Kürt sorunu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kürt sorunu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Temmuz 2011 Pazar

Kürt sorunu var mı, yok mu?

Aslında kan, gözyaşı, çığlık içinde düşünceleri yansıtma adına yazmak en zor olanıdır.

Benim söyleyeceklerim, sadece AK Parti iktidarınadır. Çünkü Türkiye seçimini yaptı ve yüzde 50 oyla AKP’ye 3.kez çoğunluk sağladı. Mesaj çok açıktır: Ey AKP! Çöz artık bu meseleyi çöz!...

Yüreğimizi dağlayan Silvan şehitlerinin ardından Sayın Başbakan bakın ne dedi?

''Bu ülkede artık Kürt sorunu yoktur. Bu ülkede PKK sorunu vardır.’’

İyi de Sayın Başbakanımız: bu cümleyi 20 yıl önce iktidarda olanlar da söylüyordu. Hepsi de tarih oldular ve hepside siyasi mezarlığa kayıt oldular. Siz ise ‘analar ağlamasın’, ‘güzel şeyler olacak’, ‘çözüyoruz’, ‘çözdük’ derken 20 yıl önceki noktaya geri geldiniz.

O zaman Türkiye’de yaşayan seçmenlerin yüzde 50’si sizin nezdinizde AK Parti’ye niye oy verdi ki?

Bence gerçek durum göz ardı edilerek; insanlar kandırıldı, insanlar oyalandı, insanlar avlandı… İktidara tekrar gelebilmek adına özellikle 2007 yılından beri bu konu siyasi istismara tabi tutuldu.

Sayın Başbakan, artık eski siyasilere göre çok daha geriye düşerek; ‘Kürt sorunu yoktur’ diyebiliyor. Neredeyse Kürt de yoktur noktasına gelecektir.

Herkes çok iyi biliyor ki Cumhuriyetimizin kurulduğundan bu yana Kürt sorunu vardır ve hala da var olmaya devam etmektedir. Yok demekle keşke yok olsa… Sayın Başbakanımızın önünde tarihi bir fırsat vardı. Bu konuda hiç olmadığı kadar iyi niyetli bir ana muhalefet partisi vardı. Seçim öncesi siyaseten kendini bağlayan ‘Kürt raporu’ yayınlamıştı. Bu soruna barışçıl ve kalıcı çözüm bulan bir siyasi figür mutlaka tarihe altın harflerle yazılacaktı. Sayın Başbakanımız tam aksine basit, gündelik siyasi polemiklerle bu fırsatı heba etti. Maalesef yine döndük en başa…

Bakın, daha açık, daha anlaşılır bir dille söylüyorum; bu sorunun çözümü önünde 2 yol vardır: ya savaşacaksın, ya barışacaksın…

Sayın Başbakanımız, son 9 yılında söylem ve davranışlarıyla barış yolunu tercih etti. İzlediği bu yolu herkes destekledi. Hatta PKK bile tüm silahlı güçlerini Kuzey Irak’a çekti. Ha bugün, ha yarın derken yıllar akıp geçti. Maalesef yine savaş kanalına girdik. Daha kötüsü ise devletin savaş mekanizmaları artık bu savaşa olan motivasyonunu kaybetti.

Toparlarsam; Türkiye’de hem Kürt hem de dolayısıyla PKK sorunu vardır. Bu sorunun çözümünde;  AK Parti’nin 3. kez iktidar olma hırsı yüzünden hem savaş hem de barış kaybedilmiştir.

Ömer ÖZDAMAR
Bucak-BURDUR

22 Ağustos 2009 Cumartesi

Hadi bu kör düğümü çözün bakalım...


Terör örgütü lideriyle 31 Temmuz 2009 günü avukatların yaptığı görüşmenin tutanakları ve o ünlü çözümün, yol haritası ortaya çıkmış.

Hem de çok daha radikal cümleler kırpılarak, sansürlenerek bir metin ortaya çıkmış.

Bakın İmralı’daki yol haritasından barış-severlere ne gibi mesaj veriyor?

-Türkiye’de Yaşar Kemal dahil hiçbir aydın sorunu tam olarak derinliğine kavrayamıyor.

-Kürt sorununun çözümünde kendisiyle müzakere edilmesinin şart olduğunu çünkü DTP beni temsil etmiyor, PKK beni temsil etmiyor. Bir başkası beni temsil etmiyor.
Emniyetle 90 gün müzakere etmem lazım. 90 gün müzakere ettikten sonra ancak sorunun emniyet yönü çözüm noktasına gelebilir. Sorunun askeri boyutunun çözülebilmesi için benim 45 gün müzakere etmem lazım. Bunlar çok hassas konular. Dediğim gibi sadece askeri yönünü masaya yatırmam için 45-90 gün müzakere etmem, tartışabilmem lazım. Sorunun diğer boyutları da ayrı, sosyal, kültürel, ekonomik bunları daha ağzıma bile almıyorum. Bunlar da ayrıca tartışılır.


-Ordu da bunu anlamalı. Bunu anlamalı ve bunun önünde engel olmamalı. Ordu öyle çok kendine güvenmesin. Kendini öyle çok güçlü hissetmesin. Çok kaotik, çok çatışmalı dönem olursa, çözümün önünde engel olursa ordu da ortada kalmaz, dağılır gider.

Not: Alıntı Milliyet Gazetesi.

Barış-sever biri olarak, barışta ısrarcı biri olarak ne yapacağımı şaşırdım.

Barış hevesimi neredeyse boğazıma düğümlendi…

Ne yapacağız şimdi?

Bu düğümü nasıl çözeceğiz?

Adam Yaşar Kemal’i tanımıyor, adam siyasi kanat DTP’yi tanımıyor…

Peki, kimi tanıyor?

Kendini tanıyor ve gelin benimle konuşun diyor.

Madem benimle müzakere etmeyecektiniz niye şimdiye kadar DTP ile, aydınlar ile, hatta PKK ile çözmediniz diyor…

Söyleminin ya da yol haritasının bütününe bakarsak; görüşme olmazsa kaoik ortam olur gibi aba altında sopa göstermeyi de ihmal etmiyor.

Bir barış-sever olarak, barışta ısrarcı olarak, pozisyonumun ne olacağına karar veremedim?

Neyse buraya kadar ironi yaptım. Şimdi gerçeklere tekrar dönüyorum.

Sizlere çok önceden demiştim. Cin şişeden çıktı artık, mümkün değil geri girmez…

Aydınların hele Yaşar Kemal Beyin düştüğü durumu hiç istemezdim. Adam resmen Yaşar Beyi, Kürt sorununu derinlemesine bilememekle itham ediyor, kısaca cahil diyor… Yuh yani bu kadar olur yahu…

Ben artık söyleyecek söz bulamıyorum. Mikrofonu yorumlarıyla barış-severlere, barışta ısrarcı olanlara bırakıyorum.

Saygı ve sevgilerimle…

Ömer Özdamar/22 Ağustos 2009/Burdur-Türkiye

‘’Dünyamızı sorularımızın cesareti ve yanıtlarımızın derinliğiyle önemli kılarız. (Carl Sagan)’’

Siz hala kitabımı almadınız mı? O zaman adresi veriyorum:

http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=439776

http://www.idefix.com/kitap/normal-otesi-ask-omer-ozdamar/tanim.asp?sid=UMSURS3EM4WBRLD0UYO8