27 Mart 2018 Salı

Kasım-2018 ayında başkanlık ve milletvekili seçimi olabilir mi?



Valla her ne kadar yok dense de cepte tutuluyor gibi sanki..

Nerden çıktı diye sorarsanız:

Hani meşhur 26 maddelik ittifak yasası çıktı ya, işte o yasanın 24 maddesine eklenen bir paragraf vardır.

MADDE 24’e eklenen fıkra:
6771 sayılı Kanunla Anayasanın 127 nci maddesinin üçüncü fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan milletvekili genel veya ara seçiminde önceki veya sonraki bir yıl içinde yapılması gereken mahalli idareler organlarına veya bu organların üyelerine ilişkin genel veya ara seçimlerin milletvekili genel veya ara seçimleri ile birlikte yapılmasını öngören hüküm yürürlükten kaldırılmıştır..
Bu değişikliğe bağlı olarak aynı konuyu düzenleyen 2972 sayılı Kanunun 8 inci maddesinin ikinci fıkrası yürürlükten kaldırılmaktadır..

ANLAMI: Eğer 2018-Sonbahar’ında genel seçim yapılırsa; Mart-2019 ayında yapılacak yerel seçimleri etkilemeyecek..
Yani eski yasaya göre önceki veya sonraki bir yıl içinde yapılması gereken yerel seçimlerin genel seçimlerle beraber yapılması şartı kaldırıldı..

Gördüğünüz gibi seçim için yasal dayanak hazır..

Bence de ülkemizin ekonomisi için artık seçim takviminden bir an önce çıkılması gerekir..

2018-Kasım ayında genel seçim, 2019-Mart ayında yerel seçim yapılsın herkes yoluna devam etsin..

Öbür türlü 2018 kayıp yıl oldu zaten, bunun üstüne 2019 yılı da kayıp olarak eklenecektir..

Peki, 2018-Kasım ayında genel seçimlerin yapılmasında engel/sorun nedir?

Anayasanın 67. maddesi, “Seçim kanunlarında yapılan değişiklikler, yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde yapılacak seçimlerde uygulanmaz” hükmünü taşıyor. İttifak düzenlemesinin bir yıldan önce yapılacak erken bir seçimde uygulanması için anayasa değişikliği gerekiyor. İttifaka hazırlanan AKP’ in 316, MHP’nin de 36 milletvekili, yani parlamentoda toplam 352 sandalyesi bulunuyor. Anayasa değişikliklerinin, zorunlu olarak referanduma sunulmadan parlamentoda kabul edilmesi için en az 367 (üye tamsayısının üçte ikisi) milletvekilinin desteği gerekiyor. Anayasanın 175. maddesi uyarınca, desteğin 330 (üye tamsayısının beşte üçü) ile 367 arasında kalması durumunda, değişiklik zorunlu olarak halkoyuna sunuluyor.

Bu zorunlu anayasa değişikliği için CHP ikna olur mu?

Normalde olması lazım çünkü ana muhalefet seçimden kaçmaz..

CHP, anayasa değişikliğine destek vererek seçim tarihine erkene çekebilir fakat çekmez..

Neden?

AK Parti’nin ve Genel Başkanı Erdoğan’ın 2019-Kasım seçimlerine kadar geçecek zaman diliminde yıpranacağını varsayar, böylece seçimlere daha avantajlı girmek için anayasa değişikliğini kabul etmez kanaatindeyim..

Bu süreç AK Parti için tam bir handikap olacaktır..

Neden?

Gerekli ekonomik tedbirleri alamaz, doları ve faizi tutamaz..

Halk memnuniyetsiz kalır..

Tersi olsa kemer sıkma ve devlet harcamalarını kısma yoluna girerse halk yine kızar..

AK Parti için sanki ‘’40 katır mı, 40 satır mı?’’ çıkmazıyla baş başadır..

En akıllıca çözüm ise seçimleri bir an önce yapmaktır..

Bakalım, ne olacak, ne bitecek..


Araştırmacı Yazar Ömer ÖZDAMAR
Bucak-BURDUR



26 Mart 2018 Pazartesi

3.Dünya Savaşı Eli Kulağında..



Savaşlar malumunuz önce diplomatik krizle başlar..

ABD, İngiltere, Almanya, Fransa başta olmak üzere diğer Avrupa ülkeleri topyekun Rusya karşıtı cephede kümelendiler..

İşin özeti ABD, İngiltere ve AB ülkeleri Rusya’nın diplomatlarını sınır dışı ediyor, yani ‘’Persona Non Grata’’ istenmeyen personel ilan ediyor..

Rusya ise mütekabiliyet çerçevesinde misliyle karşılık verecektir..

Bu savaşta nükleer silah kullanılır mı?

Kontrollü savaştan kontrolsüz safhaya geçilirse kullanılması yüksek olasılıktır..

2.dünya savaşında 50 milyon insan ölmüştü, 3.dünya savaşında nükleer silah kullanılırsa yeryüzünde yaşayan insanların en az 1/3’ü ölebilir..

Şu soruyu duyabiliyorum: ‘’Neden bu savaş?’’

Dünyada halen geçerli mevcut sistem savaşı kaçınılmaz kılıyor..

Savaş dışında seçenek kalmıyor..

Çünkü paylaşım, kartların yeniden dağılımı, sınırların ve etki alanlarının değişmesi barışı öldürüyor..

Rusya-Çin-İran-Kuzey Kore anlaşıldı ki blok hareket edecekler..

Türkiye ne yapacak?

Hiç bilemiyorum, tahmin de edemiyorum..

Son söz: ‘Altın savaş halinin vazgeçilmez değeri olup yastık altında, az veya çok, gücünüz doğrultusunda altın bulundurun’ derim..

Araştırmacı Yazar Ömer ÖZDAMAR
Bucak-BURDUR




23 Mart 2018 Cuma

Yeşil dolar sararıyor..



İşimiz zor, bir kere bu realiteyi peşinen herkes kabul etsin..

Dolar denizinde sular çekildi, başta Türkiye olmak üzere dolara ihtiyacı olan ülkeler için güçlü aylar, yıllar başladı..

4 TL ve üzeri dolar psikolojik sınırı yıkar..

Uzmanlar, brokerler, yorumcular herkesi sakinleştirmek için uğraşırken veriler tam aksine söylüyor, Türkiye artık dünyadan negatif ayrışması belirgin hatlarıyla ortaya çıkmıştır..

Türkiye üzerine ekonomik algı neden bozuldu?
1. Savaş hali..
2. OHAL’in sürekli uzaması ve belirsizliği..
3. Demokrasi kalitesinin bozulması..
4. Hukuk ve adalet üzerinde dolaşan şüphe bulutu..
5. Dünya dolaşımındaki doların azalması..
6. İşsizlik..
7. Gelir dağılımı bozukluğu..
8. Cari açık..
İlk aklıma gelen, belli başlı başlıkları, bir çırpıda böyle sayabilirdim..

Çare nedir?

… (Bence bozulan algının düzeltilmesi..)

Burayı herkes kendi meşrebince düşüncelerini doldurabilir..

Kötü olan ise bozulan ekonomi psikolojisi normale geçmesi uzun süre alır..

Son söz: ‘’Büyük ve güçlü liderlerin zaafı, halk tarafından yıllarca tahammül edilebilir’’ gerçeği düzenli çalışıyordu..
Fakat bu çıkarımın da bir sonu vardır..

Araştırmacı Yazar Ömer ÖZDAMAR
Bucak-BURDUR




13 Mart 2018 Salı

2019 Yılında Başkan Kim Olur?



Nisan-2017 ayında yapılan yeni başkanlık sistemi oylamasında 58 milyon seçmen varken sandığa 50 milyon seçmen gidiyor ve kabaca 25 milyon seçmen ‘EVET’, 25 milyon seçmen ‘HAYIR’ diyor ama kıl payı da olsa ‘EVET’ kazanıyor..

Bu konuda çok araştırma yaptım. 1946 yılından itibaren çok partili seçimlerin tüm sonuçlarını TÜİK üzerinden indirdim, vardığım sonuç şudur:

Türk halkının yüzde 65’i sağ cenahta yer alıyor, kalan yüzde 35’i de sol cenahta bulunuyor..

Bu ne anlama geliyor?

Yeni sistemde artık sol cenahın iktidar olması namümkündür..

Şimdiye kadar uygulanan çok partili parlamenter sistemde bazen koalisyon falan yapma şansıyla iktidara eklemlenebilirken artık yeni başkanlık sistemiyle bu kapı kapanmıştır..

Velhasıl 3 Kasım 2019 günü yapılacak olan başkanlık seçiminde sol cenahtan bir adayın kazanması matematiksel olarak şansı sıfırdır..

Çare nedir?

Basit, sade ve anlaşılır dilde tezimi söylüyorum:

‘’CHP aday çıkarmasın.’’ NOKTA..

Mevcut adaylar bellidir..

Kim onlar?

Mevcut Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan,
İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener,
Ve Saadet Partisi adayı (İsmi belli değil ama Abdullah Gül olabilir)..

Burada ilkeler üzerine karar verilecektir..

Hangi aday seçilmesi halinde başkanlık sisteminden vazgeçileceğini vaat ediyorsa yüzde 35 sol cenah gidip ona oy verecektir..

Kaldı ki en son yapılan Nisan-Referandumu’nda bu ilke çevresinde yarı yarıya oy almıştır..

Tersten bakalım bir de olaya..

CHP aday çıkardı, diğer adaylar çıktı..

İlk turda hiçbir aday yüzde 51 alamadı..

2.turda yüzde 65’lik sağ cenah kime oy verir?

Sol cenahtan 2.tura kalan adaya mı, sağ cenahtan gelen Erdoğan’a mı?

Tartışmasız en az yüzde 55 oyla Erdoğan 2.turda seçilir..

Peki, CHP sağ tandanslı bir adayla çıksa ne olur? İşte örneğin Abdüllatif Şener, işte Demirel’gilin damadı İlhan Kesici gibi..

Yine 2.tura kalır..

Yine sonuç değişmez..

Neden?

Sağ cenahtaki seçmen ‘’Yahu 16 yıldır ülkeyi yöneten, bildiğim lider varken ne yapacağını test etmediğim başka bir adayı başkan neden seçeyim?’’ sorusunun sonucunda mutlaka Erdoğan’a oy verir..

Peki, arkadaş çok partili 60 yıllık siyasi yaşamda neden bu oran ‘yüzde 65 sağ’-‘yüzde35 sol’ şeklinde kaldı?

Başta CHP liderlerinin ve diğer sol siyasetin vebalidir..

Son söz: Erdoğan’ı durdurmak ya da indirmek; parlamenter sistem, adalet, özgürlük ilkesinde birleşilen başka bir sağ cenah adayına oy vermekten geçiyor..

Araştırmacı Yazar Ömer ÖZDAMAR
Bucak-BURDUR



3 Mart 2018 Cumartesi

Evlilik ve boşanma sorgulaması



Kadınların istatistiki boşanma nedenleri..
-Sorumsuz ve ilgisiz davranma nedeniyle boşanma oranı: Yüzde 61,5 

-Evin ekonomik olarak geçimini sağlayamama nedeniyle boşanma oranı: Yüzde 42,6 

-Dayak/kötü muamele nedeniyle boşanma oranı: Yüzde 36,4 

-Aldatma nedeniyle boşanma oranı: Yüzde 32,2 

-Eşin ailesinin aile içi ilişkilere karışması nedeniyle boşanma oranı: Yüzde 24,6 
-Eşlerin ailelerine karşı saygısız davranması nedeniyle boşanma oranı: Yüzde 24,6 

-İçki nedeniyle boşanma oranı: Yüzde 23,0 

-Terk etme/edilme nedeniyle boşanma oranı: Yüzde 17,4 

-Kumar nedeniyle boşanma oranı: Yüzde 12,9 

-Ailedeki çocuklara karşı kötü muamele nedeniyle boşanma oranı: Yüzde 9,2 

-Diğer nedenlerle boşanma oranı: Yüzde 8,2 

-Aile içi cinsel taciz nedeniyle boşanma oranı: Yüzde 2,8 


Erkeklerin istatistiki boşanma nedenleri..
-Sorumsuz ve ilgisiz davranma nedeniyle boşanma oranı: Yüzde 40,2

-Eşlerin ailelerine karşı saygısız davranması nedeniyle boşanma oranı: 24,0

-Eşin ailesinin aile içi ilişkilere karışması nedeniyle boşanma oranı: Yüzde 24,0

-Diğer nedenlerle boşanma oranı: Yüzde 20,2 

-Evin ekonomik olarak geçimini sağlayamama nedeniyle boşanma oranı: Yüzde 17,8

-Terk etme/edilme nedeniyle boşanma oranı: Yüzde 12,2 

-Aldatma nedeniyle boşanma oranı: Yüzde 8,7

-Ailedeki çocuklara karşı kötü muamele nedeniyle boşanma oranı: Yüzde 2,6

-Madde bağımlılığı nedeniyle boşanma oranı: Yüzde 0,7

İşte bu istatistiki veriler ışığında şahsi yorum ve analizim

Kadın ve erkek için en yüksek oranda ortak boşanma nedeni olarak ‘’Sorumsuz ve ilgisiz davranma’’ görülüyor..

Bu nedenden ötürü boşanma oranları kadınlarda yüzde 61.5, erkeklerde yüzde 40.2..

Bundan sonra boşanma nedenlerinde derin farklılık ortaya çıkıyor..

Kadınlar için 2.sırada boşanma nedeni yüzde 42.6 oranıyla ‘’Evin ekonomik olarak geçimini sağlayamama’’ olarak dururken erkekler için bu boşanma nedeni yüzde 17.8 oranıyla daha alt sıralarda yer buluyor..

Erkekler için 2.sırada boşanma nedeni ‘’ Eşlerin ailelerine karşı saygısız davranması’’ iken kadınlar için daha alt sırada bulunuyor..

Benim açımdan en ilginç veri ise kadınların boşanma nedeni arasında en alt sırada yer alan ‘’ Aile içi cinsel taciz’’ olmasıdır..
Cinsel istismar vakalarında annelerin ‘’pasif ya da nötr tutumu’’ işte bu boşanma rakamlarına da yansıyor ve kanıtlıyor..
Kısaca anneler aile içi cinsel taciz ve istismarı büyük bir mesele olarak algılamıyor ya da kabul etmiyor..

Kadınlar için boşanma nedeni olarak aldatma 4.sırada yer almış. Yani erkek:
-Sorumsuz ve ilgisiz davranmıyorsa,
-Evin ekonomik olarak geçimini sağlıyorsa,
-Dayak/kötü muamele yapmıyorsa ALDATMA boşanma için çok önemli değildir..

Hele erkek için boşanma nedeni olarak aldatma neredeyse en alt sırada yer almaktadır..
Yani kadın:
-Sorumsuz ve ilgisiz davranmıyorsa,
-Ailelerine karşı saygısız davranmıyorsa,
-Eşin ailesinin aile içi ilişkilere karışmıyorsa
-Evin ekonomik olarak geçimini sağlıyorsa ALDATMA mesele olmaktan çoktan çıkmıştır..

Medyaya yansıyan olayların çokluğuna bakılırsa sanki bu veriler şüpheli gibi duruyor..
Özellikle erkeklerin aldatma ve kıskançlık cinayetleri haberlerin baş gündemi oluyorsa erkeklerin aldatmayı boşanma nedeni olarak en alt sıralarda görmeleri paradoks/çelişki oluşturuyor..
Ya haberler abartılarak veriliyor ya da boşanma verileri gerçeği söylüyor..
Uzun lafın kısası bir kanaat hasıl olmadı bende..

Son söz: 2018 yılında ya da milenyum çağında ya da 21.yüzyılda ‘’evlilik müessesi’’ ağır bir sorgulama altında yok oluş girdabına sürükleniyor..

Araştırmacı Yazar Ömer ÖZDAMAR
Bucak-BURDUR





28 Şubat 2018 Çarşamba

Çocuklara İstismar..



Gündemimize çığ gibi düşen hepimizin altında kaldığı ve utancımızdan soluksuz izlediğimiz, okuduğumuz, konuştuğumuz çocuk istismar vakaları, olayları..

Yazılı ve görsel medyaya yansıyan toplam vakanın neredeyse yüzde 10’nu bile değildir..

Adliye koridorlarına taşınan çocuk istismarı davaları buzdağının görünen küçük kısmıdır..

Tablo vahim, çaresizce oturup beklemek mi yoksa bir şeyler yapmak mı lazım?

Siyasi iktidar dahil toplumun tüm kesimleri anladılar ki ‘mızrak çuvala sığmıyor artık’..

Herkesin ağzında işte hadım cezası, işte ağırlaştırılmış hapis cezası, işte idam gibi pansuman niyetine çözümler söyleniyor..

Bence esası gözden kaçırılıyor ve yok sayılıyor..

Bir kere çocuk istismarı yapılan mekanlara göz atalım mı?

Evler,
Okullar,
Kreşler-yuvalar
Pansiyonlar,
Tarikat-cemaat evleri..

Farkındaysanız hepsi de güvenli alanlardır..

Demek ki çocuklara istismar büyük oranda güvenli mekanlarda gerçekleşiyor..

Çocuk istismarını genelde kimler yapıyor?

Evdekiler, (baba, dede, kardeş)
Akrabalar,
Komşular,
Öğreticiler-hocalar..

Yine en güvenilen kişiler karşımıza çıkıyor..

Kafamızda iyi-kötü şablon oluştu..

Mide bulandırıcı daha fazla detaya gerek olmadığı kanısındayım..

Çare nedir?

Bugünden başlayarak 10-15 yılda bu tür vakaları nasıl en aza indirgeyebiliriz?

Maalesef bizdeki eksik olan bilgiden geçiyor..

Anne-baba (ebeveyn) bilgili-eğitimli olacak ki çocuğunu cinsel istismar tehlikesini öğretsin ve maruz bırakmadan yetiştirebilsin..

Yani önce anne-baba öğrenecek sonra çocuğuna öğretecek..

Peki, anne-baba neyi öğrenecek ve anlatacak?

Bir kere doğumundan-18 yaşına kadar çocuğu gözlemleyecek, takip edecek..

‘Saldım çayıra Mevla’m kayıra’ demeyecek..

Çocuğa her yaşında ‘vücudu ve gelişimi’ anlatılacak, ayıp-günah gibi kolaycılığa kaçmadan sabırla sorulara mantıklı ve akılcı yanıtlar verilecek..

Çocukla sağlam ve güvenli iletişim kanalı oluşturulacak ki ev dışında yolda, sokakta, okulda, serviste olup-biteni rahatlıkla anlatabilecek..

Özellikle anneler bu işin komutanı olmalıdır..

Neden?

Çünkü çocuğun sağlıklı gelişimi ve herhangi bir istismara maruz kalmadan büyümesi yolunda annelere çok iş düşmektedir..

Anneler eğitimliyse, zihni açıksa, iletişim konusunda sorun yaşamaz ve çocuk başına gelebilecek tatsız olayları rahatlıkla ifade edebilirse; mesele yüzde 99 çözülmüştür..

Öbür türlü derdini anlatamayan çocuk başına gelenler karşısında çaresiz kalır ve travmalar ömrünün sonuna kadar sürer..

Bucaklı yerel bir yazar olarak karşımızda duran toplumsal bir soruna, ‘çocuk istismarına’ bakışım ve çözüm önerim bu minvaldedir..

Araştırmacı Yazar Ömer ÖZDAMAR
Bucak-BURDUR





27 Şubat 2018 Salı

Burdur Şeker Fabrikası Özelleştirilmesi..



Siyaset Pürtelaş..
Sivil toplum kuruluşları (ticaret odaları, borsalar, sendikalar..) koşuşturmaca da..
Pancar ekicisi köylüler merakla beklemede..
Şeker fabrikası daimi işçileri, taşeron işçileri, memurları yeni görev yerlerini seçme uğraşısında..
Naneci Medya başta olmak üzere yerel medya konuyu gündemin en üst sırasına çıkarmakta..
AK Parti Burdur Milletvekili Bayram Özçelik, basın açıklamasıyla çözüm yolu olarak ‘’Burdur sermaye sahiplerinin şeker fabrikasını satın almasını’’ göstermekte..
Burdur AK Parti İl Başkanı Volkan Mengü, satın alma prosedürü için Başbakan Binali Yıldırım ile görüşme yapmakta..

Bu özelleştirme işinin oyuncuları ise:
Hükümet,
ÖİB (Özelleştirme İdaresi Başkanlığı),
Yerli sermaye,
Yabancı sermaye (CARGİLL başta olmak üzere) olup ‘sürecin nasıl sonuçlanacağını? bu aktörler karar verecektir..

Sıra geldi bana: ‘’Ne düşünüyorum, ne öneriyorum?’’

Kim ne derse desin Burdur Şeker Fabrikası ÖZELLEŞECEK..

Yani bu girilen yoldan geri dönüş söz konusu edilemeyecektir..

Burdur merkez sermayedarların girişimciliği maalesef zayıftır..

Hazır olanak ayaklarına kadar gelmişken; krizi fırsata çevirip, Burdur Şeker Fabrikası’nı satın almaları gerekir..

Burdur yerel sermayesi, satın almayı yaparlar mı, yapmazlar mı bilemem ama en makul çözüm şu an itibarıyla bu noktada yoğunlaşmaktadır..

İflah olmaz Liberal düşünce savunucusu olarak ÖZELLEŞTİRME taraftarıyım..

100 yıl önceki dünya ekonomik konjonktürüne uygun kurulan bu fabrikaların 2018 yılının ekonomik gerçekleriyle devam etmesi artık mümkün değildir..

Yani ülke ekonomisine katkısı ve işlevi sona ermiştir..

Neden?

Dünyadaki maliyet ve fiyat rekabeti..

Diğer yandan pancar şekeri, nişasta bazlı şeker tartışması asitmetriktir..

Şeker zaten insan vücudu için zararlıdır..

Pancar şekeri daha az zararlı argümanı rekabet içinde kullanılan bilgi savaşıdır..

Dünyada 1 kilo şekerin üretimi ve tüketiciye sunumu 2 TL olup bizde ise 3 TL ve yukarısına çıkıyorsa kapatın gitsin..

Çünkü maliyet-fiyat denklemi dünya ekonomisiyle uyumlu değildir..

Nasıl?

Dünyada üretilen beyaz şekerin yüzde 72’si şeker kamışından, yüzde 18’i ise şeker pancarından üretilmektedir. Şeker kamışından üretіlen şekerіn maliyeti, şeker pаncаrındаn üretilen şekere göre oldukça düşük bulunmaktadır. Dünya beyaz şeker borsalarına şeker kamışından üretilen beyaz kristal şeker hakimdir. Dünya şeker fiyatı denildiği zaman kamış şekerinden söz edilmektedir.
Dünya’da şeker kamışından üretilen şekerin ton fiyatı 300 dolar civarındadır. Pancardan üretilen şekerde isе fiyat 750-850 dolar аrаsındа değişmektedir. Avrupa Birliği ülkeleri ve Türkiye pancardan üretilen şеkеri kullanmaktadır. Ama dünyаdа şeker pancarından şeker üretiр de 300 dolara mal eden hiçbir ülke yoktur. Hеrkеs 500-700 dolаrа mal etmektedir.

Özellikle aracılar, simsarlar tonu 300 dolara mal olan şeker kamışından üretilen şekeri ithal edip bize 700 dolara şeker pancarı şekeri gibi satmaktadır..

Aradaki 300-400 doları ceplerine indirmektedir..

Uzun lafın kısası dünya ölçeğinde şeker pancarından beyaz şeker üretimi rantabl yani verimli değildir..

O zaman 14 şeker fabrikasının özelleştirilmesi, olmazsa kapatılması kaçınılmazdır..

Çiftçilerimiz ise pancar üretmek yerine dünyanın ihtiyacı olan başka ürünlere yönelmesi mecburidir..

Araştırmacı Yazar Ömer ÖZDAMAR
Bucak-BURDUR



22 Şubat 2018 Perşembe

Deniz Yücel Olayı Fiyasko..


Tarih: 15 Şubat 2018
Ülke: Almanya
Yer: Berlin

Ne oldu?
Türkiye Başbakanı Binali Yıldırım ile Almanya Başbakanı Merkel arasında resmi buluşma..

Başbakan Binali Yıldırım Deniz Yücel’in tutukluğu ile ilgili ne dedi?
''Ümit ederim kısa sürede duruşması yapılır ve bir sonuç elde edilir. Her duruşma bir umuttur'' ..

Tarih: 16 Şubat 2018
Ülke: Türkiye
Yer: İstanbul

Ne oldu?
Tutuklu Alman Vatandaşı Gazeteci Deniz Yücel tahliye edildi..

Sonrası:
Havaalanında bekleyen özel uçağa atladı ve Almanya’ya gitti..

Olasılık-1:
Varsayalım ki her şey tesadüftür.. Mahkeme iddianame hazırlamış, tutuklu kalmasına gerek görmemiş ve tahliye etmiş..

Çok güzel, bence de ideal olan bu..

Peki, sorun ne?

Deniz Yücel’e ne adli kontrol var, ne de yurtdışı çıkış yasağı var..

Bir vakit sonra iddianame mahkemece kabul edildi ve duruşma günü belirlendi..

Terör suçlusu olarak kimi yargılayacağız?

Deniz Yücel’i

Nerede şimdi?

Almanya’da..

Almanya’dan SEÇİS üzerinden görüntülü yargılama mı yapılacak acaba?

Olmaz..

Olmazsa mahkeme kimi yargılayacak?

Hiç kimseyi..

Yargılayacak olsa en azından yurtdışı çıkış yasağı koyardı..

Olasılık-2:
Varsayalım ki milli menfaat var, hani ülkemiz savaşta ya, Leopar tankları için acil yedek parça tedariki lazım..

Böyle bile olsa halk tabiriyle ‘kitabına uydurulur’, yani usulen iddianame gönderilir, ilk duruşma yapılır ve tahliye edilir..

Acaba kadın (Merkel) zorladı mı?

Nasıl?

‘’Ya hemen yarın tahliye edilecek, başka türlü sizin tank parçası talebinizi kabul etmiyorum mu?’’ dedi..

Valla bilemiyorum, fakat öyle de olsa, böyle de olsa fiyaskodur..

Neresinden tutarsanız tutun; modern, çağdaş, gelişmiş devlet hukukuna oturmuyor..

Tarih bu olayı ileride yazar mutlaka..

Araştırmacı Yazar Ömer ÖZDAMAR
Bucak-BURDUR




20 Şubat 2018 Salı

AK Parti-MHP İttifak Analizi..


Yaşım gereği, Türkiye siyasi yaşam akışının son 30-40 yılını anımsarım ve  iyi bilirim..

1970-80 yılları arasında AP, MSP ve MHP arasında MC (Milliyetçi Cephe) koalisyonu vardı..

1991 yılında, yüzde 10 barajını aşmak ve siyaseten ayakta kalmak için Alparslan Türkeş liderliğindeki MÇP (Sonra MHP olacak), Aykut Edibali’nin lideri olduğu Islahatçı Demokrasi Partisi (IDP) ile birlikte, Necmettin Erbakan liderliğindeki RP listelerinden seçimlere katılma kararı aldı ve kutsal ittifak olarak adlandırıldı.. Yüzde 16.8 oranında oy aldı.. ANAP’ın çöküşünü hızlandırdı..

Yine aynı yıl, Leyla Zana, Ahmet Türk gibi Kürt milletvekilleri SHP-HEP ittifakı içinde seçime katıldı.. 1989 Yerel Seçimleri’nde 3 büyükşehri alan SHP, 1991 seçimlerinde DYP-ANAP arkasından yüzde 20 oy oranıyla 3.parti olmuştur..  DYP-SHP koalisyon hükümeti kurulmuş ancak uzun ömürlü olmamıştır.. Siyasi sürecin sonunda Deniz Baykal tarafından SHP kapatılmış, yerine CHP açılmıştır..

Bu tarihi tur sonrası 2018 yılına gelirsek; ‘’AK Parti-MHP ittifakı kime karşı ve neden oluşturuldu?’’ sorusuna yanıt bulmaya çalışalım..

AK Parti’nin son 15 yılda ortalama yüzde 40 oy oranı civarını yakalamıştır. Demek ki yüzde 10 baraj sorunu AK Parti için söz konusu değildir..

‘’MHP’nin artı-eksi 3 ortalama yüzde 10 oy oranıyla baraj etrafında dolaştığı’’ yargısına herkesin mutabık kaldığı kanaatindeyim..

O zaman ‘’AK Parti-MHP ittifakı neden ve kime karşı oluşturuldu?’’ sorusunun yanıtı; ‘yüzde 51’ için dememiz uçuk bir teori olmaz herhalde..

‘Yüzde 51’ ne demektir?

Yeni sistem cumhurbaşkanı ya da başkan seçilmek için şart olan bir orandır..

AK Parti, şimdiye kadar katıldığı tüm seçimlerde asla yüzde 51 oranına ulaşamamıştır..

MHP içinden kopan İYİ Parti oluşumu; MHP’yi yüzde 10 barajının altına ittiği neredeyse siyaseti bilen herkesin ortak kanısıdır..

O vakit çıkarlar aynı noktada olmasa bile ortaktır.. Bir taraf yüzde 51 derdinde, diğer taraf yüzde 10 baraj derdinde..

En karlı kimdir?

Valla bana göre Sayın Bahçeli’dir.. Çünkü garanti altına aldığı, peşinen cebine koyduğu MHP’nin yüzde 10 seçim barajı vardır..

AK Parti’nin karı ya da avantajı nedir?

‘Yüzde 51’ oranına katkı sağlayacak MHP oylarıdır..

Ne kadardır?

Kimse şu diyemez ama tahmin serbesttir.. En az yüzde 4-5 katkı verecektir diyorum..

Yeter mi?

Bilemiyorum.. Eğer SP (Saadet Partisi) bu ittifaka katılsaydı yüzde 99 oranından tahminim ittifak toplam oyu yüzde 51’i geçer yönünde olurdu..

Bence ittifak oy oranı hala kritik eşikte dolaşıyor ve ‘Mart-2019 Yerel Seçimleri’ çok önemli gösterge olacaktır..

Umarım zihin açıcı bir düşünce analizi olmuştur tüm okuyuculara..

Araştırmacı Yazar Ömer ÖZDAMAR
Bucak-BURDUR

İnstagram : https://instagram.com/omerozdamar/