29 Kasım 2010 Pazartesi

Wikileaks yayınları ve gelecek yarar-çıkar beklentisi…



ABD’li ajan ve diplomatların gizli dokümanları ve yazışmaları dünya medyasına servis yapmaya devam ediyor…

Kim?

Wikileaks isimli site…

İşte yok, Ahmedinejad “Hitler”, Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy “çıplak imparator” lakapları yer almış..

İşte yok, Putin seksi, Merkel teflon deniyormuş…

Açıklanan belgelerin içeriğini elbette herkes tartışacaktır. Elbette tüm dünyada yankılanacaktır.

Eylem ya da faaliyette yarar-çıkar yönüne dair soru sorma daima prensibimdir

Bu Wikileaks'ın açıkladığı belgelerden kim fayda-çıkar sağlayacak?

Sorularımı sıralayayım, sonra tahminlerde bulunalım…

Bir kere ABD’nin dolaylı onayı olmadan bu belgeler asla yayınlanmaz…

Bu gizli belgelerin kriptolarını kim kırabilir?

Bana kimse hackerlar falan demesin… Kesinlikle olmaz…

Bu gizli belgelerin kriptolarını yine gizli bir sistem kırabilir…

Diyelim ki kriptolar kırıldı ve gizli belgeler ele geçti…

ABD sistemi bu tür gizli belgelerin medyada yer almasını isterse asla yayınlatmaz… 

Diyelim ki yayınlatmayı engelleyemedi, bu kez nelerin yayınlanmasına, nelerin yayınlanmamasına mutlaka ama mutlaka müdahale eder… Gerekirse para, gerekirse zor kullanarak mevcut durumu lehine işletir…

Gelelim benim tahminlerime…

Gizli belgeleri açık belgeler haline getirerek; ABD, dünyada yeni bir diplomatik sayfa açmaya çalışıyor olabilir…

Gizli belgeleri açıklayarak mevcut ABD Yönetimini zayıflatmaya çalışan Neo-Concuların parmağı olabilir…

Dünyanın belli başlı liderlerine gizli değil açık mesaj vermeye; böylece ABD açısından herkesin pozisyonunu gözden geçirmesi isteniyor olabilir…

Tüm dünyaya, bizden çekinin çünkü sizi en özel yerlerinize kadar izliyoruz mesajı açıktan verilmiş olabilir…

Gerisi hava cıvadır bana göre…

Bakalım, bu işten ABD nasıl karlı çıkacak?

Saygı ve sevgilerimle…

Ömer Özdamar/Burdur-Bucak/29 Kasım 2010

27 Kasım 2010 Cumartesi

Uçan Melekler filmi…



2 gün önce Twitter Sosyal Paylaşım ortamında filmin Senaristi ve Yönetmeni Fırat Gürsoy Bey, ‘’Uçan Melekler’’ filminin vizyona gireceğini haber verdi…

Fırat Beyle, Twitter vasıtasıyla yaklaşık 1 yıl önce tanıştık. Hatta ‘’Normal Ötesi Aşk 1 ve 2 seri kitaplarımı okudu, geri döndü ve film için üzerinde çalışılabileceğini söyledi. Sonraları Twitter üzerinden zaman zaman muhabbetimiz sürdü.

Neyse ‘’Uçan Melekler’’ isimli filmi mutlaka izleyeceğimi ve izlenimlerimi paylaşacağıma söz verdim. Bugün yaklaşık 76 km. uzaklıktaki Antalya’ya Bucak’tan yola koyuldum. Özdilek AVM’ye saat 13.30 civarında ulaştım. En üst katta yer alan sinema salonlarına çıktım. ‘’Uçan Melekler’’ filminin saat 15.15 seansına, 4 no’lu salondan, E-7 numaralı bileti satın aldım. Bu arada karnımı doyurdum, biraz alışveriş yaptım.

Saat 15.15’de filmin başlangıç gongu çaldı. Dikkatlice izlemeye başladım. Ara ile birlikte saat 17.05’de film sona erdi. Eheee şimdi zurnanın zırt dediği yer olan film hakkında izlenimleri yazmaya sıra geldi…

Her şeyden önce bir yönüyle film alkışlanmaya değerdir. Çünkü Türkiye’de dans üzerine ilk film yapılmıştır.

Filmin ana teması danstır. Sokak danslarının versiyonları olan break ve hip dans türlerinin harmonisi yapılmıştır. Ama drama da ihmal edilmemiştir. Öyle ki babayla, kızın buluşmasını anlatan final sahnesi yumuşak duygulu beni, neredeyse ağlama noktasına sürüklüyordu…

Filmin sonlarına kadar dansçı kız Melek’in, Antalya’daki çok yakın arkadaşını unutması bana garip geldi. İstanbul’da Mert isimli dansçıyla tanıştı, çocukluğundan beri birlikte olduğu Antalya’daki dansçı arkadaşı Koray’ı çabucak hafızadan siliverdi… Gerçi filmin sahnesinde Antalya’daki dansçı erkek arkadaşı büyük jest yaptı, hem 1.’ilik ödülünü verdi, hem de babasını…

Film içinde dansın her türlü aksiyonu izlenebiliyor. Valla filmi izledikten sonra yaşım uygun olsaydı dansa başlardım herhalde:) Dansı sevdirmek için gereken neyse yapılmış…

Dansçı 2 kız arasında başlayan duygusal ilişki, birinin erkeğe yönelmesiyle hüsranla bitti… Film içinde küçük anekdot olmuş:)

Film kesin olarak gençlere hitap ediyor. Film içinde hip, break dansının her türlü varyasyonunu görmek isteyen sinema salonuna gitsin arkadaş…

Sosyal mesajı ise dans eden sokak çocuklarına dikkat çekmektir. Böyle de bir dünya olduğunu insanlara göstermektir.

Aytaç Arman ve yaklaşık 5 dakikalık sahnesiyle İpek Tenolcay (Kurtlar Vadisinde Çakırın eşi rolünden tanıyoruz.) dışında benim tanıdığım ünlü sinema oyuncusu yoktu. Elbette konu dans olunca televizyon yarışmalarında popüler olmuş dansçılar çoğunluktaydı…

Bu film çok izleyici çeker mi?

Çekmesi lazım ama sanki PR konusunda belki zayıf kaldılar… Film katılacağı Uluslararası Dans Filmleri yarışmasında derece yaparsa; o zaman mutlaka gündeme oturur…

Twitter arkadaşım Fırat Gürsoy Beyi, yarattığı ve yönettiği bu sanat eserinden dolayı bir kez daha tebrik ediyorum ve başarılarının devamını diliyorum.

Saygı ve sevgilerimle…

Ömer Özdamar/Burdur-Bucak/27 Kasım 2010

25 Kasım 2010 Perşembe

Türkiye’nin İlk 100 Zengini…

Her yıl yazarım…
Neyi?
Türkiye’nin ilk 100 zenginini ve servetlerini…
Niye?
Kendimce çılgın sonuç çıkartmaya çalışırım…
Bu yıl zenginlik verilerine kendi merceğimden aktarayım…
Bir kere ilk 100 zenginin toplam serveti tam tamına 227 milyar dolar…
10 milyar dolar üstü servete sahip Koç Ailesi ve Doğuş Grubu sahibi Ferit Şahenk geliyor…
8 milyar dolarlık servetiyle Ülker Ailesi 3 ncü sıraya oturuyor…
7 milyar dolarlık servetle Mehmet Emin Karamehmet 4 ncü sıraya geliyor…
sonra 6 milyar dolar servetle şu aileler sıralanıyor:
Şarık Tarık,
Doğan Ailesi,
Şevket Sabancı,
Erol Sabancı,
Türkan Sabancı,
Ömer Sabancı ve Ailelesi,
Eczacıbaşı Ailesi,
Yazıcı Ailesi...
Bilin bakalım, İstanbul Belediye Başkanı Sayın Kadir Topbaş ve ailesi ilk 100 zengin arasında kaçın sırada?
BİM’in ana ortaklarından Topbaş ailesi 1.5 Milyar dolarlık servetiyle 83 ncü sıradan 51 nci sıraya sıçramış…,
Hiç kimsenin duymak, okumak, bilmek istemediği diğer bazı verilere…

-Türkiye Kamu-Sen’in araştırmasına göre Eylül ayında çalışan tek kişinin yoksulluk sınırı 1483 TL 89 kuruş oldu. Dört kişilik bir ailenin asgari geçim haddi ise 2 bin 966 TL 22 kuruş olarak belirlenmiştir.

-
Memur-Sen'in Eylül ayı için yaptığı açlık ve yoksulluk sınırı araştırmasında tek kişinin yoksulluk sınırının 940 TL olduğunu dört kişilik bir ailenin asgari geçim haddi ise  2 bin 421 lira 61 kuruş olarak belirlenmiştir.

-TÜRK-İŞ’in 23 yıldır yaptığı “açlık ve yoksulluk sınırı araştırmasına göre 2009 yılında ortalama 749 Lira olarak seyreden açlık sınırı Ocak 2010’da 812 Liraya yükselmiştir. Yine 2009 yılı boyunca ortalama 2441 Lira olan yoksulluk sınırı 2644 Liraya yükselmiştir.

-Açlık sınırının 812 Lira olduğu koşullarda asgari ücretin 577 Lira olmasının açlık sınırının % 30 altına tekamül ediyor.

-Türkiye İstatistik Kurumu'nun Gelir Dağılımı tablosuna göre birinci yüzde 20, yani en yüksek gelire sahip yüzde 20 nüfus toplam milli gelirin yüzde 45'ini, beşinci yüzde 20 yani yoksulluk sınırının altındaki nüfus milli gelirin yüzde 6'sını alıyor.

Gelelim düşünce ve yorumuma…

Türkiye’nin yıllık GSMH 1 trilyon dolarsa bunun çeyreği zaten ilk 100 zengininin cebine iniyor…

70 milyon nüfuslu ülkemizde oy veren 48 milyon 18 yaş üzeri vatandaş var mı?

Var…

Bunların yarısına yakını açlık, diğer yarısının da yoksulluk sınırında yaşadığını varsayarsak; dünya sıralamasında 17 nci büyük ekonomi olmuşuz lafı ne anlama geliyor?

Toplumun yoksullaşması, kişilerin zenginleşmesi oluyor bence…

Ortada doğru orantılı işleyen bir iktisadi denklem vardır… Yoksulluk arttıkça kişilerin zenginleşmesi de aynı oranda artacaktır…

Fantastik bir görüş sunuyorum: bu 100 kişinin servetlerinden yüzde 10 vergi alsak, açlık sınırında yaşayan 10 milyon insana maaş versek; acaba nasıl olur?

Alacağımız yüzde 10 vergi yaklaşık 30 milyar dolar olsun, 10 milyon açlık sınırında yaşayan insanlara kişi başına 500 dolar her ay destek verilse ne yapar?

5 milyar dolar yapar… 6 ayda 30 milyar dolar etti mi? (Umarım hesabı doğru yapmışımdır…)

İşte size açlık sınırında kimse bırakmama formülü…

Neyse zenginin malı züğürdün çenesini yorarmış ya… O hesap, ben de sabahtan beri hikaye anlattım, olmayacak duaya amin dedim işte:)

Saygı ve sevgilerimle…

Ömer Özdamar/Burdur-Bucak/25 Kasım 2010

22 Kasım 2010 Pazartesi

Araç vizesi ve ruhsat yenileme…



Bizzat yaşarak öğrendiğim ve vatandaşlarımıza yararlı olabileceğini düşündüğüm bilgileri paylaşıyorum…

Aracımın ruhsatında vizeyi işleyecek bölüm kalmadığı için hem ruhsat değişecekti hem de vize olacaktı.

Önce vize için TÜVTURK sitesinde telefonla ya da internet üzerinden randevu alıyorsunuz.

İnternet üzerinden randevu alınabilecek adresi şudur:


Telefonla ise 0.212.444.80.08 no’lu numarayı çeviriyorsunuz ve randevu alıyorsunuz.  Hem internet hem de telefon randevusu için ruhsatınız mutlaka yanınızda bulunsun. Randevuyu mümkünse internet üzerinden alın derim çünkü telefonla uzun süre bekleniyor, bu da size para yazıyor…

Sonra bulunduğunuz il veya ilçedeki şoförler ve otomobilciler odası başkanlığına gidiyorsunuz ve F1 dosyası olarak bilinen matbu evrakları araç bilgileri doldurulmuş olarak alıyorsunuz. Tabi ki 24 TL ödüyorsunuz.

Sonra ver elinizi, randevu aldığınız TÜVTURK istasyonuna…

Randevu saatinden yarım saat önce orda olun derim. Neyse kayıt işlemleri yapılıyor ve sizden 126,5 TL alınıyor. Sıranız geliyor ve araç ilgili personele teslim ediliyor. Yaklaşık 15-20 dakika sonra hafif kusurları, ağır kusurları olan liste elinize tutuşturuluyor. Hafifler bilginize oluyor ama ağır kusurlar giderilmeden vize işlemi tamamlanmıyor.

Ulan neymiş ağır kusurlarım araçta diye bir baktım:

-Arka silecek çalışıyor ama su fışkırtmıyor,

-Sağ çamurluk üstü sinyal lambası yanmıyor,

-Arka koltukta emniyet kemerleri görünmüyor…

Neyse hemen Bucak sanayi sitesine vardım. Sileceğe suyu getirttim. Sinyal lambası sönmüş, değiştirttim. Arka koltuk kemerleri orijinalinde var ama koltuk altına gelmiş, görünür hale getirttim.

Tekrar vize istasyonuna gittim. Artık muayene için sıra almıyorsun ve önceliklisin. Kısa sürede tekrar aracımı aldılar. Eksikleri kontrol ettiler ve vizeyi verdiler.

Artık trafiğe gidip ruhsatı çıkartacağım.

Gelin şimdi araç vize işlemlerini yapan TÜVTURK nedir? sorusuna beraber yanıt arayalım…

TÜVTURK;
Uluslararası standartlarda periyodik araç muayenesi hizmeti veren ve Türkiye’de trafik ve araç güvenliğine katkı sağlamayı hedefleyen konusunda uzman bir kuruluştur.
193 sabit ve 71 gezici istasyonda görevli 3.000 çalışanı ile Türkiye’nin tamamına yaygın bir hizmet vermektedir.
Türkiye’de periyodik araç muayenesinde yetkili ve görevli tek kuruluştur.
Yılda 6 milyon’a yakın araca ilk muayene hizmeti verilmekte, tekrar muayeneleri ve diğer hizmetlerle bu rakam 8,5 milyona erişmektedir.

TÜVTURK KUZEY/GÜNEY/İSTANBUL 
Yönetim Kurulu Başkanı
Erman Yerdelen
Yönetim Kurulu Başkan Vekili
Dr. Peter Konrad Richard Klein
Yönetim Kurulu Üyesi
Alastair Ronald Gibbons
Yönetim Kurulu Üyesi
Hüsnü Akhan
Yönetim Kurulu Üyesi
Horst Gerald Schneider
 Yönetim Kurulu Üyesi
Martin James Dunn

KONSORSİYUM
Doğuş Otomotiv
Türkiye’nin en büyük otomotiv distribütörlerinden biri olan Doğuş Otomotiv, binek araç, hafif ticari araç, ağır vasıta ile endüstriyel motorlar segmentinde 13’ten fazla uluslararası markanın 75’i aşkın yakın modelini Türkiye otomotiv pazarına sunmaktadır. 
TÜV SÜD Grubu
140 yıllık bir geçmişe sahip Almanya menşeli TÜV SÜD grubu, dünya çapında 130 noktada faaliyet göstermektedir. 
Bridgepoint 
İstanbul, Londra, Frankfurt, Paris, Milan, Madrid, Varşova ve Helsinki’de de ofisleri bulunan Londra merkezli bir özel sermaye fonudur. 25 yıllık geçmişi boyunca Bridgepoint çeşitli sektörlerde büyüme potansiyeline sahip şirketlere 12 milyar Avro değerinde sermaye yatırımı yapmış ve bugün de 5 milyar Avro değerindeki BEIV adlı 4. fonunu yönetmektedir.

Devlet Gelirleri
Yapılan her muayeneden alınan bedelin önemli bir kısmı 20 yıl boyunca artan oranlarda devlet kasasına gelir olarak eklenecektir. İlk 3 yılda muayene ücretlerinden elde edilecek gelirin yüzde 30’u, takip eden 7 yılda gelirlerin yüzde 40’ı, son 10 yıllık işletim döneminde ise, araç muayene gelirlerinin yüzde 50’si devlete aktarılmaktadır

Not: Bu bilgiler resmi internet sitesinden alınmıştır.

Bazı gazete ve haber sitelerinde yer alan bilgilere bir göz atalım mı?

-2010 yılında 10 milyon araç muayene olmuştur.

-Araç muayenesi 20 yıllık süreyle 613.5 milyon dolara Akfen-Doğuş-Tüvsüd Ortak Girişim Grubuna ihale edilmiştir. Ulaştırma Bakanlığı ile imtiyaz sözleşmesi yapılmıştır.

-Buna göre, ihaleyi kazanan konsorsiyum, muayene istasyonlarını 20 yıl boyunca işletecek, bu süre sonunda işletme hakkını devlete (Ulaştırma Bakanlığı’na) iade edecek. Konsorsiyumun oluşturacağı altyapı, imtiyaz süresi sonunda şirkette kalacak.

-20 yılda 9.3 milyar dolar ciro elde edilecek. Cironun ortalama yüzde 46’sı Maliye Bakanlığı’na kalacak. Maliye Bakanlığı ayrıca KDV gelirlerini de alacak.
-Eski araç muayene istasyonları kapatılacak.

-Muayene olmayan araçlara her ay için yüzde 5 faizli ceza uygulanacak.

-Doğuş Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ferit Şahenk, 189 araç muayene istasyonunu bir an önce açmak istediklerini belirterek, ‘Ne kadar çabuk açarsak o kadar çabuk para kazanmaya başlarız. Aksi takdirde açmadığımız şehirde tüm araçlar mevcut istasyonlara gider’ dedi. Şahenk, tüm altyapı çalışmalarının bittiğini ve istasyonların hızlı bir şekilde açılmaya başlayacağını belirterek, ‘2006 yılının ilk yarısında istasyonların büyük bölümü açılmış olacak’ diye konuştu. Yapacakları yatırımın ise 100-150 milyon dolar civarında olacağını belitti.

Gelelim zurnanın zırt dediği yere…

Neye?

Kişisel düşünce ve yorumuma…

Yılda 10 milyon araç vizesinden kabaca 1 milyar dolar ciro yapılacak. Bu da 20 yılda 20 milyar dolar eder. Yani ‘’20 yılda 9.3 milyar dolar ciro elde edilecek’’ hesabı hem yanlış hem manipülasyondur. Bakın, bir de ben hesap yapayım. Bugün araç vizesi için TÜVTURK sistemine 126 TL ödedim. Yaklaşık 83 dolar falandır. 10 milyon araç vizesinden 830 milyon dolar elde ediliyor. Diğer gecikme cezalarını, eksoz muayenesini ilave edin yaklaşık 1 milyar dolar yıllık ciro demektir.

Bunun yüzde 30’u (300 milyon dolar) devlete, geriye kalan yüzde 70 (700 milyon dolar) ise TÜVTURK sistemine…

Bir kere imtiyaz sözleşmesiyle ihaleyi alanlar daha ilk yıl ana parasını aldılar. Geriye kalan 19 yılda gelsin karlar, gitsin karlar… Ohhh ne güzel düzen yahu:) Dilber paracıklarımız elin yabancısının kasasına gidiyor yahu::))

Kim yönetiyor bu sistemi?

Yabancılar…

Nerden anladım?

Yönetim kuruluna bakın, siz de anlarsınız…

Ha hizmet kalitesi iyi mi?

Allah var, eskiye göre çok iyi…

Peki, bunu bir devlet organı yapamaz mı?

Yapar ama paranın döndüğü yani liberalizmin borusunun öttüğü her yerde usulsüzlük, rüşvet kaçınılmazdır. Yani bu sistemde devletin bu işi götürmesi olanaksızdır.

Ben söyleyeceğimi söyledim, artık gerisi sizin fikir ve düşüncenize kalmıştır.

Saygı ve sevgilerimle…

Ömer Özdamar/Burdur-Bucak/22 Kasım 2010

29 Ekim 2010 Cuma

Bucak Devlet Hastanesinde kan kaybı…



Önce aşağıdaki resmi linkten Bucak Devlet Hastanesine muayene olmaya gelen vatandaşlarımızın (Diş ve anestesi hariç) polikliniklerimize bir göz atalım…


Bucak Devlet Hastanesi Poliklinikleri ve doktorları:

1-Aile hekimliği ve aile planlaması:
Uz.Dr. Yeşim Ertaş Şengör
Toplam 1 uzman

2-Beyin cerrahı:
Op. Dr. Turgay Parsak
Toplam 1 uzman

3-Çocuk sağlığı ve hastalıkları:
Uz. Dr. Özlem Akıncı
Uz. Dr. Erdem Arat
Toplam 2 uzman

4-Dahiliye (İç hastalıkları):
Uz. Dr. Lütfi Gökmen
Uz. Dr. İbrahim Aydın (İstifa etti ve özel hastanede göreve başladı)
Toplam 1 uzman

5-Deri ve zührevi hastalıkları:
Uz. Dr. Hümeyra Bayatmaklı
Toplam 1 uzman

6-Fizik tedavi ve rehabilitasyon:
Uz. Dr. Tuncay Yıldırım
Toplam 1 uzman

7-Genel cerrahi:
Uz. Dr. Bayram Gökhan Özcan
Uz. Dr. Halilibrahim Altan Özdemir
Toplam 2 uzman

8-Göğüs hastalıkları:
Uz. Dr. Levent Işık
Toplam 1 uzman

9-Göz hastalıkları:
Op. Dr. Sezgin Sezer
Toplam 1 uzman

10-İntaniye (Enfeksiyon hastalıkları):
Uz. Dr. Derya Akın Seyman
Toplam 1 uzman

11-KBB (Kulak-Burun-Boğaz):
Uz. Dr. Kadir Sezgin (İstifa dilekçesi verilmiş, yanıt bekleniyor)
Toplam 0 (sıfır) uzman

12-Kadın hastalıkları ve doğum:
Uz. Dr. Hüseyin Sert (İstifa etmiş)
Uz. Dr. Ali Yavuzcan (Geçen ay atanmış)
Toplam: 1 Uzman

13-Kardiyoloji:
Uz. Dr. Erdem Özel
Toplam 1 uzman

14-Nöroloji:
Uz. Dr. Hasan Özcan
Uz. Dr. Tuncay Epçeliden
Toplam 2 uzman

15-Ortopedi ve travmatoloji:
Op. Dr. Hüseyin Çatan
Toplam 1 uzman

16-Üroloji:
Uz. Dr. Ahmet Kolsuz
Toplam 1 uzman

Peki, Bucak AK Parti İlçe Başkanımız bakın bu konuda ne diyor?

AK Parti Bucak İlçe Başkanı Süleyman Mutlu, "Bucak Devlet Hastanesi bölge hastanesi olma yolunda hızla ilerlemektedir. İlk etapta 3 uzman doktor ataması yapıldı, Milletvekillerimiz ve hastane yönetimi ile işbirliği içinde hastane eksiklerini hızla gidermeye çalışıyoruz. Hedefimiz Bucak Devlet Hastanesi'nde her branşta 2 ya da 3 uzman doktorun görev yapması. Umarız bunu en kısa zamanda başaracağız" dedi.
14 Eylül 2010 12:11

Haberin kaynağı:

Şimdi gelelim; zurnanın zırt dediği yere…

8 yıldır iktidarda olan kimdir?

AK Parti,

Bucak AK Parti İlçe Başkanımızın temennisini nedir?

Hastanemizin yoğun hasta muayenesi olan 16 polikliniğine 2 veya 3 uzman doktor atanmasıdır…

Peki, hali hazırda 16 polikliniğimizin kaçında 2 uzman doktor görev yapmaktadır?

Sadece 3 branşta 2 uzman doktor mevcuttur.

Yukarıda saydığım 16 poliklinikte 3 uzman doktor var mıdır?

Yoktur.

Peki, uzman doktor sayısı 1 olan poliklinik sayısı kaçtır?

13 olup 1’side istifasını vermiş ve yanıt bekleniyormuş… Yani KBB polikliniğinin doktorsuz kalma riski vardır.

Düşünce ve yorumum:
Bucak Devlet Hastanesi siyasetin cirit attığı bir alan olduğu için artık yönetilememe noktasına sürüklenmiştir. Bırakın her branşa 3 uzman doktor atamasını, 1 doktoru bile zor tutuluyor… Maalesef Bucak Devlet Hastanemiz kay kaybetmeye devam ediyor…

Vatandaş yazar sıfatıyla somut bilgiler dışında asla yorum ve düşünce açıklamam. Rakamlar somuttur ve ortadadır. Bu durumda bırakın 3’ü, 1’i bile kalmıyor…

Hastanemizde özellikle çalışan personellerin arasında sorunlar kulağıma geliyor ama somutlaştıramadığım için yazamıyorum.

Son söz: Siyasetin hakim olduğu Bucak Devlet Hastanemiz maalesef iniş aşağıya gitmektedir. Kaybeden ise ne AKP, ne de kötü yönetim olup sadece Bucaklı vatandaşlarımızdır.

Saygı ve sevgilerimle…

Ömer Özdamar/Burdur-Bucak/29 Ekim 2010

26 Ekim 2010 Salı

Bisiklet ile elektrikli bisiklet kandırmacası…



Konuyu görüntülü anlatmak yeni blog metodum oldu. Yan yana duran normal bisiklet ile elektrikli bisiklet çekimini bir izleyin sonra diyeceklerimi bekleyin…


İzledikten sonra bir örnek elektrikli bisikletin teknik özelliklerini vereyim…

Güç                         :248W (pedallı)                                              

Tırmanma               :15                                                                   

Frenler                    :Kampana + e-ABS                                         

Max. Hız                  :40 km/h                                                         

Sürüş Mesafesi        :>80 km                                                        

Akü                         :48V , 14 Ah 2 set (8 parça)(İKİ AKÜLÜ)    

Ölçüler                    :1550*350*980 mm                                        

Lastik Ebatları         :16 * 3.0                                                         

Jant                        :Alüminyum                                                     

Taşıma Kapasitesi  :120 kg.                                                          

Şarj Süresi              :6-8 saat                                                        

Batarya Girişi          :100-240V AC                                                

Göstergeler             :Hız ve Akü Göstergesi.                               

Ürünün Ağırlığı        :70 kg                                                            

Kitlemeli alarm        :var

Tamam, gelelim zurnanın zırt dediği yere… Ha bu arada söyleyeceklerim şahsi düşünce ve yorumumdur.

İlk lafım şudur: Yasalardan kaçmak için uydurulmuş bir satış ve para düzenidir. Küçük modifikasyon ile saatte 100 km. hıza ulaşan elektrikli bisiklet için kask yok, A1 ve A2 ehliyeti yok… Ehee bisiklet niyetine motosiklete binme tam da bu olsa gerek… Alavere dalavere, hokus pokus bisikletimiz oldu, motosiklet ama elektrikli bisiklet…

İyi iş yahu… Mevzuatı, yönetmenliği uydur; bisiklet adıyla motosikleti plakasız, ruhsatsız çoluk çocuğa sat… Hani derler ya, liberalizm para için şeytana pabucu ters giydirir…  Bu olayda hem pabucu, hem de şapkayı resmen ters giydirmiştir.

Saatte 40 ile 100 km. hızla giden bisiklet elbisesi giydirilmiş ama resmen motosiklet olan vasıta yollarda seyir halindeyken kaza yaparsa; sonuç ne olacak?

Trafik polisi kontrolü yok, plaka yok, ehliyet yok, kask yok…

Eheee ne olur?

Dilim varmıyor ama ölüm olur…

Ey yetkililer! Lütfen bu oyundan vazgeçin! Bu vasıtaları hemen motosiklet sınıfına sokun…

Neymiş onun motoru yokmuş?

İyi de motoru yoksa motor gücünde aküleri var… Ne fark eder… Hatta biraz daha güçlendirilerek normal motor gücünün 2 kat üstüne çıkabiliyor.

Lütfen insanların zekasını test etmeyin!

Saygı ve sevgilerimle…

Ömer Özdamar/Burdur-Bucak/26 Ekim 2010

25 Ekim 2010 Pazartesi

Burdur İli Bucak İlçesinde Kasksız motosiklet kullanımı…


Bugünlerde sosyal hayatımızın bir parçası haline gelen, en pratik ve en ucuz ulaşım aracı olarak görülen, motosiklet konusunu işleyeceğim.

Burdur İli Bucak İlçesinde saat 16.45 civarında Hale Pastanesi karşısında ana yolda rastgele tam 45-50 saniye kameramı çevirdim. 45 saniye içinde 3 motosiklet geçti. Maalesef 3 motosikleti de kullanan sürücülerimiz kask takmamıştı. İşte kanıtı… Aşağıdaki linki tıklayın ve 45 saniyelik görüntüde geçen 3 motosikleti izleyin…


Ha bunu niye yaptım?

Sosyal sorumluluk sahibi bir vatandaş olarak çocuklarımızın, insanlarımızın kasksız motosiklet kullanmasından dolayı ölmelerini istemiyorum da ondan… Elbette anne-babaların da ağlamalarını istemiyorum…

Malumunuz motosikletlerin karıştığı trafik kazalarında yüzde 90’nı motosiklet sürücülerinin kafa travmasıyla sonuçlanıyor. Eğer kask var ise hayatta kalma oranları neredeyse yüzde 100’dür. Ama kask yoksa kafa travması sonucunda ya ağır yaralı ya da ölüm kaçınılmaz demektir.

Lütfen ilgilileri daha duyarlı olmaya ve kasksız motosiklet kullanımını önlemeye yönelik her türlü tedbirin alınmasını istiyorum bir vatandaş olarak…

Şu Türkiye gerçeğini de iyi biliyorum. Maalesef motosiklet ehliyeti olmadan motosiklet kullanımı ve trafiğe çıkma çok ama çok yaygındır… İddia ediyorum buradan, motosiklet kullananların yüzde 90’nında A1 ve A2 ehliyetleri yoktur. Tahminimce burada devreye motosiklet sektörü devreye giriyor… Göz yumun ya da idare edin tarzında yetkililere telkinde bulunuyor… Neden mi? İşler ve kontroller sıkı tutulursa bir anda motosiklet satışları düşüverir… Ticaret ve para…

Neyse ehliyetten geçtim, lütfen ama lütfen kasksız motosiklet kullanımı önleyelim…

Saygı ve sevgilerimle…

Ömer Özdamar/Burdur-Bucak/25 Ekim 2010

Kadın, Moda Ve Dekolte



Moda teriminin kalbi olarak gördüğüm ve ‘Fransızca yaka ve kol açıklığı’ anlamına gelen dekolte konusunu ele almak isterim.

İsterseniz hem konuya ısınmak hem de ön-fikir oluşturmak için Türkiye’den ve dünyadan son 3-4 yılda dekolte sözcüğü geçen bazı haberlerin alıntılarını okuyalım.

TÜRKİYE:

1. DOB Genel Müdürlüğü orkestrasındaki kadın sanatçılara "dekolte giymemeleri yönünde uyarı" yapıldığı yönündeki haberlerde adı geçen Orkestra Müdürü Sugüneş, DOB Genel Müdür Meriç Sümen’e istifasını sundu. Arzu Sugüneş’in istifası, Sümen tarafından kabul edildi. Sugüneş’in yerine orkestra müdürlüğüne önümüzdeki günlerde atama yapılması bekleniyor. Sugüneş’in adı, geçtiğimiz günlerde Genel Müdürlük binası içindeki panoya, orkestranın kadın üyelerinin kıyafetlerine dair uyarı astığı, ardından yazıyı kaldırıp sözlü uyarıda bulunduğu yönündeki haberlerle gündeme gelmişti.

2. Kıyafeti dekolte olduğu gerekçesiyle Erzurum Valiliği'nce işten çıkarılan sekreter, girdiği hukuk mücadelesinden galip çıktı. Yargıtay, görevine iade edilen sekretere çalışmadığı süre içinde verilmeyen maaşın da ödenmesini kararlaştırdı.

3. Çekimlerine 12 Mart'ta başlanacak "Dövme" adlı sinema filminin oyuncuları, İstanbul'daki ünlü eğlence mekânı Reina'da toplandı. Filmin yönetmeni ve oyuncuları, pasta keserek kutlama yaptı. Dünyada yapılan ilk dövmenin sırrını çözmeye çalışan gençlerin maceralarını konu alan filmde rol alan oyuncular, kutlamada kıyafetleriyle göz kamaştırdı. Manken Tuğba Özay'ın göğüs dekoltesi dikkat çekerken, Doğa Bekleriz mini eteğiyle ilgi odağı oldu.

4. Zorlu Holding İnsan Kaynakları Koordinasyon Müdürü Arzu Uğur, holding bünyesinde açık ayakkabı, dağınık saç, abartılı makyaj ve çok göz alan renklerde giysilere izin verilmediğini belirtiyor. Uğur, holdingte bu kuralların ciddiyeti ve disiplini sağlamak için gerekli olduğunu belirtiyor.

5. Modacı Bahar Korçan, 'Bırakın insanlar özgür olarak hareket etsinler. Onları dar kalıplara sokarak verim elde edemezsiniz' diyor. Dekoltenin dış görünüşle ilgili olmadığını savunan Korçan, 'Her yeri kapalı olan bir kadın da insanlara çok seksi gelebilir. Dekoltenin sınırı yoktur. Yani bizim bildiğimiz anlamda sadece sırtı, göbeği ya da göğsü açıklık dekolte anlamına gelmiyor. Saç toplayış, fular takış şekli bile dekolte olabilir' 'Bırakın insanlar nasıl hissediyorlarsa öyle giyinsinler’ diyor.

6. Terzi Yıldırım Mayruk'un asistanı Barbaros Şansal ise kıyafetin değil karşıdaki insanın art niyetinin daha önemli bir konu olduğunu söyledi. Dekolteyle müstehcenlik arasında çok ince bir çizginin olduğunu belirten Şansal, 'Küçücük bir dekolteyi müstehcen gösterebilirsiniz. Ya da çok müstehcen olduğunu düşündüğünüz bir kıyafet dekolte sayılmaz. Bunlar çok yakın kavramlar. Bırakın insanlar istedikleri gibi giyinsinler. Zaten aklı başında insanlar abest olacak tarzda giyinmezler' dedi.

7. Yayıncı olarak "Dekolte Yayıncılık" adıyla kuruluş var.

DÜNYA:

1. Cannes film festivalinde gövde gösterisinde bulunan film yıldızları dekolte yarışına girdiler.

2. İtalyan modacı Marella Ferrera, Roma'da düzenlenen 2007 ilkbahar/yaz defilesinde cesur dekolteli tasarımlarıyla, göz doldurdu. Ünlü modacının kadın güzelliğini ön plana çıkaran kreasyonları, izleyenlerden bol alkış aldı.

3. Avustralyalı ünlü şarkıcı Kylie Minogue, göğüs kanserine yakalandıktan sonra bir süre dekolte giymeye ara vermişti. Şimdilerde eski sağlığına kavuşan Minogue, geçtiğimiz günlerde katıldığı bir defilede giydiği derin göğüs dekolteli kıyafetiyle dikkat çekti. Güzel şarkıcı, neşeli tavırlarıyla Olivier Martinez`le yaşadığı ayrılığı geride bıraktığını kanıtlar gibi.

4. Tasarladığı dişiliği öne çıkaran kadın iç çamaşırlarıyla tanınan Anderas Sarda, Madrid'deki bir moda fuarında kreasyonunu tanıttı. Sarda'nın transparan siyah geceliğinin, bu yetmezmiş gibi iddialı bir dekoltesinin bulunması, izleyenleri hayli şaşırttı.

Alıntı haberlere bakınca ilk gözüme çarpan nokta, dekolte konusuna Türkiye ve dünya farklı pencerelerden baktıkları hemen ortaya çıkıyor.
Sanki fikir ayrılığına düşülmüş gibi duruyor.

Şimdi ise bazı soruları soralım ve dekolte konumuzun derinlerine inelim…

- Tüm kadınların açık, dar, şeffaf ve kısa giymemeleri için yasa mı çıkartalım?

- Bilimsel araştırmalarla desteklenen, kadınların içgüdüsel olarak vücut hatlarını sergileme eğilimi var mıdır, yok mudur?

- Rengarenk ve farklı toplum katmanlarının, farklı giyinme tarzlarını değiştirip tek tip giysi modeline dönelim mi?

- Özgürlük ve çağdaş toplum olmazsa olmazlarından olan kadın giyiminde; farklı modeller, farklı trendler, farklı renkler, farklı zevkler yok mu olsun?

Bu sorulardan sonra dekolte konusunun daha alt damarlarına süzülelim mi?

Kadın ne amaçla giyinir ya da örtünür?

Önce kendisine sonra etrafına güzel ve hoş görünmek, daha da önemlisi beğenilmek için giyinir.

Kritik soru şudur:

Hangi kadın nasıl giyinir?

-Özgüveni yüksek kadın farklı,

-Varoşlardaki kadın farklı,

-Memur kadın farklı,

-İşçi kadın farklı,

-Sanatçı, fotomodel, manken, artist kadın farklı,

-Lükse düşkün varlıklı kadın farklı giyinir.

Buraya kadar yaptığımız sentezden çıkardığımız sonuçlar:

-Tüm kadınlar söyle giyinir, tüm kadınların giyim tarzları şuna dayanır gibi kesin tanıya varmanın mümkün olmadığıdır.

-Her kadın bulunduğu çevresi, çalışma ortamı, mali durumu ve aldığı eğitim-kültürün karşılığı, kendisine yakışanı bulur ve giyer.

Kesin sonuç: Her kadın zaman ve mekan paralelinde dekolte giyinir. Çünkü kadının dekolte giyinmesi içgüdüsel olup doğası gereğidir.

Sonsöz: İnsanlık tarihinde kadın ve dekolte vardı, bundan sonrada hep olacaktır.

Yazan: Ömer Özdamar/Burdur-Bucak/25 Ekim 2010





http://www.trendus.com/blog-odulleri-2010-yarismacilar

23 Ekim 2010 Cumartesi

Bucak Devlet Hastanesinde İmam-İmam-İmam



Konuma başlamadan önce bizim bildiğimiz anlamda imamlara saygım ve sevgim şüphe götürmez derecede tamdır.

Çünkü sosyal bir misyonları vardır. Camilerimizde cemaat arkalarına duruyor ve ibadetlerini yerine getiriyor.

Bir de imam deyince wikipedi ne yazıyor, ona bakalım…

- Cemaate namaz kıldıran kimse: İmam (İslâm)

-Müslümanlıkta mezhep kuran kimse: İmam (İslâm)

-Hazreti Muhammed'den sonra onun vekillik görevini üstlenen halifelere verilen unvan: İmam (İslâm)

-Bâzı küçük İslâm devletlerinde devlet başkanı (İmam (politika))

Buraya kadar ısınma turuydu. Gelelim esas konumuza… Herkes ilinde, ilçesinde devlet hastanelerine bir baksın, bir soruştursun…

Neyi?

Hastane müdürleri, Hastane müdür yardımcıları, hastane satın alma, hastane lojistik, hastane gider tahakkuk, hastane faturalama kadrolarında kimler görev yapıyor?

Ben baktım, araştırdım ve çarpıcı sonuçlar çıkardım.

Bucak Devlet Hastanesinde müdür ve müdür yardımcısı dahil diğer muhtelif kadrolarda imamların görev yaptığını üzülerek öğrendim.

Aman ha, başka kadrolarla karıştırmayalım. Hastanemizin mescidine imam görevlendirilmesi, hastalarımıza manevi destek sağlayacak ve ölülerimizi yıkayacak imam kadrosuna asla itirazım yoktur. Gereklidir ve de olmalıdır…

Kast ettiğim nedir?

Örneğin Bucak İlçesi müftülük kadrosundan ‘A’  camisinde görev yapan imamımız pat diye Bucak Devlet Hastanesi Müdürlüğüne, Müdür Yardımcılığına ve diğer muhtelif kadrolara atanıyor.

Sonra Hacettepe Üniversitesi Sağlık İdaresi Yüksek Okulu (4 yıllık lisans eğitimi) bitirmiş vatandaşımız KPSS puanı, kadro açılması için yırtınıp duruyor…

Yahu bir imam, nasıl olurda hiç uzmanlık alanı olmayan bir pozisyona atanabilir?

Bakın, bunu nasıl becermişler?

Hastane müdürlüğüne kimlerin atanabileceği Yataklı Tedavi Kurumları İşletme Yönetmeliğinde düzenlenmiştir. 5/5/2005 tarihine kadar hastane müdürlüğüne "sağlık idaresi yüksek okulu mezunu veya temel eğitimi işletmecilik olup bu alanda master yapanlar"  atanmaktaydı. Sağlık Bakanlığı, 5/5/2005'te bu düzenlemede değişikliğe gitmiş ve sağlık idaresi yüksek okul mezunlarının önceliğini kaldırmıştır. 

Gördünüz mü?

Vay anasına dedirtecek mevzuat, yönetmenlik düzenlemesi budur işte!

Şimdi de benim şahsi düşünce ve yorumuma geldi sıra…

Bir kere çok ayıp! Hem de çok ayıp!

Yahu arkadaş dini bilgilerle donatılmak üzer imam hatip lisesini bitirmişsin.

Hiç kadro sıkıntısı çekmeyen Diyanet İşleri Başkanlığınca ülkemizin bir camisine imam kadrosuyla atanmışsın. Orada yaşayan mahalle halkına imamlık yapmışsın, namaz kıldırmışsın, başka konularda vatandaşlara önderlik yapmışsın… Buraya kadar ne güzel!

Peki, senin ne işin var hastane müdürlüğünde, ey imam kardeşim!

Herkesin hakkını, hukukunu en başta senin gözetmen ve savunman gerekirken; "sağlık idaresi yüksek okulu mezunu’’ mümin kardeşlerimizin hakkı olan kadroyu niye gasp ediyorsun?
 
‘’B’’ camisinde görev yapan bir imam kardeşimiz hastane satın alma bölümüne istihdam edilmiş yani atanmış…

Arkadaş! Size imam hatip lisesinde satın alma dersi mi okuttular?

Hayır.

Hayırsa, alanın olmayan bir kadroyu neden işgal ediyorsun? O kadroyu eğitimiyle hak etmiş, sınavına girmiş, birçok mümin kardeşimizin sırasını niye kapıyorsun?

Peki, tüm bu tezgahlar nasıl işliyor?

Olayın başı maalesef dev bütçesiyle (8 bakanlığın bütçesine eşit) ve yaklaşık 100 bin kadrosuyla diyanet işleri başkanlığımızdır. Çünkü her yıl kadro boşaltıyor, her yıl kadro istiyor. Nedense tüm kadro talepleri hemen yerine getiriliyor…

Gerçi iş o kadar pervasızlaşılmış ki diyanet işleri başkanlığımızın kadrosundan geçişler bir yana bir de direk geçişler vardır. Örnek mi?

Size en yakın akrabamdan örnekleme yapacağım. Önce imam hatip lisesini bitirdi, sonra ilahiyat fakültesini tamamladı ve KPSS sınavına girdi.

Bilin bakalım nereye atandı?

Mersin Gümrük Başmüdürlüğü, gümrük kontrol memuru kadrosuna…

Ey Müslüman Kardeşim! Aldığın ağırlıklı olarak dini eğitimde gümrük mevzuatı dersi mi var?

Yok, yoksa bu atama nedir arkadaş….

O kadroları hak eden gümrük mevzuatıyla ilgili meslek lisesi ve yüksek okulu bitirenlere yazık değil mi?

Adalet bunun neresinde?

Bu örneklemeleri gören ve buna göre akıl yürüten Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları ne yapacaklar?

Çocuklarını imam hatip liselerine gönderecekler ve çocuklarının her bakımdan geleceğini garanti altına alacaklar…

Söylenecek söz bulamıyorum. İnanın sıkıntıdan boğazım düğümlendi… Birinin çıkıp kral çıplak demesi lazımdı. O da ben oldum... 

Son söz: Allah bu ülkenin geleceğini daha kötü etmesin! Allah Siyasetçilerimizi akıl-fikir versin!

Saygı ve sevgilerimle…

Ömer Özdamar/Burdur-Bucak/23 Ekim 2010