10 Mart 2016 Perşembe

PKK, HDP ne oldular, ne olacaklar?


PKK, Temmuz-2015 ayında sıktığı kurşunla kendi kendini tasfiye ve imha etti..

Bundan sonra PKK, Kürtlere ne vaat edebilir ki?

Yüzde 13.1 oy alan HDP, halkın içine nasıl girebilir ki?

Binlerce Kürt yurttaşı, iki elinin arasına aldığı başını sağa sola sallayıp çok ağır küfür yollayacak..

Kime?

PKK’ya..

Neden?

Özyönetim iddiasıyla başlayan sokak çatışmalarında binlerce PKK militanı öldü, ilaveten siviller hem kayıplar verdi, hem de yerinden yurdundan oldu.. Daha da vahimi Sur’da, Cizre’de yaşayan binlerce aile Suriyeli mülteciler konumuna düştü..

PKK, artık o kadar aciz ve sersemleşmiş ki ‘’2002 yılı AKP felsefesine dönülmesi için Abdullah Gül ve diğer sözde muhalif AKP’lilere destek sağlayacağını’’ söylüyor..

Aslında bu söylem fikren bitişin dolaylı ilanıdır..

Artık PKK için Suriye Kuzeyi dahil güvenli alan kalmamıştır.

PKK, gelecek stratejisi adına nasıl bir hamle yapabilir? 
2016-Mart ayı sonrası için neler ifade edebilirim?..

1. Siyaseten ve askeri varlığıyla bölgede dominant olan ABD ve Rusya’nın güvenlik şemsiyesi altında; Kuzey Suriye’de kalıcı yerleşmesi en büyük kazancı olur..

2. Kantonların varlığı tehlikeye düşerse ama ABD ve Rusya uygun görürse ya da izin verirse; Suriye-Türkiye sınırını geçersiz kılma adına sızma ve saldırı yapabilir..

3. IŞİD’a karşı savaşan PKK-PYD silahlı güçleri; lojistik ve silah desteği veren ABD, Rusya ve Esad arasında dengeli ilişkiyi nihai barış anlaşmasına kadar sürdürürler ve Salih Müslim adıyla anlaşmanın tarafı olmak için büyük çaba harcarlar.

4. Yüzde 10 baraj altına düşen HDP iyici marjinalleşir, parti olarak seçimlere katılmaz, yapılacak ilk seçimde 20 civarında bağımsız milletvekili kazanmak için uğraşır..

5. PKK, gücünün odaklanması adına nasıl İran’dan çekildiyse, belki 5 yıl, belki 10 yıl süreyle Türkiye’den de çekilir, tüm enerjisini Suriye Kuzeyi için harcar..

Ömer ÖZDAMAR (Yeni Sol Muhalif)
Bucak-BURDUR




9 Mart 2016 Çarşamba

Şiddet mi, sivil itaatsizlik mi?


‘’Muhteşem Münazaracılar/The Great Debater’’ isimli filmi, tesadüfen TV kanalının birinde izledim.. İnternetten tekrar, bir kez daha izledim..

Hakikaten müthiş etkileyici, iz bırakıcı bir filmdir..

Konusu ise ABD’de kölelik kaldırıldıktan sonra beyazların bulunduğu lokantalara, okullara, toplu taşıma araçlarına siyahların alınmaması, yani azgın şekilde ırkçılık yapılması.. Gandi felsefesiyle şiddete başvurmadan ırkçılığa karşı verilen ve kazanılan mücadeledir.. Ya da münazara yöntemiyle rakibini ikna etmektir..

Gelecek yıllarda da geçerli olacak film içinde geçen çarpıcı repliklerin bazıları şunlardır:

Varan-1: -Dostluğunu kaybetmek istemiyorum.. -Hiç sahip olmadığın bir şeyi nasıl kaybedebilirsin ki?..
Varan-2: İnsanı kendi ile yüzleştiren cefa; özgürlük için hırslandırır, kurtuluş için insanı umutlandırır..
Varan-3: -Rakibin kimdir? -Rakibim yoktur! -Neden rakibin yoktur?
-Çünkü o benim konuştuğum gerçeklerin karşılığındaki muhalif sestir..
Varan-4: Adaletin zamanı, hürriyetin zamanı ve eşitliğin zamanı hep ama hep içinde bulunduğumuz o andır..
Varan-5: Adalet dağıtmayan kanun, kanun değildir..
Varan-6: Adını ne koymuş olursak olalım kanunların egemenliğini yıpratan hiç bir şey etik olamaz.. 
Varan-7: Senden nefret etmek soğukkanlılıkla oynanan bir oyun olacak..
Varan-8: -Hakem kimdir? -Tanrıdır! -Neden tanrıdır? -Çünkü tanrı kimin kazanacağını ve kimin yenileceğini belirler.

Ömer ÖZDAMAR (Yeni Sol Muhalif)
Bucak-BURDUR

İnstagram : https://instagram.com/omerozdamar/

8 Mart 2016 Salı

Türkiye’nin şark kurnazlığı, AB’nin aymazlığı..


Türkiye ile AB arasındaki "göçmen zirvesi"nin ardından:
‘’kimisi Haziran’da vize kalktı’’ diyor,
‘’kimisi 3 milyar Euro daha geldi’’ diyor..

Gerçekler ise şunlar:

Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande, ‘’Türk vatandaşlarının Schengen Bölgesi'ne vizesiz girebilmesi için 72 kriterin yerine getirilmesi gerektiğini’’ söylüyor.

Macaristan Başbakanı Orban, "Türkiye'den yüz binlerce mülteciyi alıp AB ülkelerine dağıtma planı, hayalden ibaret. Eğer ben bu plana onay verirsem, beni cadde aydınlatma direğine assınlar" diyor.

İtalya Başbakanı Matteo Renzi, ‘’Türkiye'de basın özgürlüğünde iyileşme olmazsa, bu iş olmaz’’ diyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “3 milyar Euro destek vereceğiz dediler, 4 ay geçti, hala verecekler.. Başbakan şu an Brüksel’de. Temenni ederim ki bu parayı alarak döner.” diyor.

Başbakan Ahmet Davutoğlu, ‘’3 milyar Euro’luk bir yardım vardı, Türkiye’ye değil, bunun altını çiziyorum, Suriyeli mültecilere, bu 3 milyar avro Suriyeli mültecilere gidiyor, tek bir Euro’su bile Türkiye’deki Türk vatandaşları için harcanmayacak. Çünkü belli çevreler, özellikle de Avrupa’da kamuoyu içerisinde Türkiye’nin sanki para dileniyormuş gibi bir hava yaratmaya çalışıyorlar. Türkiye kendisi için bir para istemiyor, Türkiye zaten 10 milyar doların tamamını kendi bütçesinden harcadı kamplarda yaşayan insanlar için ve diğer şehirlerdekileri de toplarsanız 20 milyara gidiyor bu. Ama her bir kuruş Suriyeli mülteciler için harcanacak.’’ diyor..

Gelinen kesin nokta:
‘’18 Mart’a kadar düşünelim ve tekrar görüşelim.’’

Yorum ve düşüncem:
1. Suriyeli mülteci insanlar üzerinden yürütülen AB-Türkiye Brüksel zirvesini ‘’utanç müzakereleri’’ olarak adlandırıyorum.

2. ‘’Al birini, ver birini’’ takasıyla insan tacirliğinin Avrupa’da legalize edilmesine Türkiye’nin aracılık etmesini kınıyorum.

3. Türkiye’nin mülteci toplanma merkezi olarak kullanılmasını asla kabul etmiyorum.

4. Hele mülteciler üzerinden AB’den tavizler koparmaya çalışma ‘’işte vize serbestliği, işte mali yardım’’ gibi konuların masaya konulmasının ne kadar küçültücüdür ki bunun diplomatik lisanda tarifi yoktur..

5. AB’nin evrensel değerlerden ve ilkelerden ne kadar uzaklaştığının mülteci kriziyle ayan beyan ortaya çıktı.

6. Suriyeli mülteciler kamyonlara ve gemilere doldurulup geri Türkiye’ye yollanması Avrupalıların zihninde neyi çağrıştırıyor? Nazi dönemini yaşamış bir Avrupa’nın tekrar aynı filmi oynatması akıl ve mantıktan ne kadar uzaklaştığını gösterir. Aymaz Avrupalılar yazıklar olsun!

Ömer ÖZDAMAR (Yeni Sol Muhalif)
Bucak-BURDUR



4 Mart 2016 Cuma

Başkanlık mı, kuvvetli başbakanlık mı?


Hemen bodoslama gireyim konuya..

BAŞKANLIK mümkün değil olmaz..

Ama kuvvetli BAŞBAKANLIK makul ve mantıklıdır..

Peki, neden ya da hangi siyasi mülahazalarla tezimi destekliyorum?

Bir kere AKP 317 milletvekili var, meclis başkanını çıkarırsak 316 kaldı.. Referandum için 330 milletvekili lazım..

Eksik 14 milletvekili nereden bulursun, artı gizli oylamada AKP içinde fireleri nasıl engellersin?

Hadi Baykal’dan, MHP’den buldun diyelim ve referanduma gittin..

Milletin yüzde 51’i EVET der mi?

O da zor.. Çünkü hala millet başkanlık deyince ne olacak, bilmiyor.. Bilmediği bir konuya da EVET demez.. Hatta halk der ki ‘’Erdoğan tekrar başbakan olsun, Davutoğlu da sembolik Cumhurbaşkanı..’’

Erdoğan ve çevresi, enerjilerini boşuna ve hiç olmayacak kanala harcıyorlar, bence tabii..

Hepimizin aklına gelen soru şudur:

İyi de bu olmadı, şu olmadı, o zaman Sonbahar’da erken seçim olur, 330 milletvekili bulur ve anayasa değişir, başkanlık gelir mi?..

Gelmez.. Gelmediği gibi çok tehlikeli siyasi hamle olur..

Neden?
Çünkü Sıkıntılar arttıkça artıyor.. Sonbahar’da erken seçim denirse millet ‘’daha yeni tercihimi kullandım, başlarım senin seçimine’’ deyip beklenen sonuçları ters yüz edebilir..

Kime verir oyları?

Valla bulur millet, kızdı mı kızar arkadaş..

Yani sen de Şamil Tayyar gibi düşünüyorsun; ‘kuvvetli BAŞBAKANLIK ‘ formülünde ısrar ediyorsun?

Ben neden ısrar edeyim ki, okuduğum siyasi manzara öyle diyor..

Bakın, size başka bir pencere daha açayım..

Sonbahar’a kadar MHP’de sular durulur, amma öyle, amma böyle genel başkanı bulunur.. Olası seçime derli toplu girebilir..

CHP için de benzer şeyleri söyleyebilirim.. Kurultay, bağrış-çağrış artık bitti, herkes olası erken ya da vaktinde ilk seçime kilitlendi..

Kaotik ortamın hiç bitmeyeceği tek siyasi parti HDP’dir..

Hadi size iyi günler, benden bu kadar..

Ömer ÖZDAMAR (Yeni Sol Muhalif)
Bucak-BURDUR

İnstagram : https://instagram.com/omerozdamar/

24 Şubat 2016 Çarşamba

Emperyalizm için değişen taktik yok..


Dominant ABD, yeni yetme Rusya geçmişte olduğu gibi 2016 yılında da aynı emperyal taktiği izliyor..

İşte Arap baharında din odaklı bölme taktiğini tutunda, ta 60 yıl öncesinde düşünce odaklı halkı bölme taktiği maalesef klasik hale gelmiştir..

Tesadüfen ‘’71-Ateş Altında’’ isimli bir filmi izledim.. Yıl 1950, DÜŞÜNSEL temelde sol ve sağ olarak ayrılmış, ancak aynı ırka, aynı inanca sahip birbirilerini öldüren Kuzey ve Güney Kore vardır.. Yıl 2016 olup hala Güney Kore-Kuzey Kore halkları birbirine düşmanlardır..

Filmde de görüleceği üzere Güney Kore’ye silah ve askeri desteği ABD sağlıyor, o yıllarda Menderes hükümetinin kararıyla Türkiye’den 1 tümen askeri birlik Güney Kore’ye destek için savaşmaya gitmişti ya..

Kuzey Kore’ye ise Çin ve Rusya her türlü desteği veriyor..

Vay anasına arkadaşlar! Aradan neredeyse 66 yıl geçmiş ama aynı emperyal taktik Suriye’de uygulanıyor..

Altı çizilmesi gereken Emperyal amacın gerçekleşmesi için her şey mubahtır. İşte Suriye’de faaliyet yürüten PYD’ye hem ABD’nin hem de Rusya’nın desteği bu bağlamda değerlendirebilinir..

Türkiye’nin DÜŞÜNSEL olarak yani sağcı-solcu ayrımıyla bölünmesi için deli gibi uğraştılar ama başarısız oldular..

1984 yılından beri 2 ayakta bölme strateji yürütüyorlar..

Kim ya da kimler?

ABD, Rusya ve diğerleri..

İlk ayak etnik olup 30 yıldır uğraşılıyor.. Kürtlerin ve Türklerin düşman olması ve ayrılması temel hedeftir..

İkinci ayak, inanç odaklı olup Alevi ve Sünni olarak ayrılmasıdır..

Yani ‘’A’’ planı olmazsa ‘’B’’ planı devreye girer..

Bu stratejinin süresi var mıdır?

Yoktur, maskeler değişir ama strateji gerçekleşinceye kadar sürer..

Belki 50 yıl daha ülkemizde bu kargaşa sürecektir.

Ne zaman biter?

Türkiye etnik olarak ne zaman bölünürse emperyal hedefe ulaşılır. Hele bir de dinsel ayrım gerçekleşirse ‘’offf ballı kaymak’’ olur..

Ömer ÖZDAMAR (Yeni Sol Muhalif)
Bucak-BURDUR




22 Şubat 2016 Pazartesi

İnsanlığın kanser gerçeği ve komplo teorim..


Pazar günü, NTV Haberleri dinlerken, hem kanser konusu hem de çarpıcı cümleler kulağıma geldi..

Konuşan kimdir?

İstanbul’a kanser sempozyumu için gelen dünyaca Ünlü Onkoloji Profesörü Azra Raza (Dr. Azra Raza is the Director of the MDS Center at Columbia University in New York) olup ‘’Kanseri Yenememek Utanç Verici’’ dedi ve hem bana, hem Türkiye’ye, hem de dünyaya manşeti çaktı..

Tabii, haber kaçtı ama benden kaçmaz.. Haber metnini ya da videosunu bulmak için 2 gün uğraştım. Haber metni ne internet, ne de gazete sayfalarında yoktur. En sonunda 2 sitede haberin videosuna ulaştım.
Videoyu tekrar izledim ve notlarımı aldım.

Bakın dünyaca Ünlü Onkoloji Profesörü Azra Raza, çarpıcı, dehşet verici, şok edici başka neler söylüyor:

Varan 1: ‘’2 erkekten biri, 3 kadından biri kanser olacak.’’

Varan-2: ‘’ ’ABD’de 1970’lerde başlayan kanserle mücadele 2016 yılına gelindiği zaman çok araştırma ve ilaç denendi ama hala kansere çözüm bulunamadı. Kendisi de dahil tıp dünyası için kanserin hala tedavi edilememesi utanç kaynağıdır.’’

Varan-3: Kanser araştırmalarının yıllarca fareler üzerinde yapıldığını, bunun çok kolay olduğunu ama hiçbir işe yaramadığını ve gelişmeyi engellediğini, mutlaka insan hücreleri üzerinde çalışma yapılmalı ve buna uygun teknolojiler geliştirilmeli çünkü kanser tedavisinin geleceği buna bağlıdır.

Varan-4: Araştırmalar için ayrılan bütçe de yetersizdir. Şu anda ABD’de yıllık bütçenin yüzde 0.1’i kadar kanser araştırması için para ayrılmaktadır. Bu da en fazla 5 milyar dolar civarındadır, oysa ABD’de yılda 300 milyar dolar ayakkabı için harcama yapılıyor. İşte fark budur..

Tamam, buraya kadar insanlığın kanser gerçeğidir..

Bundan sonrası komplo teorisidir.. İster dikkate alın, ister almayın..

Soru 1: Kansere çözüm bulunamıyor mu yoksa bulunmak istenmiyor mu?

Bence istenmiyor. Nedeni ise 2 faktörden dolayıdır.

İlki dünya nüfusunun aşırı artışı ve ölümle-doğum arasındaki korelasyonun ters yönde bozulmasıdır.

İkincisi de kanser tedavisi için yılda 1.5-2 trilyon dolar para kazanan ilaç tröstlerinin varlığıdır.. İlaç tröstleri insanlığa hem acı çektiriyor hem de para kazanıyor..

Soru 2: Kansere çareyi engelleyen kim bu sistem, akıl?

Valla onu ben de bilemiyorum. 1970 yılından bugüne kadar ABD Başkan Yardımcısı’nın oğlu, senatörler, sinema yıldızları kanserden ölüyor, ha keza Türkiye’nin önde gelen zengin iş adamları ya da eşleri ya da çocukları kanserden ölüyor.. Demem odur ki ABD Başkanlarını bile aşan bir akıl, bir sistem var..

Şeye benziyor, hani petrol tröstlerinin elektrikli otomobil üretiminin yaygınlaşmasına engel olması gibi..

Soru 3: Gelecekte kansere çare bulunacak mı?

Benim komplo teorime göre asla.. Hatta insanlığın, doğumdan daha fazla ölüm olması için yeni virüs-bakteri-mikrop üretmekte hiçbir sakınca görmeyeceklerdir..  Son çıkan ‘Zika Virüsü’ doğumları azaltmak üzere planlanmış ve yeryüzüne salınmıştır..


Ömer ÖZDAMAR (Yeni Sol Muhalif)
Bucak-BURDUR




18 Şubat 2016 Perşembe

Suriyeli mülteciler geriye gitsin..


Olayın bütününü gözden kaçırmayın, yoksa hep yanlış kapıya çıkarsınız..

Tamam, insanlık yaptık,

Tamam, kardeşlik yaptık,

Tamam, dünyaya net insani mesaj verdik..

Yetiversin artık Sayın Başbakan, Sayın Cumhurbaşkanı..

Bu iş buraya kadardır..

İnsanlık bitti, kardeşlik olmadı, verilecek insanı mesaj kalmadı..

Ben başbakan olsam; alacağım ilk karar şu olurdu:

‘’3 aylık süreç içinde tüm Suriyeli mültecileri sınırın öbür yakasına naklederim..’’

Güvenliği tehdit eden 2.5 milyon Suriyeli mülteciler olunca yapacağım başka hamle kalmıyor.

Çünkü benim önceliğim 77 milyon Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının güvenliğidir..

Avrupa, 3 milyar Euro veriyor, mültecileri bize niye gönderiyor?

Adamlar geri zekalı mı? Biliyorlar ki kabul ettiği mülteciler belli zaman sonra canlı bomba olma olasılığı yüksektir.. Kontrol ettiği ve yönettiği ülkenin güvenliği her şeyden önce gelir.. Niye böyle bir riski üstlensin?

Neden canlı bomba olurlar?

Abi, o konuyu sosyologlar, antropologlar incelesin ancak bildiğim kadarıyla Orta Doğu kültüründe bu davranış modeli vardır. 

Bizler ise 1923 yılından bu yana Orta Doğu kültüründen koptuk ve AB aday ülkesi olduk..

Zaten 18-60 yaş arası hiçbir erkek Suriyeli mülteci alınmamalıydı, büyük hata işlendi.. İnsani olarak Suriyeli çocuklar, kadınlar, yaşlılar amenna, çadır kentlerde bakalım, yardım edelim ama 20 yaşındaki Suriyeli erkek gitsin ülkesinde savaşsın abi, bize ne.. Ben kurtaramam onun yaşadığı vatanını, herkes kendi vatanını, kendisi kurtarır..

Neyse sözü uzatmaya gerek yoktur. Acil çözüm önerim budur..

‘’3 aylık süreç içinde tüm Suriyeli mültecileri sınırın öbür yakasına nakledilsin..’’

Peki, sence Türkiye, bu Suriye oyunda nerede ve ne zaman ölümcül hata yaptı?

2 yıl önceydi takriben herhalde.. RF-4 savaş uçağımız Lazkiye civarından atılan füzeyle düşürüldü ya, o gece 100 uçakla Lazkiye civarındaki tüm füze rampalarını yok etseydin; şimdi bambaşka konumda olurdun.. Hem pısırıksın, hem de rol çalıyorsun.. O günlerde Türkiye, NATO’yu yardıma çağırdı, işte PATRİOT’lar geldi ve sonra Türkiye’yi kaderine terk ettiler, çekip-gittiler..

Hani Ankara’nın göbeğinde canlı bomba patlaması ve 28 şehit sonrası Başbakan ‘misliyle cevap vereceğiz’ dedi ya, geçmiş olsun artık, kimse dikkate almıyor..

Hani bana kalsa Orta Doğu işlerine (Suriye, Irak)  hiç karışmazdım ya, çünkü şeytanın bile kafası karışır bu bölgede.. Karışırsam da gücümün ölçüsünde yapacaklarımı hiç tereddüt etmeden gerçekleştirir ve sonuç almaya bakarım..

Bugün itibarıyla ben başbakan olsam; Suriye konusunda tüm ittifaklardan vazgeçerim, Suriyeli mültecileri sınıra yığarım ve BM’yi göreve çağırırım..

Kimin ne hali varsa görsün derim; tüm dünya devletlerinin yaptığı gibi ülkemin ve insanlarımın çıkarlarını ve güvenliğini düşünürüm..

Ömer ÖZDAMAR (Yeni Sol Muhalif)
Bucak-BURDUR



11 Şubat 2016 Perşembe

Ahmet Hakan, tornistan yapmış..


Hürriyet Gazetesi köşe yazarı Ahmet Hakan, bugün yazdığı makalesinde; ‘’geçmiş demokratik duruşuna hiç yakışmayan ve de çelişen, tam anlamıyla tornistan yapan, fikir saptırma hafifliğini’’ okudum..

Peki, kısaca ne anlatmış makalesinde?

Hani muhalefet, TBMM’de Enerji Bakanlığı bütçesi görüşülürken ‘’sarayın damadı’’ demiş ya,

Kime?

Enerji Bakanı Berat Albayrak’a..

Ahmet Hakan, bu söylemi çürütmek üzere yırtınmış da yırtınmış..

Neymiş Berat Albayrak, ABD’de doktorasını ‘yenilebilir enerji’ üzerine yapmış,
Neymiş Berat Albayrak, şu okulları bitirmiş,
Neymiş, şöyle de böyle de başarılıymış..
Ve bakanlık için çok uygun bir isimmiş..

Bu da yetmezmiş gibi muhalefete akıl da vermiş..

Sakın ha, bir daha ‘’sarayın damadı’’ gibi söylem kullanmayın, başka kapıya bakın..

Yazık ki ne yazık..

Kafa demokrasiden o kadar uzaklaşmış ki artık neler zırvalayabiliyor..

Kardeşim! Gerçek ve uygulanan demokrasilerde ‘Allame-i cihan’ bile olsa Cumhurbaşkanı’nın damadı bakan O-LA-MAZ.. Demokrasinin başlangıç etik değerleri buna müsaade E-DE-MEZ..

Almanya Başbakanı Merkel’in kardeşi, yeğeni bırak bakanlığı etkin devlet görevine geldiğini duydun mu?
Ama sana bildiğimi aktarayım: Eski Almanya Başbakanı Schröder’in kardeşi temizlik işlerinde çalışan işçiydi.. Başbakan’ın kardeşi önce de işçiydi, sonra da işçidir.. Başka türlüsü ne kimsenin aklına gelir, ne de cesaret edebilir..

ABD Başkanlığı yapan Bush, Reagen ve Obama’nın liyakatlı kardeşi, yeğeni, damadı yok mu ki, bakan olmasın.. Sistem ve değerler asla böyle bir atamaya icazet vermez..

Bizim gibi ne ile yönetildiğimiz tam belli olmayan 3.dünya ülkelerinde damat, kardeş, yeğen, amca bakan da olur, milletvekili de olur, müsteşar da olur, kısaca her şey olur..

Ya kardeşim Ahmet, sen benim aklımla dalga mı geçiyorsun?

Senin bahsettiğin atamalar, seçimler ancak krallıkla, sultanlıkla yönetilen ülkelerde olur.. Gerçek demokrasilerde asla olmaz..

İletişim kanalları:
Facebook : 
https://www.facebook.com/omerozdamar62?ref=tn_tnmn
Twitter : 
https://twitter.com/omerozdamar
E-mail : homeros80@hotmail.com
İnstagram : 
https://instagram.com/omerozdamar/



4 Şubat 2016 Perşembe

Aylin Nazlıaka hemen istifa etmeli..


Aylin Hanım, kadınsı ya da sarayımsı entrikaların başrolüne soyunmuştur.

Nasıl mı?

Bakın, entrikanın senaryosu mealen şöyledir:

Bir CHP Milletvekili, TBMM çalışma odasında (demirbaş) ATATÜRK portresini indirmiş..
Bunu da CHP Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka Hanım görmüş, hatta indiren milletvekiliyle konuşmuş..
Aylin Hanım, gördüğü manzarayı başka 2 milletvekilini anlatmış, içlerinden bir milletvekili basına sızdırmış, günlerce, haftalarca CHP bu olay odağında negatif algıyla konuşulmuş..
İş o kadar zıvanadan çıkmış ki, ucu Genel Başkan Kılıçdaroğlu’na kadar uzanmış..

Sonunda komisyon kurulmuş, olayın tek tanığı Aylin Hanıma sorulmuş:

Hangi milletvekili odasındaki ATATÜRK portresini indirmiştir?

Aylin Hanım yanıt vermiş:

Söyleyemem, bilmiyorum, cevabım yoktur..

Dalga mı geçiyor acaba Aylin Hanım?

Yahu neden söylemiyorsun Aylin hanım?

Cevabı o kadar avam, o kadar banal, o kadar ucuz.. Bakın ne diyor?

İspiyon yapamam..

Be kadın madem öyle, niye gidip sağda solda dedikodu yapıyorsun o zaman?

Siyaset mi yapıyorsun, kadınlar günü mü düzenliyorsun?

Ha bir açıdan Aylin Hanım’a hiç kızmıyorum.. Çünkü 2 dönem milletvekili olmasını sağlayan Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun ta kendisidir.. Şimdi de başına tebelleş oldu işte..

Sonunda CHP MYK’da alınan kararla tedbirli kesin ihraç istemiyle Disiplin Kurulu'na sevk edilmesinin Parti Meclisi'ne sunulacağı öğrenildi.

Neyse olan olmuş, Aylin Hanım’ın yapması gereken siyasi hamle bellidir.

Daha fazla örselenmeden İSTİFA etmelidir..

Ömer ÖZDAMAR (Yeni Sol Muhalif)
Bucak-BURDUR




3 Şubat 2016 Çarşamba

Bülent Arınç’ın, Reise poker teklifi..


Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül ve Bülent Arınç malumunuz AKP’nin asıl kurucuları ve akıl üçlüsü olarak bilinir..

Ağustos-2014 ayında Abdullah Gül, Kasım-2015 ayında Bülent Arınç AKP’den tasfiye oldular..

Aradan 3 ay geçiyor..

Şubat-2016 ayında Bülent Arınç, Tayyip Erdoğan’a hitaben ve mealen: ‘’Yok Dolmabahçe’den dönemin Başbakanı Erdoğan’ın haberi vardı..
Yok, akçalı işlere Bülent Arınç olarak hiç karışmadı’’ ifadelerini CNN Türk kanalında Taha Akyol’a söyledi..

Ne oldu peki?

Bilirsiniz, fizikte temel kural vardır. Aktif alan, pasif alan..

Bülent Arınç, bu şok edici ifadeleri ne zaman kullanıyor?

Pasif alana geçtikten sonra..

O zaman geçmiş olsun! Bu sözlerin hiçbir hükmü ve sonucu yoktur..

Neden?

Çünkü oyun bitmiş, kağıtlar toplanmış, masa kalkmış,  Bülent Arınç hala kendini aktif sahada zannedip poker tabiriyle rest çekiyor..

Mealen başka bir anlatımla: ‘’Hadi tekrar masa kuralım ve hadi tekrar poker oynayalım’’ teklifinde bulunuyor..

Reis, öyle bir karşılık veriyor ki ‘’ZAT’’ diye hitap ediyor ve mealen ‘’bırak oyun ve masa kurmayı; artık oyuna giriş kartının bile iptal olduğunu, kısaca Bülent Arınç kimliğinin yok sayıldığını’’ belirtti..

Reis’in muhatap alması ve yanıt vermesi bile ahde vefa gereğidir.

Peki, anlamlı ve karşılığı olması için siyaseten ne yapması lazımdı Bülent Arınç’ın?

Akçalı işlerin yoğun olarak konuşulduğu ve 4 bakanın yüce divana gönderilmesi TBMM’de oylaması arifesinde ortaya çıkar ve deseydi ki:

‘’Ben ve 30 arkadaşımız kararımızı verdik, 4 bakanın yüce divana gitmesi yönünde oy kullanacağız.’’

Tamam, bu hamleden sonra artık AKP’de Bülent Arınç ve arkadaşlarını barındırmazlardı.. Hemen yeni bir siyasi parti kurulurdu, TBMM’de grup oluşurdu ve seçimlere katılırdı..

İşte o zaman dava arkadaşı Reis’e kılıç çekmiş, gerçekten siyaseten rest çekmiş olurdu.. Geçmişte Erbakan Hocaya çektiler ya, hani o açıdan tecrübelilerdi..

Oysa şu veya bu beklentiyle (kimisi başbakanlık, kimisi cumhurbaşkanlığı diyor, rivayet tabii) susarsan; şimdi konuşmanın ne Arınç’a fayda sağlar, ne de Reis’e zarar verir.. Boş ve beyhude çabadır..

Hele Twitter üzerinden yazılı açıklaması ise içler acısıdır.. Yılların tecrübesiyle donanmış, bir siyasetçinin son paragrafında ‘’Annemin 5.evladısınız’’ lafı var ya, bitişin ve çöküşün nirvanasıdır..

Ömer ÖZDAMAR (Yeni Sol Muhalif)
Bucak-BURDUR




2 Şubat 2016 Salı

PKK’nın ve terörle mücadelenin gelecek senaryosu..



Bu konuda görüş belirtmek; biliyorum ki karanlıkta ıslık çalmaya benziyor..

Doğru ya da yanlış ne düşünürsen düşün, mutlaka muhalif olanlar çıkacaktır hatta ucuz polemik yaftası bile hazırdır..

Ama ben, ben olduğum için ve de doğru olduğuna inandığım için düşüncelerimi yazmadan duramam..

PKK ile kırsalda verilen 32 yıllık mücadeleden sonra Kuzey Suriye sınırımızda yaşananların aynısı Sur’da, Cizre’de, Nusaybin’de taklit edildi..

Özerk ilçe ya da kanton şehir oluşturma çatışmanın ideolojik temelini oluşturdu. Şehir ya da sokak çatışmaları ana eksene kaydı..

Sevsek ya da sevmesek karşımızda duran realite şudur: ABD’nin, Rusya’nın tam desteğini almış PKK ve Suriye kolu PYD vardır..

Temmuz-2015’den bu yana geçen 5-6 aylık sürede çok şiddetli çatışmalar yaşandı ve onca şehitler, onca yaralılar, onca harap olmuş evler, onca dağılmış aileler..

Yine sevsek sevmesek; ülkemizin yönetimi AKP elindedir..

Tüm bu yaşananların bir yerde onayını, ‘7 Kasım’ seçimlerinde, yüzde 49.5 oy ile Türk halkı vermiştir..

Buraya kadar bilinenin tekrarı gibidir..

Bundan sonrası benim şahsi tahminim ya da senaryomdur..

İsterseniz önce iyimser senaryo yazayım:
A. 2-3 ay içinde şehir çatışmaları biter..
B. Bölgedeki STK’larla görüşmeler yapılır, çözümü oluşturacak temel konularda uzlaşmaya varılır..
C. Hemen imara başlanır, modern şehirler oluşturulur..
D. PKK artık gereksiz bir örgüt haline dönüşür..
E. ABD, AB bu konuda tam destek sağlar..

Kötümser senaryo:
A. Çatışmalar, aylara, yıllara yayılır..
B. ABD’nin gözcülüğünde özerkliğin kabul göreceği görüşmeler PKK ile dolaylı dolaysız başlar..
C. Özerk yönetimin açtığı inşaat ihalelerine Türk şirketleri de katılabilir.. (Kuzey Irak’ta olduğu gibi)
D. PKK, hem Suriye’de hem de Türkiye’nin Güneydoğu bölgesinde dominant örgütü haline gelir..
E. ABD, emperyal amaçlarına uygun pozisyon alır, bazen PKK’ya silah yardımı yapar, bazen Türkiye’ye uçak füzesi verir..
İşte ABD’de üretilen (ZAGROS) BFG-50A adıyla keşkin nişancı silahı SUR’da PKK’nın elinde yakalanır..

A, B, C gibi maddelerin altını dolduracak sayfalar dolusu örnekler, olaylar verilebilir. Ama ne yer, ne zaman, ne de blog formatına bu duruma uygun değildir.. Okuyucular, düşünsün, taşınsın artık..

Ömer ÖZDAMAR (Yeni Sol Muhalif)
Bucak-BURDUR