1 Nisan 2012 Pazar

4+4+4 Eğitim Sistemi ve Kur’an Kerim’in seçmeli ders olması..


Yeni eğitim sistemi günlerce tartışıldı, görüşler paylaşıldı ve protestolar eşliğinde TBMM’nde müzakereler başladı..

Ne olduysa oldu, aniden verilen bir önerge tüm tartışmayı bitirdi.

Nasıl?

4+4+4 yeni eğitim sisteminde ilave edilen yasa maddesiyle; Peygamber Efendimizin hayatı ve Kur’anı Kerim kitabımız seçmeli ders olarak okutulacağı teklif edildi.

İnanın! Aklıma hemen çok önceleri okuduğum ve bir anda hafızamın en önüne gelen bir dini vakayı anımsadım..

Neydi o, hem ünlü hem de İslamiyet’in gelecek yıllarına yön veren vaka?

Evet, Muaviye’nin Emevi Ordusuyla, Hz. Ali’nin ordusu Sıffın savaşında karşı karşıya gelirler. Savaş çok şiddetlenir, Hz. Ali’nin zaferi an meselesi iken Muaviye'nin komutanlarından Amr Bin El – As, askerlere mızraklarının uçlarına Kuran sayfaları takmalarını ister. Böylece, "bize saldıran Kuran'a saldırmış olur " fikrini Hz. Ali'nin ordusu arasında yayılır. Elbette savaş o anda biter..

TBMM’de bu yeni eğitim sistemine karşı görüş söyleyen ana muhalefet bir anda verilen bu önergeyle teslim bayrağını çekti. Çünkü artık ne söylerse sanki Kur’an’a karşıymış gibi algılanacaktır..

Tartışılamayacak bir konuyu, çok tartışılacak bir konunun içine sokulduğu zaman ne olur? İhalesiz verilecek 20 milyar dolarlık tablet alımı güme gider..

Yeni eğitim sistemi ve yeni uygulama Türkiye’nin hayrına olmasını dilemekten başka aklımdan, dilimden, elimden bir şey gelmez..

22 Mart 2012 Perşembe

Yeni Bucak Devlet Hastanesi inşaatı..


Yeni bir inşaat, kim ne derse desin yeni bir yatırım, yeni bir katma değer anlamına gelir.

Yeni Bucak Devlet Hastanesi’nin artık projesi onaylandı ve inşaatı yapacak yüklenici firmanın kazmayı vurması an meselesidir..

Buraya kadar olumludur. Yaklaşık 2 yıldır konuşulan bir konuda belirsizlik kalkmıştır.

Bazı Bucaklı vatandaşlarımızın bu sürece dair muhtelif şüphe ve itirazları sokakta, yerel basında hep dillendirilmiştir.

Hadi o zaman ben de kendi düşüncelerimi daha açık ortaya sereyim.

Bir kere İş Adamı Mehmet Cadıl Beye, en hafif tabirle nezaketsizlik yapılmıştır. Çünkü Bucak Devlet Hastanesi ek binası daha yeni yapılmıştır. Son derece modern tıbbı teçhizat ve donanımla halkımıza hizmet vermektedir.

Soru nedir?

Madem başka yere Bucak Devlet Hastanesi inşa edilecekti, o dönem hayır-sever iş adamımız Mehmet Cadıl’a neden bu ek bina yaptırılmıştır?

Zaten bu işte bit yeniği olduğunu ben ta o zaman anladım.

Nasıl?

Yeni ek bina bitmişti, Sayın Başbakan Erdoğan Bucak’a gelmişti, nedense resmi açılış için organize yapılmadı ve açılış oldu-bittiye getirildi, bir şekilde yok sayıldı..

Peki, niye böyle oldu?

Benim tahmin ya da öngörüm Mehmet Cadıl Beyin, siyasi duruşundan kaynaklanmaktadır. Çünkü kesin ve net olarak AK Parti’ye geçiş yapmamıştır. Bazı iş adamlarımızın ve önde gelen bazı siyasetçilerimizin yaptığı gibi AK Parti rozeti taktırmamıştır.

Tamam, bu konuyu burada noktalayalım. Gelelim 2.dikkatimi çeken çelişkili ifadeye..

Yeni Bucak Devlet Hastanemiz kaç yatak olacaktır? Arkadaş bunun net yanıtı olmaz mı hiç? Maalesef burası da muğlaktır..

Nasıl?

Resmi TOKİ ihalesi 150 yataklı diyor, Sayın Burdur Milletvekilimiz Hasan Hami Yıldırım, yaptığı yazılı açıklamada 250 yataklı diyor.. Acaba Sayın Vekilimiz sehven 150 yerine 250 rakamını mı kullandı? Yoksa zaten mevcut devlet hastanemiz 265 yataklı iken yeni hastanemizin 150 yatağa inmesi eleştirisini karartma ya da susturma taktiği mi yaptı? Ben anlayamadım. Anlayan varsa beri gelsin.

Baştan beri yeni hastanemizin inşaatı konusunda maalesef yeterince şeffaflık, açıklık ve kamuoyunu bilgilendirme en hafif tabirle eksiktir. Bu da insanların kafasında birçok soruya neden olmuştur, böylece komplo teorilerine gün doğmuştur..

Son bir soru: Eski Bucak Devlet Hastanemiz ne olacak?

Benden bu kadardır.. Hep beraber ne olacak, göreceğiz…

15 Mart 2012 Perşembe

Sivas Madımak trajedisinin sorumluları..


Hani Sivas Madımak otelinin yakılması sonucunda 37 yazar-şair ve aydın insan katledildi ya.. Davası geçen gün zaman aşımından düştü ya.. Siyasetçisi, sivil toplum kuruluşları kısaca herkes görüşünü açıkladı ya.. Kimisi zamanaşımı olmasın, kimisi kaçan 5 kişi bulunsun, kimisi şöyle olsun, kimisi böyle olsun gibi görüş söyledi ya..

Ben olayın olduğu Temmuz-1993 tarihinde de aynı şeyi düşünüyordum, bugün de aynı kanaati taşıyorum. Trajedinin 2 ayrı sahada suçluları vardır. İlki sürü psikolojisiyle hareket eden otelin perdelerini ateşe veren kişi ya da kişilerdir.. Bunlardan bazıları yakalanmış, yargılanmış, mahkum olmuş, kimisi de firari durumda yakalanamamış ve zamanaşımından davası düşmüş..

Esas yargılanması gereken bizzat devletin kendisidir. Çünkü yurttaşlarını koruyamayan, facianın önlenmesi için hızlı karar ve gerekli tedbirleri alamayan devletin o dönemki sorumlularıdır..

Kim Bunlar?

1. sırada Sivas Valisi, Sivas Emniyet Müdürü, Sivas Garnizon Komutanı,

2. sırada İçişleri Bakanı,

3. sırada Başbakan,

4. sırada Cumhurbaşkanı..

Gerçi Cumhuriyet tarihimizde bu tarz hukuksal geleneğe bir türlü sahip olamadık ama bir yerden başlamak gerekmez mi?

Bana göre sürü psikolojisiyle hareket eden, dolduruşa ya da gaza gelen insanların yargılanmasından, ihmali olan devlet görevlilerinin soruşturulması ve yargılanması gelecek adına çok daha değerlidir, çok daha anlamlıdır…  

Gelin 2 Temmuz 1993 günü neler oldu, bir anımsayalım mı?

Uzun ve sıcak bir Cuma günüdür.. Yerel basının Çarşamba, Perşembe ve Cuma günü tahrik edici yayınları vardır. Cuma Namazı’na müteakip ufak tefek toplanmalar, kovalamalar, bağrışlar, çağrışlar oluyor, sürekli provoke edici fısıltılar yayılıyor, her geçen dakika, her geçen saat sürü psikolojisiyle hareket eden yığınlar, kitleler kar topu misali büyüyor, büyüyor, büyüyor..

Bu hareketlenmeler nerede oluyor? Bir vilayetimizin tam göbeğinde yani Sivas merkezinde..

Vilayetin en büyük sorumlusu kimdir?

Vali.

Kime bağlıdır?

İçişleri Bakanına.

Neyse kalabalık kitle tam 7-8 saat şehir merkezinde oradan oraya savruluyor ve Madımak otelinin önüne geliyor. Belki 1-2 saat otelin önünden kalabalık ayrılmıyor. Ne polis ne de asker kalabalığı otelin önünden dağıtamıyor ya da dağıtmıyor.. Derken molotof atılıyor, otelin perdeleri tutuşuyor ve yangın çıkıyor. Sivas’ın misafiri ozan, şair, yazar otel içinde kimisi dumandan boğularak, kimisi yanarak öldüler.. Yangını söndürmek isteyen itfaiye sokulmuyor, yanaştırılmıyor, su hortumu kesiliyor, otelden bir şekilde çıkmayı başaran Aziz Nesin, itfaiye eri tarafından tartaklanıyor ve yardım etmekten imtina ediliyor.. Velhasıl insanlık, vicdan, merhamet  o dakika, o saat artık devre dışı kalıyor.. Tüm bu olup bitenlerde asayiş ve güvenlikten sorumlu devlet görevlileri sadece izliyor..

En başta o dönemin Sivas Valisi, Emniyet Müdürü, Garnizon Komutanı soruşturulmalı, yargılanmalı ve görev kusurları oranından cezalandırılmalıydı.

Yapıldı mı?

Hayır..

O zaman gerisi laf-ı güzaftır..

13 Mart 2012 Salı

2012 yılı, 17 Mart günü Fenerbahçe-Galatasaray derbisi ne olur?


Evet, büyük soru budur!

Derbiyi kim kazanacak?

Pazar akşamından beri TV’lerin spor yorumcularını izliyorum, neredeyse hemen hepsi, ağır birliği etmişçesine Fenerbahçe kazanır öngörüsünü yapıyorlar..

En son haber ise derbinin iddia oranlarıdır. Çoğunluk konsensüsüne uygun, yaratılan algıyı doğrularcasına; 2-2.65 oranında Fenerbahçe favori gösterilmektedir.

Galatasaray, en son 22 Aralık 1999 tarihinde Kadıköy’de kazanmış ve yaklaşık 12 yıldır kazanamamıştır. 13. yılda da kazanamayacağını ekseriyet iddia etmektedir…

Gelelim benim tahminime..

Yüzde 60 Galatasaray kazanacaktır, yüzde 30 beraberlik olacaktır, yüzde 10 Fenerbahçe kazanacaktır..

4. olasılık ise maçın bitmemesidir.

Nasıl?

Arka arkaya gelecek olan Galatasaray golleri ve gösterilebilecek kırmızı kartlar nedeniyle seyircilerin sahaya inmesi büyük olasıdır.

Neden bu öngörüde bulunuyorum?

Çünkü macera aramıyorum. Galatasaray, Fenerbahçe’den 9 puan öndedir, 4 ay önce oynanan Galatasaray-Fenerbahçe maçı 3-1 bitmiştir. Bu reel tablodan başka sonuç çıkacağını beklemek şapkadan tavşan çıkarmak kadar zordur ve sihirbaz olmak gerekir…

İyi de geçmiş 12 yılı ne yapacağız?

Fenerbahçe, geçmiş 12 yıl ile ne kadar övünse azdır. Ama 13. yıla hiç faydası yoktur. Bu iş şuna benziyor: Osmanlı ile çok övünen Türkler vardır ama gerçek olan Türkiye’dir..  

Hele Aykut Hoca, spor yazarlarının ve yorumcularının gazına gelir; Alex, Sow, Cristian, Stoch gibi ofansif oyuncularla ilk 11’i kurarsa; kesin fark yer.. Orta sahası savaşçı olmayan Fenerbahçe, kendi yarı sahasına kolay geçileceği anlamına gelir ki bu da Elmander, Necati gibi oyuncuların bir anda Kaleci Volkan’la karşı karşıya kalacaklarının habercisidir.

Haydi bekleyelim ve görelim artık..

10 Mart 2012 Cumartesi

Eğitim sistemi ve çıkmazımız..


AK Parti iktidarı 4+4+4 modeli getirmeye uğraşıyor ya, TBMM’de büyük kavgalar kopuyor ya, bence hepsi boş ve anlamsızdır..
Neden?
Çünkü ne getirilirse getirilsin; eğitim sistemi artık çıkmazdadır..
Bakın, bu yazıyı okuyanlarımızın çocukları, akrabaları veya tanıdıkları çok aşina oldukları dershane gerçeğini biliyordur.
Çocuklarımız tam gün ya da yarım gün okul eğitim-öğretimine müteakip soluğu dershanelerde alıyorlar..
Ne yapıyorlar ve niye gidiyorlar dershaneye?
Okulda eksik olan eğitim-öğretimi dershanelerde tamamlıyorlar. Böylece hem 8 yıllık hem de 12 yıllık okul eğitim-öğretimi sonrası gireceği sınavlarla yaşamının geleceğine şekil veriyorlar.
Son 30 yılımızın bir eğitim-öğretim gerçeği olarak dershaneler; tüm çocuklarımızın, tüm velilerimizin kafalarına kazındı ve kabullenildi.
Oysa soru basittir. Okul varsa dershane neden vardır? Dershane varsa okul niye vardır?
Sonra 8 yıllık zorunlu temel eğitim-öğretimin trajik komik gerçeklerine sıra geliyor. Çok sevgili ve değerli öğretmenlerimiz sınıf haricinde evinde aynı öğrencilerine paralı eğitim veriyor. Mesela 6. Sınıf, mesela 7. Sınıf öğrencilerinden bazılarına işte matematik dersi, işte fen dersi gibi konular ücretli olarak evlerde aynı öğretmen tarafından veriliyor.
Oysa soru basittir. Çocuklarımıza sınıfta öğretilemeyen dersler; nasıl evde öğretilecektir? Eğer evde özel derste öğretiliyorsa; sınıfta çocuklarımızın işi nedir?
Daha bugün bir iddia duydum ve artık pes dedim içimden… İlköğretim 1. Sınıfa giden öğrencilerin bazıları okuma-yazmayı becermediği için evde özel ders alıyormuş… Hem de aylık 80 ile 100 TL. arasında değişen ücret karşılığı.. Diyelim ki 10 öğrencisi var, aylık 800 ile 1.00. TL ekstra ücret almaktadır.
Oysa soru basittir. İlköğretim 1. Sınıfına giden öğrencilerimize okuma-yazmayı öğretemeyen öğretmenin işi başka ne olabilir ki? Okuma-yazma öğrenmek için ev yerine sınıfa öğrenci neden geliyor ki?
Ha keza aynı film 4 yıllık lise döneminde de oynanıyor..
Eğri oturalım, doğru konuşalım dostlar… Kabul edelim ki bu işin çivisi çıkmıştır. Kimse bana eğitim sistemi hikayesi falan anlatmasın lütfen! İdealist öğretmen modeli iflas etmiştir. Tam aksine malı, mülkü ve parası olan öğretmen modeli çok saygın ve değerlidir. Bu öğretmen modelinin yetiştirdiği çocuklarımız da gelecekte aynısı olacaktır.
Ha bu arada müfredat, dersler konusuna hiç girmiyorum. Çünkü bunlar ayrıntı ya da detaydır. Bana göre eğitim sistemimiz fiilen çökmüştür ve bitmiştir.
İsterseniz tüm okulları dini eğitim ağırlıklı İmam Hatiplere çevirin ama şu gerçeği geri çeviremezsiniz. Paraya dayanan özel ders sistemi, ahtapot gibi eğitim-öğretimin her yanını sarmıştır ve kurtuluşu yoktur. 4+4+4 olsa ne olur, 3+3+3 olsa ne olur, hepsi boş ve beyhude çabadır!
En kötüsü de toplumumuz bu gerçekler karşısında üften-püften nedenlerle meşgul edilmekte ve sorgulama yapması önlenmektedir.

25 Şubat 2012 Cumartesi

PARA-POLİTİKA-DİN Sistemine Direnmenin Faydası Yoktur..

Şimdi sistemin içinde yer alan bazı sözcükleri paylaşacağım..

PARA

KAR

FAİZ

SERVET

BORÇ

KREDİ

PİYASA

ELİTLER

SEÇKİNLER

PARA İMPARATORLUKLARI

BURJUVAZİ

DÜNYA BANKASI

IMF

PARA TEKELİ

MERKEZ BANKASI

DİĞER BANKALAR

AKSİYONLAR

ESTRÜMANLAR

EMLAK

TÜKETİCİ

OTOMOBİL

KISMİ REZERV

ŞİŞİRME

HAZİNE

TAHVİL

TAKAS

ELEKTRONİK ORTAM

İPOTEK

HACİZ

VERGİ

TÜREV KREDİ

KREDİ KARTI

MEVDUAT

ÖZSERMAYE

BÜTÇE

ENFLASYON

TÜKETİM

ÇILGINLIK

AÇGÖZLÜLÜK

KITLIK KORKUSU

BENCİLLİK

İÇGÜDÜ

DÜRTÜ

REKABET

RÜŞVET

GÜVENME

DÜRÜST

ETİK

TİCARET

İFLAS

KANDIRMA

DAVRANIŞ

BAĞIMLI

REFAH

ÇALIŞMA

MODERN KÖLELİK

BORÇLU İNSAN

BOYUN EĞMEK

HİZADA TUTULMAK

KORKAK KILINMAK

SANDALYE KAPMA

KISA ÇÖP ÇEKME

HAMSTER TEKERLİĞİ

YERLEŞİK TOPLUM

EKONOMİK KÖLELİK

EŞİTSİZLİK

İŞSİZLİK

YOKSULLUK

ÇARESİZLİK

AİLE VE ÇEVRE

ŞEHİR-METROPOL

VAR OLMAK

GÜÇ

ÇALMAK

DEMOKRASİ

SEÇİM

OYUN

REKLAM

İLLÜZYON

HAKİMİYET

İNANÇLAR

GÜNAH

KADER

YAZGI

BAĞIŞLANMA

KURTULUŞ

KOŞULLANDIRMA

SAVAŞ

MİLLİ

ULVİ

PARA-POLİTİKA-DİN

Bence yeryüzünde insanlara dayatılan sistemin her şeyi şu 3 sözcükte kilitleniyor.

PARA-POLİTİKA-DİN

Evet, bu içi derya gibi dopdolu sözcükleri anlamlandırabilen sistemi çözer.

Çözer de ne olur?

Ya sistem hemen dışarı atar ya da meczup muamelesi uygular..

Peki, nedir bu sistemin adı?

PARA-POLİTİKA-DİN Sistemi..

Bu sistemin beyni politika, kalbi para, iskeleti de dindir..



Direnmeyip, ne yapacağız peki?



…


20 Şubat 2012 Pazartesi

Yazı hamalının 5 yıllık muhasebesi..

2012 yılını yaşadığımız şu ayda geriye dönüp baktım ve 5 yıl içinde ‘neler yapmışım, neler ortaya çıkarmışım, internet ortamına neler bırakmışım?’ diye soruları yanıtladım.



2007 yılında başladığım yazı hamallığı macerasına, 2008 yılında blog yazılarımdan derlediğim ilk kitabımı çıardım ve piyasaya sürdüm. ‘Normal Ötesi Aşk’ isimli kitabımı birçok yazar-çizer, okur-sever arkadaşlarıma, dostlarıma ulaştırdım. Şu oldu, bu oldu ama popülist kültürümüzün hakimiyetinde olan bu piyasada ürün eskidi, yenisi beklendi.. Elbette bu kitap da rafların en gerisine düştü. 2009 yılında ‘Normal Ötesi Aşk-2’ kitabını derledim ve insanların beğenisine sundum. 2012 yılında ‘Normal Ötesi Aşk-3’ kitabını kurguladım, toparladım ve yayına hazır hale getirdim ancak bu kez farklı yol izledim. Reel sayfa halinde bastırmadım ama sanal olarak sayfaları insanların okuması için internet deryasına bıraktım.. Eskimeye karşı direniş göstergesi olarak basılı kitaplarım dahil her 3 kitabı da internet ortamında yayınladım ve son hamlemi de böylece noktaladım.



‘Normal Ötesi Aşk’ kitabımı okumak isterseniz, işte link burada……









‘Normal Ötesi Aşk-2’ kitabını okumak isterseniz, işte link burada……


İkinci 5 bölüm:








‘Normal Ötesi Aşk-3’ kitabını okumak isterseniz, işte link burada……









İflah olmaz anti-kapitalistim. Bunu söylemek elbette hem yetmez hem de bir mana ifade etmez. Karşı olduğum argümanın önüne başka bir argüman koymam gerekiyor. Tabi şimdiye kadar binlerce düşünür-aydın insanlar söylemişler, söylüyorlar, söyleyecekler.. Ben de kendi çapımda düşünce dünyasına kırıntı olmaya çalıştım. Kısaca diyorum ki ‘Kapitalizm’in kalbi paradır. Para olmazsa kapitalizm ölür.’ Bu çerçevede Anti-kapitalist etiketiyle çareler arıyorum.. Hazırladığım 4 bölümlük yazı demeti aşağıdadır.











Yaşama dair çok konuşulan mevzular vardır… İşte aldatma, aşk, fal, bakma, arı, dostluk gibi..






Bloglarım hep buradadır..





Yunanca öğrenmek isteyenlere başlangıçtır..




Bakalım, gelecek 5 yıl içinde yazı hamallığım, beni hangi noktalara sürükleyecektir? Kim bilir, yaşam akışı ne düşüncelere gebedir?


9 Şubat 2012 Perşembe

Demokrasilerde kontrolsüz güç, güç değildir..


Türkiye, gündem oluşturmada herhalde dünya rekoru kırar.. Hele bugünlerde herkesin başı döndü yahu.. Dün (07 Şubat 2011) akşam saatlerinde Hürriyet Ankara Muhabiri bombayı patlatıyor. MİT Müsteşarı Hakan Fidan ve diğer 2 MİT görevlisi şüpheli olarak Beşiktaş Özel Yetkili Savcıya ifade vermek üzere çağrıldığı iddiası yayılıyor..

Derken, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı haberi yalanlıyor ve ‘’yok, öyle bir şey, olsaydı haberim olurdu’’ diyor.

Derken, İstanbul Başsavcı Vekili haberi doğruluyor ve ‘’evet, Hakan Fidan ifadeye çağrıldı’’ diyor..

Derken, İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde operasyon yapılıyor ve İstihbarat ile Terörle Mücadele Şube Müdürleri görevden alınıyor..

Derken, Başbakan Yardımcısı Arınç, ‘’hem aklım almıyor, hem de ifade için izin alınması gerekiyor’’ diyor..

Derken, MİT ile İstanbul Emniyet savaş yapmış, hükümet, MİT’in yanında yer almış ve koltuklar gitmiş diyor.. (M.A.Birand)

Derken, Adalet Bakanı İstanbul'a gelmiş, savcılarla ilgili inceleme yapacakmış deniyor.  (Ahmet Hakan-CNNTÜRK)

Derken, KCK operasyonu sırasında MİT muhbirleri yakalanmış, bunları MİT kaçırmış, Savcılık ve polis bunu soracakmış deniyor. (M.A.Birand)

Derken, MİT Müsteşarı Hakan Fidan, Beşiktaş adliyesine gitmeyecek iddiası yayılıyor.. (TGRT Haber)

İçimdeki soru şudur: Peki, Hürriyet Muhabiri Arda Akın, MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ın ifadeye çağrıldığını nasıl haber aldı? Savcı mı haber verdi? Başka biri mi sızdırdı? Önemli bir sorudur bu!

Derken, Ceza Hukukçusu Profesör aynen şunu söylüyor: CMUK 250. Madde’ye göre ‘’örgüt ve terör’’ suçlarında özel yetkili savcılar herkesi sorgulayabilir. İlaveten şunu söylüyor: Anayasa maddesinde yer alan ve Genelkurmay Başkanı-Kuvvet Komutanları Yüce Divanda yargılanmasını söylerken bile özel yetkili savcıyı bağlamıyor ve Eski Genelkurmay Başkanı Başbuğ sorgulanıyor..

Gelelim benim şahsi düşünce ve yorumuma: Düzeltmek isteyene çare basittir. Nasıl mı? CMUK 250. Madde’yi yeniden yazarsın ve TBMM’den yasa haline getirirsin, yargı da bu yeni yasayı uygular. İktidar maalesef şimdiye kadar özel yetkili savcıların ve mahkemelerin sorumluluklarını ve alanlarını sarih, net, anlaşılır olarak düzenlemedi, aksine sürekli yargının bağımsızlığına dem vurdu.

Dikkatimi çeken başka bir husus ise MİT Müsteşarını, özel yetkili savcıya ifade vermesi için yapılan davetin; resmi yazılı tebligat yerine telefonla yapılmasıdır. Böyle bir usul var mıdır, bilemiyorum

Hele iddia edildiği gibi PKK ile yapılan OSLO görüşmesi suçlamasıyla MİT Müsteşarının ifadesi alınırsa; yandı keten helva dersek komik olmaz.. Çünkü o zaman Başbakan bile ifade verebilir. Neden mi? Ehee o dönem Başbakan Müsteşar Yardımcısı olan Hakan Fidan, o görüşmelere kimin emriyle gitti?

Son söz: İktidarın göz yumduğu kontrolsüz yargı gücü, galiba iktidarın kendini hedef aldı.. Hele bir uçuk komplo senaryoya göre bu yaşananlar, Cemaat-AK Parti çatışması ise hakikaten ortalık duman olur..

3 Şubat 2012 Cuma

Demokrasi ve balans ayarı..


Önce kabaca fikrimi söyleyeyim, sonra ayrıntılı düşünce analizime geçeyim..



Sayın Başbakan Erdoğan’ın, öfkeli siyaset yapmasına eyvallah, İmam Hatip mezunlarına olan özel ilgisine eyvallah, AK Parti lideri olarak muhafazakarlığı ve dindarlığı savunması eyvallah.. Fakat ‘’siyasi hedeflerinin dindar ve muhafazakar gençlik yetiştirmek olduğunu’’ söylemesine ‘eyvallah’ diyemem ve hele bir dakika derim..



İsterseniz 2 ayrı kesimden kısa bir düşünce serpintisi alalım.. Önce

İslamcı yazar İhsan Eliaçık, bakın bu konuda ne diyor?



Başbakan Erdoğan'a "senin görevin inançlı nesil yetiştirmek değil. Özgürlüklerin önünü açmak. Nesli yetiştirecek olan ailelerdir ve Erdoğan'ın bu sözünü totaliter buluyorum. İktidarın görevi insanları dönüştürmek değildir. Devletin ve iktidarın böyle bir görevi yoktur. Siz halkın önünü açmakla mükellefsiniz. Halk kendi çocuklarını istediği gibi yetiştirir. Dindar gençlik yetiştireceğiz demekle Atatürkçü gençlik yetiştireceğiz demekten hiç bir farkı yoktur. Bu tür gençleri ilgili sivil toplum kuruluşları yetiştirir. Bu sizin işiniz değildir. Bu toplumda Müslüman var. Hıristiyan var.’’ dedi



Şimdide Liberal kesimin idollerinden olan Hasan Cemal ne diyor?


Erdoğan, hedeflerinin dindar ve muhafazakâr bir gençlik yetiştirmek olduğunu söylüyor. Öyle mi?  ‘Atatürkçü gençlik’ten sonra sıra ‘dindar, muhafazakâr gençlik’te mi? Devlet şimdi bunu mu iş edinecek?



Tamam, şimdi benim nihai analizime sıra geldi..



Şimdi siyasetçiler 3 kez arka arkaya iktidara gelince, hele bir de oylarını artırınca şaşar, beşer, siyasi hırslarının kurbanı olur. Demokrasilerde bu tür demokrasi ve özgürlük dışı çıkışların balans ayarını ana muhalefet regülasyon eder.. Daha da sınırı zorlarsa anayasa koruma görevini üstlenen Anayasa Mahkemesi devreye girer.. Siyasetçiye balans ayarını yapar ve demokrasi sınırlarına çeker..



Nerede?



Gelişmiş ve ileri demokrasilerde..



Sayın Başbakan Erdoğan, dindar ve muhafazakar gençlik yetiştirmek için bir sonra ne yapması gerekiyor? Milli Eğitim Bakanlığı yerine Dindar Eğitim Bakanlığı kurulması kaçınılmazdır. Gençlerin eğitimini planlayan, programlayan bakanlıkların isimleri dindar ve muhafazakar bakanlık olarak hemen değiştirilmesi lazım..



Demokrat ve özgür genç yetiştirelim diyeceğimize; dindar ve muhafazakar genç yetiştireceğiz diyen Sayın Başbakan, demokrasi ve özgürlük yanlısı olur mu?



Sayın Başbakan Erdoğan, demokrasi elbisesi giydirilmiş, totaliter olma yolunda hızla ilerlemektedir.



Demokrasi ve özgürlük yanlısı olanların işleri çok zordur. Yandık ki ne yandık.. Yağmurdan kaçarken sanki doluya tutulacağız..



Hani balans ayarı çeken TSK artık Silivri’de ya, yetmez ama evet diyerek yargının da iktidar üzerindeki tahakkümünü yıktık ya, ana muhalefeti kendi iç sorunlarına sıkıştırdık ya, STK’ları tamamen AK Parti tarafına yığdık ya..



Ehee nasıl olacak bu ileri demokrasi ve yüksek özgürlük?