş özel aracıyla boş bulduğu park yerini kullanmaktadır.

Yaklaşık 1 ay önce ilginç bir gelişme yaşandı.

Nedir o gelişme?

Ziraat Bankası Bucak Şubesi önüne yakın bir park alanı zincirlerle çevrilmiş ve kırmızı zemin üzerine beyaz yazıyla ‘’resmi araçlara aittir’’ levhası dikilmiştir. Ancak 06 plakalı sivil bir aracın sürekli park ettiğini ve o araca tahsis edildiğini gördüm.

Bugün (22 Şubat 2013 günü, saat 16.45 civarı) hava yağmurluydu ve zincirle çevrili o park yeri boştu. Girdim, park ettim, hemen banka güvenlik görevlisi ‘’aracı park edemeyeceğimi’’ söyledi. Ben de ‘’hani burası boş, araç yok, park etmemde ne mahsur var’’ dediysem de aracı başka yere almak zorunda kaldım.

Tabii ki yağmur falan dinlemedim, hemen fotoğrafladım ve bazı sorularla kamuoyunun bilgisine sunma gereği duydum. Şimdi muhalif bir vatandaş olarak sormam gereken sorular şunlardır:

-Ziraat Bankası resmi kurum mudur? Eğer resmi kurumsa hemen yakınındaki TEB ne olacak o zaman? TEB gayriresmi kurum mu olacak mesela?

-Resmi araç olarak sivil plakalı aracın park yerinde olması ve o aracın da banka müdürüne ait olması resmiyet kazandırır mı? Kazandırırsa TEB Müdürü ne olacak?

-Vatandaşın ortak kullanım alanı olan araç park yerinin bankaca zincirle çevrilmesine Bucak Belediyesi mi izin verdi? Verdiyse; eşitlik ilkesi gereği o cadde üzerinde bulunan diğer özel ve tüzel kuruluşlara, esnaflara da izin verecek mi?

-Bucak Belediyesi ana cadde üzerinde ücretli araç park yeri uygulamasını son verdiyse; o levhalar niye hala duruyor o zaman?

Umarım ve dilerim, bu yazı üzerine Belediye Başkanımız Sayın Ramazan Ayaz doyurucu bilgileri kamuoyuna verecektir.

20 Şubat 2013 Çarşamba

İş Sağlığı Ve Güvenliği Kanunu iş yeri sahiplerini yakacak..


Bugün market sahibi arkadaşım olayı/durumu anlatınca ve ilçemde yeni açılan ‘iş güvenliği ve sağlığı’ tabelası yazan firmaları görünce, durumun vahametini yeni çözdüm..

Hemen araştırmaya giriştim. Bir kere bu kanun ne zaman çıkmış, ona bakalım mı?

30 Haziran 2012 Tarihli Resmi Gazete'de "Yeni İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu" yayınlanarak yürürlüğe girmiş.. Yani geçmiş olsun artık! Olay bitmiş, geri dönüş kalmamış..

İş yeri sahibiyseniz ve en az 1 işçi çalıştırıyorsanız hemen ne yapmanız gerektiğini yazayım..

30 Aralık 2012 ayı içinde iş yerinizin tehlike sınıfını belirleyeceksiniz. ‘’Çok tehlikeli, tehlikeli, az tehlikeli’’ olarak 3 ayrı kategoriden birini seçeceksiniz..

Ocak-2013 ayı içinde 1 işçi çalıştıran iş yeri sahibi işveren risk değerlendirmesi yapıyor. Risk değerlendirmesi kapsamında işyerinizde bulunan muhtemel tehlike ve riskleri analiz etmeniz ve bunu bir rapora bağlamanız gerekiyor. Örneğin Burdur ili Bucak ilçesi ‘Küçük Sanayi Sitesi’nde, az tehlikeli kategorsinde ve bir çırak çalışanı olan kaportacı bir esnafsanız; bu risk değerlendirme raporunu kendiniz de hazırlayabiliyorsunuz ya da hazırlatıyorsunuz.

Bunu yapmadıysanız; geçmiş olsun, işverene yani esnafa  3.000 TL para cezası var, üstüne üstlük geçen her ay için 4.500 TL para cezası yazılmaya devam ediyor.. Vay anam vay!

Durun hele, daha başka neler var neler.. Örneğin, sadece bir işçi çalıştıran bakkal dükkânınız var ise Ocak-2013 ayı sonuna kadar acil durum, yangınla mücadele ve ilk yardım planlarını yapmanız gerekiyor. Bunu yapmadıysanız 1.000 TL para cezasını daha ekleyiniz.. İşveren hazırladığı bu planı işçisine okutup, imzalatacak ve dosyasına koyacaktır.

1 ile 10 işçiye sahip işyerlerinde doktor ve iş güvenliği uzmanı bulundurma ya da hizmeti alma zorunluluğu Temmuz-2014 ayında başlayacaktır.

Diğer çok işçili ve büyük hacimli işyerlerinin durumlarını saymıyorum, çünkü onların bir şekilde konuya haberdar oldukları kanaatindeyim.. Benim derdim ve bilgilendirmek istediğim kesim küçük işletmeler, esnaflar, küçük dükkanlar ve sahipleridir..

Sizlere yararlı olacak bilgilerin linkleri:



 

19 Şubat 2013 Salı

CHP Fiyaskosu...


Şu söze bir bakın, bir okuyun, sonra konuşalım..

‘’CHP'li olmadığını, sadece Cumhuriyet Halk Partisi'nden milletvekili seçildiğini..’’

Kim kuruyor bu çarpıcı cümleyi?

CHP İstanbul milletvekili Faik Tunay..

‘Aileden ANAP’lı ve Özal hayranı’ olduğunu kimlik bilgilerine ilave etmeyi unutmuyor Sayın Faik Tunay Bey..

Yaşım 51 oldu, son 30 yıldır siyaseti izlerim, özellikle son 6 yıldır aktif siyasetin içindeyim ancak böyle bir siyasi fiyaskoya hiç rastlamadım, şaşkınlıktan neredeyse küçük dilimi yutacağım..

Şöyle düşünelim mi sevgili okuyucular?

MHP içinde TKP’li ya da Sosyalist biri olabilir mi?

Mümkünatı yoktur, asla olmaz, olamaz..  Çünkü siyasetin doğal akışına aykırıdır. Parti, dernek ya da STK değil ki her görüşten insanlar bir araya gelsin.. Hoş dernekler bile görüşlerine göre ayrılıyor, işte MUSİAD, işte TUSİAD gibi.. İşte KESK, işte DİSK, işte Sağlık-Sen, işte Eğitim-Bir-Sen, İşte Türk Eğitim Sen, gibi..

AKP içinde radikal bir solcu barınabilir mi? Hadi radikalinden geçtik; Liberalizm’e evrilmeyen bir solcu (Ertuğrul Günay gibi) AKP’ye dahil olabilir mi? Olanaksızdır, kapısından içeri almazlar..

CHP Tunceli Milletvekili Sayın Hüseyin Aygün’ün ‘CHP’li görüşte değilim, ben sosyalistim ama milletvekili olmayı kabul ettim’’ ifadesinin bile idare edebilir yanı vardır..

Nasıl?

Hüseyin Aygün, sol tandemdimli ve sol blokta yer alıyor ama sosyal demokrat olduğunu her fırsatta deklare eden CHP’den milletvekili seçilmesi makul ve mantıklı duruyor. Sayın Hüseyin Aygün, ‘’ben sağcıyım, ben Özal hayranıyım, ben CHP’li değilim’’ diyenden bin kat daha hayırlı oluyor..

CHP çıplak hem de çırılçıplak kalmış.. Çünkü onu tarif eden fikir ve düşünce elbiselerini çıkarmış ve her şeyi, herkesi kabul eden derneğe dönüşmüştür...

CHP’nin düştüğü bu kimlik bunalımı; eninde sonunda intiharına neden olacaktır. Uzun süredir şu görüşümü dillendiyorum..

Nedir o fikir?

Yol yakınken, hemen siyasi kurtuluş manevrası yapması gerekiyor..

Evrensel sosyal demokrasiyi benimsenmeli ve parti programına yazılmalı, işte ‘’Yeni Sosyal Demokrat yol Partisi’’ gibi isimle (daha başka isimler bulunabilir) siyaset sahnesinde yerini almalı, muhafazakar-Liberal sağcı iktidarın karşısına çıkabilmeli.. Başka türlü bu sıkıştırılan cendereden asla çıkış yoktur..

Bunu yaparsa; hem CHP’nin tarihine iyilik yapılır, hem de Mustafa Kemal’in liderliği ve saygınlığı daha fazla erozyana uğratılmaz..

18 Şubat 2013 Pazartesi

Astsubaylar eylemlerini renklendiriyor..


Yaklaşık 1 yıldır TEMAD (Türkiye Emekli Astsubaylar Derneği) Başkanı Sayın Ahmet Keser liderliğinde ASTSUBAYLAR’ın haklı taleplerini her platformda dillendirdi, dillendiriyor, dillendirecek..

Astsubaylar, yaklaşık 10 ay önce de 3 gün boyunca yemekhaneye gitmeme eylemi yapmışlardı.

Peki, bu hafta hangi renkli eyleme geçtiler?

Muvazzaf ve emekli 200 bin astsubay, 13 Şubat 2012 gününden itibaren kendilerine uygulanan mobinge ve ekonomik ayrımcılığa 'dur' demek için 15 gün boyunca orduevlerine, kamplara, kantinlere kısaca hiçbir sosyal tesise gitmeme kararı aldılar. Son 2.5 ayda 8 arkadaşlarının intihar ettiğine dikkat çekilen eylemde, astsubayların yaşadığı psikolojik ve maddi baskıları anlatılıyor.

İyi de astsubayların talepleri neymiş?

- Subaylara verilen makam, görev, komutanlık, komutanlık kursu, kadrosuzluk, silahlı kuvvetler tazminatlarının kendilerine de verilmesi ve bu tazminatların emeklilikte de devam etmesi.

- İntibak yasasının astsubaylar için de çıkartılması

- Astsubayların evlilik ve diğer izinlerde TSK'daki diğer personelle eşit olması

- Astsubay emeklileri için sicil affı çıkarılması.

- Askeri Disiplin Mahkemeleri Kanunu'nun yeniden gözden geçirilmesi..

 Konuyu okumuştum, bugün de (18 Şubat 2012) CNN Türk televizyon kanalında Cüneyt Özdemir’in konuğu TEMAD Başkanı Sayın Ahmet Keser olunca, daldık mevzuuya..

Yukarıdaki ifadeleri tekrar eden Sayın Ahmet Keser’e program sunucusu Cüneyt Özdemir ‘’sizi Nisan-2012 ayında konuk etmiştik, ogünden bugüne hiç olumlu gelişme olmadı mı?’’ sorusuna çok çarpıcı yanıt duydum:

‘’Olumlu gelişme olmadığı gibi ucube yeni disiplin kanunu gibi olumsuz gelişme yaşandı..’’

‘’Bu geçen 10 ay zarfında üstüne üstlük Genelkurmay’dan muhtıra yedik, mahkemeye verildik.. Gerçi muhtıra geri çekildi, ertelenmeyen hapis cezası istemiyle açılan dava da savcılık tarafından kovuşturmaya yer olmadığı kararıyla bitti..’’

‘’Bakanlıktan verilmiş sözler vardır ama somut hiçbir gelişme yoktur..’’

Sayın Cüneyt Özdemir programını ‘Astsubayların istedikleri hakları alması temennisiyle’ kapattı..

Gelelim benim yorum ve düşünceme:

Genelkurmay Başkanlığı bence hala zamanın ruhunu okuyamıyor ve bu çıkmaz noktada kalmaya ısrar ediyor. Bu ordunun belkemiği olan bu astsubay feryadıyla bir gram ileri gidemeyeceği apaçık ortadadır.. Hele bu haykırışı yok sayma, kör-sağır rolüne yatma, tam bir yönetimsizliğin göstergesidir. Yaşanan onca olaydan sonra ne Genelkurmay, ne de hükümet astsubayların tavrından bir gram ders çıkarmışa benzemiyor..

Umarım ve dilerim; astsubayların haklı ve gerçekçi çığlıklarını hükümet kanadı duyar ve gereğini yapar..

13 Şubat 2013 Çarşamba

Zorunlu Trafik Sigortasını mutlaka yaptırın..


Aman ha, aman dikkat!

13.10.1983 tarih 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu (KYTK) gereği motorlu araç sahibi herkes aracı için her yıl Zorunlu Mali Mesuliyet Sigorta Poliçesi düzenlemek zorundadır.

Bildiğiniz gibi bu poliçenin yaptırılmaması durumunda araç bağlanır ve trafik cezası kesilir.

Bence burası hiç önemli değildir. Poliçenin asıl önemi kaza vukuunda araç sahibi ve kusurlu sürücüsünü yüz binlerce TL tazminat külfetinden korumasıyla ortaya çıkıyor.

Nasıl mı?

Allah göstermesin ama trafik kazalarında her yıl kaybettiğimiz insan sayısının 10 yılda ortalama bir ilçe hatta bir ilimizin nüfusuna denk düştüğü gerçeği ortadadır. Örneğin içinde Ahmet, Mehmet, Hasan olan 3 kişi binmiş özel araçla Bucak’tan yola çıksın; derken yolda Hüseyin’e çarpsın, şarampola yuvarlansın.. Çarpılan evli Hüseyin ölsün, araç içinde bekar olan Mehmet ağır yaralansın diyelim..

Sigorta şirketlerinin, SGK’yla anlaşması gereği trafik kazası yaralılarının tedavi giderleri karşılanmaktadır.

Ölen Hüseyin’in eş ve çoçukları araç zorunlu sigorta poliçesi düzenleyen şirketten hemen ‘’destekten yoksunluk tazminatı‘’ isterler ve hemen ödenir.. Bu tazminat miktarı 1.3.2010 tarihi itibarıyla kişi başına 175.000 TL’ye yükseltilmiştir. Muhtemelen 2013 yılı için 250 bin TL’dir.

Yaralanan Mehmet ise tedavisi sonrası sakat kaldıysa; aynı sigorta şirketinden hemen ‘’destekten yoksunluk tazminatı’’ ister, maluliyet oranında yapılacak hesaplamalarla o yıla ait belirlenen tazminatı hemen ödenir. Bunlara ilaveten hem Mehmet hem de Hüseyin’in yakınları mahkemeye manevi tazminat davası da dava açabilir.. Mahkemenin takdir edeceği manevi tazminatı sigorta ödemez.

En önemlisi bu tazminatı isteme hakkınız geriye dönük 10 yıla kadar uzanmasıdır. Yani 2003 yılında benzer bir durum/kaza yaşadıysanız, destekten yoksunluk tazminatını 2013 yılında bile istenebilir ve 2003 yılının tazminat miktarı ödenir.

Peki, bu tazminat miktarı 2013 yılı için azami ya da tavan 250 bin TL ise kimin ne kadar alacağı, neye göre belirlenir?

Sigortadan alınacak tazminat kazada hayatını kaybeden kişinin geliri, eğitimi, bakmakla yükümlü olduğu kişi sayısı gibi kriterlere göre belirlenir.

Soru şudur: İyi de araç sahibi zorunlu trafik sigortası yaptırmamışsa ve bu kaza olmuşsa; ne olacak? Yaralı ve ölen kişiler ‘’destekten yoksunluk tazminatı’’ isteyebilirler mi? İsterlerse, kimden?

Evet, isterler.

Kimden?

Garanti Fonu olarak bilinen ve 14.6.2007 tarih, 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu ile Güvence Hesabı adını alan bu kurumdan.. Ancak Güvence Hesabı, yaptığı ödemeyi poliçe yaptırmayan araç sahibi veya sürücüye rücu ederek talep eder.

Kaza yapan araç çalıntı veya poliçeyi düzenleyen sigorta şirketi iflas etmişse; yine ‘’Garanti Fonu’’ devreye girer ve ‘destekten yoksunluk tazminatı’ öder..

Başka ne zaman Garanti Fonu devreye girer?

Diyelim ki bir araç size çarptı ve kaçtı. Plakası okunmadı ve araç bulunamadı. Kaza sonrası tedavi gördünüz ve sakat kaldıysanız; yine ‘’Garanti Fonu’’ maluliyet tazminatı ödemekle yükümlüdür.

Peki, sürücünün kusurlu olması ve ölmesi halinde tazminat isteme hakkı var mıdır?

Okuduğum kadarıyla son Yargıtay kararı kusurlu da olsa tazminat hakkı vardır.

Niye bu konuyu yazdım?

 

Geçen gün TV’de sigorta programını izledim. Bu konuyu bilmeyen binlerce vatandaşımızın olduğunu düşünerek; bilgilendirme yapayım, belki birisine faydam olur diye bu yazıyı kaleme aldım.. Daha ayrıntılı bilgileri hukukçularınızdan ve sigorta şirketinizden alabilirsiniz..