17 Mart 2014 Pazartesi

PARASIZ YAŞAM HAYALİ (ÜTOPİK ÖTESİ) 3. VE SON BÖLÜM


Yaratılan hayali para ve kredi..

Para piyasasının yarattığı hayali parayı biraz daha açalım mı?

Liberalizm’in kalbi parada atar yani bankacılık sisteminde atar. Para demek kar demektir. Kar demek birinin parasını başka birinden almak demektir.

Peki, bankaların kar etmesinin altında yatan gerçek nedir?

İşte burası zurnanın zırt dediği yerdir. Burayı anlamak demek Türkiye’yi ve dünyayı anlamakla eşanlamlıdır.

Bankacılık sistemin en temel özelliği ve kimsenin vurgulamadığı kar sağlama sihri ’Kısmi Rezerv Uygulaması’nda yatmaktadır.

Ne demektir bu?

Kredilerin oluşturduğu sahte ve şişirme paralardır. Bir başka deyişle hayali paradır.

Şimdi işleyişi muhtelif kaynakların yardımıyla çok basitçe izah etmeye çalışacağım.

Amerikan Hükümeti bir miktar paraya ihtiyacı olduğuna karar verir,

Amerikan Merkez Bankası (FED)’nı arar ve 10 milyar dolar ister, mesela yani…

FED cevaplar ve derki: ‘’Tabi ki sizden 10 milyar dolarlık devlet tahvili satın alırız’’.

Böylece Amerikan Hükümeti bir miktar kağıt alır, üzerlerine resmi görünen bir takım tasarımlar yapar ve onları hazine kağıdı olarak isimlendirir. Daha sonra bu tahvillerin toplam değerini 10 milyar dolar olarak belirler ve FED’e gönderir.

Karşılığında FED çalışanları da onlar için etkileyici bir takım kağıt parçaları çıkarır. Bu sefer onlara kağıt banknot derler. Toplam değerleri 10 milyar dolar olarak belirlenir.

FED daha sonra hazine tahvilleriyle, bu kağıtları takas eder.

Bu takas tamamlandığında, hükümet 10 milyar dolar değerindeki banknotları alır ve bir banka hesabına yatırır.

Bu işlemden sonra, kağıt banknotlar resmen para haline dönüşür. 10 Milyar dolar böylece Amerikan para kaynağına aktarılıyor.

Ve işte, 10 milyar dolar değerinde para yaratılmış oldu. Tabi ki bu örnek sadece bir genellemedir. Şahısların özel mevduat hesabına da aynı örnekleme uyarlanabilir. Veya İtalyan Hazinesinin açtığı yüzde 5-6 faizli devlet tahvili ihalesi de buna örnektir.

Gerçekte tüm bu işlemler elektronik ortamda gerçekleşecektir.

Kağıt hiçbir zaman kullanılmaz.

Aslında Amerikan para kaynaklarını sadece yüzde 3’ü basılı para olarak mevcuttur. Diğer yüzde 97’lik kısım sadece elektronik ortamda bulunur.
Hazine tahvilleri tasarım olarak borç enstrümanlarıdır.

FED bu tahvilleri, havadan yarattığı parayla satın aldığından, hükümet aslında tüm bu parayı FED’e geri ödeyeceğine dair söz verir ama çok da önemli değildir..

Başka bir deyişle; para, borç ile yaratılır. Paranın veya bir artı değerin borçtan veya yükümlülükten yaratıldığı paradoksu, insanın kafası karıştırabilir.

İlerleyen dakikalarda biraz daha zihin egzersiziyle konu daha da netleşecektir.

Neyse böylece takas gerçekleşti.

Ve şimdi 10 milyar dolar bir banka hesabında bulunuyor.

İşte bu noktada işler gerçekten ilginçleşiyor.

10 milyar dolarlık hesap bir anda bankanın rezervi haline gelir.

Tıpkı bankadaki diğer hesaplar gibi karşılık yasal olarak belirlenmiş oranda rezerv bulundurmak zorundadır. Ardından bunu sayısallaştırarak belirtir.

Mevcut yönetmenlikte hesaplar karşılığında gereken para rezerv oranı yüzde 10’dur. Bu şu anlama gelir. 10 milyar dolarlık bir hesap için gereken rezerv miktarı yüzde 10 yani 1 milyar dolardır ve bu gerekli rezerv olarak saklanır. Fakat geriye kalan 9 milyar dolar fazla rezerv olarak değerlendirilir. Ve yeni krediler vermek için kaynak olarak kullanılır.
Şimdi bu 9 milyar dolarlık rezervin ilk baştaki 10 milyar dolardan geldiğini varsayarsak mantıklı olabilir.

Fakat işin aslı gerçekte öyle değildir.

Gerçekte olan 9 milyar dolar, mevcut hesapta bulunan 10 milyar dolara dayanarak havadan yaratılır.

İşte bu şekilde para kaynağı şişirilir.

Tabi ki onlar yani bankalar aslında hesaplarında olan parayı yani öz-sermayeyi kredi olarak vermezler.

Eğer bunu yapmış olsalardı; yeni para üretmeye gerek kalmazdı.

Kredi verdiklerinde gerçek yaptıkları emre yazılı senet kabul etmektir.

Karşılığında ödünç alanın hesabına krediyi yani parayı aktarırlar.

Basitçe sadece böyle bir krediye ihtiyaç ve halihazırda rezerv gereksinimi karşılayan 10 milyar dolarlık bir hesap olduğundan şimdi diyelim biri bu bankaya gitti ve havadan yaratılmış 9 milyar doları ödünç yani kredi aldı.
Normal olarak çektiği bu krediyi alır ve kendi bankasının hesabına yatırır.
Ve işlem gene kendini tekrar eder. Yatırılan 9 milyar dolar bankanın rezervi olur. Yüzde 10’nu rezerv olarak izole edilir ve 9 milyarın yüzde 90’nı yani 8.1 milyar dolar yeni krediler vermek için kaynak yaratılır. 8.1 milyar dolar kredi olarak verilip bir başka bankaya yatırıldığı zaman; 7.2 milyar dolar, 6.5, 5.9 milyar dolar kredi kaynağı zincirleme yaratılmış olur.
Bu para yatırma, yoktan kredi verme döngüsü teknik olarak sonsuza kadar gidebilir.

Matematiksel hesaplamayla 10 milyar dolar rezerv para ile 90 milyar dolar kredi para kaynağı yaratılabilir. Başka bir deyişle; bankacılık sisteminin içine giren her para hesabının 9 katı para havadan yaratılabilir.

Şimdi anladınız mı? Tüketici kredilerinin, ev kredilerinin, kredi kartlarının parası nerden geliyor…

Bu paralar ne bankanın çok övünülen ve yüzde 20’ye dayanan sermaye rasyosudur ne de topladığı mevduatlardır. Peki nedir?

Havadan yaratılan paradır.

Buraya kadar kısmi rezervle bankacılık sisteminde paranın nasıl yaratıldığını anladık.

Aklınıza mantıklı bir soru takılabilir.

Bu havadan yaratılmış paranın değeri nerden geliyor?

Aslında yaratılan yeni para, sirkülasyondaki mevcut paranın değerini de çalıyor.

Nasıl mı?

Para havuzu, mevcut mal ve hizmetlere olan talep hesaba katılmaksızın şişiriliyor.

Ve arz-talep dengesi oluşuncaya kadar fiyatlar artıyor, her 1 TL’nin satın alım gücü düşüyor.

İşte buna genel olarak enflasyon deniliyor.

Aslında enflasyon halkın sırtına yüklenmiş gizli bir vergidir.

Genelde aldığımız tavsiye nedir?

Evet, parayı şişirelim.

Paranın değeri ile oynayalım demezler. Farkındaysanız 2002 yılından beri Türkiye ekonomisinde görülen paradoks budur. TL’nin değeri hiç düşmez ama borçlanma sürekli devam eder…

Hiçbir ekonomist, hiçbir şirket yetkilisi, hele hükümetler asla paranın değerini düşürelim demezler. Güven hissinde olan insanlara yanlış yapmazlar.

Peki, ne derler?

Hemen faizleri düşürelim derler.

Özetle şu enflasyon sorunu para havuzunun şişirilmesidir.
Daha fazla para basıp, daha fazla para havuzunu şişirip enflasyon sorununu nasıl çözeceksiniz? (ABD Senatosunda FEDBaşkanına yöneltilen sorudur.)

Tabi ki çözemeyeceksiniz.

Enflasyon kısmi rezerv sistemine dayanan finansal sistemin yapısında vardır.

Para kaynağını arttırmak için ekonomideki mal ve hizmetle orantılı genişlememesi halinde her zaman paranın değeri düşürülecektir.

Amerikan dolarının para kaynağına karşı tarihi değerlerine bakacak olursak kesin olarak şu nokta görülecektir, ters ilişkisi apaçıktır.
1913’teki 1 doların değeri için 2007 yılında 21.60 dolar gerekiyor.
Bu FED ortaya çıktığından beri doların değeri 21 kat değer kaybetmesi anlamına gelmektedir, yani gizli devalüasyondur.

11 Haziran 1930 tarih, 1715 sayılı Cumhuriyet Merkez Bankası kurulduğunda 1 TL için bugün kabaca karşılığı 1.000 TL gerekiyor. Nasıl bu ortalamayı ya da tahmini yaptım derseniz; o yıllarda 1 TL ile 3-4 ABD Doları satın alabiliyordunuz. Şimdi ise 6 sıfır (0) atıldı alavere-dalaverenin üstüne bilme kaç defa devalüasyonu koyarsak 1,5 TL verip 1 ABD Doları
alabiliyoruz.
Türev krediler cambazlığı..

Para piyasasının başka bir cinliğini daha deşifre etmek isterim. Şişir ya da hayali para yaratmada başka bir formül bulunur. Sihirli adı türev kredilerdir…

ABD’nin ünlü 2008 Mortgage krizinin altında bu yatmaktadır. Bir banka eve ya da daireye ipotek koyuyor ve kredi veriyor. Sonra o ipotek üzerinden başka bir bankadan kredi kullanıyor. O başka bir bankada o ipotek üzerinden başka bir kredi kullanıyor. Ortada 1 ev ya da daire var ama kullanılan türev krediyle neredeyse 100 ev ya da daire bedeline karşılık geliyor.

Tüm bu olup bitenler karşısında para piyasası hiç karşı refleks göstermiyor. Çünkü yaratılan hayali paralarla piyasa şişiyor ve çok hoşuna gidiyor. Bu para piyasasının oyunu 5-10 yıl sürüyor, tabi sonunda şişirilen balon patlıyor ve kriz çıkıyor.

Çaresi var mı?

Olmaz mı?

FED ne güne duruyor. 5-10 yıl daha kazanmak için 1,5 trilyon dolar basıyor ve para piyasasına sunuyor.

Neden?

Aman devam etsin, aman durmasın, aman sorgulanmasın… Tabi, bu arada toplumun önemli kesimi mağdur oluyor, kimisi batıyor, kimisi iflasını istiyor, kimisi de intihar ediyor…
Aynı hamleyi 2008 yılında AB Merkez Bankası (ECM) yapmadı. Türev kredi krizini 2011 yılına hatta 2012 yılına taşıdı. Oysa 1 trilyon Euro basıp; para piyasasına salsaydı, mesele kalmazdı.

Sonra ne oldu?

Para piyasası kuralı işledi ve AB Merkez Bankası 1 yerine 1,5 trilyon Euro basmaya karar verdi ve para vampiri piyasa rahatladı… Çünkü yok başka yolu, yok başka çaresi…
Para ve inanç..

Para piyasasının yarattığı yerleşik toplum modelinde inançlar önemli bir ağırlık taşırlar.

İnançların hepsi de bağışlanmanın ve kurtuluşun tek yolu olarak kendilerini işaret ederler.

Mesela, adam gidiyor, kiliseye para yardımı yapıyor, günah çıkarıyor…

Mesela insanlar gidiyor, ağlama duvarına ağlıyor ve günahtan arınıyor…

Mesela, insan her türlü alavere dalavere yapıyor, belli yaşa gelince hac farizasını yerine getiriyor, sonra geçmişte olup-biten her şeyin üzerine sünger çekiliyor, en azından öyle varsayıyor…

İnsan zekasını yok saymak herhalde ancak böyle oluyor…

Oysa ki insanın hem dinen hem de beşeri olarak yasak olanları eylemesi, söylemesi, kısaca günah işlemesi tamamen paranın dayatması sonucudur…

Yeryüzündeki her insan Allah’ın kuludur.

Allah’ın bir kulu, Allah’ın diğer bir kulunu kim ne derse desin kökünde para yatan gerekçeyle öldürür mü?

Maalesef öldürüyor.

Bilir misiniz, savaşlar niye oluyor?

Paranın emriyle ve icat edilen ölüm makineleriyle 1 milyon Iraklı Allah’ın kulunu, başka bir Allah’ın kulu tarafından niçin öldürüldü acaba?

Para…

En kötüsü ise para-politika-din insanlığın mevcut durumunun daha da kötüleşmesi için uyumlu, müthiş işbirliği içinde hareket ediyorlar.

Nasıl?

Müslümanlar, Hıristiyanları sevmiyor, Hıristiyanlar da Müslümanları sevmiyor, böylece para piyasanın nosyonuna uygun ortam her zaman mevcut kılınıyor.

Haçlı seferlerinin ana amacı Hıristiyanlığı yaymak falan değildir. Tek amacı vardır: Para ve ganimet… Tali amacı ise Allah’ın kullarını motife etmek ve savaşa hırslandırmak için Hıristiyanlık dini inancını yayma adı verilir.

Yazılan insanlık tarihine bakın, hem savaşların amma dolaylı amma dolaysız para için yapıldığını göreceksiniz.

Her biri Allah’ın sevgili kulları olan canlar, birbirlerine zaten öbür türlü nasıl kıyarlar…

Para piyasasının yarattığı zulüm ve haksızlık üzerine her yıl milyonlarca insan, kadın, çocuk açlıktan ölüyor. Milyonlarca insan evsiz olduğu için sokaklarda yaşıyor. Tüm bu olup-bitenleri; dinler sükunetle izliyor. Tek yaptıkları ise manevi ihtiyacı olanlara dini teselli veriyor, sabır ve metanet istiyor.

Dinler, tüm bu olumsuz yaşananlar karşısında; insanların kendilerini suçlu hissetmelerini koşullandırıyor ve üzerine de kader-yazgı etiketi yapıştırıyor…

Dini itikadı yüksek bir şahsiyet aynen şunu söylüyor: Allah bana bu zenginliği lütfetmiştir ve bağışlamıştır. Ondan dolayı zengin olmuşumdur. Allah’ın diğer kulu da otomatik olarak fakir kalmıştır. Bu da Allah’ın bir icazetidir.
Bence külli yalandır! Allah dünyaya gönderdiği hiçbir kuluna ne zengin olmasını ne de fakir kalmasını istemez. Allah tartışmasız olarak her kulu için bahşettiği canın; yeryüzünde belli bir süre mutlu, sevinçli, nimetlerden eşit faydalanmış olarak ömür sürmesini ister. Aynı Allah’ın açgözlü kulu, ticaret ve para illüzyonuyla bu durumu tersyüz edebilmektedir.

Bence Allah’ın diğer kulları nedeniyle acı çekenler, mutsuz olanlar, fakir kalanlar Allah’ın en sevdiği kullarıdır ve mutlaka öldükleri zaman ödüllendirileceklerdir.

Bu yanlış gidişe ucundan kıyısında karşı çıkan Hıristiyan, Musevi, Müslüman itikatlı insanlar elbette vardır. Para piyasanın çıkardığı gürültü patırdı arasında ne duyan vardır, ne de anlayan vardır. Mesela Dini Düşünce Adamı Ali İhsan Eliaçık zenginlik ve fakirlik olgusu karşısında olabildiğince yürekli duruş göstermiştir. Ancak dinin tüm alanlarını parselleyen ve kapatan inanç odakları ya yok saymıştır, ya da geçersiz bulmuştur.
 
Peki, çare nedir?

Şimdi geldik çareye… İnsanlık için anlatmak istediğim ütopik sistem ya da tüm canlıların ortaklığına dayanan düzene… Bu sistemde neler olacak?

-Bütün yasalar kalkacak.

-Meslekler olmayacak.

-Brokırlar, bankacılar, reklamcılık olmayacak.

Finans dünyasının cambazları bitecekler, hem de sonsuza kadar… Çünkü hiçbir işe yaramayacaklar…

Sistemin temel dayanağı, dünya kaynaklarının akıllı kullanımıdır. Başka deyişle doğal kaynaklardan elde edeceğimiz materyaller bizi refaha götüren yolda en belirleyicisi olacaktır.

Soru ise dünya üzerinde yeterli kaynaklara sahip miyiz?

Hem de milyonlarca yıl yetecek kadar…

Bu sistemin toplumu, her şeyin ücretsiz olarak elde edilebilecek ve işçilik gerektirmeyen üretimle bolluk içinde yaşayacaktır.

Sistemin kaynak bazlı ekonomisiyle ve teknoloji kullanımıyla dünyamızda kar getirme amaçlı yaratılan kıtlık yerine bolluk olacaktır.

Gelelim dünya insanlığının temel ihtiyaçları karşılanması ve sistemin ayrıntısına…

1. Enerji
Artık fosil yakıtları kullanmak zorunda değiliz. Doğayı kirleten hiçbir şeyi kullanmak gerekliliği yoktur. Kullanıma hazır bir sürü enerji kaynaklarımız vardır. Örneğin güneş enerjisiyle dünyamızda üretilen enerjinin 2 katı öğle saatlerinde ve 1 saat içinde sağlanabilir. Rüzgâr enerjisi, gel-git dalgalarından enerji, jeotermal enerji daha birçok doğal enerji kaynakları…

2. Ulaşım
Fosil yakıt yani petrol kullanan uçak ve otomobil devre dışı kalacaktır. Doğal yakıt kullanılan araçlarla ulaşım sağlanacaktır. Örneğin batarya teknolojisiyle bir arabayı saat 100 mil ve tek bir şarjla 200 mil gitmek yıllarca mümkündür. Ve böyle bir teknoloji olmasına rağmen batarya patentlerini kontrol eden dev petrol şirketlerinin baskısıyla hem kullanabilirliği sorgulanmadı, hem de bilinçli geri bıraktırıldı.
Şunu unutmayın! Dünyadaki tüm araçların elektrikle ve temiz yakıtla kullanılmasında tek engel ahlaksız kar açlığından başka bir şey değildir. Uçak yerine onun kullandığı enerjinin yüzde 2’sini kullanan trenlerle suda, karada saatte 6440 km. hızla gidilebiliriz.

3. Çalışma
Bizlere iş sahibi olup çalışmanın saygınlık getirdiği fikri verildi.Yani ücretli ya da maaşlı köleliğin gerekliliği iliklerimize kadar işlendi. Yaşamımızı alın terimizle kazanmamız gerektiğine inandırıldık.
Liberalizm ve para kaynaklı ekonomi insanları bilgisiz kılıyor, sıkıcı ve monoton işlerle ömür tükettiriyor. İnsanları özgür kılmaktan hep geri tutuyor çünkü onları sömürüyor.
Oysa bu sistemde işler, çalışma makinelere bırakılıyor ve insanları özgür kılıyor. Görüyorsunuz hayal bile edemiyoruz çünkü öyle bir dünya hiç tanımadık ki…

4. Otomasyon:
Teknolojik ilerleme insanların istihdam edilmesiyle ters orantılıdır. Bu sistemde yapılan işlerin neredeyse yüzde 90’nı makinelerle yapılacaktır. İnsanların köle olmadan; yaşamlarını sürdürebilecekleri şansı ve özgürlüğü tanınacaktır. Zamanla NANO Teknolojisi ve diğer teknolojilerle insansız makinelerle birçok ameliyatın yapılması yakındır. İnsanların yakaladığı başarının kat, kat üstünde olacaktır. Lağımları temizleyen makinelerimiz var. İnsanlar o işten kurtarıldı. Makinelere insan performansının uzantısı olarak bakılmalıdır.

Sonuç şu ki bu para piyasası gitmelidir. İnsanlığın hayrına olmayan ve sadece para-kar getiren teknoloji ilerlemesi durdurulacaktır. Başka türlü asla özgür olamayacağız.

Para olmasa bugünkü suçların birçoğu olmazdı. Hemen, hemen bütün suç çeşitlerinin kaynağı ya para piyasasının direk sonucudur ya dolaylı alakalıdır ya da ekonomik bunalımın yarattığı ruh halindendir. Bu yüzden de para piyasasında yasalar işe yaramaz hale gelir. Dünyada en çok özelleştirmenin olduğu ABD’de en çok hapishane ve mahkum olması sürpriz sayılmamalıdır Suç işleyen bu insanları çoğu eğitimsiz ve fakir toplum katmanından gelirler.

5. Dürtü
Her şey ücretsiz olursa insanları ne motive edecek?
‘’İstediği her şeye sahip olan güneşin altında yan gelip yatar’’cümlesi tam da bugünün devamından yana olan para piyasasının tipik savunmasıdır ve insanların kafasında oluşturduğu bir sis perdesidir. Eğer her şeye sahip olma olanakları varsa niye uğraşsınlar ki… Para sistemini desteklemek için size öğretilen çaresizlik dogması tam da budur. Çünkü yerleşik günümüz toplum kültüründe; insanlar para piyasasıyla güdülmeye alıştırılmıştır.

Paranın olmadığı bu yeni düzende insanların bastırılmış ya da yok sayılmış çok farklı dürtüleri açığa çıkacaktır.  İnsanlar yaşaması için temel gereksinimlere sahipse dürtüleri otomatik değişir. Yeni ve bambaşka dürtüler oluşur. Mesela esinlenerek bir resim yaptığınızda; onu birisine hediye etmekten büyük keyif alacaksınız, ama asla para karşılığı satmaktan değil…

6. Eğitim
Bugüne kadar gördüğümüz birçok eğitim mesleklere yönelik insanlar yetiştirmek içindir. Çok spesifiktir. Genele, hayata yönelik değildir. Bir sürü konu hakkında doğru dürüst bir şey bilmeyen insanlar yetişmektedir. Eğitim tamamen ezbercidir ve problemlerin nasıl çözüleceği öğretilmemektedir. Eleştirel düşünme konusunda gereken beceriler kazandırılmamaktadır. Öyle olmasaydı; çok şey bilen insanları alıp savaşa götüremezsiniz.

Kaynak bazlı yeni düzen ekonomide eğitim çok farklı olacaktır. Toplumlumuzun en büyük sorunu olan zihinsel gelişimi ve herkesin kendi potansiyelini en üst seviyede kullanma becerisini kazandırmak temel amaç olacaktır.

Yeni düzenin felsefesi herkesin dünyada bir payı olsun temelinde hareket edecektir. Yeni sistemde; çocukların daha zeki ve bilinçli olması herkesin yaşamını daha da güzelleştirecektir. Çünkü çevrelerine ve senin yaşamıma daha faydalı olacaklardır.

7. Uygarlık
Vatanseverlik, silahlar, ordular, donanmalar bunlar daha uygarlaşamadığımızın başlıca göstergeleridir.

Bir gün gelecek; çocuklar anne babalarına soracaklar: Makinelerin yaşamda gerekli olduğunu anlayamadınız mı?

Kıtlık yarattığınız sürece savaşların kaçınılmaz olacağını göremediniz mi?

Kurulu para düzenine hizmet eden kuş beyinli olduğumuzu hemen anlayacaklardır.

Maalesef günümüz insanlığı hastalıklı düşünce yapısıyla devam etmektedir.

Neden

Çünkü tarih kitaplarını değiştiremeyiz.

Peki ne diyor tarih kitapları?

Büyük devletlerin, küçük devletlerin topraklarını aldığını, vahşet, baskı uyguladığını yazıyor.

Oysa gelecek olan bu yeni sistemde; yaşanmış uygarlık tarihinin yozlaşmış ve kirli yılları olarak sayfalarda yer alacaktır.

8. Devlet
Bu sistemde parası olan seçkinlerin ve toplum katmanlarının olmadığını görecekseniz… Bu sistemde devlet hiçbir şey yapmaz çünkü devlet yoktur. Herkesin ülkesi dünyadır ve dini inancı ise iyi olanı yapmaktır.

Sonuç:
Her insan çıplak doğar ve ısınmaya, beslenmeye, suya ve barınmaya ihtiyaç duyar. Geriye kalan her şey ikinci plana kayar. İşin püf noktası dünya kaynaklarının akıllı kullanılmasıdır. Ancak yaşadığım dünyada ve mevcut parasal sistemle asla sağlanmaz. Bu nedenle dengesizlik, eşitsizlik sistemin doğasında vardır. Çıkar amacı gütmek, bencillik gütmekle eşanlamlıdır.
Mevcut sistemin bizlere altın tepside sunduğu demokrasi tam bir kandırmacadır ve normal zekamıza hakarettir. Parasal sistem içinde asla gerçek demokrasi olamaz ve olmayacaktır.

Şimdilik bu kadar… Konunun iskeleti kabaca böyledir. Kafanız karıştı değil mi? Bu çok normaldir. Yazan kişi olarak inanın, benim bile karıştı. Amacım da zaten insanların kafasını karıştırmak ve olabildiğince birçok şeyi sorgulatmaktır.

Okuyanlar içinde konuya katkı yapacak mutlaka çok değerli görüş ve düşüncesi vardır. Konu hakikaten ultra ütopiktir. Hayal ötesidir. Kabul ama konuşmamıza, düşünmemize engel değildir.

Para yok, ticaret yok, kar yok, zorlama yok, kısıtlama yok ancak teknolojiyi ve doğal kaynakları insanlığın hayrına kullanma var…

Sistemin adı ne olsun?

Bence tüm canlıların ortaklığı olsun… Ya sizce?
Bu yazı daha önce counter kisi tarafından okundu.
Yorum Gönder