26 Ekim 2010 Salı

Bisiklet ile elektrikli bisiklet kandırmacası…



Konuyu görüntülü anlatmak yeni blog metodum oldu. Yan yana duran normal bisiklet ile elektrikli bisiklet çekimini bir izleyin sonra diyeceklerimi bekleyin…


İzledikten sonra bir örnek elektrikli bisikletin teknik özelliklerini vereyim…

Güç                         :248W (pedallı)                                              

Tırmanma               :15                                                                   

Frenler                    :Kampana + e-ABS                                         

Max. Hız                  :40 km/h                                                         

Sürüş Mesafesi        :>80 km                                                        

Akü                         :48V , 14 Ah 2 set (8 parça)(İKİ AKÜLÜ)    

Ölçüler                    :1550*350*980 mm                                        

Lastik Ebatları         :16 * 3.0                                                         

Jant                        :Alüminyum                                                     

Taşıma Kapasitesi  :120 kg.                                                          

Şarj Süresi              :6-8 saat                                                        

Batarya Girişi          :100-240V AC                                                

Göstergeler             :Hız ve Akü Göstergesi.                               

Ürünün Ağırlığı        :70 kg                                                            

Kitlemeli alarm        :var

Tamam, gelelim zurnanın zırt dediği yere… Ha bu arada söyleyeceklerim şahsi düşünce ve yorumumdur.

İlk lafım şudur: Yasalardan kaçmak için uydurulmuş bir satış ve para düzenidir. Küçük modifikasyon ile saatte 100 km. hıza ulaşan elektrikli bisiklet için kask yok, A1 ve A2 ehliyeti yok… Ehee bisiklet niyetine motosiklete binme tam da bu olsa gerek… Alavere dalavere, hokus pokus bisikletimiz oldu, motosiklet ama elektrikli bisiklet…

İyi iş yahu… Mevzuatı, yönetmenliği uydur; bisiklet adıyla motosikleti plakasız, ruhsatsız çoluk çocuğa sat… Hani derler ya, liberalizm para için şeytana pabucu ters giydirir…  Bu olayda hem pabucu, hem de şapkayı resmen ters giydirmiştir.

Saatte 40 ile 100 km. hızla giden bisiklet elbisesi giydirilmiş ama resmen motosiklet olan vasıta yollarda seyir halindeyken kaza yaparsa; sonuç ne olacak?

Trafik polisi kontrolü yok, plaka yok, ehliyet yok, kask yok…

Eheee ne olur?

Dilim varmıyor ama ölüm olur…

Ey yetkililer! Lütfen bu oyundan vazgeçin! Bu vasıtaları hemen motosiklet sınıfına sokun…

Neymiş onun motoru yokmuş?

İyi de motoru yoksa motor gücünde aküleri var… Ne fark eder… Hatta biraz daha güçlendirilerek normal motor gücünün 2 kat üstüne çıkabiliyor.

Lütfen insanların zekasını test etmeyin!

Saygı ve sevgilerimle…

Ömer Özdamar/Burdur-Bucak/26 Ekim 2010

25 Ekim 2010 Pazartesi

Burdur İli Bucak İlçesinde Kasksız motosiklet kullanımı…


Bugünlerde sosyal hayatımızın bir parçası haline gelen, en pratik ve en ucuz ulaşım aracı olarak görülen, motosiklet konusunu işleyeceğim.

Burdur İli Bucak İlçesinde saat 16.45 civarında Hale Pastanesi karşısında ana yolda rastgele tam 45-50 saniye kameramı çevirdim. 45 saniye içinde 3 motosiklet geçti. Maalesef 3 motosikleti de kullanan sürücülerimiz kask takmamıştı. İşte kanıtı… Aşağıdaki linki tıklayın ve 45 saniyelik görüntüde geçen 3 motosikleti izleyin…


Ha bunu niye yaptım?

Sosyal sorumluluk sahibi bir vatandaş olarak çocuklarımızın, insanlarımızın kasksız motosiklet kullanmasından dolayı ölmelerini istemiyorum da ondan… Elbette anne-babaların da ağlamalarını istemiyorum…

Malumunuz motosikletlerin karıştığı trafik kazalarında yüzde 90’nı motosiklet sürücülerinin kafa travmasıyla sonuçlanıyor. Eğer kask var ise hayatta kalma oranları neredeyse yüzde 100’dür. Ama kask yoksa kafa travması sonucunda ya ağır yaralı ya da ölüm kaçınılmaz demektir.

Lütfen ilgilileri daha duyarlı olmaya ve kasksız motosiklet kullanımını önlemeye yönelik her türlü tedbirin alınmasını istiyorum bir vatandaş olarak…

Şu Türkiye gerçeğini de iyi biliyorum. Maalesef motosiklet ehliyeti olmadan motosiklet kullanımı ve trafiğe çıkma çok ama çok yaygındır… İddia ediyorum buradan, motosiklet kullananların yüzde 90’nında A1 ve A2 ehliyetleri yoktur. Tahminimce burada devreye motosiklet sektörü devreye giriyor… Göz yumun ya da idare edin tarzında yetkililere telkinde bulunuyor… Neden mi? İşler ve kontroller sıkı tutulursa bir anda motosiklet satışları düşüverir… Ticaret ve para…

Neyse ehliyetten geçtim, lütfen ama lütfen kasksız motosiklet kullanımı önleyelim…

Saygı ve sevgilerimle…

Ömer Özdamar/Burdur-Bucak/25 Ekim 2010

Kadın, Moda Ve Dekolte



Moda teriminin kalbi olarak gördüğüm ve ‘Fransızca yaka ve kol açıklığı’ anlamına gelen dekolte konusunu ele almak isterim.

İsterseniz hem konuya ısınmak hem de ön-fikir oluşturmak için Türkiye’den ve dünyadan son 3-4 yılda dekolte sözcüğü geçen bazı haberlerin alıntılarını okuyalım.

TÜRKİYE:

1. DOB Genel Müdürlüğü orkestrasındaki kadın sanatçılara "dekolte giymemeleri yönünde uyarı" yapıldığı yönündeki haberlerde adı geçen Orkestra Müdürü Sugüneş, DOB Genel Müdür Meriç Sümen’e istifasını sundu. Arzu Sugüneş’in istifası, Sümen tarafından kabul edildi. Sugüneş’in yerine orkestra müdürlüğüne önümüzdeki günlerde atama yapılması bekleniyor. Sugüneş’in adı, geçtiğimiz günlerde Genel Müdürlük binası içindeki panoya, orkestranın kadın üyelerinin kıyafetlerine dair uyarı astığı, ardından yazıyı kaldırıp sözlü uyarıda bulunduğu yönündeki haberlerle gündeme gelmişti.

2. Kıyafeti dekolte olduğu gerekçesiyle Erzurum Valiliği'nce işten çıkarılan sekreter, girdiği hukuk mücadelesinden galip çıktı. Yargıtay, görevine iade edilen sekretere çalışmadığı süre içinde verilmeyen maaşın da ödenmesini kararlaştırdı.

3. Çekimlerine 12 Mart'ta başlanacak "Dövme" adlı sinema filminin oyuncuları, İstanbul'daki ünlü eğlence mekânı Reina'da toplandı. Filmin yönetmeni ve oyuncuları, pasta keserek kutlama yaptı. Dünyada yapılan ilk dövmenin sırrını çözmeye çalışan gençlerin maceralarını konu alan filmde rol alan oyuncular, kutlamada kıyafetleriyle göz kamaştırdı. Manken Tuğba Özay'ın göğüs dekoltesi dikkat çekerken, Doğa Bekleriz mini eteğiyle ilgi odağı oldu.

4. Zorlu Holding İnsan Kaynakları Koordinasyon Müdürü Arzu Uğur, holding bünyesinde açık ayakkabı, dağınık saç, abartılı makyaj ve çok göz alan renklerde giysilere izin verilmediğini belirtiyor. Uğur, holdingte bu kuralların ciddiyeti ve disiplini sağlamak için gerekli olduğunu belirtiyor.

5. Modacı Bahar Korçan, 'Bırakın insanlar özgür olarak hareket etsinler. Onları dar kalıplara sokarak verim elde edemezsiniz' diyor. Dekoltenin dış görünüşle ilgili olmadığını savunan Korçan, 'Her yeri kapalı olan bir kadın da insanlara çok seksi gelebilir. Dekoltenin sınırı yoktur. Yani bizim bildiğimiz anlamda sadece sırtı, göbeği ya da göğsü açıklık dekolte anlamına gelmiyor. Saç toplayış, fular takış şekli bile dekolte olabilir' 'Bırakın insanlar nasıl hissediyorlarsa öyle giyinsinler’ diyor.

6. Terzi Yıldırım Mayruk'un asistanı Barbaros Şansal ise kıyafetin değil karşıdaki insanın art niyetinin daha önemli bir konu olduğunu söyledi. Dekolteyle müstehcenlik arasında çok ince bir çizginin olduğunu belirten Şansal, 'Küçücük bir dekolteyi müstehcen gösterebilirsiniz. Ya da çok müstehcen olduğunu düşündüğünüz bir kıyafet dekolte sayılmaz. Bunlar çok yakın kavramlar. Bırakın insanlar istedikleri gibi giyinsinler. Zaten aklı başında insanlar abest olacak tarzda giyinmezler' dedi.

7. Yayıncı olarak "Dekolte Yayıncılık" adıyla kuruluş var.

DÜNYA:

1. Cannes film festivalinde gövde gösterisinde bulunan film yıldızları dekolte yarışına girdiler.

2. İtalyan modacı Marella Ferrera, Roma'da düzenlenen 2007 ilkbahar/yaz defilesinde cesur dekolteli tasarımlarıyla, göz doldurdu. Ünlü modacının kadın güzelliğini ön plana çıkaran kreasyonları, izleyenlerden bol alkış aldı.

3. Avustralyalı ünlü şarkıcı Kylie Minogue, göğüs kanserine yakalandıktan sonra bir süre dekolte giymeye ara vermişti. Şimdilerde eski sağlığına kavuşan Minogue, geçtiğimiz günlerde katıldığı bir defilede giydiği derin göğüs dekolteli kıyafetiyle dikkat çekti. Güzel şarkıcı, neşeli tavırlarıyla Olivier Martinez`le yaşadığı ayrılığı geride bıraktığını kanıtlar gibi.

4. Tasarladığı dişiliği öne çıkaran kadın iç çamaşırlarıyla tanınan Anderas Sarda, Madrid'deki bir moda fuarında kreasyonunu tanıttı. Sarda'nın transparan siyah geceliğinin, bu yetmezmiş gibi iddialı bir dekoltesinin bulunması, izleyenleri hayli şaşırttı.

Alıntı haberlere bakınca ilk gözüme çarpan nokta, dekolte konusuna Türkiye ve dünya farklı pencerelerden baktıkları hemen ortaya çıkıyor.
Sanki fikir ayrılığına düşülmüş gibi duruyor.

Şimdi ise bazı soruları soralım ve dekolte konumuzun derinlerine inelim…

- Tüm kadınların açık, dar, şeffaf ve kısa giymemeleri için yasa mı çıkartalım?

- Bilimsel araştırmalarla desteklenen, kadınların içgüdüsel olarak vücut hatlarını sergileme eğilimi var mıdır, yok mudur?

- Rengarenk ve farklı toplum katmanlarının, farklı giyinme tarzlarını değiştirip tek tip giysi modeline dönelim mi?

- Özgürlük ve çağdaş toplum olmazsa olmazlarından olan kadın giyiminde; farklı modeller, farklı trendler, farklı renkler, farklı zevkler yok mu olsun?

Bu sorulardan sonra dekolte konusunun daha alt damarlarına süzülelim mi?

Kadın ne amaçla giyinir ya da örtünür?

Önce kendisine sonra etrafına güzel ve hoş görünmek, daha da önemlisi beğenilmek için giyinir.

Kritik soru şudur:

Hangi kadın nasıl giyinir?

-Özgüveni yüksek kadın farklı,

-Varoşlardaki kadın farklı,

-Memur kadın farklı,

-İşçi kadın farklı,

-Sanatçı, fotomodel, manken, artist kadın farklı,

-Lükse düşkün varlıklı kadın farklı giyinir.

Buraya kadar yaptığımız sentezden çıkardığımız sonuçlar:

-Tüm kadınlar söyle giyinir, tüm kadınların giyim tarzları şuna dayanır gibi kesin tanıya varmanın mümkün olmadığıdır.

-Her kadın bulunduğu çevresi, çalışma ortamı, mali durumu ve aldığı eğitim-kültürün karşılığı, kendisine yakışanı bulur ve giyer.

Kesin sonuç: Her kadın zaman ve mekan paralelinde dekolte giyinir. Çünkü kadının dekolte giyinmesi içgüdüsel olup doğası gereğidir.

Sonsöz: İnsanlık tarihinde kadın ve dekolte vardı, bundan sonrada hep olacaktır.

Yazan: Ömer Özdamar/Burdur-Bucak/25 Ekim 2010





http://www.trendus.com/blog-odulleri-2010-yarismacilar

23 Ekim 2010 Cumartesi

Bucak Devlet Hastanesinde İmam-İmam-İmam



Konuma başlamadan önce bizim bildiğimiz anlamda imamlara saygım ve sevgim şüphe götürmez derecede tamdır.

Çünkü sosyal bir misyonları vardır. Camilerimizde cemaat arkalarına duruyor ve ibadetlerini yerine getiriyor.

Bir de imam deyince wikipedi ne yazıyor, ona bakalım…

- Cemaate namaz kıldıran kimse: İmam (İslâm)

-Müslümanlıkta mezhep kuran kimse: İmam (İslâm)

-Hazreti Muhammed'den sonra onun vekillik görevini üstlenen halifelere verilen unvan: İmam (İslâm)

-Bâzı küçük İslâm devletlerinde devlet başkanı (İmam (politika))

Buraya kadar ısınma turuydu. Gelelim esas konumuza… Herkes ilinde, ilçesinde devlet hastanelerine bir baksın, bir soruştursun…

Neyi?

Hastane müdürleri, Hastane müdür yardımcıları, hastane satın alma, hastane lojistik, hastane gider tahakkuk, hastane faturalama kadrolarında kimler görev yapıyor?

Ben baktım, araştırdım ve çarpıcı sonuçlar çıkardım.

Bucak Devlet Hastanesinde müdür ve müdür yardımcısı dahil diğer muhtelif kadrolarda imamların görev yaptığını üzülerek öğrendim.

Aman ha, başka kadrolarla karıştırmayalım. Hastanemizin mescidine imam görevlendirilmesi, hastalarımıza manevi destek sağlayacak ve ölülerimizi yıkayacak imam kadrosuna asla itirazım yoktur. Gereklidir ve de olmalıdır…

Kast ettiğim nedir?

Örneğin Bucak İlçesi müftülük kadrosundan ‘A’  camisinde görev yapan imamımız pat diye Bucak Devlet Hastanesi Müdürlüğüne, Müdür Yardımcılığına ve diğer muhtelif kadrolara atanıyor.

Sonra Hacettepe Üniversitesi Sağlık İdaresi Yüksek Okulu (4 yıllık lisans eğitimi) bitirmiş vatandaşımız KPSS puanı, kadro açılması için yırtınıp duruyor…

Yahu bir imam, nasıl olurda hiç uzmanlık alanı olmayan bir pozisyona atanabilir?

Bakın, bunu nasıl becermişler?

Hastane müdürlüğüne kimlerin atanabileceği Yataklı Tedavi Kurumları İşletme Yönetmeliğinde düzenlenmiştir. 5/5/2005 tarihine kadar hastane müdürlüğüne "sağlık idaresi yüksek okulu mezunu veya temel eğitimi işletmecilik olup bu alanda master yapanlar"  atanmaktaydı. Sağlık Bakanlığı, 5/5/2005'te bu düzenlemede değişikliğe gitmiş ve sağlık idaresi yüksek okul mezunlarının önceliğini kaldırmıştır. 

Gördünüz mü?

Vay anasına dedirtecek mevzuat, yönetmenlik düzenlemesi budur işte!

Şimdi de benim şahsi düşünce ve yorumuma geldi sıra…

Bir kere çok ayıp! Hem de çok ayıp!

Yahu arkadaş dini bilgilerle donatılmak üzer imam hatip lisesini bitirmişsin.

Hiç kadro sıkıntısı çekmeyen Diyanet İşleri Başkanlığınca ülkemizin bir camisine imam kadrosuyla atanmışsın. Orada yaşayan mahalle halkına imamlık yapmışsın, namaz kıldırmışsın, başka konularda vatandaşlara önderlik yapmışsın… Buraya kadar ne güzel!

Peki, senin ne işin var hastane müdürlüğünde, ey imam kardeşim!

Herkesin hakkını, hukukunu en başta senin gözetmen ve savunman gerekirken; "sağlık idaresi yüksek okulu mezunu’’ mümin kardeşlerimizin hakkı olan kadroyu niye gasp ediyorsun?
 
‘’B’’ camisinde görev yapan bir imam kardeşimiz hastane satın alma bölümüne istihdam edilmiş yani atanmış…

Arkadaş! Size imam hatip lisesinde satın alma dersi mi okuttular?

Hayır.

Hayırsa, alanın olmayan bir kadroyu neden işgal ediyorsun? O kadroyu eğitimiyle hak etmiş, sınavına girmiş, birçok mümin kardeşimizin sırasını niye kapıyorsun?

Peki, tüm bu tezgahlar nasıl işliyor?

Olayın başı maalesef dev bütçesiyle (8 bakanlığın bütçesine eşit) ve yaklaşık 100 bin kadrosuyla diyanet işleri başkanlığımızdır. Çünkü her yıl kadro boşaltıyor, her yıl kadro istiyor. Nedense tüm kadro talepleri hemen yerine getiriliyor…

Gerçi iş o kadar pervasızlaşılmış ki diyanet işleri başkanlığımızın kadrosundan geçişler bir yana bir de direk geçişler vardır. Örnek mi?

Size en yakın akrabamdan örnekleme yapacağım. Önce imam hatip lisesini bitirdi, sonra ilahiyat fakültesini tamamladı ve KPSS sınavına girdi.

Bilin bakalım nereye atandı?

Mersin Gümrük Başmüdürlüğü, gümrük kontrol memuru kadrosuna…

Ey Müslüman Kardeşim! Aldığın ağırlıklı olarak dini eğitimde gümrük mevzuatı dersi mi var?

Yok, yoksa bu atama nedir arkadaş….

O kadroları hak eden gümrük mevzuatıyla ilgili meslek lisesi ve yüksek okulu bitirenlere yazık değil mi?

Adalet bunun neresinde?

Bu örneklemeleri gören ve buna göre akıl yürüten Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları ne yapacaklar?

Çocuklarını imam hatip liselerine gönderecekler ve çocuklarının her bakımdan geleceğini garanti altına alacaklar…

Söylenecek söz bulamıyorum. İnanın sıkıntıdan boğazım düğümlendi… Birinin çıkıp kral çıplak demesi lazımdı. O da ben oldum... 

Son söz: Allah bu ülkenin geleceğini daha kötü etmesin! Allah Siyasetçilerimizi akıl-fikir versin!

Saygı ve sevgilerimle…

Ömer Özdamar/Burdur-Bucak/23 Ekim 2010

16 Ekim 2010 Cumartesi

Burdur İli Bucak İlçesi CHP Örgütü seçim startını verdi…

Referandum üzerinden yaklaşık 1 (bir) ay geçti. Dinç ve dingin Bucak CHP İlçe Örgütü genel seçimlere 7,5 ay kala ‘vira Bismillah’ diyerek sahaya çıktı…




16 Ekim 2010 günü, Bucak CHP İlçe Başkanı Sayın Recep Mutlucan, beraberinde Bucak CHP İlçe Yönetim Kurulu üyelerinden Sayın Galip Duran, Sayın Bayram Samur ve Sayın Ömer Özdamar halkla temasa başladılar.



İlk olarak Bucaklı iş adamlarından birinin düğününe gittik ve ‘mübarek olsun’ dedik. Vatandaşlarla merhabalaştık ve oturduk. Tam ikram edilen yemeğe başladık ki, girişte kimler göründü?



AK Parti Bucak İlçe Başkanı, AK Partili Belediye Başkanı, İl Genel Meclisi Üyesi ve 2 partili aynı düğüne geldiler.



Düğün sahibiyle, vatandaşlarla ve bizimle tokalaştılar, ayrı ve uzak bir masaya oturdular.



Neyse yemeğimizi yedik, çayımızı içtik, düğün sahibini tekrar kutladık ve ayrıldık.



Bucak Özel Lider Hastanesinde yatan bir hastayı ziyaret ettik ve geçmiş olsun dileklerimizi ilettik.



Daha sonra partili bir esnaf arkadaşımızı mekanında ziyaret ettik ve hoşbeş sohbet ettik.



Hemen oradan davetli olduğumuz başka bir vatandaşın düğününe geçtik. Düğün sahibine iyi dileklerimizi ilettik ve düğünde bulunan vatandaşların tek tek ellerini sıkarak, merhabalaştık. Çayımızı içtik ve bir müddet sonra düğün sahibinden müsaade istedik, ‘hayırlı olsun’ diyerek ayrıldık.



Sonra partilimiz olan Serbest Muhasebeci arkadaşı, bürosunda ziyaret ettik. Bolca siyaset konuştuk. Vedalaşırken, her türlü desteğin sözünü aldık…



En son maalesef amansız hastalıkla mücadele eden Yönetim Kurulu Üyemizi, Partidaşımızı evinde ziyaret ettik. Geçmiş olsun dileklerimize müteakip hemen çok az hastalıkla, en çok siyaset aleminde sörf yaptık, konuştuk, tartıştık, görüş alış-verişinde bulunduk. Siyaseti çok sevdiği için başka konuya hiç girmedik. Kahvemizi içtik, iyi ve geçmiş olsun dileklerimizi ilettik ve ayrıldık…



Kişisel Yorumum:

Bucak CHP İlçe Örgütü olarak 2011-Haziran Genel Seçimlerinde oyumuzu yüzde 100 ile yüzde 200 arasında artırmak en temel ve nihai hedefimizdir. Önümüzde 8 aylık süre içinde koyduğumuz temel hedefimize ulaşmak için toplumun her kesimiyle, her yaşıyla, her cinsiyle, her meslek grubuyla mutlaka temas edeceğiz, görüşeceğiz, dinleyeceğiz, anlatacağız ve oy isteyeceğiz.

Sabırla ve profesyonel anlayışla çalışacağız, sonunda elbette başaracağız. Bu hedef başarı noktasına ulaşmamızda en küçük bir kaygım ve şüphem yoktur.



Saygı ve sevgilerimle…



Ömer Özdamar/Burdur-Bucak/16 Ekim 2010

13 Ekim 2010 Çarşamba

Astsubayların sorunları ve çözüm önerileri…


Bugün (13 Ekim 2010) Milliyet Gazetesinde Köşe Yazarı Sayın Nail Güreli Bey, ‘’Astsubaylar’’ başlığında yazısını gördüm.




Haliyle 22 yıl 7 ay 13 gün bir fiil Astsubaylık mesleğini icra eden ve emekli olan Ömer ÖZDAMAR bu konuya duyarsız kalamazdı.



Önce Nail Beyin yazısına bir bakalım, ondan sonra bambaşka bir pencereden düşüncelerimi açıklayacağım.



Yüz on üç bin emekli astsubayın temsilcisi Emekli Astsubaylar Derneği Ankara’da bir miting yaparak, sorunlarını dile getirdi.

Bu arada, İzmir’den emekli Astsubay Mehmet Emin Atılgan bize gönderdiği mektupta, emekli astsubayların sorunlarını aktarıyor. Atılgan, 1990’lı yılların başında Milliyet’te, 2000’lerin başında Posta’da yayımlanan astsubayların sorunlarıyla ilgili yazı dizilerimize gönderme yaparak, iltifatta bulunduktan sonra, bugün de yaşanmakta olan sorunları 15 madde halinde sıralıyor. Aynı zamanda bir talep içeren bu tespitlerden yerimiz elverdiğince bir kaçını özetleyelim.

* Üniversite bitirdiği halde 1. derecenin 4. kademesine yükselemeyen tek kamu görevlisiyiz.

* Aynı derecede öğrenimli ve aynı süre görev yapan bir e. subayla e. astsubay arasındaki maaş farkı yüzde 300’dür. (?!)

* Orduda astsubay sayısı subaylara oranla bire dört fazla olduğu halde, sosyal tesislerden yararlanma oranı tam tersinedir.

* Lojman sayısı da astsubaylar aleyhine çok düşüktür.

* Birçok askeri hastanede subaylar lehine ayrımcılık yapılıyor.

* Üyelerinin yüzde 60’ını oluşturan astsubaylar OYAK ve şirketlerinin yönetim ve denetim kurullarında temsil edilmiyor.

* Astsubaylar 631 sayılı KHK gereği almaları gereken tazminatı alamıyor.

* On beş yıllık mecburi hizmet süresi kısaltılmalı.



Şimdi gelelim Astsubayların sorunların dair benim samimi ve içten duygularımın ışığında; harflere, sözcüklere yansımasına…



Her meslek dalının kendine has zorlukları elbette vardır. Fakat TSK’da ‘’Astsubaylık’’ mesleğini icra etmek hakikaten zor ve meşakkatlidir…



Hani derler ya, TSK’nın belkemiği Astsubaylardır ama belkemiğine çok fazla yük bindiği zaman bel fıtığı olur ve ağrılar çekilmez hale gelir…



Sanki TSK’da Astsubayların yükü çok fazladır ve sancılıdır… O kadar fazladır ki ne görev yapacağına dair üst sınır ya da marj yoktur. Her an, her zaman yeni bir görev verilebilir… Duruma ve ortama göre yazışmaları en iyi ve hatasız yapar, silahını alır ve en keskin atışçı olur, askerlerle beraber eğitim alanına çıkar ve en iyi eğitimci olur, boyalı botuyla ve giyimiyle en güzel ve örnek personel olur, olan veya olacak her şeyden sorumlu olur, kusursuz disiplin anlayışıyla neredeyse uçan kuşa bile selam verir….



Sağlık hizmetleri alırken bin dereden su getirilir… Daha doktora muayene olmadan hasta olduğunu en az 2-3 amirine anlatman ve ikna etmen gerekir…



Sınırsız ve marjı olmayan görev çeşidine sahipken hak ve hukuk konusunda ters orantılı daracık ve küçük marjlıdır. Uğradığın haksızlığı gidermede bağımsız ve özerk organ olmadığı için beyhude ve boşuna çabadan ibaret kalır…



Özel yetenekleri ve üstünlüğü olan (örneğin 3 yabancı dil bilen, örneğin atıcılıkta rekortmen olan, örneğin master yaparak ekonomi alanında uzmanlık hakkını elde etmiş olan,… Saymakla bitmez) Astsubay için görev yaptığı süre boyunca asla bir ayrıcalık sağlanmaz. Hatta yakın zamana kadar kendi olanaklarıyla üniversite eğitimi alması bile pek istenmezdi… Allah’tan bugünlerde meslek yüksek okulu seviyesine çıkarıldı ve ön-lisans eğitimi veriliyor…



Çözümlerim:



TSK içinde Astsubayların sorunlarını ele alacak tarafsız ve özerk bir yapı oluşturulmalıdır. Duygusallıktan uzak konunun uzmanı sivil personeller bu yapıya dahil edilebilirler.



Kışla içinde rütbeler göz önünde bulundurularak görev ve yetki dağılımı yapılmalıdır. Dışarıda hizmet alırken mutlak eşitlik sağlanmalıdır. Yani orduevi, lojman gibi hizmetlerden tam eşit yararlanmalıdır. Kışla içi yapı kışla dışına aynen taşınmamalıdır.



Üstün meziyet ve özellikleri olan Astsubaylar için özel kadro ihdas edilmelidir ve ücret belirlenmelidir… Örneğin ana dili gibi Rusça bilen, örneğin master yapan…



Askeri hakim ve savcıların rütbeli değil tamamen sivil olmalıdır. Adalet, hak, hukuk üzerine başka türlü etkin ve verimli sonuç alınamaz…

Örneğin Hakim Yüzbaşının görev yaptığı bir mahkemede bir üsteğmenle, bir astsubayın sorununu hakkaniyet ilkesinde çözülebileceğini beşikteki çocuk bile inanmaz…



1999 yılında Rahmetli Ecevit zamanında çıkarılan özel tazminat ödemeleri TSK içinde ücret eşitsizliğini maalesef zirveye çıkarmıştır.



Artık benden bu kadar… İlgililer otururlar yüzlerce seçenekle çözüm bulabilirler…



Büyük soru şudur: Eheee arkadaş! Bunca şikayete rağmen sen nasıl 22 yıl 7 ay 13 gün Astsubay olarak görev yaptın?



Valla ailevi sorumluluk ilk sırada geliyor. Çocuklarımın geleceğini düşündüğüm için birçok kez yeltenmeme rağmen radikal karar alamadım. Ancak şunu yapabildim. Son görev yaptığım yerde yine haksızlık ve huzursuzluğum had safhaya çıktı. Emekli maaşı almama daha 5 ay varken istifa ettim. 5 ay bekledim ve ondan sonra emekli oldum. Yeryüzünde belki bu kadar radikal karar alabilen başka insanoğlu çıkar mı bilemiyorum…

5 boyunca maaş yok, hiçbir hak yok ama ayrıldım işte… Oysa 1 yıl daha bekleseydim hem emekli olacaktım, hem de sorunsuz ayrılacaktım. Uzun yıllar yeltenmeme rağmen yapamadığım hareketi ancak emekliliğime 5 ay kala yapabildim.



Umarım ve dilerim gelecek günler, yıllar Astsubaylar için daha mutlu, daha adaletli olur…



Saygı ve sevgilerimle…



Ömer Özdamar/Burdur-Bucak/13 Ekim 2010

12 Ekim 2010 Salı

Türbanlı ve üst düzey yönetici paradoksu…




2 gündür Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Sayın Mehmet Tezkan bu konuyu işledi…



Neydi konu



Türbanlı kızlarımızın, kadınlarımızın özel sektör iş kolunda üst düzey yönetici pozisyonuna gelebiliyorlar mı?



Ne demiş Mehmet Bey?



Dün neden türbanlı işkadını yok diye sordum.. Bir hayli cevap aldım..

Önemli bir kısmı; ters ters bakıyorlar, kolay kolay işe almıyorlar diyordu..

Ben de tam bu noktanın üzerine basmak istemiştim..

İşe almayan kim?

Katı laikçi sermaye mi? Anadolu’dan fışkıran muhafazakâr sermaye mi?

Muhafazakâr kesim kendi sermayesini yarattı.. Eskisi gibi değil, hem siyasal güç onlarda hem ekonomik güç.. Her alanda varlar..

Türbanlılara muhafazakâr sermaye de mi iş vermiyor, onlar da mı ters ters bakıyor?

Evetse!..

Mesele zaten burada!..

Kadının çalışmasında.. Erkekle aynı ortama girmesinde.. Türban iş hayatında yoksa bunun sorumlusu mütedeyyin kesimdir..

Hem kamuda çalışamıyorlar diye gözyaşı döküyorlar hem de kendi işyerlerinin kapısını açmıyorlar..

Tezat yok mu?

Aslında yok!..

Türbanın kamuya girmesini kaleyi fethetmek anlamında istiyorlar, kadınlar çalışsın diye değil..

En fazla öğretmen olmalarına izin verirler.. Bir adım sonrasını hoş karşılamazlar



Yahu muhafazakar ve dindar ilçem olan Bucak’ta işler nasıl diye baktım?



Bucak İlçesinde önde gelen yatırımcı ve mütedeyyin iş yerine bizzat kendim gittim.



Kapıdan girerken sizi halkla ilişkiler uzmanı bayan karşılıyor. Hanım kızımız mini etekli, pırıl pırıl giyinmiş, tertemiz ve gülen bir yüzle karşılıyor…



Yahu türbanlı ve pardüseli bir kızımız niye halka ilişkiler pozisyonuna getirilmiyor?



Özel sekreterine bakıyorum, yine bir bayan ama türbansız ve pardüsesiz…



Olmuyor ama arkadaş! Hem türbanlı kamuya girsin diyorsun ama yasal muhafazakar ve dindar özel şirketler hiçbir engel olmayan üst düzey pozisyonlar için niye türbanlı alınmıyor?…



Bence sözde savunuyor ama bizzat görmeye dayanamıyor herhalde…



Yandaş medyada türbanlı genel yayın yönetmeni göremiyorum…



Yazar olarak alınıyor ama yönetici kadrosuna niye alınmıyor?



Yazar olarak alınması da okuyucuyu etkilemek, maksat garnitür olsun hani…



Aslında o kesim iş hayatında hiç kadın görmek istemiyor ama onu da konjonktür gereği itiraf edemiyor…



Türbanlı hanımlarımızı, kızlarımızı üst düzey yönetici kadrosunda görmek istiyoruz… Hadi bakalım… Maskeli balonun gerçek sınav budur!



Saygı ve sevgilerimle…



Ömer Özdamar/Burdur-Bucak/12 Ekim 2010

11 Ekim 2010 Pazartesi

Kedi-Kedi-Kedi…


Bu haberi yazmazsam, İnanın! İnsanlığımdan utanırım!




Haber ne?



Milliyet Gazetesi video linki ve haberi aşağıdadır



Kediyi tekmeleyerek öldürdü



İzmir Bornova'da, üniversiteli 4 gencin, bir büfecinin baktığı sokak kedisini tekmeleyerek öldürmesi, güvenlik kamerasınca kaydedildi, hayvan-severler olaya büyük tepki gösterdi. İlçe Emniyet Amirliği önünde toplanan hayvan-severler suç duyurusunda bulunurken, gençlerden 2'si polis tarafından kısa sürede yakalandı.



http://video.milliyet.com.tr/Kediyi-tekmeleyerek-oldurdu_1_44206.htm?auto=1



Arkadaş, videoyu dikkatlice 3 kez izledim.



Neler gördüm?



Haberde 4 genç diyor ama orada 5 genç var…



Çevresel tehlikelerden ve soğuktan korunması için kuş kafesine benzeyen kedi kutusu var…



Kim koymuş bunu?



Büfeci vatandaş…



İçinden gelmiş ve bu sokak kedisine bakmaya karar vermiş…



Neyse kutunun içinde bir sokak kedisi var…



Elinde pitbull cinsi köpeğiyle bir genç ve 4 arkadaşı geliyorlar…



Nedense Köpek, kediye saldırmıyor.



Köpekli genç bu duruma çok kızıyor.



Kediye önce kuvvetli bir tekme atıyor ancak kendisi de düşüyor…



Aynı genç kalkıyor ve yaralı kedinin kafasını eziyor…



Sonra bir arkadaşı kolundan çekerek oradan uzaklaştırıyor…



Şimdi çılgın düşünce ve yorumuma sıra geldi…



Eğer tek yetkili olsam; bir kere bu genci hemen psikiyatrik tedavi altına aldırırım… Çünkü cezai ehliyeti yoktur. Sonra en az 10 yıl hapis hem de hücre cezası veririm…



Hem o gence hiç acımam, hem de bu kararın doğruluğuna ve yerindeliğine inanarak veririm…



Başka söze gerek duymuyorum…



Saygı ve sevgilerimle…



Ömer Özdamar/Burdur-Bucak/11 Ekim 2010

22 Eylül 2010 Çarşamba

Cemaat, demokrasi, devlet…


Önce haberden bir alıntı yapayım, sonra düşüncemi sıralayayım…




Emniyet Müdürü Hanefi Avcı'nın, "Haliç'te Yaşayan Simonlar" kitabının ikinci bölümünde ayrıntılı olarak anlatıp, isimlerini vermediği Gülen cemaatinin emniyet, adalet ve siyaset üçgeni içinde faaliyet gösterdiği "İmam"larının listesini gerçek isimleri ile Ankara Özel Yetkili Başsavcı Vekili Hamza Keleş'e verdiği öğrenildi.



Hanefi Avcı, cemaatin Emniyet’ten sorumlu “imamı”nın "Kozanlı Ömer" diye bilinen Osman Hilmi Özdil olduğunu açıklamıştı. Avcı, Gülen cemaatin MİT'ten sorumlu imamını ise "Yenimahalle"den sorumlu Sinan bey kod adıyla "Murat bey" olarak kaleme almıştı. TSK içindeki imamların Subay, astsubay ve erlerden sorumlu olarak üçe ayrıldığını belirten Avcı, bu imamların bir araya geldiklerinde bir zincir oluşturup devlet hiyerarşisi dışında bir yapı oluşturarak suç işlediklerini belirtti.



Haliç'te Yaşayan Simonlar kitabını yayınladıktan sonra Eskişehir Emniyet Müdürlüğü görevinden merkeze alınma dilekçesi ile merkeze alınan Hanefi Avcı, başlatılan soruşturmadan pek umudu yok. Büyük sansasyon yaratan kitabının "Ada yayınevi"ndeki imza gününde Gazeteport'tan İhsan Demir ile görüşen Avcı, "Soruşturma yukarıdan üst düzeyden desteklenmezse bir sonuca ulaşmaz. Soruşturma sadece savcılığın yürüteceği bir soruşturma ile sonuca ulaşmaz. Hem idari hem de savcılığın aynı anda çalışarak yapıyı ayıklamaları gerekir. Çünkü emniyet ve adalet teşkilatı içindeki cemaat elamanları bir araya gelince suç işleme şebekesi meydana geliyor. Burada yapılan yanlışın telafisi yok. Emniyet yanlış yaparsa, adalet teşkilatı bunu yargılama esnasında düzeltir. Yanlış burada ortaya çıkar. Ancak emniyet ve adalet teşkilatı içinde bir grup birleşip yanlış yaparsa bu defa tuz kokar. Tuz kokunca bunun telafisi yok. Bu yanlışı düzeltecek bir yapı yok. Bana sorarsanız siyasi olarak bu soruşturma desteklenmezse soruşturanın başına da dert olur" dedi.



Haber bir kısmı ve Sayın Hanefi Avcı’nın söyledikleri budur…



Gelelim benim düşünce tohumuma…



Arkadaş! Bana göre geçmiş olsun! Bu iş bitmiştir.



Bu kanaate ulaşmamda; iki önemli siyasetçinin ifadeleri kafi geldi…



Ne dedi, kaset skandalından sonra Sayın Deniz Baykal?



Bu komplonun arkasında cemaat yoktur. Pensilvanya’dan gelen telefon beni ikna etti.



Sayın Başbakan Referandum oylamasından sonra ne dedi?



Bu sonucun alınmasında katkı ve yardım sağlayan ‘’Okyanus ötesine’’ teşekkür ediyorum…



Eski Ana Muhalefet Lideri ya da Eski CHP Genel Başkanı bu ifadesiyle dolaylı olarak bu cemaati meşrulaştırmıştır. Bir diğer anlamı ise bu tür operasyonları yapmaya yetkin bir güç ama benim kaset skandalında parmağı yoktur…

Bu arada eski genel başkanının bir büyük hatası daha oldu. Referandum sonrası hangi gazeteye beyanat verdi, bilin bakalım:



Taraf Gazetesine…



Hem de kime?



Rasim Ozan Kütahyalı isimli köşe yazarına…



Tek kelimeyle eski genel başkana yuh diyorum…



Neyse konumuza devam edelim mi?



Sayın Başbakan cemaate dolaylı teşekkür etmekle tüm faaliyetlerini meşru gördüğünün en büyük kanıtıdır….



Hani Sayın Hanefi Avcı demiş ya… Bana sorarsanız siyasi olarak bu soruşturma desteklenmezse soruşturanın başına da dert olur"



Bence idarenin asla böyle bir destek vermeye niyeti yoktur. Daha dün teşekkür eden Başbakan, bugün kalkıp idari soruşturma talimatı mı verecek?



Geçiniz efendim bunları! Artık geçmiş olsun! Bu iş bitmiştir!



Yine eski bir emniyetçiden dinlediğim bazı tespitler, bana projeyi daha net anlamamı sağladı.



Halk TV’de bir söyleşiye katılan eski emniyetçi neler dedi?



Bu cemaatin ana felsefesi şudur: durmadan bu yolda yürümek…



Peki, varılacak hedef nedir?



Şu dönemde hedef yoktur. Sadece bu yolda yürüme vardır. Yeri ve zamanı gelince hedef ortaya konur…



Türkçesi şu oluyor:



Devletin ve toplumun en ücra yerlerine sızmaya ve etkinlik kurmaya devam edin… Devletin ve toplumun tüm katmanları ele geçince zaten hedef kendiliğinden ortaya çıkacaktır. O zaman şimdiden hedef koymaya gerek yoktur. Bana göre çok akıllıca düşünülmüş bir projedir.



Mevcut durumda kat ettiği yol nedir?



Bana göre yarısı geçilmiştir…



Tam olarak istediği sistem nedir?



Bana göre Osmanlı Devleti’nin 2000’li yıllara revize ve modernize edilmiş halidir… Ağza sakız olan ABD destekli olduğu iddia edilen ‘’Ilımlı İslam’’ modeli cemaatin nihai hedefidir.



Bu modeli beğenen de olabilir… Ki var… Cemaatin binlerce gönüllü ordusu mevcuttur. En son referandum çalışmalarında kendi gözlerimle EVET için çalışmalarını gördüm.



Bu arada yürünülen ya da gidilen bu yolda herkesle işbirliği yapabilirler… Liberalleri, sosyalistleri bile çoğu kez kendi nihai hedefleri için geçici olarak yanlarına çekilebilirler… Vahim olan ise iş bitince ilk kenara atacakları bunlar olacaktır.



Son bir not daha… Cemaat için demokrasi nedir?



Kuşun uçması için gökyüzü, balığın yüzmesi için deniz ne kadar gerekliyse demokrasi de cemaat için o kadar gereklidir…



Valla aklım ve dilim erdiğince kendi yargılarım ışığında bir şeyler karalamaya çalıştım… İster inanırsınız, ister inanmazsınız…



Saygı ve sevgilerimle…



Ömer Özdamar/Burdur-Bucak/22 Eylül 2010

21 Eylül 2010 Salı

Burdur İli Bucak İlçesi referandum sonuçlarının derin analizi…


Önce Bucak merkez oylarının dağılımına bir bakalım…




Alaattin Mahallesi: EVET: 896 HAYIR: 379 (-258) EVET 4 ncüsü…



Atilla Mahallesi: EVET: 37 HAYRI: 23 (-7) HAYIR 1 ncisi



Barbaros Mahallesi: EVET: 538 HAYIR: 235 (-151)



Cami Mahallesi: EVET: 665 HAYIR: 243 (-211)



Çamlıca Mahallesi: EVET: 553 HAYIR: 250 (-151)



Çavuşlar Mahallesi: EVET: 650 HAYIR: 285 (-182)



Çukur Mahallesi: EVET: 319 HAYIR: 262 (-28) HAYIR 2 ncisi…



Fatih Mahallesi: EVET: 1621 HAYIR: 853 (-384) EVET 2 ncisi…



Karayvatlar Mahallesi: EVET: 343 HAYIR: 243 (-50) HAYIR 4 ncüsü…



Konak Mahallesi: EVET: 1285 HAYIR: 851 (-217)



Mehmet Akif Mahallesi: EVET: 1435 HAYIR: 862 (-286) EVET 3 ncüsü...



Mimar Sinan Mahallesi: EVET: 174 HAYIR: 100 (-37) HAYIR 3 ncüsü...



Oğuzhan Mahallesi: EVET: 484 HAYIR: 226 (-129)



Onaç Mahallesi: EVET: 406 HAYIR: 179 (-113)



Pazar Mahallesi: EVET: 375 HAYIR: 222 (-76) HAYIR 5 ncisi…



Sanayi Mahallesi: EVET: 988 HAYIR: 517 (-235) EVET 5 ncisi…



Yeni Mahallesi: EVET: 2202 HAYIR: 1224 (-489) EVET 1 ncisi…



Yetmiş Evler Mahallesi: EVET: 344 HAYIR: 176 (-84)



Yörükler Mahallesi: EVET: 339 HAYIR: 137 (-101)



Yunus Emre Mahallesi: EVET: 566 HAYIR: 276 (-145)



Bucak Merkez EVET oyları Toplamı: 14.663



Bucak Merkez HAYIR oyları Toplamı: 7.640



Sonuç:

Bucak Merkez içinde en kalabalık ve seçmen sayısı en yüksek ilk 4 mahallede EVET oyları HAYIR oyları karşısında neredeyse yüzde 80 fark atınca, diğer mahallerin verdikleri oyların bir kıymeti harbiyesi kalmıyor. Hoş kalan hepsinde EVET oyları öndedir ya… EVET-HAYIR oylarında aranın bu kadar açılmasına esas nedeni Yeni Mahalle, Fatih Mahallesi, Mehmet Akif Mahallesi, Sanayi Mahallesi ve Konak Mahallesi olarak gözükmektedir. Çünkü toplam EVET oylarının neredeyse yarısı bu 5 mahalleden çıkmıştır.



Neden böyle bir sonuç hasıl oldu?



Arkadaş, Bucak merkezde neredeyse 2 elin parmak sayısı kadar tarikat, cemaat vardır. EVET cephesinin siyasi partileri dışında çalışan gönüllü bir ordusu vardır…

Gördüğüm kadarıyla Bucak’ta AKP’lilerden daha çok bu cemaat mensupları çalıştı.



Kim bunlar?



Hani mezardakiler bile EVET oyu vermeli diyen vardı ya… Siz anladınız…



Gelelim çalışmamın özüne…



Mesela Atilla Mahallesi: EVET: 37 HAYIR: 23 (-7) HAYIR 1 ncisi dedim ya…



Nasıl çıkardım bu sonucu?



37+23=60 toplam oy…

60:2=30

30-23=7

Demek oluyor ki karşı taraftan 7 oy alınırsa ancak eşitlik sağlanacak… Ondan dolayı -7 olarak tarif ettim.



Bir örnek daha verelim…



Yeni Mahallesi: EVET: 2202 HAYIR: 1224 (-489) EVET 1 ncisi…



Burada da aynı hesaplama yöntemi izledim. Yeni Mahalle EVET oylarının toplamından 489 oy alınacak ki eşitlik sağlanabilsin…



Pekiştirmek için bir örnek daha…



Mimar Sinan Mahallesi: EVET: 174 HAYIR: 100 (-37) HAYIR 3 ncüsü...



Burası benim mahallem olduğuna göre 37 kişi bulup; dengeyi kurmam gerekiyor…::))))



Hadi bir de kırsala bakalım mı?



Çamlık Beldesi: EVET: 569 HAYIR: 398 (-85)



Gündoğdu Beldesi: EVET: 602 HAYIR: 319 (-141) EVET 3 ncüsü…



Kızılkaya Beldesi: EVET: 353 HAYIR: 665 (+156) HAYIR 1 ncisi…



Kocaaliler Beldesi: EVET: 768 HAYIR: 690



Ürkütlü Beldesi: EVET: 254 HAYIR: 440 (+93) HAYIR 3 ncüsü…



Alkaya Köyü: EVET: 35 HAYIR: 63



Avdancık Köyü: EVET: 125 HAYIR: 137



Belören Köyü: EVET: 28 HAYIR: 19



Beşkonak Köyü: EVET: 156 HAYIR: 75



Boğazköy: EVET: 368 HAYIR: 134



Çobanpınarı Köyü: EVET: 279 HAYIR: 87 (-96) EVET 4 ncüsü…



Dağarcık Köyü: EVET: 66 HAYIR: 60



Demirli Köyü: EVET: 267 HAYIR: 91



Dutalanı Köyü: EVET: 53 HAYIR: 21



Elsazı Köyü: EVET: 390 HAYIR: 76



Heybeli Köyü: EVET: 147 HAYIR: 195



İncirdere Köyü: EVET: 230 HAYIR: 198



Karaaliler Köyü: EVET: 177 HAYIR: 133



Karacaören Köyü: EVET: 77 HAYIR: 18



Karaot Köyü: EVET: 107 HAYIR: 19



Karapınar Köyü: EVET: 432 HAYIR: 290



Karaseki Köyü: EVET: 63 HAYIR: 43



Kargı Köyü: EVET: 251 HAYIR: 67



Kavacık Köyü: EVET: 142 HAYIR: 66



Keçili Köyü: EVET: 80 HAYIR: 119



Kestel Köyü: EVET: 189 HAYIR: 407 (+109) HAYIR 2 ncisi…



Kızılağaç köyü: EVET: 86 HAYIR: 71



Kızıllı köyü: EVET: 265 HAYIR: 47



Kızılseki köyü: EVET: 213 HAYIR: 191



Kuşbaba köyü: EVET: 544 HAYIR: 171 (-186) EVET 1 ncisi…



Kuyubaşı köyü: EVET: 63 HAYIR: 19



Seydiköy: EVET: 174 HAYIR: 323 (+74) HAYIR 4 ncüsü…



Susuz köyü: EVET: 326 HAYIR: 292



Taşyayla köyü: EVET: 403 HAYIR: 58 (-172) EVET 2 ncisi…



Uğurlu köyü: EVET: 126 HAYIR: 147



Üzümlübel köyü: EVET: 114 HAYIR: 59



Yuva köyü: EVET: 30 HAYIR: 46



Yüreğil köyü: EVET: 112 HAYIR: 77



Bucak Kırsal EVET oyları Toplamı: 8.880



Bucak Kırsal HAYIR oyları Toplamı: 6.704



Sonuç:

Bucak kırsalında (belde ve köyleri) EVET, HAYIR oyları nispeten daha dengeli dağılmış görünüyor. AKP’den tarımsal kesimin hoşnutsuzluğu bu oylamayla daha net ortaya çıkmıştır.

Merkezde hiçbir mahalleden HAYIR oyu önde olmazken kırsalda 2 belde 5 köyde HAYIR oyları önde çıkmıştır.

En bariz delili; merkezde EVET-HAYIR oyları arasında fark 7 bin iken kırsalda 2 bine düşmüştür.



Çare:

Ülkenin kötü gidişatından sorumlu olduğunu düşünen her vatandaşın laf-ı mazeret üretmeden eline taşın altına koyması lazım. Cemaat ve tarikat mensupları nasıl çalışıyorsa aynısını diğerlerinin de çalışması gerek. Başka türlü AKP iktidarından kurtuluş gözükmüyor… Eğer sorumlu vatandaş inisiyatifi ele almazsa, 8 yıldır devam eden AKP iktidarı 38 yıl daha devam eder… Basit ve sıradan sen-ben kavgasını bir kenara itip; herkesin AKP iktidarının demokratik yollardan, seçimle düşürülmesi hedefine odaklanmalıdır. Zaten başka da çaresi yoktur.



Saygı ve sevgilerimle…



Ömer Özdamar/Burdur-Bucak/21 Eylül 2010

15 Eylül 2010 Çarşamba

Bekir Çoşkun Habertürk Gazetesinden kovulmuş…


Olacağı buydu!




EVET çıkınca önce başkanlık sistemi tartışılmaya başlandı…



Daha EVET mühürleri bile kurumadan yeni anayasa yerine başkanlığı tartışmaya açmakla aslında liberalleri ve demokrasi aşıklarını ağzı açık ayran delisine çevirdi… (Ağzı açık ayran delisi: yeni gördüğü her şeye şaşkınlıkla bakan, şaşıran…)



Neyse esas konumuz Bekir Çoşkun’un kovulmasıdır…



Bekir Çoşkun’un kovulma olayında işte buradan iddia ediyorum: Başbakanın 1 numaralı medya yoldaşı olan Yiğit Bulut'un parmağı vardır...



Peki, bu iddiamın altını nasıl dolduruyorum?



Bundan tam 1 ay önce Sayın Başbakanla, Sayın Yiğit Bulut arasında ‘’Sansürsüz’’ programıyla müthiş yakınlaşma doğdu.



Nasıl mı?



Bakın o programda neler olmuş ve neler yazmışım?



Tabirimi hoş görün ama Sayın Başbakan’a verdi gazı, verdi gazı… Öyle bir pohpohladı ki izleyen bir yurttaş olarak utandım…

Neler mi dedi?

Siz ne büyük bir liderseniz! Siz ne büyük Başbakansınız! İşte IMF’yi kovdunuz, işte ABD’ye kafa tuttunuz, işte TUSİAD’ı diz çöktürdünüz, işte TOBB’u yalvarttınız mealinde falan filan…

İltifatlar kırıla gidiyor. Tüm bunların karşılığında Sayın Başbakan’ın ağzından neler duydum?

Yiğitçiğim, Yiğit Bulut Kardeşim…



Sonra aynı Yiğit Bulut Beyi, Sayın Başbakan Erdoğan’ın eşi Emine Hanımın organize ettiği Pakistan’a yardım etkinliğinde gördüm…



Peki, Yiğit Bulut kimdir?



Habertürk Genel Yayın Yönetmeni…



Ehhheee ondan sonra AKP muhalifi gazeteci Bekir Çoşkun’a güle güle denmez mi?



Denir, denir bal gibi denir…



Daha neler denecek neler… Biz de ağzımız açık izleyeceğiz::)))



Saygı ve sevgilerimle…



Ömer Özdamar/Burdur-Bucak/14 Eylül 2010

14 Eylül 2010 Salı

Bucak İlçesi referandum sonuçlarının siyasi izdüşümü…


Artık taraflı tarafsız herkes kabul ediyor: Bucak’ta HAYIR için CHP çalıştı, EVET için AKP çalıştı…




Peki, HAYIR cephesinde yer alan MHP ve DP çalıştı mı?



Biraz gönülsüz de olsa MHP çalıştı ama DP asla hiç çalışmadı.



Kanıt mı?



Gidin, bakın! Kanal-15 Haberlerinin arşivine…



Bucak DP İlçe Başkanlığı çalışmasına ait tek bir haber bulamazsınız…

DP İlçe Başkanı, DP’nin eski Belediye Başkanı, DP’nin 6 belediye meclis üyesi daha bir gün bile mahalli gazetelere, televizyona gidip; bir basın açıklamasıyla ‘’biz de HAYIR için çalışıyoruz’’ demediler.



Bucak MHP İlçe Başkanlığının ise referanduma HAYIR kampanyasında çok cılız kaldı… Allah var ya, Bucak MHP İlçe Başkanı çok uğraştı ama aynı heyecanı tabanında bulamadı…



HAYIR için kampanya yürüten CHP ise Kanal-15 Haber arşivinde 15’e yakın haberle yer almıştır.



Tüm kampanyanın başından sonuna kadar bizzat kendim yer aldığım için iyi bildiğim noktalar da vardır.



Gittiğimiz her köy ve beldeye selam verdikten sonra hemen şunu sorarım:



Bizden önce kimler geldi?



Aldığım yanıt hep AKP olmuştur. Bir tek Gündoğdu Beldesinde hem MHP’liler hem de AKP’liler gelmiştir.



Hoş, Bucak İlçesi Gündoğdu Beldesi belediye başkanı MHP’lidir ama EVET kampanyası yürüten AKP’li cenahla boy boy fotoları yayınlanmıştır.



Bu siyasi partileri suçlamak asla aklımın ucundan bile geçmemektedir.



Siyaset böyle bir şeydir. Bazen Ankara’dan çıkan söylem, yerelde itibar görmez.



HAYIR kampanyasında yer alan hem DP’nin hem de MHP’nin tabanla, merkezi bu konuda tam senkronize olamamıştır.



Neyse buraya kadar anlatmak istediğim şudur:



Bucak merkez ve kırsalından alınan toplam 14 bin oyun yüzde 75-80’ninde CHP tek başına etkili olmuştur. Bu arada CHP’lilerin yanı sıra MHP’liyi de, DP’liyi de HAYIR oyuna için ikna etmek BUCAK CHP İlçe Teşkilatına büyük iş düşmüştür.



Gelin başka bir hesap yapalım…



2009 yılı Mart ayında yapılan il genel meclisi oylarına bakalım…



HAYIR cephesinde yer alan partilerin oyları:



DP: 7.721

MHP: 6.649

CHP: 3.848



Ne yaptı? Kabaca 18.000 civarı…



EVET cephesinde yer alan partilerin oyları:



AKP: 16.263

SP: 1.388

BBP: 823



Ne yaptı? Kabaca 18.000



Peki, referandumda oylar ne oldu?



HAYIR oyları toplamı: 14.000 kabaca,



EVET oyları toplamı 23.000 kabaca…



23.000-14.000: 9.000 oy ediyor…



Hadi binini yeni seçmen diyelim, eheeee bu 8 bin oy nereden geldi?



Bence yüzde 70’i DP’den, yüzde 30’u MHP’den…



Peki, kaç tane DP oyu var HAYIR cephesinde?



Yüzde 70’ni çıkarırsak HAYIR cephesine 2 bin civarında oy kalıyor.



MHP’nin kaç oyu var HAYIR cephesinde?



Yüzde 30’nu çıkartırsak 4.500 oyu var…



Geriye ne kalıyor?



14.000-4.500= 9.500



9500-2.000= 7.500



CHP’nin Bucak merkez ve kırsalında oyu 3.800’den 7.500’e çıkmıştır.



Uzun lafın kısası çok çalışan Bucak CHP İlçe Örgütü oylarını yüzde 100’e yakın artırarak ödülünü böyle almıştır.



Peki, bu yeter mi? Asla yetmez. Çok çalışmamız lazım çok…



Tüm köy ve beldeleri tekrar ele alıp; sorunları ve çözümlerini bildiğimizi, iktidar olmamız halinde hepsinin hallolacağını söylemek, ikna etmek, en önemlisi umut vermek kaçınılmazdır.



Ben şahsen şuna inanıyorum:



CHP iktidara her zamankinden çok daha yakındır…



Saygı ve sevgilerimle…



Ömer Özdamar/Burdur-Bucak/14 Eylül 2010

2 Eylül 2010 Perşembe

Ünlü Doktor Mehmet Öz’e Kanser Tanısı ve perde arkası…

Mehmet Öz rutin testleri sırasında bağırsağında bir kitleye rastlandığını People dergisi vasıtasıyla duyurdu.




Öncelikle Geçmiş olsun!



Bakın Mehmet Bey, hastalık tanısı sonrası neler diyor?



Benim için sarsıcı oldu. Her şeyi doğru yaptım. Ailemde kanser geçmişi yok. Ama yine de risk altındayım. Çok gerginim ve neden böyle bir şeyin başına geldiğini sorguluyorum.



Bence konu bambaşkadır. Yeryüzünde yaşayan tüm canlıların kanser riski altında olduğunu idrak etmemiz lazım…



Neden mi?



Çünkü soluduğumuz hava bozuksa yapacak bir şeyimiz yoktur, soluyoruz. İçtiğimiz suyun kirlendiğini biliyoruz ancak mecburen içiyoruz. Yediğimiz neredeyse tüm yiyeceklerin yapısı oynanmış, hormonlaşmış, kimyasal atıkların derinlemesine işlediğini biliyoruz ama yiyoruz...



Ehee toprak kirli, hava kirli, su kirli ise buradan temiz ne çıkar?



Tertemiz kanser çıkar…



Ağlasak da sızlasak da dünya gerçeğimiz budur.



Çaresi nedir?



Çare yok. Tombala kime çıkarsa bu gerçeği yaşayacak.



Ne yapmak lazım?



Bence zaman zaman zınk diye durmalı, her ne iş yapıyorsa belirli sürelerle kepenk kapatmalı ve stresini atmalı…



Zevk alarak yapmak istediklerini sıraya koymalı, yeni maceralara kulaç atmalı…



Herkes yaratıcılığını kullanmalı ve kendi reçetesini yazmalı…



Saygı ve sevgilerimle…



Ömer Özdamar/Burdur-Bucak/2 Eylül 2010

1 Eylül 2010 Çarşamba

KANALTÜRK Televizyonu ve spor yorumcuları…

Milliyet Gazetesi spor bölümünde ‘Ters Köşe’ adıyla yazısını kaleme alan Sayın Ercan Güven eleştiri yapmış.




İsterseniz kısa bir alıntı yapayım:



Son örnek Galatasaray’daki dedikodular.



Sayın Fatih Altaylı’nın gündeme taşıdığı dedikodular.



Ona sözüm yok... Köşe yazarlığının gereklerinden birini yapıp, yöneticilik deneyimlerinde tarttıktan sonra kulağına çalınan Galatasaray dedikodularını isim vermeden, infaz yapmadan kamuoyu ile paylaştı:



“Galatasaray’daki transfer trafiğine, yakınları üzerine menajerlik şirketi kurduran yöneticiler mi neden oluyor?” diye sordu.



Baktılar ki, konu verimli. Akçeli. Aile boyu. Reyting garanti... Sarıldılar. Hatta geliştirdiler!



Sayın Reha Muhtar, sağ yanına sayın Erman Toroğlu’nu, sol yanına sayın Ahmet Çakar’ı alarak yaptığı “özel sohbetler” programında bir adım ileri gitti mesela.



“Fenerbahçe yöneticisi Şekip Mosturoğlu ile Galatasaray profesyoneli Adnan Sezgin İsviçre’de eşlerinin üzerine menajerlik şirketi kurmuşlar” dedi...



Yani “şeklinde söylentiler var”!..



Ve ne kadar “adil” bir haberci olduğunu ispat etti:



“Doğru değilse, bağlansınlar yayına yalanlasınlar”.



Helalll...



Adama bıçağı sokup, “hangi hastaneye gitmeyi istersin” diye sormak kadar demokratik bir yaklaşım...



Neyse, konumuz Reha Muhtar değil... Onun tarzı malum.



Asıl, Şekip Mosturoğlu ve Adnan Sezgin’e ne demeli?



Bağlanıyorlar, üstüne bir de fırça yiyorlar canlı yayında.



Alıntı bu kadardır. Artık konuyu tekrar etmeme gerek yoktur.



Ercan Bey, ters köşeden bakmış ya, ben de öbür ters köşeden bakmak isterim…



KANALTÜRK Televizyonu, Pazar akşamları Serhat Ulueren sunuculuğunda, Ahmet Çakar, Ziya Şengül, Gökmen Özdenak yorumlarıyla spor gündemini belirliyordu.



Ne zaman?



Geçen yıl…



Bu yıl da sezona çok iddialı girdiler…



İddialarını Sayın Erman Toroğlu’nu da transfer ederek taçlandırdılar…



Spor Toto Süper Lig ilk haftası başladı. Ben de büyük bir heyecanla ekran karşısına geçtim. Bakalım ne olacak, bakalım ne diyecekler diye...



Anaaa sorun var. Hem de büyük sorun.



Spor gündemini bir hafta meşgul edecek lafları, söylemleri üretmeleri için en büyük koz ellerinden alınmıştı.



DİGİTÜRK Kanalı artık futbol maçlarının görüntülerini en erken Salı akşamı verecekti.



Eheee ne olacak şimdi?



KANALTÜRK Televizyonu ilk hafta tartışmalı pozisyonları animasyonlarla göstermek istedi. Bir parça başarılı da oldu. TFF ve yayıncı kuruluş animasyon gösterisine de izin vermedi mi?



Offf ortada kaldılar…



Ligin 2 ve 3 ncü haftalarında elde görüntü olmayınca ne konuşacaklar, neyi tartışacaklar?



Bir sürü para verildi, anlaşma yapıldı ve Erman Toroğlu transfer edildi. Bunun karşılı pazar akşamları en çok reyting alan kanal olmak için ne yapmak lazım?



Asparagas haberlere sarılacaklar, yorumlayacaklar ve gündem yaratmaya çalışacaklar…



Yok başka çareleri çünkü…



Görüntüler olsaydı neler olacaktı neler…



Erman Hoca gol diyecekti, Ahmet Hoca yok diyecekti, öbürküsü yok ofsayt diyecekti, hakemler yerden yere vurulacaktı, daha aklımıza gelmeyen bir sürü atraksiyonlar olacaktı…



Öyle bir çaresizliğe kapıldılar ki geçen haftaydı galiba… Görüntüyü izleyicilere göstermeden 2 hakem hocası bakıyorlar ve yorumluyorlar. Neyse Ahmet Hoca faul diyor, Erman Hoca hayır yok diyor… En sonunda ikisi ortaya çıktılar. Bacaklarını birbirlerine koydular. Pozisyon benzerini yarattılar ve faul mü değil mi diye tartıştılar. Elbette anlaşmadılar.



Uzun lafın kısası bu görüntüleri yayıncı kuruluş Pazar akşamları vermezse biz daha çok izleriz…



Kimi?



Pazartesi akşamı da Reha Muhtar, Erman Toroğlu, Ahmet Çakar triosunu…



Ne yapacaklar?



Kulüp ve kişileri eleştiri adı altında canlarını yakacaklardır…



Çünkü yapacak başka bir şey yoktur. Kanal onca emek vermiş, para vermiş mutlaka gündeme dair bir aksiyon gösterilmesi lazım…



Saygı ve sevgilerimle…



Ömer Özdamar/Burdur-Bucak/1 Eylül 2010