para etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
para etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Kasım 2012 Salı

Para ve eşitlik


Aslında yaşanmış riyakarlığa karşı çok sıkıntılıyım,

Aslında gerçeğe boyanmış yalancılığa karşı çok dertliyim,

Aslında öyle olduğunu bile bile öyle olmadığına inandırılmaya karşı çok sinirliyim..

 

Neden?

 

Nedene geçmeden Taraf gazetesi muhabiri Mehmet Baransu ağzından olayı özetliyeyim ama herkesin anlayacağı dilden..

 

Sayın Aziz Yıldırım, 1983 yılında yani 20 yaşındayken, askerlikten yırtmak için sahte çürük raporu alıyor.

 

Nereden alıyor bu raporu?

 

İzmir Askeri Hava Hastanesi Heyetinden..

 

Ne gerekçeyle alıyor bu raporu?

 

Ayağının birisi 7-8 cm. kısa olmasıdır.

 

Kimin ayağı?

 

Aziz Yıldırım’ın yeğeni Osman Yalçın’ın ayağı..

 

Peki, bu ayak Aziz Yıldırım’a nasıl monte edilmiş?

 

Raporu veren heyetin karşısına Aziz Yıldırım yerine Osman Yalçın çıkarılmış..

 

Aziz Yıldırım, bu raporla 2012 yılına kadar askere gitmekten yırtmış..

 

Derken aradan 39 yıl geçmiş ve 2012-Mart ayında AK Parti Hükümeti’nin çıkardığı bankamatik askerlik (bedelli askerlik) kanunu uyarınca 30 bin TL. Aziz Yıldırım adına yatırılmış ve 61 yaşında askerlikten köklü yırtmış..

 

Tamam, buraya kadar anlatılan, dillendirilen Türkiye klasiğidir..

 

Gelelim benim sıralayacağım laflara: Bir kere Fenerbahçe Kulübü Başkanı Sayın Aziz Yıldırım değil de başka bir şahıs sahte çürük raporu almış olsaydı; kimse gündeme almazdı, kimse konuşmazdı.. Ki sahte çürük raporu alan çeteler, organizasyonlar çok var idi ve 10 bin TL, 20 TL rayiç bedel vererek sahte çürük raporu alanlar 10’larca insan sayılabilir..

 

Demek ki yaklaşık 15 yıldır Fenerbahçe Kulübü Başkanı olan Sayın Aziz Yıldırım üzerine medya silahıyla örtülü operasyon uygulanmaktadır.. Bence operasyonda son hamleleri yapılmaktadır. Sayın Aziz Yıldırım, kulüp başkanlığını bırakmak zorunda kalacağı günler çok yakındır.

 

Bu olay üzerinden yorumumu ve düşüncemi ise bambaşka pencereden aktaracağım ya da bakacağım..

 

Para ve adalet,

Para ve hukuk,

Para ve eşitlik,

Para ve kanun ikilimelerinin çok ters olduğu hatta hiç işlemediği çok net görülmektedir. Topluma da bunun normal olduğu algısının medya vasıtasıyla bombardıman edilmesi en vahim olanıdır.

 

Bana kimse anayasa güvencesindeki eşit vatandaşlık ilkesinin herkese eşit görev ve yükümlüğü olduğu hikayesini anlatmasın.. Çünkü külli yalandır..

 

Kanıt mı?

 

Çok basit örnek vereceğim: 1111 Sayılı Zorunlu Askerlik Kanunu uyarınca 20 yaşını dolduran her Türk vatandaşı için askerlik yükümlülüğü eşit şekilde uygulanıyor mu?

 

Nah uygulanıyor. En son çıkan kanunla bankamatik askerliği uygulanmadı mı? Uygulandı ve30 bin TL. yatıran alır eline askerlik teskerisini..

 

Eğitimde eşitlik var mı? Nah vardır. Çünkü milyonlarca çoçuklar, gençler parası yoktur, bu yüzden yeterli ve kaliteli eğitim alamamaktadır. Sonra eşitlik komedisi sınavlarda uygulanmaktadır.

 

Nereyi ya da hangi alanı ele alırsanız alın, eşitlik aslında eşitsizliği çağrıştırır.. İnsanların kafaları, yüzyıllarca bunun normal olduğu şeklinde algılandırır..

 

Yeryüzünde para olduğu müddetçe eşitlik lafı, süs olarak kalmaya mahkumdur.

20 Eylül 2011 Salı

Toplum tepkisizleşti ama neden?



Geçen hafta içinde yerel bir gazetede ilginç habere rastladım. Neydi haber? Bucak ilçesine bağlı Kestel Köyü dağlarında orman yangını çıkıyor. İtfaiyeler ve orman yangın söndürme ekipleri müdahale ediyor. Köylülerden söndürme faaliyeti için gönüllü olmaları yönünde köy hoparlöründen çağrı yapılıyor. Sonra ne oluyor? Hiç kimse gitmiyor. Yani ‘bana ne’ diyor.
Bugün Ankara’da yapılan bombalı terör saldırısı sonrası 3 masum vatandaşımız ölüyor, onca masum insanımız yaralanıyor ya… Twitter üzerinden bir gazeteci arkadaşımız diyor ki, ‘ETA saldırısı sonrası Madrid örneğinde olduğu gibi terörü protesto eden 1 milyon Ankaralı yürümez mi acaba?’…
Bence yürümez ve ‘bana ne’ der…
Hatta çok iyi anımsıyorum, Silvan saldırısı sonrası bazı il ve ilçelerde terörü protesto mitingleri düzenlendi. Katılım o kadar cılız kaldı ki bazı ilçelerde yapılamadı bile…

‘Toplum tepkisizleşti ama neden?’ Kritik soru budur!

Sosyologlar, psikologlar mutlaka bilimsel temelli birçok teori ve gerekçe sunabilirler.

Sıradan bir vatandaş olarak gözlemlerim ışığında ‘neden’ sorusuna ben şöyle yanıt verebilirim. İnsanımızın aşırı derecede bireyselleşmesidir. Herkes ama herkes ‘gemisini kurtaran kaptan’ misali yalnızca kendini düşünmektedir. Duyarlı olduğu konular parasal felce maruz kalmıştır. Toplumun sinir uçları para makasıyla iyicene törpülenmiştir ve duyarsız hale getirilmiştir. ‘Bana ne’ imgesi ya da nidası bu tezimin vardığı zirve noktasıdır.

Örnekleme yapalım isterseniz…

-Arkadaş, bak şurada kaza olmuş

-Bana ne!

-Niye yahu?

-Arkadaş! Maaş alan doktor var, maaş alan polis var, gitsin baksınlar…

-Arkadaş, bak orada yangın çıkmış?

-Bana ne! Maaşlı orman yangın söndürme ekipleri var, itfaiyesi var, gitsin onlar ilgilensin arkadaş!

-Arkadaş, bak ülkemiz kan gölüne dönmüş, terör saldırıları artmış…

-Bana ne!

-Niye yahu?

-Arkadaş! Ben seçimde oy verdim, temsilci gönderdim ve hükümet ettim. Emrinde polis var, asker var, çözsün, bana ne!

-İyi de arkadaş, seni ne ilgilendirir?

-Yalnız kendim yani ben! Bu kadar haksız rekabet olsa da çalışmak, çok para kazanmak, ailemi doyurmak, çocuklarımı okutmak, araba almak, ev almak, kısaca ayakta kalmak… Gerisi fasa fiso işlerdir. Beni de hiç ilgilendirmez. Bana ne!

Bu örneklerini verdiğim duygu ve düşünceyle hareket eden toplumumuzda neredeyse yüzde 60-70 oranında insan vardır. Toplumun geri kalan yüzde 20-30 oranında insanımız da kendilerini cemaat ve tarikatlara teslim etmişlerdir. Tam biat ederler, asla bu konuları düşünmezler… Sadece askere, polise Allah yardımcısı olsun diye dua ederler, bir de ‘devletimize, milletimize zeval gelmesin’ derler…

Ben, yani sıradan bir vatandaş, eksik gedik olabilir ama kabaca Türkiye’de yaşayan büyük çoğunluğun fotoğrafını böyle çektim.

İster kızın, ister kızmayın, benim nazarımda ‘Toplum tepkisizleşti ama neden?’ sorusunun yanıtı böyledir.