20 Ekim 2016 Perşembe

55 yaş ve doğum günü..


Valla zaman dur durak bilmiyor, sürekli ilerliyor, hep gidiyor, dolayısıyla bizim yaşta 55’e ‘merhaba’ diyor..

Yaşam böyle işte, koşuşturma ve pürtelaş içinde geçit resmi edasıyla ‘selam’ gönderiyor geride kalan her şeye..

Pişmanlıklar, keşkeler zaman karşısında hep mağlup kalıyor..

Felsefi inancım doğrultusunda yaşamı tarif edersem; süresi belli, yeryüzü tatili.. Ayrıca kemale ererken cemali gözden ırak tutmak; yaşama karşı en büyük ihanettir..

Sevilirsin, seversin,
Kızarsın, kızdırırsın,
Gülersin, güldürürsün,
Ağlarsın, ağlatırsın,
Bakarsın, baktırırsın,
Ama zaman içinde hepsi boş ve anlamsız kalır..

Dünya güzelliklerini göremezsen ya da cemali yakalayamazsan cennet olan yeryüzü senin yaşam kesitinde cehenneme döner bence..

55. yıla girerken yeryüzünün cennetini keşfetmeye devam edeceğim, sağlıklı ömrüm oldukça tabii ki..

Sosyal medya mecrası Facebook üzerinden 55. yaş günümü kutlayan, aşağıdaki listede yer alan ailemi, dostlarımı, arkadaşlarımı bir kez daha selamlıyorum ve teşekkür ediyorum.. Hep beraber 56. yaş günümde buluşmak dileğiyle..

Doğum günü kutlama listesi
4. ‎Ahmet Balcı‎ 
7. ‎Nilgün Karabulut‎ 
8. Mehmet Özger‎ 
9. Engin Özgür‎ 
10. ‎Emre F Mhmt Unl‎ 
11. Gürkan Tugay‎ 
13. Memiş Şenol‎ 
14. ‎Mehmet Burakgazi‎ 
16. Ali Temi‎ 
17. ‎Nadir Günel‎ 
21. Şaban Yıldı‎ 
24. ‎Sema Öztürk‎ 
25. Osman Tülkay‎ 
26. ‎Erencan Maral Maran‎ 
27. Gafur Kaya‎ 
28. Fahri Aksu‎ 
29. Mehmet Uysal‎ 
30. ‎Osman Özuca‎ 
31. Kenan Işık‎ 
32. ‎Zafer Güler‎ 
35. Mehmet Bulut‎ 
36. ‎Muammer Işık‎ 
37. ‎Nil Karabulut‎ 
38. Emine Şevle‎ 
39. ‎İlyas Bayram‎ 
41. ‎Ali Kılınç‎ 
42. Ali Duran‎ 
45. ‎Naci Aktas‎ 
47. TC Mesut Akman‎ 
48. ‎Cengiz Yabaş‎ 
50. Halil Yeşil‎ 
51. Orhan Yalçın‎ 
52. Süleyman Oral‎ 
53. Erol Allkan‎ 
55. ‎Ibrahim Özdamar‎ 
56. ‎Mustafa Doğan‎ 
57. ‎H Hamdi Karaman‎ 
58. ‎Orhan Arslangiray‎ 
59. ‎Nevzat Ertürk‎ 
61. ‎Ural Gültekin‎ 
62. ‎Hızır Kabil‎ 
63. Osman Özdamar‎ 
64. ‎Vakıf Akbaş‎ 
65. ‎Mevlüt Karabağ‎ 
66. ‎Ayşegül Hayvar‎ 
67. ‎Arif Şerife Balcı‎ 
69. ‎Manolya Ernalbant‎ 
70. Emre Tekin‎ 
71. ‎Ahmet Can‎ 
73. ‎Zeki Özceylan‎ 
74. Sabri İkiz‎ 
75. Ömer Saylık‎ 
76. İdris Özbek‎ 
77. ‎Emin Tolunay‎ 
80. Mustafa Kıvrak‎ 
81. TC Sefa Başar‎ 
82. ‎Hacı Bayram Türk‎ 
85. Seyfettin Er‎ 
86. ‎Vildan çalgın‎ 
87. Tanju Çorağan‎ 
90. ‎Kamile Altuntay‎ 
91. ‎İsa Taşdelen‎ 
92. ‎Hülya Öztürk‎ 
93. ‎Seref Özgen‎ 
94. ‎Abdülkadir Ceylan‎ 
96. ‎Cengiz Cengiz‎ 
98. ‎Mehmet Emin Güven‎ 
99. Halil Er‎ 
100. ‎Mustafa Bülbül‎ 
101. Memduh Tetik‎ 
103. ‎Ibrahim Mutlu‎ 
104. Damla Gürbüz‎ 
105. Barış Nayır‎ 
106. Cemil Kaya‎ 
108. ‎Yener Türk‎ 
109. ‎Metin Nom‎ 
113. Cesur Çelikkan‎ 
114. Hüseyin Bakkal‎ 
115. ‎Mustafa Aktas‎ 
116. TC Mesut Karip‎ 
117. ‎Gülname Gümüş‎ 
118. TC Rabia Demir‎ 
120. ‎Mustafa Özdemir‎ 
121. ‎Guven Carpaz‎ 
122. ‎Hüseyin Erdem‎ 
123. Salih Özdemir‎ 
124. Ismail Özer‎ 
125. ‎Tülay Eker‎ 
126. ‎TC İsmail Vural‎ 
127. Mete Karaakın‎ 
129. Cafer Kaplan‎ 
130. ‎Burhan Acar‎ 
131. ‎TC Avni Tepekiran‎ 
132. ‎Arife Duran Aydın‎ 
133. ‎Kevni Kuşçu‎ 
134. Bekir Özcan‎ 
136. Necdet Konya‎ 
137. Mehmet Sert‎ 
138. Ümit Gürbüz‎ 
139. Kemal Erdi‎ 
141. ‎DL Tate‎ 
143. Mehmet Demiralay‎ 
144. ‎Aliye Yağar‎ 
147. Metin Yalçın‎ 
148. ‎Zühal Voigt‎ 
149. ‎Erhan Sönmez 
150. Halil Sert 
151. ‎Ali Ileri 
152. Reyhan Sur 
153. Ahmet Ilhan 
154. ‎Cansu Kıcır 
155. ‎K Hayati Ergürbüz 
156. ‎Firuzan Kök 
158. Doğan Bora‎ 
159. ‎Şaban Yavaş 
160. ‎Attila Özdamar 
161. Cengiz Kurt 
167. Vahdi Sarikaya‎ 
‎168. Ercan Nurfer 
170. Süleyman Alkan 
171. ‎Büşra Ekim 
172. Salih Deryal 
173. Arif Altuner
174. ‎Bilgen Gul‎ 
175. Yasareko Yasar‎ 
176. ‎Metin Acar‎ 
177. Sema Unal
‎178. Mehmet Çakmak‎ 
179. Ceyda Celâyir‎ 
180. Muharrem Aran‎ 
181. ‎Durmuş Ali Günel 
183. Erol Şimşek 
184. Levent Çelikyay 
185. Mehmet Öztürk 
186. Barış Uzuner‎ 
187. Bahattin Saylam‎ 
188. Mehmet Özdamar‎ 
189. ‎Tayyip Aktaş‎ 
191. Serkan Kurnaz‎ 



Yazar Ömer ÖZDAMAR
Bucak-BURDUR



19 Ekim 2016 Çarşamba

DEMOKRASİ VE GAZETECİLİK BU İŞTE!


ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mark Toner'ın brifinginde de gündem Musul operasyonuydu.

Açıklama sonrası sorular bölümüne geçiliyor. ABD’li gazeteci bakın ne soruyor?

"Peki, orada yani Musul’da bulunan Amerikan askerleri emirleri Irak hükümetinden mi alıyor?"

 Cevap: "Biz orada sadece eğitim ve danışmanlık için bulunuyoruz."

Başka gazetecinin sorusu geliyor:

"Ne zamandan beri ABD, yabancı askerlerin Irak içerisinde bulunması için Irak hükümetinin rızası olması gerektiğini düşünüyor? Daha önce siz girip önceki lideri devirdiniz ya."

Cevap: "Şu anda şartlar farklı. Bugün Irak'ta seçilmiş bir hükümet var."

Demokrasinin ve gazeteciliğin Türkiye’mizde ne kadar geride olduğunu bu diyaloglardan kolayca anladım ben..

Neden mi?

Hayal edelim ya da varsayalım.. Türk gazeteci, Türkiye Dışişleri Bakanlığı sözcüsüne bu tarz sorular sorsun:

A. İlk iş akreditasyon iptal edilir ve bir daha basın toplantısına alınmaz.
B. Gazetecinin çalıştığı yazılı ya da görsel medya patronuna telefon edilir ve iş akdi sonlandırılır.
C. Başka bir medya şirketinde iş bulması olanaksız hale getirilir.
D. Şartları ve tutumunu çok zorlarsa ya da zorlanırsa; bir şekilde tutuklanır.

Anladınız değil mi?

Bizde gazetecilik jargonu ise, sorular erk sahiplerini rahatsız etmeyecek, toplumu bilgilendirmeyecek ve kazık soru değil de önceden haber edilen balık sorular sorulacak..

Neden böyle bir kanıya vardığımı anladınız mı şimdi?


Yazar Ömer ÖZDAMAR
Bucak-BURDUR


14 Ekim 2016 Cuma

CHP ve AKP’nin var olacağı başkanlık sistemi..


Bugün sosyal medya Facebook üzerinden bir haber paylaştım. Neydi o?

A&G Araştırma Şirketi'nin 24-26 Eylül arasında yaptığı ankette bugün bir seçim yapılacak olsa, seçmenin yüzde yüzde 54,6'sı AK Parti'ye, yüzde 24,8'i CHP'ye, yüzde 12'si MHP'ye, yüzde 7,9'u HDP'ye oy verecek.

Başka ne diyor anket?

Halkın yüzde 93'ü FETÖ operasyonlarında mağduriyet olduğuna inanmıyor.

Bazı arkadaşlarım yorum yapmışlar. İşte ‘’bu millet layık olduğu yönetimle gider’’, işte ‘’vay halimize’’, işte ‘’yandık, kül olduk’’ mealinde kaygılar, veryansınlar..

Yorumlara katılmakla beraber halkı hiç suçlayamam. Çünkü halkın duygularını okuyamayan bir siyasi anlayış, bir siyasi parti, bir ana muhalefet CHP vardır..

Siyaseten iflas etmiş CHP, artık halkın umudu olmayı çoktan kaybetmiştir.

Neden iflas ettiği uzun konu ve şimdilik girmeyeceğim. Ama bu anket sonuçlarını okuyunca ne kadar haklı olduğumu rahatlıkla öne sürebilirim.

Peki, ben neden haklıyım?

CHP, 2015-Temmuz darbesinden sonra şu deklarasyonu benimseseydi ne olurdu?

‘’2014 yılına kadar FETÖ ile aktif işbirliği içinde olan AKP’den ülkemizin kurtulması için halkımızla beraber çalışacağız..  Türkiye’nin FETÖ’den temizlenmesi için de her türlü siyasi desteği vereceğiz. Olabilecek mağduriyetleri hükümetle işbirliği içinde gidereceğiz.’’

CHP bu söylem pratiğinde hareket etseydi, inanın halkın teveccühü 4-5 puan artar ve psikolojik eşik olan yüzde 30’u çoktan geçerdi..

Siyaseten miadını doldurmuş olan CHP, hala uzatmaları oynuyor ve zaman kazanıyor..

Peki, ne olacak?

Bana göre gelecekte oynayacağı tek bir kozu kaldı.

O da başkanlık sistemidir.

Neden?

Çünkü CHP ve AKP’nin var olacağı 2 partili başkanlık siyasetine ülkeyi ve kendini hazırlanmaktan başka seçeneği yoktur.

Yazar Ömer ÖZDAMAR
Bucak-BURDUR



3 Ekim 2016 Pazartesi

Lozan’ı tartışmak kime, ne kazandırır?


Neredeyse Lozan antlaşmasının üzerinden 100 yıl geçmiş..

Türkiye Cumhuriyeti Devleti 1923’den, 2016’ya kadar nüfus ve iktisadi olarak hem çok değişmiş hem de çok büyümüş..

Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan, ‘’Lozan’da bizi kandırmışlar’’ mealinde laf etti..

Allahhhh, eline söz sazını alan, veryansın Lozan’a..

Benim şahsen anlayamadığım; Lozan Antlaşmasını tartışmaya açan bir siyasetçi ve devlet adamı neyi amaçlar?

100 yıl geriye dönüş mü olacak?

Lozan Antlaşması öncesine DEJAVU mu olacağız?

Zamanı ne durdurmak ne de geriye getirmek mümkün olmadığına göre siyasetçi-devlet adamınca Türkiye’nin uluslararası kuruluş belgesi olan Lozan Antlaşması neden tartışılır?

Hiç çözemedim..

Hadi tarihçileri anlarım, elbette eksiğiyle, fazlasıyla Lozan Antlaşmasını en ince ayrıntısına kadar incelerler ve kamuoyunu bilgilendirirler..

Türkiye’de siyasetçi-devlet adamı esas bugüne ve yarınlara dair vizyon söylemelidir..

Hani mesela; ‘’20 yıl sonra Mars’a ilk insanı Türkiye gönderecektir..’’ dese ülkemizi yöneten bir siyasi lider..

‘’Vay anasına arkadaş!

Bravo!’’

Nidaları herkesin ağzında pelesenk olur ve gurur duyulur..

100 sene geçmiş, Lozan işinin üzerinden..

Hani Başbakan Sayın Yıldırım ne dedi?

‘’Lozan üzerinden tartışma CHP’ye bir şey kazandırmaz’’

Bence de çok doğru ve yerinde bir tespittir. Hem de manası yoktur.

Ancak Lozan’ı tartışmaya açan Sayın Erdoğan’a ne kazandırır, ne fayda getirir, hiç anlamış değilim hala..

Yazar Ömer ÖZDAMAR
Bucak-BURDUR





29 Eylül 2016 Perşembe

FETÖ asla bitmez, AKP ve CHP olduğu müddetçe..


Emniyetin ve yargının neredeyse tamamı, TSK’da özellikle subayların neredeyse yarısı FETÖ’cü olmuş, devletin diğer kurumlarına da önemli oranda yerleşmiş, sonra AKP’ye karşı 2013 yılında ‘17-25 Aralık’ yaşanmış, Erdoğan önderliğinde emniyette büyük FETÖ’cü tasfiyeler olmuş ama nedense TSK ve büyük oranda yargı beklemiş.. Yüzlerce vatandaşımız şehit, binlercesi yaralı bilançosuyla 2016 yılı Temmuz-15’de darbe teşebbüsü olmuş.

Son 40 yıla dayanan ve FETÖ'yü yaratan siyasetçiler/liderler halk nezdinde aklanmadan bu hikaye bitmez..

Nasıl basiretsiz tacir/tüccar varsa basiretsiz siyasetçi/lider de vardır.

15 Temmuz’a kadar FETÖ’nün gizli/örtülü niyetini istihbaratıyla, yargısıyla, ordusuyla anlayamayan Özal, Ecevit, Çiller, Demirel, Gül ve Erdoğan gibi halkın seçtiği siyasi liderler özür diler ve bunun sorumluluğunu tamamen üstlenirler mi ve bu durum oldu mu?

Özal merhum,
Ecevit merhum,
Demirel merhum,

Halan yaşayanlardan ise Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan, kendi dönemiyle ilgili hem özür diledi, hem de kendi sorumluluğunu üstlendi.

Sayın Gül, Sayın Çiller henüz özür dilemediler ve sorumluluğu üstlenmediler..

İşin özü 2014 yılına kadar olan zaman diliminde ağırlıklı olarak
AKP’den Erdoğan, Gül, Arınç..
DSP’den Ecevit..
DYP’den Demirel, Çiller..
ANAP’tan Özal, FETÖ örgütünün darbe teşebbüsünden siyaseten sorumludurlar..

Aynı dönemde CHP ne yaptı?
Başta yargı ve emniyet olmak üzere FETÖ ile çok çetin mücadele verdi. FETÖ tehlikesi her platformda dile getirildi ve bu yüzden kaset komplosuna maruz kaldı.

Peki, meşhur ve milat olarak kabul edilen 17-25 Aralık 2013 sonrası yani 2014-2015-2016 yıllarında ne oldu?

2014 yılının Ağustos ayına kadar Başbakan Erdoğan iktidarı, kalan 2 yıllık dönemde Başbakan Davutoğlu iktidarı, FETÖ ile ne kadar mücadele etti?

İşin özü yeterince etmedi ki 2016 yılı Temmuz ayında darbe teşebbüsü gerçekleşti.

Peki, aynı dönemde Ana Muhalefet Partisi CHP, ne yaptı?

AKP’den kopan FETÖ’cülere kucak açtı mı ve yardım etti mi?

17-25 Aralık yolsuzluk soruşturması üzerinden AKP’yi siyaseten yıpratmak, zayıflatmak üzere CHP ile FETÖ dirsek temasına girdi mi?

Soru olarak yukarıda saydıklarımın hepsi CHP’de az veya çok gerçekleşti. FETÖ bağlantılı kişi ve kurumların temizlenmesinde CHP, bir yerde bent/baraj oldu..

FETÖ’nün cenderesinde kalan mevcut AKP iktidarı ve FETÖ’nün kıskacında kalan CHP ana muhalefeti, ne yapabilirler?

Sadece hiç.. Türkiye’ye zaman kaybından başka işlevleri yoktur.

Peki, bizi ne bekliyor gelecekte?

Nasıl 40 yıldır PKK ile yaşamaya alıştıysak; FETÖ ile yaşamaya öyle ya da böyle alıştıracaklar..

Demedi demeyin, bizi bekleyen talihsiz gerçek budur..

Yazar Ömer ÖZDAMAR
Bucak-BURDUR



23 Eylül 2016 Cuma

Ortaklığımızın sözleşmesi anayasa nerede?


Bu ülkede 100 yıldır anayasa sorununu bile çözülememiş be arkadaş..
Hiç Almanya’da, Fransa’da, ABD’de anayasa tartışması ve değişmesi yönünde siyasi demeci bırak, tek laf bile duyduk mu?..
Asgari müştereklerde kabul gören toplumsal mutabakat metni anayasa nedense bir türlü ülkemizde yerli yerine oturmadı.

Darbeciler başka anayasa,
Siyasi sağcılar başka anayasa,
Siyasi solcular başka anayasa,
Siyasi milliyetçiler başka anayasa,
Siyasi Kürtler başka anayasa,
Siyasi İslamcılar başka anayasa,
Siyasi muhafazakarlar başka anayasa istiyor ya…
Böyle olunca bir türlü ülkemizde genel geçer bir sistem çalışmıyor.

Malumunuz ABD’de, Almanya’da kim iktidara gelirse gelsin; sistem düzenli çalışır. Seçim yapılır, herkes işine gücüne bakar. Hatta iddiam odur ki seçimlere katılım bu yüzde hep düşüktür.

Ülkemizde de şahıslara bağlı olmayan bir sistem oturmuş olsaydı; her şey tıkır tıkır işlerdi.

Son söz: Anayasası olmayan (var ama fiilen devre dışı kalmış) karmaşık sistemle yönetilen ülkemizde yaşayan herkes bıktı, usandı ve çok yoruldu..

Yazar Ömer Özdamar

Bucak-BURDUR

6 Eylül 2016 Salı

FETÖ soruşturması sakat ilerliyor..


Bilen, bilir ki sol tandanslı ve özgür düşünürüm.. 15 Temmuz FETÖ darbe girişiminden neredeyse 2 ay falan geçti.. Operasyonlar tüm hızıyla sürüyor ve de sürmeli.. FETÖ karşıtı olmama rağmen sol tarafımdaki vicdanımın rahatsız olduğu bazı hususları aktarmadan yapamadım..

1. Öğretmen gibi memurların daha dava konusu iddianamesi bile hazırlanmadan hatta soruşturma bile açılmadan memuriyetten atılmaları yanlıştır. Açığa alınan, gözaltına alınan, tutuklanan memurların davası sonuçlanır, Yargıtay da onaylanır ve de memur olmasını engelleyecek kadar ceza aldıysa çıkarma işlemi o zaman yapılması gerekirdi.

Ya memuriyetten attığın bu insanların bazıları masum çıkarsa ne olacak?
En önemlisi memuriyetten attığın memurların eşleri, çocukları neyle geçinecek? Hastası olan varsa SGK güvencisi olmadan nasıl ilaç alacak?
Devlet Suriyeli göçmenlere ne kadar yardım ediyorsa; bunlar arasında gerçekten zor durumda kalan insanlara da yardım eli uzatılmalıdır. İtham edilen kişinin çocuğu ve eşi neden cezalandırılsın ki, devlet tarafından özel rehabilitasyonla bu eşler, çocuklar kazanılmalıdır..

2. Sayın Başbakan’ın 17-25 Aralık 2013 olarak çizdiği milat hiç de hukuki temele oturmuyor.  
Neden mi?
FETÖ okulları 15 Temmuz 2016 tarihine kadar yasal olarak açık mı? Açık..
Hatta Milli Eğitim Bakanlığı, 15 Temmuz 2016 tarihine kadar diğer özel okullara olduğu gibi FETÖ özel okullarına da yardım yaptı mı? Yaptı..
FETÖ dershaneleri 15 Temmuz 2016 tarihine kadar yasal olarak açık mı? Açık..
Peki, bu okullara ya da dershanelere çocuklarını gönderen insanlara direk FETÖ’cü suçlaması haklı mıdır? Mali destek gibi husus araştırılması gerekir ama sadece okula çocuğunu gönderen birisi suçlanamaz bence.. Mesela okul ücreti dışında himmet adı altında başka ödemeler yaptıysa tamam, aksi halde hukuki sakatlık barındırır..

3. Arkadaş benim vicdanım hiç rahat değil. Çünkü FETÖ’cü şüphesiyle köyde, kasabada, ilçede FETÖ’nün ırgat takımı diyeceğim sıradan insanlar soruşturulurken, açığa alınırken, gözaltına alınırken, siyasi ayağında ‘tık’ çıkmıyor.
Ne demek istiyorum?
Hadi anayasa gereği Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan, soruşturulamaz ancak Cumhurbaşkanlığı görevi bittikten sonra soruiturulabilir. Tamam, bunda hemfikirim. Ama Abdullah Gül, Bülent Arınç, Hüseyin Çelik, Melih Gökçek, Kadir topbaş savcı karşısına çıkarılmazsa şimdiden söylüyorum; FETÖ soruşturması güdük kalır ve vicdanları yaralar..
Neden?
Abdullah Gül’ün atadığı özel kalem müdürü FETÖ’den tutuklanırsa;
Bülent Arınç’ın, Melih Gökçek için Ankara’yı cemaate parsel parsel verdi iddiası varsa;

Kadir Topbaş’ın damadı kavurmacı TUSKON kongresinde Erdoğan karşıtı konuşmayı ayakta alkışlaması varsa;

Darbeci Tümgeneral Dişli, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Şaban Dişli’nin kardeşi oluyorsa;

Bir zahmet Cumhuriyet savcısı karşısına çıksınlar, bir dertlerini anlatsınlar bakalım..

İlaveten son 30 yılda bu FETÖ örgütüne siyaseten her kim kolaylık sağladıysa bir zahmet savcılık karşısına çıkıversin bakalım..


Bu yazdığım hususları sadece ben düşünmüyorum, halk nezdinde sık konuşulmaktadır. İlgilerin dikkatine sunarım, ister bakarlar, ister bakmazlar..

5 Ağustos 2016 Cuma

4. (dördüncü) yeni kitabım ‘’PLÜTON BİZE NEDEN KÜSTÜ?’’ yakında çıkacaktır..







Binleri bulan blog yazdım ve muhtelif sitelerde yayınlandı, ayrıca 2008 yılında ‘’NORMAL ÖTESİ AŞK’’ ve 2009 yılında ‘’NORMAL ÖTESİ AŞK 2’’ isimli uzun anlatımlı öykü kitaplarım çıktı. En son 2014 yılında ‘’DÜŞ’e Yazdım’’ isimli DENEME kitabım basıldı.. 2016 yılında ise ‘’PLÜTON BİZE NEDEN KÜSTÜ?’’ adıyla yeni bir DENEME kitabımı kaleme aldım..

İlk kitaplarımda bir hayli eleştiri aldım.

Neden?

Tarzım gereği yazı dilim sade, anlaşılır ve kısa olması edebiyat dünyasının temeline aykırı olduğunu bilirim.. Oysa yazılarım ve kitaplarım edebi değer bulsun hedefi gütmez, aksine en alt tabakada yer alan sıradan insanların okuyabilmesi, anlayabilmesi ana amaçtır.. ‘’Yazı halk için mi, sanat için mi?’’ Sorusuna kesinlikle halk içindir.. Kaldı ki mektepli değil, alaylı biriyim ve o yüzden klasik edebiyat dünyasına yabancıyım..

Herkesin tarafını seçtiği Türkiye’de ben kendimi illa bir yere  konumlandıracak olursam ‘’Özgür Düşünce Tarafında’’  olarak tarif ederim.. ‘’Taraf olmazsan bertaraf olursun’’ denilse de bilinen klasik tarafgirliğin bir çıt üstünde kalmaya çabalarım hep.. Azınlık bile olsa ferasetli, sağduyulu, düşünceye saygılı, farklı fikirler duymak isteyen bir okur kitlesi var olduğuna inanırım hep..

Bir görüşe taraf ya da angaje olan yazarlardan daha tehlikeyimdir bu düzen içinde.. Çünkü düşünülmesi akla bile gelmeyen ne varsa düşünürüm, sorarım, araştırırım.. Esasen yasak edilen düşünce alanlarında tur atarım, kısaca düşünce saham mayınlıdır..

‘’PLÜTON BİZE NEDEN KÜSTÜ?’’ ismiyle çıkacak DENEME kitabımı okuma şansı bulursanız: Evrenden-ölüme, türbandan-demokrasiye, hayalden-gerçeğe, görünmez varlıklardan-görünür düzen varlıklarına kadar neler bulacaksınız neler..

Doğumumdan, 19 yaşına kadar anılarımı sahici bir dille yazdım, 1962-1980 yılları arası yaşadığım mekanları, insanları, komiklikleri, hüzünleri anlattım.. Uçuk-kaçık, meşrep fıkraları, gülmeceleri, konuları da paylaştım.

2014-Ağustos/2016-Temmuz zaman dilimi içinde kitabımın yazımı tamamlandı. Kitabın basımına sponsor olan özel ve tüzel kişiler:
1. PORTİSAN İskele ve Kalıp Sanayi A.Ş. (Antalya)
2. Gündoğdu Kuyumculuk (Bucak-BURDUR)
3. Abdullah Göksel Kesal (ANKARA)
4. İbrahim Şaçıkara (ANKARA)
5. Recep Şimşek (Bucak-BURDUR)
6. Damla-Ümit Gürbüz (Yeşilova-BURDUR) olup kitabımın basılıp yayınlanmasına katkı sağlayan, sponsor olan yukarıdaki kişi ve kurumlara minnettarım.. Çok teşekkür ederim..

Alaylı etiketiyle yazı dünyasına sokan ‘’Milliyet Blog’’ sitesine başta olmak üzere yazı yazmayı teşvik eden tüm internet sitelerine teşekkür ederim..

Ömer ÖZDAMAR

Bucak-BURDUR

23 Mayıs 2016 Pazartesi

Koroner (kardiyoloji) yoğun bakım ünitesinde yer (yatak) bulma..


Valla bu konuya 4-5 yıl önce vakıf olmuştum. Bir arkadaşım hastaydı ve Bucak Özel Lider Hastanesi’nden çevre bir hastaneye sevkinde yaşanmıştı. Yoğun bakım ünitesi olan hiçbir hastanede boş yatak yoktu.. Derken araya hatır ve tanıdıklar sokuldu; Isparta SDÜ Tıp Fakültesi Yoğun Bakım Ünitesinde yer bulundu ve oraya sevk olundu..

Bu yazıda ise ne yaşandıysa kronolojik sırayla, anlaşılır dilde aktarıyorum..

Ne zaman?
Yıl 2016,
Ay Mayıs,
Gün 22,
Saat 07.00 civarı ve sonrası..

Nerede?
Bucak ilçesinde..

Hangi rahatsızlık?
Kalp krizi tanısı (Göğüs kafesi yırtılır gibi ağrı)

Hasta nerelere gidiyor?
Lider Hastanesi acil gelen hastayı kabul etmiyor.. Takiben Bucak Devlet Hastanesi acil servise başvuruluyor..

Hastaya ne yapılıyor?
Kalp krizi için ilk müdahale yapılıyor ve Koroner (kardiyoloji) yoğun bakım ünitesini olan sağlık birimine sevk ediliyor..

Sevk oluyor mu?
Olamıyor..

Neden?
Isparta, Antalya aranıyor ve ‘’boş yatak olmadığı’’ ifade ediliyor ancak arama devam ediyor..

Ne kadar bekleniyor?
Yaklaşık 1 saat..

Sonra ne oluyor?
1 saat sonra boş yatak bulunuyor ve kalp krizi geçiren hasta, Özel Antalya MEDUSA Hastanesine ambulansla sevki yapılıyor..

Hasta, ambulansla hastaneye ulaşıyor ve ne yapılıyor?
Koroner Anjiyografi yapılıyor, tıkalı olan 3 damardan 2’si açılıyor ama 1’si açılmıyor, yapılan tetkikler sonrası bypass (açık kalp ameliyatı) kararı alınıyor..

Peki, bu yazıyı neden kaleme aldım?
Sevgili okuyucular, yaşımız ve cinsiyetimiz ne olursa olsun, kalp krizi geçirebiliriz. O zaman 1 dakika bile önemliyken ‘’Koroner (kardiyoloji) yoğun bakım ünitesinde boş yatak yok’’ gerekçesiyle saatlerce bekletilirseniz, ölebilirsiniz..

Son söz:
Umarım ve dilerim başta sağlık bakanlığı olmak üzere ilgili kurumlar gerekli tedbirleri alır; asla ‘’Koroner (kardiyoloji) yoğun bakım ünitesinde boş yatak yok’’ cevabı verilmez..

En önemlisi Bucaklılara büyük iş düşüyor.. Yeni hastanemizde ‘’Koroner (kardiyoloji) yoğun bakım ünitesi’’ mutlaka açılması için başta AKP’li siyasetçilerin, muhalefetin, kısaca her vatandaşın çaba göstermesi gerekmektedir. İşin şakası yoktur, kalp krizinde müdahale geciktiği için ÖLÜRSÜNÜZ..

Ömer ÖZDAMAR (Yeni Sol Muhalif)
Bucak-BURDUR





11 Mayıs 2016 Çarşamba

Ankara’da hakimler var mı?


Ankara’da yerel mahkemenin verdiği 15 Mayıs 2016 günü MHP Kongresi yapılsın kararına itiraz eden MHP Genel Merkezi ve tüm ülke; Yargıtay 18. Hukuk Dairesi’ne kilitlenmişken; Mayıs ayının 11’de (yani kurultay icrasına 4 gün kala) ilgili hukuk dairesi mealen bakın ne diyor?

‘’Öninceleme tamam, kararı Mayıs ayı içinde açıklarız’’

Tepkim ise sadece ülkem adına utandım..

Yahu 5 tane hakim oturup, müzakere edip ve nihai kararda; kurultaya ‘EVET’ ya da kurultaya ‘HAYIR’ deme yetisini, iradesini neden kaybetmişler?..

Ankara’da hakimler var mı?

Şeklen var ama fiilen yok..

Yazık!


Ülkemizi bu hale getirenler otursunlar, şapkasını önüne koysunlar ve bu adalet manzarası karşısında utansınlar..

Ömer ÖZDAMAR (Yeni Sol Muhalif)
Bucak-BURDUR

9 Mayıs 2016 Pazartesi

Hem nostalji, hem de dejavu..






Yıl 1976, daha 14 yaşındayken yatılı, hem de disiplinin en üst perdeden uygulandığı ‘Çankırı Astsubay Hazırlama Okulu’na kayıt oldum..

40 yıl sonra, 2016 yılının Mayıs ayında, okulun giriş merdivenlerine adım atar atmaz; duygularımın çatışması zirve yaptı..

Hem o yılları anımsadım, müthiş nostalji yaşadım, hem de orada yaşadığım 3 yılın dejavusu, film karesi gibi gözümün önünden aktı, gitti..

Gözlerim dolar gibi oldu, geçen yıllara sitem edercesine..

Zihnimde ise tekrar canlanan 3 yılın sahnesi karşısında ‘ağır mı ağır küfür’ savurdum..

40 yıl sonra devre birlikteliğimizin temelinde yatan; ne ideoloji, ne düşünce, ne de başka şeydir.. Sadece hepimizin ortak yaşadığı 3 yılın kardeşliğinden başka hiçbir şey değildir.. Tarifi zor, ortak duygu buluşması diyebiliriz zaten başka türlü asla açıklanamaz..

2 günlük ortak etkinliğimize katılan kardeşlerimizin, devrelerimizin hepsi 50 yaş bariyerinin üstüne zıplamış, yaşama karşı beklentileri belli oranda doygunluğa ulaşmış, her biri kendi beceri ve şansları doğrultusunda yaşam skalasında muhtelif basamakları işgal etmiş.. Kısaca hepsi rafine ve seçkin insanlar haline gelmiş, mümtaz sıfatını çoktan hak etmişlerdir..

Bu arada yazdığım ‘’Deneme tarzında DÜŞ’e Yazdım’’ kitabını 40 arkadaşıma imzaladım ve fotoğrafladım..

1 gün başkentimiz Ankara’da, 1 gün Çankırı ilimizde olmak üzere 2 gün boyunca içeriği dolu ve büyük özenle hazırlanmış etkinlik programı tıkır tıkır işledi ve zaman su gibi aktı gitti..

Emeği geçen başta devrem arkadaşlarıma/kardeşlerime ne kadar teşekkür etsek azdır.. Bu arada her türlü desteği sağlayan Çankırı Belediye Başkanı’na özel teşekkür yollarız.

Yaşadığımız 2 (iki) günün sözcükleri yansıması az ama öz bu kadardır..

Dilerim ve temenni ederim ki 50. yıl kutlamasında da hep beraber oluruz..


Ömer ÖZDAMAR
Bucak-BURDUR