8 Haziran 2010 Salı

Burdur İli Bucak İlçesi Yerel Basın sınıfta kaldı… Kanal-15 Televizyonu ve Ses-15 Gazetesi…


Yaşamım boyunca yanlış bildiğim ya da hatalı algıladığım konuyu hep seslendirdim… Asla köre, sağıra, dilsize yatmadım… Yine öyle yapacağım…

Konu ne derseniz?

Yerel basının halkı bilgilendirme gerçeğinden sapmasıdır…

Nasıl mı?

Geçtiğimiz haftada bir haber çıktı. Ulusal bazda yayınlanan neredeyse tüm gazetelerin kimisi ilk sayfada, kimisi bölge ekinde, kimisi 2 nci sayfada bu haberi yayınladı. Hele internet medyasında 100’lerce site bu haberi okuyucularına ulaştırdı. Ve böylece tüm Türkiye’yi bilgilendirdi.

Haber konusu ise özetle; BURDUR'un Bucak İlçesi'nde çantaya yerleştirdiği kamera ile pazarda alışveriş yapan kadınların etek altı görüntülerini çektiği iddia edilen imam 31 yaşındaki M.H.Ç., kaymakamlık tarafından açığa alınmasıdır.

Bizzat sordum ve öğrendim. Ne yazık ki bu haberi, haberin geçtiği Bucak İlçesinin ne yerel televizyon haberlerinde, ne de günlük yerel gazetesinde haber değeri bulamamıştır.

Şimdi ağzımdaki baklayı çıkarıyorum. Haberin kahramanı imam olduğu için oto-sansür uygulanmıştır. Aslında tavır, kafasını kuma gömen deve koşu pozisyonundan farklı değildir.

Neden mi?

Yahu ulusal basında çıkmasa bu anlayışı zımnen de olsa kabul edebilirim. Ancak Bucak mücavir alanı içinde geçen bir haberi bütün Türkiye hatta dünya okumuş, ama bizim yerel basın saklamış ve Bucaklı vatandaşları bilgilendirmemiş…

Bu anlayış ne gazetecilik etiğine sığar, ne habercilik anlayışına, ne de bilgilendirme hakkına riayet olur.

Yazık oldu! Ve Bucak Yerel Basını sınıfta kaldı!

Saygı ve sevgilerimle…

Ömer Özdamar/08 Haziran 2010/Bucak-Burdur

7 Haziran 2010 Pazartesi

Türkiye’nin rakamlarla mukayesesi ve gerçek resmi…


Elime bir mail geçti. Muhtemelen son yıllara dayanan bazı rakamlar verilmiştir. Eksik ya da fazlalık opsiyonunu saklı tutmak kaydıyla önce rakamları paylaşmak, sonra diğer ülkelerle mukayese yapmak ve bir sentez çıkarmak amacındayım…

İşte verilen ilginç rakamlar:

Türkiye'de kaç okul var? Yanıt takriben 67. 000 (67 bin)

Kaç hastane var? 1. 220 (bin 220)

Kaç sağlık ocağı var? 6.300 (6 bin 300)

Peki kaç cami var? 85.000 (85 bin)

Her 60 bin kişiye 1 hastane düşerken, 350 kişiye 1 cami düşüyor.

Peki, kaç kilise var? 270

Kaç cemevi var? 100

Türkiye'de kaç doktor var? 77.000

Peki, kaç din görevlisi var? 90.000

Türkiye'de her 900 kişiye bir doktor düşerken, her 780 kişiye bir din görevlisi düşüyor.

Diyanet İşleri Başkanlığı'nın bütçesi ne kadar? 1.3 katrilyon olup 8 bakanlığın bütçesine eşittir. 22 üniversitenin toplam bütçesine denktir.

Neyse şimdi de bu rakamları başka ülkelerle mukayese etmek istiyorum.

Acaba başka ülkelerde doktor sayısı kaçtır?

58 milyon nüfusa sahip İtalya’da 241.000,
60 milyon nüfusa sahip Fransa’da 203.000,
83 milyon nüfusa sahip Almanya’da 278.000,
39 milyon nüfusa sahip Arjantin’de 109.000,
75 milyon nüfusa sahip ülkemizde bu rakam sadece 103.000’dir. (Yukarıda 77 bin geçti. Demek ki artmıştır.)

İstanbul ile aynı nüfusa sahip
Belçika’da 46.000 hekim,
Yunanistan’da 48.000 hekim,
Küba’da 67.000 hekim mevcutken
İstanbul’da bu rakam sadece 21.000’dir.
Hekim başına düşen nüfus açısından Türkiye, Avrupa Bölgesinde yer alan 53 ülke içerisinde 52. sıradadır.

Ülkemizde 1000 kişiye 1,4 hekim düşmektedir. Bu rakam İsviçre’nin 1960 yılı rakamıdır.

OECD verilerine göre üye 30 ülke arasında, yine bin kişi başına düşen en az (hastane) yatak sayısı da 2.7 ile Türkiye’dir.

Akut tedavi hastane yatağı sayısı en çok Japonya’da, sonra Kore, Almanya ve Avusturya’da bulunuyor. Bu ülkelerde 1000 kişiye 6 akut tedavi yatağı düşüyor. En az yatak sayısı ise 1000 kişiye 2.5 yatak ile Meksika ve Türkiye’dir.

“Tıp Teknolojileri” bölümünde yetersiz olanağa sahip ülkelerde fiyatları dolayısıyla MR ve CT (bilgisayarlı tomografi) tarayıcılarının kişi başına en az sayıda Meksika, Macaristan ve Türkiye’de bulunduğu da kaydedildi.

Bir ülkenin gelişmişliğinin en önemli göstergesi çocuk ölüm oranlarıdır.

Her ne kadar dünyanın 18'inci büyük ekonomisi ve G20 üyesi olduğumuzla övünüyorsak da Türkiye'de 5 yaş altındaki çocuk ölüm oranları binde 61'dir.

Bu oran komşumuz Yunanistan'da binde 6'dır.

Suriye'de binde 48'dir.

Eğitime ayrılan kaynak Türkiye'de kişi başı 57 dolardır.

İleri ülkelerde bu rakam, kişi başına bin ile 5 bin dolar arasındadır.

Dünya ortalaması olan kişi başına 200 doların bile altında bulunmaktayız.

Sağlık konusunda yeterince mukayese aldık. Kafamızda artık bir fikir oluşturabiliriz…

Şimdi de dini yerler ve din görevlileri konusunda ilginç bilgileri paylaşalım… Bakalım nasıl bir sonuca ulaşırız?

Din ve devlet işlerini birbirinden ayıramayan Avrupa Birliği ülkesi Yunanistan'da, anayasa, devletin Ortodoks karakterine açık bir vurgu yapıyor. Devlet ve kilise ilişkilerinin bir bütün olarak ele alınmasını öngören anayasa, kiliseye geniş bir özerklik alanı sağlıyor. Kilisenin ekonomik gücü ise şaşırtıcı. Örneğin Hüsnü Özyeğin'in sahibi olduğu Finansbank'ın yüzde 46 hissesini 2,7 milyar dolara alarak yeni ortağı olan National Bank of Greece'in (NBG) hissedarları arasında Yunan Ortodoks Kilisesi de var. 2004 yılı sonu itibariyle NBG'de 265 bin 729 hisseye sahip Yunan Ortodoks Kilisesi'nin bankadaki yatırımlarının 10 milyar Euro'ya ulaştığı öğrenildi.

Yunanistan'da her yeni hükümet Başpiskopos'un öncülüğünde yapılan bir yemin törenine katılıyor ve parlamentoda 'takdis' ediliyor. Bu uygulamaya Komünist Partisi (KKE) yıllardır karşı çıkıyor ve milletvekillerine bu merasim sırasında yerlerinden kalkmamaları talimatını veriyor.

Avrupa'da dikkat çeken diğer bir husus da, Katolikler başta olmak üzere dini cemaatler tarafından işletilen okulların sayısının giderek artması. Bu okullarda, devlet okullarının müfredatından bağımsız olarak din eğitimi verilebiliyor. Kiliselere ya da cemaatlere bağlı okulların oranı İrlanda'da yüzde 98, Hollanda'da yüzde 65, Belçika'da yüzde 50 ve İspanya'da yüzde 40'ı buluyor.

Yunanistan’da kilise sayısı 500 civarındadır…

Gelelim tüm bu rakamların ışığında Türkiye sentezimize…

Türkiye'de kişi başına gelir 8500 dolar dense de, bir kere bu oran AB ortalamasının çok altındadır.

Ülkemizde yaşayan 72 milyon nüfusun yaklaşık yüzde 40'ı yoksulluk sınırında olması zaten bu düşüklüğü doğruluyor.

Özerk olan Avrupa Kiliseleri, aynı devlet kontrolünde olan Diyanet İşleri gibi çok yüksek parasal mevcudiyetle topluma yön veriyorlar.

Avrupa’da kiliseler okullaşmada ne kadar yüksekse; Türkiye’de de cemaat ve tarikat okulları da o kadar artmaktadır.

Komik olan ise dini simgelerle devlet okuluna girilmez kararı alınıyor ama ortada neredeyse devlet okulu yoktur…

Sağlık meselesinde iddia ediyorum; asla Avrupa seviyesine ulaşamayız. Sakın paradan, eğitimden kaynaklı olduğunu düşünmeyin.
Neden mi?
Nüfus artışı…
Hani çok çarpıcı bir bilgi vardır.
Ülkemizde 1000 kişiye 1,4 hekim düşmektedir. Bu rakam İsviçre’nin 1960 yılı rakamıdır deniyor ya… Size tekrar iddia ediyorum 1960 yılından itibaren nüfus artış oranımız İsviçre gibi olsaydı 2010 yılında Avrupa’da en iyilerin zirvesindeydik… Onun için ne sağlık ne de eğitim sorunu Türkiye’de önümüzdeki 50 yılda çözülemez. Hele böyle en az 3 çocuk diyen iktidarların olduğu müddetçe…

Benden bu kadar sonuç yeter artık. Rakamlara bakarak herkes istediği gibi başka sonuçlar da çıkarabilir… Amacım tek verilerle değil, mukayeseli verilerle sonuçlara ulaşmaktır.

Saygı ve sevgilerimle…

Ömer Özdamar/06 Haziran 2010/Bucak-Burdur

6 Haziran 2010 Pazar

AKP’ye kızanlar CHP’ye daha yakınlar…


Bugün (05 Haziran 2010) CHP’nin halkla kucaklaşmasının uygulaması gerçekleşti.

CHP Burdur Milletvekili Sayın Ramazan Kerim Özkan, CHP Bucak İlçe Yönetim Kurulu Başkanı Recep Mutlucan başta olmak üzere Burdur ilinden ve Bucak ilçesinden partililerden oluşan 12 kişilik grup halka indi ve nabız tuttu.

Sırasıyla Burdur İli Bucak İlçesi ana cadde üzerinde bulunan bir kısım esnaf, serbest meslek erbabı ziyaret edildi, dertleri dinlenildi, karşılıklı diyaloglar gerçekleştirildi.

Davet üzerine MHP’li bir önceki Belediye Başkan Yardımcısının düğününe icabet edildi. Sayın Burdur Milletvekili Ramazan Kerim Özkan nikah şahitliğini yaptı ve çifte ömür boyu mutluluklar diledi.

Daha sonra Bucak İlçesi Kızılkaya Beldesine gidildi. Hemen meydanda bulunan kahvehanede vatandaşlarla tokalaşma ve sohbet kıvamında konuşma yapıldı. Burada CHP’li bir partilinin düğüne iştirak edildi. Sohbetler edildi, yemekler yenildi.

Parti minibüsüne binildi ve yol üzerinde bulunan Yuva Köyünün Muhtarına uğranıldı ve hem sorunları dinlenildi hem de geçmiş olsun denildi. Çünkü ineklerine kuduz bulaşmış, inekler karantinaya alınmış ve tedaviye başlanılmış. Maalesef her gün 200 litre süt boşa dökülmektedir. Tedavi sona erinceye kadar bu durum devam edecektir. İşin kötüsü ineklerin sigortası kuduz hastalığını kapsamamaktadır. Kuduz hastalığının muhtemelen tilkinin tavuğu ısırması ve o tavuğu da köpeğin yemesi sonucunda ineklere bulaştığı düşünülmektedir.

Müteakiben Bucak İlçesi Ürkütlü Beldesine geçildi. Bucak İlçesinin tek CHP’li Belediye Başkanımız ve partililer ziyaret edildi. Beldenin 2 kahvehanesinde mola verildi ve çay içildi. CHP Burdur Milletvekili Sayın Ramazan Kerim Özkan ülkenin ve toplumun hem makro hem de mikro temel sorunlarına tek tek değindi.

Takiben Bucak İlçesi Kestel Köyüne varıldı. Kahvehane ziyareti ve çay içilmesi sonrası köylülerle tek tek görüşüldü.

En son Bucak İlçesinde amansız bir hastalığa yakalanan bir partilinin evine kısa süreli geçmiş olsun ziyaret gerçekleşti.

Yaklaşık 6-7 saat süren CHP’nin halkla buluşması güle-oynaya tamamlandı.

Buraya kadar sadece haber niteliğindedir.

Şimdi gelelim benim izlenimlerime…

2009 yılı yerel seçimlerinde de halkla temasım olduğu için bugün yaşananları mukayese etmem hem çok daha kolay, hem de çok daha gerçekçi olur kanaatindeyim.

Özellikle Bucak İlçesi merkezinde AKP’ye kızanların toplanma yeri olarak Kılıçdaroğlu liderliğindeki CHP olduğu açık ve net gözlenmektedir.

Kimler bunlar derseniz?

Eski DP’lilerin, eski MHP’lilerin, hatta bir kısım AKP’lilerin bile Kılıçdaroğlu liderliğindeki CHP’ye teveccüh göstermektedir. Bu duruma ilk kez tanık oluyorum.

Esnafın, serbest meslek erbabının, partili partisiz herkesin CHP heyetini daha sıcak, daha samimi, daha içten karşılaması ve misafir-perverliği izlediğim en önemli gelişmedir. Bundan 1,5 yıl önce yapılan yerel seçim kampanyasında maalesef bunları görememiştim.

İşin özü şudur: AKP’ye dolayısıyla Erdoğan’a kızanlar seçenek olarak artık Kılıçdaroğlu’nu dolayısıyla CHP’yi görmektedir.

Hem muhafazakar, hem de bir o kadar AKP yığılması görülen Burdur İli Bucak İlçesinde bile Ankara’dan esen Kılıçdaroğlu rüzgarı hissedilmektedir.

Kim ne derse desin; Türkiye’de Kılıçdaroğlu’nun önlenemez bir yükselişi vardır.

Bu siyasi teori benim şahsi düşüncemdir.

Partili olmayan ve seçmenlerin neredeyse yüzde 50-60’na tekamül eden kitle seçimlerde oy verirken cebine bakar…

Cebinde parası kalmayan seçmen babası bile olsa asla oy vermez.

Esnaflar, serbest meslek erbabı vatandaşlar, küçük ve orta ölçekli kobiler, özellikle Bağ-Kur emeklileri 2010 yılında artık ceplerindeki para ya azaldı ya da tükendi…

AKP için tehlikenin en önemli işaret fişeği budur. İnsanlar şimdiye kadar düşük faizli kredilere sanki geri ödemeyecek gibi, deliler gibi saldırdı. Bu yıllarda artık geri ödeme başlamıştır, elbette tarlasını, kamyonunu, evini, traktörünü, otomobilini kaybetmiştir. Haliyle yandım anam diyor ve Kılıçdaroğlu liderliğinde CHP’ye koşuyor…

Yoksulluk ve yolsuzluk yok edilmesi ve mücadele verilmesi gereken en önemli 2 cephe olduğu aşikardır. Kılıçdaroğlu’nun verdiği tüm mesajlarda bunları vurgulaması boşuna değildir. Bir çok seçmenin sempatisi kazanılmaktadır.

Uzun lafın kısası önümüzdeki 1 yıl siyaseten çok sıcak ve çok hararetli geçeceğini söylemek için kahin olmaya gerek yoktur.

2011 seçimleri, AKP için olmak ya da olmak (to be or not to be) temelinde geçeceği kesindir.

Benden bu kadar siyasi analiz yeter… Bu arada ben de çok yorulacağım galiba…

Saygı ve sevgilerimle…

Ömer Özdamar/06 Haziran 2010/Bucak-Burdur

5 Haziran 2010 Cumartesi

SDÜ Kep atma (Mezuniyet) töreni…


Cuma günü (04 Haziran 2010) Burdur ili Bucak İlçesinden evladımın SDÜ (Süleyman Demirel Üniversitesi) mezuniyet törenine katılmak üzere Isparta’ya gittim…

Isparta Şehir Stadyumunda tören saat 19.00’da başladı ve 20.00 civarında tamamlandı. Üniversiteye adı verilen 9 ncu Cumhurbaşkanımız Sayın Süleyman Demirel katıldı. Sayın Cumhurbaşkanı Gül ve Sayın Başbakan Erdoğan mesajla öğrencileri kutladı.

Mutat protokol konuşmaları yapıldı ve kepler atıldı. Öğrenciler ile veliler saha içinde kucaklaştı.

Tüm bu olup-bitenler içinde zihnimde yer eden önemli noktalar ise şunlardır:

-Genç, dinamik hatta fırtına gibi bir rektör gördüm. Sayın rektör Prof. Dr. Metin Lütfi Baydar hitap ederken; çocuklarını okutan anne-babaları elleri öpülesi insanlar olarak takdim etti, Yaşasın Türkiye Cumhuriyeti, yaşasın SDÜ Mezunu gençler demesiyle tüm stadyumda alkış tufanı koptu. Rektörlük süresi dolunca muhtemelen YÖK önerisiyle, Cumhurbaşkanı atamasıyla değişir gibi geliyor… Gelecekte CHP’den milletvekili adayı olursa hiç şaşırmam…

-Tüm fakültelerden toplam 12 bin mezuniyet verildiği açıklandı. İçimden tuh yandı bu çocuklar demeden geçemedim. Her 5 üniversite mezundan en az 2’sinin işsiz olduğu bu ülkede başka ne denir ki?... Sayın Başbakan Erdoğan: ‘’Her üniversite mezununa iş bulmak zorunda değiliz’’ diyorsa; bu gençler yanmasın da kim yansın!

-MHP’li Isparta Belediye Başkanının siyaseten hitabı çok zayıftı. Oysa Türkiye’nin 4 bir yanından gelmiş yurttaşlara hitap etme fırsatını böyle cılız konuşmayla ayağına gelen fırsatı geri tepmemeliydi.

-Antalya Belediye Bandosunun tören için Isparta’ya gönderilmesi dikkatimden kaçmadı.

-Görselliği, düzenliliği itibarıyla genel olarak tören organizasyonun başarılı olduğunu söyleyebilirim.

-Bayrak geçişleri sırasında görüldü ki 30’a yakın ülke bayrağı taşındı. Bu da SDÜ’nün artık uluslararası Üniversite hüviyeti kazandığına dair kuvvetli kanıt sayıldı.

Benden bu kadardır. Mezun olan ve kep fırlatan gençlerimizi yürekten kutluyorum ve umutlarının hiç bitmemesini diliyorum.

Saygı ve sevgilerimle…

Ömer Özdamar/05 Haziran 2010/Bucak-Burdur

31 Mayıs 2010 Pazartesi

Türkiye-İsrail krizi aslında bilek güreşidir…


İsrail Devletinin yaptığı hukuksuzluğu, insanlık dışı davranışı herkes gibi kınıyorum. Bunu geçtik…

Ben esasen olayın kodlarını, krizin zaaflarını kendimce değerlendirmeye ve yorumlamaya çalışacağım.

Kimsenin dikkat etmediği bir nokta vardır. Türkiye resmen kriz yönetimi zaafı yaşamıştır.

Nasıl mı?

Karar mekanizmasının şah ve veziri ülkede bulunmuyor. Sayın Başbakan Güney Amerika gezisinde, Genelkurmay Başkanı Mısır gezisinde…

Satranç oyununda şah ve vezir yoksa zaten kafadan mağlupsundur. Çünkü hamle yapmak için karar alamazsın…

400 Türk Vatandaşı, 200 Yabancı vatandaşı taşıyan Mavi Marmara isimli gemi, Antalya limanından hareket ettiği zaman uluslararası suda güvenliğini kim sağlayacak?

Eğer krizi öngörebilecek ve yönetebilecek iktidar olsaydı bu gemileri dolayısıyla Türk Vatandaşlarının güvenliğini sağlayacak silahlı askeri gemi verebilirdi…

Bunu yapmıyorsan, o zaman gemilere izin vermeseydin… İzin verdiysen gereğini yapsaydın…

Bu nokta hakikaten tam bir öngörüsüzlük zafiyetidir.

Van minıt diyenler kafalarına kurşun sıkılmış Türk vatandaşı sivillerin hesabını nasıl verecek bilemiyorum.

Van minıt diyenler İsrail askerlerince tutsak alınmış sivil Türk vatandaşlarını nasıl kurtaracak bilemiyorum.

İskenderun denizci birliğine saldırı ise bana göre PKK işi değildir. MOSSAD’ın 5-6 kişilik özel operasyon timi botla kıyıya çıktı, bahriyelileri katletti ve geri gitti…

Türkiye’yi nasıl güvenlik zaafına soktukları apaçık ortadadır.

Bunun aynı zamanda iktidar dolayısıyla devlet zaafı anlamına geleceğini de diplomatik lisanda herkes bilir…

İsrail, 70 mil uzağında uluslararası deniz sahasında güvenliğini tehdit ettiği gerekçesiyle sivil yardım gemilerine hukuksuz, mesnetsiz, nedensiz olsa bile müdahale edebildiği gözden kaçmazken; Kuzey Irak’a karadan müdahale edilemeyeceğine dair anlaşmaya imza atan Türkiye iktidarı arasında bariz farkı görebiliyorum…

1913 ile 1923 yılları arasında takriben 4,5 milyon kilometre karelik Osmanlı topraklar basiretsiz, öngörüsüz yönetim ve iktidar tarafından kaybedilmiştir.

Bence 784 bin kilometre karelik ülke toprakları artık resmen tehdit altındadır…

Hadi bakalım, PKK ve İsrail ile savaş savaşabilirsen…

Bu tehditle, AKP iktidarının baş edemeyeceği 8 yıllık deneyimle bizzat yaşanmış ve görülmüştür.

İsrail, Türkiye bilek güreşinde durum bir anda 2-1 olmuştur. Sürekli atak oynayan İsrail her an 3-1 yapabilir…:))

Saygı ve sevgilerimle…

Ömer Özdamar/Bucak-Burdur/31 Mayıs 2010

26 Mayıs 2010 Çarşamba

Burdur İli Bucak İlçesinde simit fiyatı kaç olmuş?…


Her gün sabah 09.00-11.00 saatleri arasında oturduğum mahallemin marketine (Bucak-Kahveler mevkii-Soysal Marketi) gider, Milliyet Gazetesi, ekmek ve simit alırım. Zeytin ve simitli kahvaltıyı çok severim…

Neyse her zaman 350 kuruşa aldığım simit olmuş 500 kuruş… Aslında 10-15 gündür bu fiyattan satılmaya başlanmıştı. Ancak bugün (26 Mayıs 2010) simit zammı konusunu kafaya taktım. Yahu hani biraz iktisatçı yanımız var ya… Un ve susam fiyatlarının artmadığını biliyorum ya… Ayrıca CHP Bucak İlçe Yönetim Kurulu Üyesiyim ya…

Önce market sahibine sormaya başladım:

Bu zam kimden kaynaklanıyor?

Abi, bana fırından 350 kuruşa geliyor, ben de 500 kuruşa satıyorum…

Simit kaç gram?

Abi, gel beraber hassas tartıda tartalım.

Kaçmış?

90 gram…

Güzel… Ben bu işi araştıracağım.

Sonra DP’den Belediye Meclis Üyesi arkadaşım Fuat Şan’ı telefonla aradım.

Arkadaş, belediye meclisinde simit zammı yaptınız mı?

Yok abi,zaten o görev yani fiyat belirleme işini Bucak Ticaret Ve Sanayi Odası yapıyor…

Bilgiler için teşekkürler dedim ve hemen Bucak Ticaret Sanayi Odasını aradım.

Oradaki yetkili kişi aynen şunları söyledi:

Yakın zamanda zam yapmadık. 100 gr. Simit için rayiç fiyatı 350 kuruş olarak en son 21 Ocak 2010 tarihinde belirledik. Halen o fiyatlar geçerlidir.

İyi de ben 500 kuruşa simit alıyorum.

Onun kontrolünü belediye yapacaktır. Bizi ilgilendirmiyor.

Peki, teşekkürler dedim ve kapattım.

Yahu hem gramajı 10 gram eksik hem de 150 kuruş pahalı simit satılıyor…

Aklım iyice karıştı.

Çarşıda bir büfeye simit fiyatını sordum:

350 kuruş deyince aklım iyice karıştı.

Belediye zabıtasını çarşıda buldum. Onlar da otopark ücretinin biletini kesiyorlar… Belediye zabıtası otopark ücretini kesmek için kaldırımlarda araç plakalarını yazıyor, ilk 15 dakikası ücretsiz sonrası ilk saat için 1 TL toplamak için uğraşıp duruyorlar… Bana garip geldi, bu iş ya, neyse…

Belediye zabıtasına anlattım. Aldığım yanıt:

Mümkün değil satamazlar. Tüketiciye 350 kuruştan simit satmak zorundalar…

Şansa bakın! O arada simidi 500 kuruşa satan market sahibi yanımıza geldi.

Zabıta: Kaça satıyorsun?

Market sahibi: 90 gr. Simit, 500 kuruş.

Zabıta: Simit 100 gr. Olacak ve size 350 kuruştan satılmak üzere simit getirecek. Size ister 200 kuruştan verir, ister 250 kuruştan verir..

Market sahibi: Elimde faturalar vardır. Ban geliş fiyatı 350 kuruştur.

Zabıta: Hangi fırın?

Market Sahibi: Lider Fırın…

Zabıta: Tamam, bugün gerekli kontrol ve ikazları yapmak üzere gideriz…

İnanın ne ekledim ne de çıkardım… Sevgili okuyucular yaşadıklarımı doğaçlama aynısını yansıttım…

Gelelim, benim yorum ve düşünceme…

Olayın neresinden bakacağımı bilemiyorum. Eksik gramajlı simit mi desem, yoksa 150 kuruşluk yediğim kazıktan mı söz etsem…

Duyarlı olmasak, araştırıp, soruşturmasak, Sayın Recep Beyin tabiriyle kaderimize razı olsak; yandık ki ne yandık…

Arayan yok, soran yok… Kimin eli kimin cebinde belli değil…

Saygı ve sevgilerimle…

Ömer Özdamar/Bucak-Burdur/26 Mayıs 2010

18 Mayıs 2010 Salı

Burdur İli Bucak İlçesi AKP Gençlik Kolları konseri…


Burdur İli Bucak İlçesi AK Parti Gençlik Kolları tarafından düzenlenen AK Parti gençlik şöleni 18 Mayıs 2010 Salı günü yapılacaktır…

Sorun nedir?

Belediye hoparlöründen neredeyse her 15 dakikada bir ilan edilmesinden bıktık, usandık arkadaş…

Bucak’ta yaşayan bir vatandaş olarak rahatsız oldum…

Tamam, bilboardlardan ilan ettin…

Tamam, tüm yerel gazetelerden ilan ettin…

Tamam, Belediye hoparlöründen bir sabah, bir akşam ilan ettin…

Ama yeter arkadaş!

Bu kadar kafa ütüleme olmaz yahu::))

AKP İktidar olabilir, Bucak Belediye Başkanı AKP’li olabilir, eyvallah!

Ama her 15 dakikada belediye hoparlöründen ilan etmek neyin nesi oluyor?

Orası kamuya ait bir müessesedir bu birrr

Bucak Belediye İlan Bürosu, AKP’nin ilan bürosu değildir bu ikiii…

Dünyada ve Türkiye’de gençlik konseri düzenleyen ilk Bucak AKP Gençlik Kolları değildir. Acaba Bucak Gençliğinden böyle bir etkinliğe katılımın az olmasından mı korkuyorsunuz? Bu da üçççç…

Saygı ve sevgilerimle…

Ömer Özdamar/Burdur-Bucak/18 Mayıs 2010

Kömür madeni işçilerinin kaderi!...



Yine maalesef Zonguldak kömür maden ocağından grizu patlaması ve yine maalesef 30 madencimiz göçük altında…

Üzülmemek, kahrolmamak elde değildir…

Kömür madenciliği, en riskli işlerin başında geliyor…

Kömür madenciliği, iş kazası en yüksek sektörlerin önünde yer alıyor…

Anladığım kadarıyla riski sıfıra indirmek neredeyse olanaksız görünüyor...

Hele bir de denetleme ve kontrol mekanizması iyi çalışmıyorsa; Türkiye gibi ülkelerde bu risk dünya standartları üstünde kalması doğal sayılıyor…

Son zamanlarda özel sektör kömür madeni çıkarma işine girince; en az masrafla en çok üretim politikası gereği insan kayıplarının daha fazla arttığı kanaati bende hasıl oluyor…

Peki, ben olsam ne yaparım?

Valla ilk işim tüm kömür ocaklarını kapatırım…

Benim insanım çok değerlidir. Madem riski sıfıra ya da en aza indiremiyorum; o zaman kömürün kullanımını en aza indiririm, elzem kullanım için de ithal ederim…

Tabii ki bu aşama, aşama gerçekleşecektir…

Öncelikle kömürle çalışan termik santralleri kapısına kilit vururum…

En güvenli kömür ocaklarını üretimine belirli bir süre izin veririm…

Ama bu söylediklerimi mevcut hükümet ne karar alabilir ne de uygulayabilir…

Bu ne demek oluyor?

Bundan sonra da kömür madeni ocaklarında kazalar olacaktır, biçok insanımız ölecektir… Başka da bir sonuç çıkmaz…


Not: Tam 4 yıl önce (10 Mayıs 2010) yazdıklarım uygulansaydı bugün ‘’ Milli Yas’’ ilan etmezdik..)

Saygı ve sevgilerimle…

Ömer Özdamar/Burdur-Bucak/18 Mayıs 2010


4 Mayıs 2010 Salı

Burdur İli Bucak İlçesi Devlet Hastanesi, Sağlık sistemi, hastaneler, hastalar ve vatandaşlar…


Malumunuz babam 16 gün önce beyinin sağ lobunda kılcal damar tıkanması nedeniyle felç geçirdi. Sol el ve sol ayak devre dışı kaldı. 16 gün sonra artık ayak oynuyor, ileri-geri çekiyor, asayla da olsa yürüyebilme olasılığı yüksektir… Galiba önceden yüksek tansiyona bağlı beyin kanaması geçirmeseydi, bu felç vakasını çok daha kolay atlatacaktı…

Bakın Beyin MR’ında ne diyor?

Bilateral talamusta bazal ganglionlarda sağda eksternal kapsülde ve periventrikiler beyaz cevher alanlarında laküner infarktlar izlenmştir…

Bu tıbbi ifadelerin Türkçesi ise sağ lob derinliklerinde yer alan kılcal damarlarda tıkanmalar yaşanmıştır.

Bir de şunu öğrendim ki dünyanın ve Türkiye’nin neresine giderseniz gidin bu tür vakalarda uygulanacak ilaç tedavisi neredeyse standart olmuştur. Nöroloji uzmanı olan her sağlık tesisine rahatlıkla başvurabilir ve tedavi olabilirsiniz.

Gelelim benim izlenimlerime ve önerilerime…

Önce Bucak Mehmet Cadıl Acil Polikliniği ve devlet hastanesi hakkında bilgileri paylaşayım…

Bucak-Devlet-Hastanesi günde binin üzerinde poliklinik hizmeti vermektedir. Tüm tıbbı teçhizata sahiptir. Tüm dallarda uzman doktor vardır. Bir çok uzmanlık alanında 2 veya 3 doktor mevcuttur. Tüm çevre il ve ilçelerden hastalar tedavi olmak maksadıyla Bucak’a gelmektedir..

Benim nazarımda neler eksik, işte onları sayıyorum… Elbette daha mükemmel olması içindir…

Hastanede anjiyo yapılmaması bana garip geldi… Herhalde Antalya’da bulunan özel hastaneleri koruma refleksiyle hareket ediliyor… Anjiyo için hemen Antalya’ya hasta sevk ediliyor…

Köyden, uzak yerden gelen hasta refakatçilerin çamaşırları hastane çamaşırhanesinde yıkanması gerekiyor… Yoksa herkes kendisi yıkıyor ve hastane içinde çirkin görüntü oluşturuyor…

Doktorların bilgilendirme konusunda daha sabırlı olmasını, daha anlaşılır dil kullanmasını, hastaya ve yakınına 3-5 cümleyle mevcut durumu ve gelecek beklentisini mutlaka izah etmelidir…

Sağlık hizmetlerinde genel olarak hastanenin sorumlulukları…
Bence tüm Türkiye’de hastane-doktor-hemşire üçgeninde eksik olan sağlık bakım elemanlarıdır… Daha açıkçası hastaneye yatan bir hasta artık hastanenin sorumluluğuna geçmiştir. O hastanın tüm ihtiyaçlarını gidermek, en iyi şekilde tedavi etmek, iyileşmiş ve sağlam olarak taburcu etmek temel görevleri olmalıdır.
Daha net bir dille izah edersem; başında refakatçisi olmayan hastaların durumu ne olacak?
Yandı ki ne yandı! Örneğin geçici ya da sürekli vücudunun bir kısmını ya da tamamını kullanamayan hastalar yanında kimsesi olmadan devlet hastanesine yattı mı, ne olacak? Kim bakacak? Kim ilgilenecek? Kim temizleyecek? Kim besleyecek?
Maalesef bu sorulara mevcut devlet hastanesi sağlık sisteminde yanıt verilemiyor…
Çözüm ise 3-4 hastası olan her odaya gönüllü ve ücretli bir sağlık bakım elemanı tahsis edilmelidir. O eleman o hastaların ilaç ve tedavisi dışında tüm ihtiyaçlarına yardımcı olmalıdır. Sanıyorum bu sistem Almanya, ABD gibi ülkelerde vardır.

Bu sistemin elbette paradoksu da vardır. Nasıl mı? İş, güç, para derdinde olan evlatları bakamıyor ama devletin görevlendirdiği bakım elemanı bakıyor… Burada eksik olan nedir? Bir hastanın hızla iyileşmesine yardımcı olacak duygu yoktur, sevgi yoktur…

Mesela Ağrı Valisi kızının tedavisi süresince yanında olmak için istifa etti ve Eskişehir’e gitti…

Liberalizm mantığı aman hastanın yakını işten, güçten, üretimden, ücretten geri kalmasın hasta olan çalışan ebeveynlerine bakarım, ilgilenirim tezini ileri sürüyor.

Oysa ideal olan şudur: hasta ebeveynleriyle ilgilenmek ve bakmak isteyen çalışana süreli ya da süresiz ücretli izin verilebilmelidir…

Neyse aman kendiniz felç denen illetten koruyun!

Herkese saygı ve sevgilerimi yolluyorum…

Ömer Özdamar/Burdur-Bucak/04 Mayıs 2010

Not: Halen fotoğraf galerimde bulunan 15 günlük pis sakalımı bugün kestirdim. Bazıları çok korkmuş::))

30 Nisan 2010 Cuma

Babam ve ben… (Beyin Enfarktüsü)






19 Nisan 2010 Pazartesi günü bitmek üzereydi… Gece yarısına dakikalar kalmıştı. Çok sevdiğim spor programlarını izlerken ev telefonum çaldı. Numaraya baktım. Babamgilden geliyor… O an zaten hissettim… Mutlaka bir şey var diye mırıldandım içimden.. Alo dememle birlikte anam konuşmaya başladı:

Koş Ömer oğlum! Baban hastalandı. Kardeşine de haber ver…

Televizyonu kapattım. Eşime bilgi verdim ve dışarı fırladım.

Hemen arabayı çalıştırdım. Yaklaşık 5 dakika mesafede olan eve ulaştım. Yerden yatan babamın perişan hali ortadaydı. Ayağa kalkamıyordu. Kardeşim ve hemşire eşi geldi. Hemen tansiyon ölçüldü. Normaldi. Kaldırıp arabaya taşıyamadık çünkü yürüyemiyordu. 112 acilden ambulans çağırdık. 5 dakika sonra geldi. Sedyeye yatırıp ambulansa taşıdık. Kısa sürede acile geldik. EKG çekildi, kan tahlilleri için kan alındı. Beyin tomografisi çekildi. İlk tanı beyin enfarktüsü idi. Yani beyin damarlarından bazıları tıkalıydı ve felç geçiriyordu…

Serum takıldı ve sabahleyin Nöroloji Uzmanı benzer tanıyı koydu ve hastaneye yatırıldı.

Velhasıl vücudun sol tarafı tutmuyordu…

Ultrason ile boyun damarlarında, tomografi ile beyin ana damarlarında bir tıkanıklık görülmedi. Tıkalı kılcal damarları görmek için MR çekildi. Sonuç bekleniyor. Velhasıl 12 gün sonra sol bacakta zayıfta olsa bir hareket gözükmeye başladı. Elbette ümitlerim arttı.

Gündüzleri emekli olduğum için anam ve ben başında kalıyoruz. Geceleri çalışan 2 kardeşim dönüşümlü olarak bekliyorlar.

Facebook’ta, Twitter’da, Milliyet Blog Seyir defterinde notumu okuyan ve acil şifalar dileyen dost ve arkadaşlarıma ne kadar teşekkür etsem azdır… Onların yolladığı pozitif enerji dolu iyi dileklerini babama ilettim ve sevindi…

İzmir Mavili (Ufuk Hanım) ve Nihat Yıldız Bey bizzat telefonla ulaşarak; geçmiş olsun dileklerini sundular. Çok teşekkür…

Milliyet Blog’da mesajla ulaşan:
Güher, Zirve, Yorum Dükkanı, Ahmet Balcı, Vakayinivüs (Gülname Hanım), Esma Kahraman Hanım, Gülgün Karaoğlu Hanım, Sessiz-Çığlık, Cemal Hüseyin Çağlar Bey, Emre Tekin Bey, Maveran
Eksik olmayın çok naziksiniz… Teşekkürler…

Twitter’dan bana ulaşan:
Mehmetesen, SCUBAYAN, MindsPirate, AliOzturk1945, Gabrielperi, blackperiy, WindlyA, Gurayyilmaz, EkinZengin, elfida
Güzel dilekleriniz için çok teşekkür…

Facebook’tan ulaşan:
Kenan Işık, Ertuğrul Sivri, İbrahim Saçıkara, Mine Ertürk, Mevlüt Karabağ, Hülya Gülcek, Necati Terzi, Erol Aslan, Nilüfer Veldet, Kamil Ünal, N.Filiz Bozkurt, Levent Çakır, Serdar Radser, Pınar Zehra Zora, Aydın Sevinç, Sema Tapan, Müyesser Köksal Saka, Sema Öztürk, Mehmet Engürlü, İlyas Bayram, Esen Özdur, Abdülkadir Mutlucan, Mehmet-Naime İnan, Ziya Kızıl, Sema Bozalan Çürük, Çoşkun Karabulut, Adem Çalışkan, Kaygusuz Maran, İsmail Aydın, Fatma İyibilgin, Beran Uzer, Perihan Reyhan Alkan, E. Vldn Özkan, Sabri İkiz
Hepiniz çok nazik ve iyi insanlarınsınız… Teşekkürler…

Hastane, hasta, doktor kısaca sağlık sistemi hakkında bizzat yerinde notlar alıyorum. İleride sizlerle düşüncelerimi paylaşacağım.

Şimdilik bu kadar diyorum… Herkese saygı ve sevgilerimi yolluyorum…

Ömer Özdamar/Burdur-Bucak/30 Nisan 2010

13 Nisan 2010 Salı

Mehmet Ağar profili derin devletin neresinde duruyor?


Bugün aklıma geldi…

Yahu bu Ergenekon davasında uçan kuş bile tutuklandı ya..

Hani derin devleti çözmek için ya…

Hani İbrahim Şahin, Veli Küçük davaya dahil edildi ya…

Peki, büyük soru nedir?

Sayın Mehmet Ağar tüm bu olup bitenlerin neresindedir?

Neden dava konusu edilmemektedir?

Bir yazı buldum. Yazının tamamını almadım. Kendi soruma yanıt veren bölümü aktardım.

İsterseniz önce yazıyı okuyalım, sonra benim de bazı tezlerim olacaktır.

Mehmet Ağar’ın ideolojisi, aşırı sağcı paramiliter örgütlenmenin beşiği olan ırkçı ve dinci orta Anadolu taassubunun ta kendisiydi. Üstelik bu şahsiyet, bu aşırı sağcı ideolojisini, ülkücüleri bile geride bırakan bir devlet sadakatiyle aşılamıştı. “Devlet bize görev verir, yaparız. Dur der dururuz.”

Susurluk denen olayın gerisindeki en önemli örgütleyici şahıs, resmi görevlerinin arkasına sığınan ve bundan yararlanan Mehmet Ağar’dır.

Mehmet Ağar’ın, Çatlı’ya kimliklerini temin etmekten tutun, faili meçhul cinayetleri örgütlemeye, emniyetin silahlarını gayrinizami savaşa seferber etmeye kadar birçok suçun örgütleyicisi olduğu Susurluk sürecinde ayan beyan ortaya çıktığı halde Mehmet Ağar’a dokunulamadı.

Neden?

Çünkü Mehmet Ağar’a dokunmak, devletin önemli illegal kollarından birini oluşturan Anadolu aşırı sağcılığına ve doğrudan ülkücü harekete dokunmak anlamına gelecekti. Üstelik bu şahıs ülkücülerden de geniş ve yaygın bir aşırı sağcı, dinci örgütlenmeyle derin bağlara sahipti: Fetullahçı cemaat.

Ergenekon davası dolayısıyla insanların zihinlerinin ve belleklerinin Susurluk’a kayması, hele İbrahim Şahin gibi bir Susurluk sanığının tutuklanmasından dolayı gayet doğaldır. Madem ki paşalar ve Susurluk sanıkları da tutuklanmaya başlamıştır, Susurluk’un baş sanığı olması gereken Mehmet Ağar neden tutuklanmasın?

Oysa bu boş bir beklentidir. Emekli olmuş ya da olmamış paşaların tutuklanmasını pek fazla önemseyen arkadaşlara şunu hatırlatmak isterim: Ordu bir kurumdur ve bu kurum şahıslarla bağlı değildir. Yani kuruma dokunulmadığı sürece o kurumun içinde yer almış en yüksek rütbelilerin bile tutuklanmasının çok büyük bir önemi yoktur. İzmir suikastında da en itibarlı paşalar tutuklanmıştı.

Mehmet Ağar öyle midir ya!

Mehmet Ağar başlı başına bir kurumdur.

Mehmet Ağar’ı tutuklamak, tüm Anadolu aşırı sağını tutuklamak, yakın mazisi (Nihal Atsızlara kadar gitmeyelim) 45 yılı bulan ülkücü-dinci hareketi tutuklamak anlamına gelir.

Keza Mehmet Ağar’ı tutuklamak, bugün pek liberal bir kılığa girmiş aşırı sağcı Fetullah Gülen cemaatini ve Mehmet Ağar’ınkinden pek farklı bir ideolojiye sahip olmayan AKP önderlerini hedef almak anlamına gelir.

En sonuncusu ise, Mehmet Ağar’ı tutuklamak, bu şahsın, devletin işlediği sayısız faili meçhul cinayeti ve bunun ardındaki devlet güçlerini açıklaması anlamına gelecektir ki, devlet bunu göze alamaz.

AKP hükümeti de göze alamaz. Mehmet Ağar’lar, bugün AKP’nin şahsında en azından ideolojik iktidar konumundadır.

Son olarak şunu iddia edeceğim: Halkın içinde derin kökler salamamış ulusalcı-Kemalist kanat, bir kaçak akım olarak devlet tarafından rahatlıkla harcanabilir (elbette bu, devletin kemalist belkemiğini oluşturan ordunun da tasfiyesi anlamına gelmemek üzere).

Ama bugün AKP’nin şahsında iktidar olan merkez-sağ’ın ve aynı zamanda devletin en önemli dayanağı ve fideliği ırkçı-dinci Anadolu aşırı sağcılığının başta gelen temsilcilerini devlet eliyle tasfiye etmek mümkün değildir.

Daha doğrusu şöyle diyelim: Eğer Genel kurmay Başkanı tutuklanırsa, Mehmet Ağar da tutuklanır. Tabii bu, ham hayaldir. Devletin kendini tutuklaması gibi bir şeydir.

Bu yüzden Anadolu aşırı sağcılığının ve devletsel illegal savaşın en önemli temsilcilerinden Mehmet Ağar asla ve asla tutuklanmayacaktır. Bu tür beklentiler boşunadır.

Yazı budur.

Merak edenler için yazının tamamı aşağıdaki linktedir.

http://www.habercumhuriyeti.com/yazar/GUN-ZILELI/293/Mehmet-Agar-Neden-Tutuklanmayacak.html

Ben ise 2002 yılına gitmek istiyorum.

AKP seçimlere hazırlanırken merkez sağ için ANAP-DP birleşmesinin yaratacağı sinerji rahatsız edecek boyuttaydı.

Kimse makul ve mantıklı bir açıklama getiremiyor.

Neye?

Bu birleşme niye olmadığını?

Hem Erkan Mumcu, hem de Mehmet Ağar için siyasi intihar sayılabilecek birleşmeme kararı almaya neler itti acaba?

Neyse konumuz bu da değildir.

Hem sağ bloktan, hem de sol bloktan siyaseten herkesin ağzına pelesenk olmuş, derin devlet yapılanması içinde; şimdi Mehmet Ağar yok mu acaba?

Hani sade ve anlaşılır olması için bir kez daha soruyorum:

Susurluk yapılanması bir derin devlet öğesi midir?

Hayır diyenler için yapılacak bir şey yoktur.

Evet diyen liberaller, eski sosyalistler kısaca AKP’yi şiddetle savunanlar Mehmet Ağar’ı nereye yerleştiriyorlar?

Yoksa gözlerimi kaparım, vazifemi yaparım felsesini mi güdüyorlar?::))

Bir şeyi anımsatmak isterim. Susurluk skandalının aydınlanması için ışık söndüren kitlelere o dönemin Başbakanı Erbakan:

-’Bunlar gulu gulu dansı yapıyorlar’ diyerek hiç ciddiye almamıştır.

Kısaca hani biraz safım ben ya… Ondan dolayı safça soruyorum işte:

Derin devleti çözüldü derken buzdağının ancak bir kısmı mı açığa çıkıyor?

Yoksa Mehmet Ağar derin devletten öte devletin ta kendisi midir?

Hani cahilliğimi bağışlayın soruyorum işte yahu…

Acaba derin devleti çözmek adıyla bir cemaatin önündeki engeller teker teker yıkılıyor mu?

Bu çerçeveden bakılırsa; acaba Mehmet Ağar engel olarak görülmüyor mu?

Yahu işte uçuk sorular soruyorum. Idare ettirin artık yahu…

Saygı ve saygılarımla…

Ömer Özdamar/Burdur-Bucak/13 Nisan 2010

7 Nisan 2010 Çarşamba

Sayın Başbakan 2002 yılında liseye mi gidiyordu acaba?


CHP Genel Başkanı Sayın Deniz Baykal bir çağrı yaparak: ‘’Sayın Başbakanla anayasa değişikliği paketini televizyonda tartışalım, halka anlatalım’’ dedi…

Sonra ne oldu?

Başbakan Erdoğan, CHP Genel başkanı Deniz Baykal'ın bir TV kanalında tartışma çağrısına 'hayır' yanıtı verdi.
Erdoğan, 'Biz bu tür münazaraları lise yıllarında çok yaptık. Bazı siyasiler bunu şimdi gerçekleştirmek istiyor. Biz zevkimizi aldık. Bizim yapacak çok işimiz var' dedi.

Sonra ne oldu?

Baykal, televizyonda tartışma önerisine 'Münazara zevkimizi lisede aldık' diyen Erdoğan'a 'Başbakan senin zevkin için yapmıyoruz, milletin bilgilenmesi için yapıyoruz' dedi.

Başbakan'a yapılan Tv'de canlı olarak düello teklifinde, Erdoğan milletten kaçmıştır. Ben kendime güveniyorum. Sen de kendine güveniyorsan çık milletin karşısına.

Diyaloglar bu şekildedir…

Benim hafızam balık olmadığı için pat diye 2002 yılı genel seçimler öncesi Kanal-D ve Uğur Dündar zihnimin ortasına düşüverdi.

‘’Biz bu tür münazaraları lise yıllarında çok yaptık.’’ diyen Sayın Başbakan Erdoğan’a sormak artık elzem oldu:

Sayın Başbakan! Siz 2002 yılında liseye mi gidiyordunuz acaba?

Kanal-D televizyonunda 2002 genel seçimlere 1-2 gün kala Uğur Dündar’ın moderatörlüğünde Sayın Baykal ile tartışma yaptınız mı, yapmadınız mı?

Yaptıysanız, o tarihte ne yapıyordunuz?

Herhalde liseye gitmiyordunuz. Çünkü AKP Genel Başkanıydınız…

Halkın bilgilenmesi ve demokrasinin kökleşmesi için iktidar başkanı ile muhalefet başkanı en az yılda bir kez tartışmalıdır.

Sayın Baykal’ın bu önerisi; böyle hafif siyasi mülahazalarla geçiştirilmemelidir inancındayım…

Saygı ve sevgilerimle…

Ömer Özdamar/Burdur-Bucak/07 Nisan 2010

29 Mart 2010 Pazartesi

Sagalassos Antik Ören Yeri…






Bu Pazar günü (28 Mart 2010) Burdur ili Bucak ilçesine yaklaşık 25-30 km. mesafede olan Burdur ili Ağlasun ilçesi sınırları içinde yer alan Sagalassos Antik Ören Yeri ziyareti yaptım.

Aslında çok da geç kaldım bu ziyaret için… Gerçi burada çıkan eserleri Burdur Müzesinde görmüştüm ama…

Neyse 1.500-1600 metrelik rakıma kurulmuş bu tarihi yerleşim yerine ulaştım.

Yerleşim yeri öyle bir ters yerde bulunuyor ki… Ne Burdur’dan Antalya’ya gidenler görebiliyor, ne de Isparta’dan Antalya’ya gidenler…

Hava soğuk mu soğuk…

Girişte müze kartımı gösterdim ve elimde fotoğraf makinesiyle daldım…

Hakikaten agorasıyla (pazarıyla), hamamıyla, çeşmeliyle, tiyatrosuyla ve altyapısıyla tam bir kent oluşturulmuştur.

İlk kurulumu MÖ 6000'lere dayanması da çok eski bir kent olduğunu kanıtlıyor.

Malumunuz Belçika Kralı falan geldi ya… Sagalassos Antik Kenti kazılarını da haliyle Belçika'daki Leuven Katolik Üniversitesi Arkeoloji Bölümü'nden Prof. Dr. Marc Waelkens başkanlığında yürütülüyor.

Size tavsiyem şudur: Burayı gezdikten sonra mutlaka burada çıkan eserleri görmek için de Burdur Müzesine gitmenizdir.

Neden?

Geçtiğimiz yılki kazılarda gün ışığına çıkarılan Roma İmparatoru Hadrian'a ait baş heykeli ise Londra'daki British Museum'da düzenlenen "Hadrian" sergisinin en önemli parçası olmuştur. Ayrıca Roma İmparatoru Marcus Aurelius'a ait baş ve ayak heykelleri ile 16'ncı Roma İmparatoru Antoninus Pius'un eşi Faustina Maior'a ait baş heykeli Burdur Müzesinde sergilenmektedir.

Yani gezinizin anlam bütünlüğü kazanması için önce kentin kendisi sonra çıkanları görmenizde fayda vardır.

Burayı kim keşfetmiş, bilin bakalım?

1706 yılında Fransız bir gezgin…

Çok ayıp değil mi?

Kendi topraklarımızda neler olduğunu bir başkası gelip keşfediyor.

Peki, böyle bir medeniyet kurmuş insanlar neden burayı terk etmişler?

Ülkemizin en büyük baş ağrısı olan depremdir. Çünkü yaşadıkları büyük deprem sonrası kenti terk ederek; daha batıya göç etmişler…

İhtişamlı duran yapılar ise Antoninler Çeşmesidir.

Resimlerime bakarak, size belki fikir vermesi açısından yardımcı olurum.

Fırsat bulursanız, mutlaka 2-3 saatinizi ayırarak; geziniz derim…

Saygı ve sevgilerimle…

Ömer Özdamar/Burdur-Bucak/29 Mart 2010

9 Mart 2010 Salı

AKP, Başbakan Erdoğan, Cine5, Canan Barlas, Kırmızı hat ve siyasi analiz…


Geçtiğimiz Pazar günü kanallar arasında dolaşırken Cine-5 televizyonunda
Selahattin Sadıkoğlu ve Canan Barlas sunumuyla siyaset programı olan“Kırmızı Hat”ta takıldım…

Programın konukları arasında Prof. Dr. Fuat Keyman, Prof. Dr. Niyazi Öktem ve Net Holding Yönetim Kurulu Başkanı Besim Tibuk vardı.

Mevzuuma geçmeden önce bir noktayı anımsatmak isterim.

Bu kanalın geçtiğimiz aylarda TMSF (Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu)’na devredildiğini, Altan kardeşlerden Mehmet Altan Beyin aylık bilmem kaç milyara haber-yorumcusu olduğunu, haliyle yanlı program yaptığını, en azından benim nazarımda öyle olduğunu bilmenizi isterim.

Neyse ne düşündüğüme geçelim artık…

Bir kere konukların hepsi AKP İktidarını öve öve bitiremediler…

En dikkatimi çeken ise Besim Tibuk Bey, AKP İktidarı ve Sayın Başbakan hakkında müspetler şeyler söyledi, söyledi ama öyle bir eleştiri getirdi ki neredeyse tüm övgüleri sıfırladı bana göre…

Neler mi dedi?

-Tayyip Erdoğan iktidarın başı olarak tüm kesimleri anlamaya çalışmalı ve kendisi gibi düşünmeyenlere daha yumuşak davranmalıdır.

-Özellikle muhalefetle iyi geçinmeye çalışmalıdır.

-Ülkenin gerilime değil, yumuşamaya ihtiyacı vardır.

-Ekonominin iyi gitmediğini, düşük kur politikasının yanlış olduğunu piyasaları daralttığını ve işsizliği körüklediğini...

-AKP’nin üçüncü kez seçilmesinin doğru olmayacağını, demokrasinin en güzel yanı değişim umudu olduğunu...

-İktidardan sıkılanlar ne de olsa seçim var, bu gider başkası gelir düşüncesiyle rahatlaması gerektiğini…

-Azınlıklar konusunda Osmanlı dönemindeki engin hoşgörüden eser kalmadığını ve gayrimüslimlere karşı çok kötü davranıldığını...

-Mevlana felsefesi ne olursan ol yine gel diyor, Konya’da bir tane gayrimüslim yaşıyor mu, gidin bakın...

-İç politikaya dönük İsrail, Yahudi karşıtı Başbakan Erdoğan’ın söylemlerinin külli yanlış olduğunu, Musevilerle Türklerin nerdeyse bin yıllık tarihi birlikteliği olduğunu… Filistin meselesini çözeceğim derken Yahudi insanları incittiğini…

-İslam’ın reforma uğramadığını, bu yüzden dini motiflerle gelen AKP iktidarının da ne kadar değiştim dese de bir türlü değişimi yaşayamadığını, bunu zaten öfkeli duruşuyla belli ettiğini…

-Hem bu kaygıların giderilmesi hem de demokrasinin gereği önümüzdeki seçimlerde AKP’nin mutlaka muhalefette olması lazım geldiğini… Öbür türlüsünün demokrasi için hiç doğru olmadığını.

-Muhalefetin sert olma hakkı olduğunu ama iktidarın buna hakkı olmadığını, AKP İktidarının daha iktidar olduğunun bile farkına varamadığını,

-Ben olsam Baykal ile en azından konuşabilecek kadar diyalog kapısının birini açık tutardım... Çünkü sen iktidarsın!

-İşsizlik bu ülkede konuşulmaya ne zaman başlarsa, işte o zaman AKP’nin düşüşü başlar…

Aklımda kalanlar bu kadardır. İlgimi çeken bir diyalog gelişti programın bir yerinde:

Besim Bey, 2011 seçimlerinde AKP tekrar iktidar olursa ılımlı İslam söylemini kullananların kaygısı iyice derinleşir mealinde bir cümle sarf etti…

Canan Barlas Hanım, yok canım! 8 yıl gayet güzel geçti, niye olsun ki… Ben hiç öyle bir kaygı taşımıyorum… Gelecek 4 yıl da öyle geçer…

Ha bu arada bu yazdıklarıma inanmayan varsa 07 Mart 2009 Pazar günü Cine-5 televizyonunda yayınlanan ‘’Kırmızı Hat’’ programının kayıtlarına bakabilir…

Besim Beyin, birçok düşüncesine katılmasam bile AKP hakkında söylediği ifadelere aynen katılıyorum.

Neden mi?

Yahu şöyle 2002 yılından beri AKP İktidarını gözümün önüne getiriyorum. Hep itiş-kalkış… Hep kavga-dövüş… Hep gerginlik-soğukluk… Hep azarlama-paylama…

Ulan bir bunlar iyi, gerisi külli kötü mü yahu…::))

Alçak gönüllülük hak getiri, tam aksine hep mağrur duruş sergileme merakı diz boyu…

Yahu 8 yıldır iktidardasın, istediğini aldın istediğini attın, karar verdin, devlete ait ne varsa sattın, medyayı canının istediği gibi kullandın, yeri geldi zorladın hatta yeri geldi bağırdın, çağırdın…

Yahu tamam hitabet gücün, öfkenle insanları etkileme sanatın mükemmel, kabul ama 8 yıl boyunca böyle gider mi arkadaş?

Hele 2011 yılında tekrar AKP iktidar olursa; bir 4 yıl daha yandık ki ne yandık yahu…

Sayın Başbakan’ın yarattığı gergin ve gürültülü siyaset ortamı nedeniyle kimin ne konuştuğu, kimin ne anlattığı da tam anlaşılamıyor…

Yahu şöyle sakin, rahat, koltuklara yayılarak ne bir tartışma, ne bir diyalog izleyebiliyoruz…

Tabi böylesi sert iklimle beslenen ve yaşayan siyasetçileri takip edenler, seçmenler daha da fanatikleşiyor, daha da kemikleşiyor…

Farazi konuşuyorum, eğer AKP’nin yüzde 30 civarında seyreden oylarını sağlama almaksa amaç; hiç de akıllıca değildir.

Neden mi?

Geriye kalan yüzde 70’i yok saymak, bir yerde iktidarı ilk seçimde yok saymakla eşdeğerdir…

Faraziye konuşuyorum, eğer AKP’nin yumuşak karnı olan ekonominin konuşulmamasını amaçlıyorsa; seçmenler yaşadığı sıkıntılarla şuur-altına olumsuz imajı işler… Oy vereceği zaman öyle de böyle de kararını etkiler…

Netice olarak demek istiyorum ve Sayın Başbakan’a çağrı yapıyorum; lütfen daha sakin, daha yumuşak, daha saygılı, daha nazik siyaset yapılmasını öncelikle AKP İktidarından, sonra muhalefetten bekliyorum…

Yahu işin özü bir vatandaş olarak böyle bir talebim vardır. Dikkate alırlar mı, almazlar mı bilemiyorum.

Bakalım, Nasreddin Hoca misali göle maya çaldık, ya tutarsa diyelim ve yazımıza son verelim…

Saygı ve sevgilerimle…

Ömer Özdamar/09 Mart 2010/Burdur-Bucak

8 Ocak 2010 Cuma

Fetullah Gülen Hareketi…


Öncelikle bu linki tesadüfen twitter ortamında gördüğümü vurgulamak isterim.

Konu nedir? derseniz… Benim de hep merak ettiğim ‘’Fetullah Gülen Hareketinin’’ malvarlığı efsanesidir.

Kaynak nedir? derseniz… Faik Bulut, Yeşil Sermaye Nereye?, Su Yayınları, Nisan 99, 4. Basım, S 228-238

Link aşağıdadır.

http://ortakyasam.org/index.php?option=com_content&view=article&id=73:fethullaha-yakn-irketlerin-listesi&catid=48:dosya&Itemid=148

Yazıdaki sıralamaya sadık kalarak önemli bulduğum hususları ve yorumları paylaşacağım.

Fethullah Gülen hareketi, Türkiye’nin kuşatılmasının hikâyesidir. Dün Türkiye Cumhuriyeti’nin her kurumuna sızarak yerleşen hareket, bugün muazzam bir güç haline gelmiştir. Medyadan, polis teşkilatına, ticari alanlardan, eğitim kurumlarına kadar inanılmaz örgüt ağları oluşturmuştur. Cemaat şirketleri de etkisi altına almıştır...

İşte cemaate yakın olduğu belirtilen şirketler...

1. İŞ HAYATI DAYANIŞMA DERNEĞİ ÜYELERİ (İŞHAD):
Yüzlerce firma vardır.

2. ASYA FİNANS :
Kurucuları Arasında yer alan önemli isimler şunlardır:
İHSAN KALKAVAN: Asya Finans Yönetim Kurulu Başkanı, Armatör, Beşiktaş Spor Kulübü eski yöneticilerinden.

MEHMET EMİN HASIRCILAR: Hasırcılar Tekstil Konfeksiyon, Varlık Turizm ve Seyahat, Tuna İnşaat-Turizm ve Zaman Pazarlama şirketleri Yönetim Kurulu Başkanı.

MUSTAFA KAVURMACI: Aydınlı Giyim Sanayi ve Mağazaları Sahibi.

SELÇUK-FARUK BERKSAN: Her iki kardeş de Kar Şirketler Topluluğu Patronu.

OSMAN GÜRBÜZ ÖZKARA: İzmirli İşadamı, Orta Asya' ya ihracat yapıyor.

TAHSİN TEKOĞLU: Tekstilci, Türkmenistan' da fabrikası var.

ALİ RIZA TANRISEVEN: Sinema yapımcısı.

MUSTAFA FIRAT: FEM Dershaneleri kurucusu.

TACETTİN NEĞİŞ: İstanbul Merter' de tekstilci.

BEYHAN NAKİPOĞLU: Beca Holding ortaklarından.

CAHİT ŞAHİN: Beca Holding ortaklarından.

TURGUT AYDIN: Aydın Örme Sanayi sahibi.

HÜSEYİN DÖĞME: İstanbul-Londra Camping ve Uluslararası TIR Filosu sahibi.

SADIK PİŞAN: Plastik Sanayi' nin tanınmış simalarından.

NACİ ALTINBÜKEN: İstanbul-Kapalıçarşı' da altın ve döviz şirketleri var.

3. IŞIK SİGORTA:
Cemaatin izlerini büyük ölçüde taşıyan bu şirket, Fethullah Gülen' in ifadesiyle, 200 milyar TL sermayeyle kuruldu, 1996' da Yönetim kurulu üyeleri arasında İhsan Kalkavan, Mehmet Emin Hasırcılar, Ahmet Kurucan ve Fazıl Karaman gibi ünlü işadamları bulunuyor.


4. AGİAD (Anadolu Genç İşadamları Derneği):
Aydın Müstakil genç İşadamları Derneği (AYMİD), Balıkesir İş Hayatı Dayanışma Derneği (BİGİAD), Çanakkale Esnaf ve Sanayici ve İşadamları Derneği (ÇESİAD), Denizli Genç Sanayici ve İşadamları Derneği (DEGİAD), Eskişehir Genç Sanayici ve İşadamları Derneği (EGSİAD), İçel Genç Sanayici ve İşadamları Derneği (İGİD), Manisa Genç Sanayici ve
İşadamları Derneği (MAGİAD), Müstakil Genç İşadamları Derneği (MÜGİAD-Adapazarı), Yozgat Müstakil Genç İşadamları Derneği (MÜGİAD), Rize Sanayici ve İşadamları Derneği (RİSİAD), Siirt Genç Sanayici ve İşadamları Derneği (SİRGİAD), Şanlıurfa Genç Sanayici ve İşadamları Derneği (ŞUGİAD), Uşak Sanayici ve İşadamları Derneği (USİAD), Van Sanayici ve Genç İşadamları Derneği (VANSİAD) gibi iş çevreleri bu cemaati destekliyor.

5. CEMAAT' İ ORTA ASYA' DA DESTEKLEYEN ŞİRKETLER:
AK-NUR Firması (Ali Rıza Kabasakal: Toptan gıda, temizlik ve inşaat
malzemeleri satıyor.)

ALGİDA (Özbekistan Türkiye İşadamları Derneği [UTİD])

ÇALIK GRUBU: 1972' den beri Malatya' da 13 fabrika kuran ve kentteki sanayi kesiminde çalışan 8 bin işçiden 4 binini bünyesinde barındıran Çalık Grubu, sadece 1995 yılında 125 milyon dolarlık ihracat yapmayı başarmış. 1997' de faaliyete geçen İPAŞ- Anateks tesislerinde 2 bin yeni işçi istihdam ederek, yıllık ihracat hacmi 100 milyon dolara çıkarıldı. Tekstil dünyasının önemli isimlerinden Çalık Grubu, Türkmenistan' da Denim Kompleksi kuruyor. 5 milyon adet giyecek üretimi yapacak olan tesiste 1500 işçi çalıştırılacak. Şirket patronu Ahmet Çalık, Avrupa Yatırım Bankası (EBRD) ortaklığı ile Türkmenistan başkenti AŞKABAT' ta pamuğu blujean' a dönüştürecek iplik, boya ve konfeksiyon tesislerinden Sapar Murat Türkmenbaşı Blue jean Kompleksi' ni 1995' te hizmete açmıştı.

YEĞİN HOLDİNG: Yaklaşık sekiz şirketi çatısı altına alan Holding sahibi Şenol Yeğin, Ordu kentinden. Konfeksiyon mallarına ek olarak tank çadırı ve üniforma da üretebiliyor. Daha çok Avrupa' da, özellikle Almanya' da faaliyet gösteren Polonya ve Tunus' da fabrikaları bulunan YEĞİN Holding, Orta Asya' ya doğru büyük adımlarla ilerliyor. 1997' deki ihracat hedefi 50 milyon Alman markı, ciro hedefi ise 120 milyon DM idi.

6. AKYAZILI VAKFI MAL VARLIĞI:
AFYON: 3 yurt binası, 4 arsa,3 konut
ANKARA: okul binası, 3 yurt binası, dükkanlar ve konutlar, büro ve mağaza
AYDIN: bahçeli ev, arsalar ve dersane
BALIKESİR: 5 yurt binası
BURDUR: arsa
BURSA: okul binası ve bahçeli ev
DENİZLİ: 13 arsa, dersane, 3 yurt binası
ERZİNCAN: dersane yurt binası, 3 konut, 4 arsa
ERZURUM: yurt binası, bahçeli ev, 3 arsa 22 büro, 1 lokanta
ESKİŞEHİR: dersane, 2 yurt, 3 arsa
GÜMÜŞHANE: yurt binası,
İSTANBUL: dersane, yurt binası, konut, arsa ve büro
ISPARTA: yurt, bahçeli ev ve arsa
İZMİR: 27 arsa, 45 bina, dersane ve 5 yurt
İZMİT: yurt binası, dersane, bahçeli ev ve arsalar
KONYA: yurt, 4 arsa ve konut
KÜTAHYA: dersane, yurt binası, arsa
KAHRAMANMARAŞ: konut, yurt binası
MANİSA: 5 konut, 10 arsa, 2 mağaza
SAMSUN: 4 arsa, dersane
SAKARYA: 2 yurt binası, bahçeli ev
UŞAK: yurt binası, konut, arsalar
VAN: 6 bina, 4 arsa, dersane ve yurt binası

AKYAZILI VAKFI' NIN YURT LİSTESİ

Halil Rıfat Paşa Öğr. Yurdu, Işıklar Öğr. Yurdu, Ortaköy Öğr. Yurdu, Kemal Paşa Öğrenci Yurdu, Bergama Öğr. Yurdu(İZMİR); Dinar Öğr. Yurdu, Emirdağ Öğr. Yurdu, Şuhud Öğr. Yurdu(AFYON); O.Düşüngel Öğr. Yurdu,
Malazgirt Öğr. Yurdu, Fidan Öğr. Yurdu(ANKARA); Fatih Öğr. Yurdu1 ve 2, Saadet Öğr. Yurdu, (AYDIN); Kayapa Öğr. Yurdu(BALIKESİR); Mehmet Akif Öğr. Yurdu, Üçgen Öğr. Yurdu(BURDUR); Süller Öğr. Yurdu, Cevher Paşa Öğr. Yurdu, Tavas Öğr. Yurdu(DENİZLİ); Yeşilırmak Öğr. Yurdu(ERZİNCAN); Zinnuni Öğr. Yurdu(ERZURUM); M.Güngör Öğr. Yurdu, Sivrihisar Öğr. Yurdu(ESKİŞEHİR); Ahmet Ziyaüddin Öğr. Yurdu (GÜMÜŞHANE); Şehit Osman
Öğr. Yurdu (BAYBURT); Sidre Öğr. Yurdu (ISPARTA); Seyyid Burhanettin Öğr. Yurdu, Keykubat Öğr. Yurdu, Bünyan Öğr. Yurdu (KAYSERİ); Yuvacık Öğr.Yurdu (İZMİT); Seydi Mahmut Hayrani Öğr. Yurdu (KONYA); Hisar Öğr. Yurdu
(KÜTAHYA); Akhan Öğr. Yurdu, Bilgin Öğr. Yurdu Alaşehir Öğr. Yurdu, Yılmaz Öğr. Yurdu (MANİSA); Göksu Öğr.
Yurdu (K.MARAŞ); Ahmet Gazi Öğr. Yurdu, Şahidi Öğr. Yurdu (MUĞLA); Hafize Hatun (MİLAS); Ersoy Öğr. Yurdu, Akyazı Erkek Öğr. Yurdu (SAKARYA); Buruciye Öğr. Yurdu (SİVAS); Günyaka Öğr. Yurdu, Karahallı Öğr. Yurdu (UŞAK).

Akyazılı Orta ve Yüksek Eğitim Vakfı, 1972 yılında vakfa adını veren Nef'i Akyazılı ve Zehra Akyazılı tarafından İzmir' de kuruldu. 9 kişilikMütevelli Heyeti' nin adları şöyle: Nef' i Akyazılı, Zehra Akyazılı, Naci Şencekicer, Zeki Sakman, Mehmet Fidan, Yusuf Pekmezci, ekrem Uğur, Osman Sarıoğlu ve Mehmet Sevimlican. 1996 yılında Akyazılı Vakfı' nın çoğunluğu Batı' da olmak üzere Türkiye' nin 48 yerleşim bölgesine yayılmış toplam 78 kişiden oluşan Mütevelli Heyeti Başkan ve Başkan Yardımcısı bulunuyordu. 1974 yılında vakfın malvarlığı 229 bin 747 lira olarak belirlendi. Bugün ise gayrimenkullerle birlikte, malvarlığının değeri yüzlerce trilyonla ifade ediliyor.

Akyazılı Vakfı' na Gelir Getiren Kuruluşlar:
Samsun Sakarya Dersanesi,
Adana Özel Işık Dersanesi,
Denizli özer Server Gazi Lisesi,
Eskişehir Özel Ertuğrul Gazi Lisesi,
Nazilli Özel Fatih Sultan Lisesi,
Kütahya Özel Yavuz Selim Lisesi,
Erzincan Özel Otlukbeli Lisesi
Van Özel Serhat Erkek Lisesi.

Akyazılı Vakfı, her yıl yasaya aykırı biçimde topladığı kurban derileri yüzünden resmi makamlar, özellikle de THK ile büyük bir çekişme içine girer. Kimi zaman Mehmetçik Vakfı' na bağışta bulunurken, zaman zaman da şehit ailelerine cüzi miktarda sembolik yardımlar sunar.

7. CEMAAT' İN BİRİNCİ DERECEDEN KURULUŞLARI:
Asya Finans, Samanyolu TV, Zaman gazetesi, Aksiyon Dergisi, Zafer Dergisi, Sızıntı Dergisi, Yeni Umut Dergisi, Cihan Haber Ajansı, burç FM, FEM Dershaneleri, Anafen Dersanesi, İzmir Körfez Dersanesi, Ankara Maltepe Dersanesi, Adana Işık Dersanesi, İç Anadolu Nil Dersanesi, Kars Nilüfer Dersanesi, Nil Eğitim ve Kültür Vakfı, Diyarbakır Sur Dersanesi, Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı, Türkiye Öğretmenler Vakfı, Kırgızistan Mescit ve Kalkınma Vakfı, Yakutistan, Tuva, Hakas Çağ Öğretim İşletmeleri, Başkurdistan Serhat Eğitim ve Öğretim Hizmetleri AŞ, Çuvaşistan Ertuğrul Gazi Ltd. Şti, Tatristan Ertuğrul Gazi Ltd. Şti, Romanya Fetih AŞ, Molduva Fetih AŞ, Arnavutluk Gülistan Eğitim ve Yayın Tic, Ltd. Şti, Ukrayna Sema Eğitim Hizmetleri AŞ, Pakistan Çağ Öğretim İşletmeleri AŞ, Fas SamanyoluAŞ, Kuzey Irak (Nilüfer Koleji) Fezalar Eğitim Ltd. Şti, Azerbaycan Çağ Öğretim İşletmeleri AŞ, Kırgızistan Sebat AŞ,Özbekistan Silim AŞ, Türmenistan Başkent Eğitim ve Yayıncılık ve Tic. Ltd. Şti, Tacikistan Şelale AŞ, Kazakistan Şelale AŞ, Moğolistan ve Buryat Çağ Öğretim İşletmeleri AŞ, İzmir Yamanlar Fen Lisesi, İstanbul Fatih Koleji, İstanbul Işık Üniversitesi, Ankara Samanyolu Lisesi, Fatih Üniversitesi, Bursa Nilüfer Lisesi, Eskişehir Ertuğrul Gazi Lisesi, Erzurum Aziziye Lisesi, İzmit Dilovası Sanayicileri Vakfı (DİSAV), Türk Kültürüne Hizmet Vakfı, Urfa ŞURKAV Vakfı, Erzurumlular Eğitim ve Kültür Vakfı, Halidiye Vakfı, Erzincan Özel Fevziye Lisesi, Konya Koyunoğlu Vakfı, İstanbul Semah Eğitim Vakfı, Urfa' nın 9 ilçesinde öğrenci yurdu ve Feza dersaneleri, Urfa il merkezinde 5 öğrenci yurdu ve Feza dersaneleri, aynı ilde Özel Murat Lisesi, Çağlayan Kız Lisesi ve ilkokulları, Uşak Gökkuşağı Eğitim Vakfı.

Yorum:

Valla tahminimden de büyük ve devasa hacimli çıktı. Artık cemaatten öte ülkenin sosyal, ekonomi, siyaset gibi her alanında söz sahibi olan müthiş bir güç olmuştur. Ben boşuna bir lafı etmem. Ne diyorum? Gelecek 5-10 yıl içinde sıradan bir vatandaşın cemaat veya tarikat şemsiyesi altına girmezse güvenliği başta olmak üzere yaşamı risk altındadır.

Şunu da diyebilirsiniz: Liberalizm/serbest Piyasa Ekonomisinde herkesin şansı eşittir. Bu adı geçen cemaat bu çerçevede büyümüş, gelişmiş hatta devasa boyutlara ulaşmıştır.

Doğru. Bu görüşü liberalizm temelinde düşünen insanlar için geçerli bir argümandır. Burada gözden kaçan önemli bir nokta vardır. Liberalizm’in temelinde rekabet, risk, kar yatar. Kısaca bir sandalye kapma oyununa benzer, birisi mutlaka ayakta kalır. Ya da toplumda kısa çöpü çekenler her zaman fakir kalır. Oysa bu cemaatin şemsiyesi altına giren şahıs, firma, tüzel ya da gerçek kişiler her zaman kazanacaktır. Kaybetme yoktur. O zaman liberalizm araçlarında faydalanma vardır ama uygulama yoktur diyebiliriz.

Saygı ve sevgilerimle…

Ömer Özdamar/Burdur-Türkiye