Deniz Feneri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Deniz Feneri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Ekim 2011 Cumartesi

Deniz Feneri davası ve tahliyeler…


Yok, canım! Bu kadar zamanlama pes yani… Niye öyle diyorsun derseniz; yahu Çukurca Keklik Tepe üs bölgesinde 21 askerimiz şehit olmuş, 16 askerimiz yaralanmış, toplam 24 şehidimizle şoka uğramışken, üzüntüye gark olmuşken, ‘Deniz Feneri’ davasından tahliye haberi geldi… Hadi zamanlamayı geçtik diyelim… Büyük soru şudur: Tahliye talebini kabul etmeyen, hatalı işlem yaptığı iddiasıyla görevden alınan savcılarımızın yerine atanan yeni savcılarımız; sanıkların tahliye istemini hemen kabul ediyor ya… Peki, savcılarımızın tahliye istemini kabul etmeyen sulh ceza hakimimiz de görevden alınıp yer değişir miydi? Bilinmez…

Bu arada adalet, hak, hukuk terazimiz sağlamdır diyeceğim ama aklıma hemen ne geliyor? Sincan Cezaevinde yatan Deniz Feneri sanıklarını ziyaret ettiği iddia edilen (halen yalanlanmadı) 170 AK Parti milletvekili, 2 bakan gözümün önüne gelince, ne diyeceğimi bilemiyorum, sadece yazık oluyor bu güzel ülkeye diyorum…

Bu tahliye işlemine adalet penceresinden bakınca; bence hiç şık durmadı. Çok sevdiğim ülkemin geleceği adına maalesef vicdanlarda yara açtı. Hadi iş hayatında, parasal işlemlerde, ihalelerde anlarım ama adalette bile AK Partili olan, olmayan ayrımı ‘’algısı’’ yaratılırsa bu güzel ülkemiz asla huzuru, refahı, mutluluğu bu-la-maz

AK Parti siyaset üstü ne kadar mesele varsa hep kendisine oy veren yüzde 50 üzerinden hesap yapıyor. 9 yıllık siyasi yaşamında hiçbir zaman yüzde 100 toplum desteğini aramıyor… Mesela PKK terörü konusunda İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’de 1 milyon vatandaşın karşı koyuşunu, protestosunu gö-re-me-yiz… Bu tezimin sonuna kadar arkasındayım. PKK terörünü telin edecek 1 milyon kişi toplansın, ben bu toplumun sosyolojik, psikolojik yapısını hiç anlamamışım diyeceğim… Mümkün değildir çünkü toplumda artık Türkiye-PKK ayrımı yerine AKP-PKK ayrımı yapılmaya başlandı…

Hele medya patronlarını karşısına alıp toplantı yapılması çok yanlış olmuştur. Terörle ilgili yayın politikası konuşulacaksa genel yayın yönetmenleri, Ankara temsilcileri davet edilir ve brif edilir… Patronlar olunca verilen mesaj açıktır. Söylediklerimi yapmazsanız, işleriniz zora girer olmuyor mu?

Neyse geleceğe dair söyleyeceklerimi söyledim ve gittim…

14 Ekim 2011 Cuma

AK Parti Milletvekilleri Sincan Cezaevini yol etmişler…


Önce iddiaya bakalım mı?

‘CHP Konya Milletvekili Atilla Kart, Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç ve ismini vermediği başka bir bakan ile 170 AK Parti milletvekilinin, "Deniz Feneri" soruşturması şüphelilerini Sincan Cezaevinde ziyaret ettiklerini’ söyledi...

Başka neler söyledi?

Neden 170 AKP’li milletvekili ve 2 bakan gruplar halinde Sincan Cezaevini ziyaret eder? Burada şüphelilere birtakım teminatlar mı verilir? Bu durum bile başlı başına, şüphelilere imtiyaz yaratmak ve adli mercilere gözdağı vermektir. İtiraf psikolojisi içine girenlere, acaba biraz sabredin mi deniyor? AKP, maalesef bu tablonun odağında yer almaktadır. AKP’nin paniği buradan kaynaklanmaktadır. Gözü kara bir şekilde karartma yapılmakta, delilleri ve soruşturmaya müdahale edilmektedir. Deniz Feneri ilişkilerini ve bu kirli ilişkileri takip edeceğiz.

Şimdi gelelim bu iddialar üzerine düşünce ve yorumuma…

Bir kere iddialar çok vahimdir. 2011 seçimlerinde 327 milletvekili mevcuttur. Demek oluyor ki AK Parti milletvekillerinin yarıdan fazla Sincan Cezaevini yol etmişler…

İddiaya göre kime gitmişler?

Deniz Feneri tutuklu sanıklarına…

Kim bunlar?

Eski RTÜK Başkanı Zahid Akman,
Kanal 7 Yönetim Kurulu Başkanı Zekeriya Karaman,
Kanal 7 Genel Müdür Yardımcısı ve Yönetim Kurulu Üyesi İsmail Karahan,
Kanal 7 Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Çelik,

Hadi film şeridini geri saralım ve neler olup-bittiğini anımsayalım…

3-4 yıl dava oyalandı, işte tercümesi 1 yıl sürdü, işte soruşturmayı yürütecek savcıları belirleyecek başsavcı ataması uzun süre yapılamadı, en sonunda 3 savcı görevlendirildi ancak soruşturmanın ortasında Adalet Bakanlığının önerisiyle HSYK tarafından görevden alındı…

Bu iş uzadıkça, davanın unutulması yerine tam aksine AK Parti aleyhine süreç dönmeye başladı…

Benim merak ettiğim şudur: Uçan kuşu görüntüleyen yazılı ve görsel medyaya ne oldu acaba? ‘Gruplar halinde AK Parti milletvekilleri Sincan Cezaevine gitti’ iddiasını görmeyen, duymayan medyaya yuh olsun…

Toplumda nasıl CHP ile Ergenekon davası arasında illiyet algısı kuvvetli ise AK Parti-Deniz Feneri davası da neredeyse aynı rotaya girdi…

Peki, bu algı nasıl değişebilir?

Deniz feneri davasında kimin ne kusuru varsa, gitsin, adalet önünde hesap versin demesi gerekir.

Diyebilir mi?

Valla Davut Dişli, Mir Dengir Fırat davalarında yaptığı gibi ‘Deniz Feneri’ davasında da aynı şekilde davranmayacağı geçen 3 yıllık süreç bize kanıtlıyor.

AK Parti’yi bir PKK, bir de ‘Deniz Feneri’ büyük siyasi zarar vereceği öngörüsünde bulunabilirim. Aslında zamlar, yüzde 20-25’lik devalüasyon, diğer gelişmeler mevcut iktidarı çok zor durumda bırakabilir… Gel gör ki, etkisiz, inandırıcılığını kaybetmiş, güven sıralaması yerlerde sürünen bir ana muhalefet partisinin varlığı AK Parti’nin rahat olmasını sağlıyor… 

12 Ekim 2011 Çarşamba

Deniz Feneri ve köstebek


Valla daha önce bu konuda düşüncemi paylaşmıştım. Ancak CHP Genel Başkanı Sayın Kılıçdaoğlu’nun açıklamasıyla Sayın Bakan Atalay’ı ‘KÖSTEBEK’ ilan etmesi, karşılığında Sayın Bakan’ın yazılı ve sözlü TV beyanatları bize geldiğimiz yeni bir aşamayı çok net gösteriyor…

Nedir o?

Kesin olan köstebek vardır. Ama o, ama bu, ne fark eder ki… Soruşturması ve gizliliği süren Deniz Feneri davasıyla ilgili birisi, Kırıkkale Belediye Başkanını, o da Kanal-7 yöneticisini aramış…

Ne demiş?

Yarın Kanal-7’ye baskın yapılacak, tedbirinizi alın…

CNN Türk kanalına açıklama yapan Sayın Bakan, şu noktayı kabul ediyor: Makamımdaki telefondan Kırıkkale Belediye Başkanı aranmış…

Bu aşamada Sayın Bakan mı aradı, yoksa bir emniyet görevlisi mi aradı bence çok önemi yoktur. Çünkü gizliği olan bir soruşturmaya birileri müdahil olmuştur ve adaletin tecellisini engellemiştir.

Ne yapılması gerekiyor?

Bence Sayın Bakan’ın ‘bana iftira atıldı, telefon eden ben değilim’ gibi karşılık verme yerine savcıya suç duyurusunda bulunarak; ‘İçişleri Makamı’nın telefonunu kullanan her kimse derhal bulunmasını ve cezalandırılmasını istemesi gerekir…

İddia odur ki, tam çıkmaz yol burada başlıyor. Çünkü makamından telefon ettiği ithamına maruz kalan emniyet görevlisinin şu an Sayın Bakan’ın korumasıymış…

Çare nedir?

Sayın Başbakan’ın sessizliği gösteriyor ki, bu konuyu araştırıyor. Muhtemelen Sayın Bakan’ın istifasını isteyecektir. Bu şartlarda ve durumda  başka da çıkış seçeneği yoktur bence…

Umarım, polemiğe girmeden sarih, anlaşılır ifade etmişimdir…

7 Eylül 2011 Çarşamba

Deniz Feneri Davası…


Bu meşhur Deniz Feneri davasında gelinen son evreyi ve davanın özetini herkesin anlayabileceği basitlikte anlatmaya çalışacağım…

Yılan hikayesine dönen ancak seçimden sonra zoraki de olsa soruşturma için düğmeye basılan ve Eski RTÜK Başkanı başta olmak üzere Kanal-7 Yöneticilerinin tutuklanmasıyla sonuçlanan davada ilk etap sona ermişti…

Bence davada en kritik aşamaya gelindiği zaman siyasilerden müdahale gelmiştir.

Neydi o aşama? Dava süreci işlerken kim kime, telefonla bilgi veriyor?

‘Deniz Feneri Derneği, Aytaç Firması, Kırıkkkale Belediye Başkanı’ tüzel ve özel kişilere uzanınca benim kanaatime göre 3 savcı görevden alındı.

Neden mi?

Sıkı durun şimdi! Kırıkkale Belediye Başkanı hangi partiden?

AK Parti,…

Peki, Kırıkkale Belediye Başkanı ile ne alakası var?

Yine sıkı durun şimdi! 2001-2003 yılları arası Aytaç Firması Genel Müdürlüğü’nü şu an Kırıkkale Belediye Başkanı olan Veli Korkmaz yapıyordu. 

Farkındaysanız asla kimseyi itham etmiyorum. Sadece davanın daha anlaşılır olması için örneklemeler yapıyorum.

Neyse esas Sayın Adalet Bakanı’nın, 3 savcının görevden alınmasıyla ilgili gerekçeleri geldiğimiz zaman şok olacaksınız.

Neden mi?

Hadi olayı daha somuta indirgeyelim. Deniz Feneri davasında gözaltına alınan ve tutuklanan kişilerin mal varlıkları üzerine savcılar; ihtiyati tedbir konması için mahkemeye talepte bulunuyor. Asliye Ceza Mahkemesi de bu taleplerin bir kısmına izin veriyor.

Size kafanızda şablon oluşsun diye örnekleme yaparsam: hem evine, hem özel otosuna, hem de şirket hisselerine tedbir isteniyor. Ancak mahkeme sadece hisselere koyuyor. Savcılarımız da dava süreci işlerken gelişmeler ışığında bilahare mahkemeden talepte bulunmayı saklı tutmak kaydıyla kendi inisiyatifleriyle evlere ve özel otolara da ihtiyati tedbir kararı koyuyor.

Kıyamet de bundan kopuyor. Eski RTÜK Başkanı HSYK’ya avukatları vasıtasıyla şikayet ediyor. Jet hızıyla müfettişler görevlendiriliyor, tabi Adalet Bakanımızın onayıyla… jet hızıyla soruşturma yürütülüyor ve jet hızıyla 3 savcımız görevden alınıyor…

Yani savcılarımıza yöneltilen kusur budur:
Mahkeme kararı olmadan söz konusu tutuklu kişilerin başka mal varlıklarına neden tedbir kararı aldın?...

Şimdi bu gerekçe görevden alınacak kadar vahim bir kusur mudur? Bence değildir. Avukatlar aracılığıyla asliye ceza mahkemesi başvurulur ve mahkeme kararı olmayan tedbir kararı kolayca kaldırılır.

Benim düşünceme göre bu basit gerekçeden dolayı sacılar görevden alınmış değildir. Aytaç Firması ve Kırıkkale Belediye Başkanı davanın içine çekildiği için gümbürtü kopmuştur. Ha ben bilemem, suçludur, suçsuzdur… Ona karar verecek olan mahkemelerdir. Benim dikkatimi çeken siyasetin neden yargıya müdahil olduğudur? 12 Eylül referandumuyla yargıyı bağımsız yapalım derken sanki yağmurdan kaçarken doluya yakalandık gibime geliyor…

Bu Deniz Feneri davası daha çok konuşulur, daha çok bana yazı yazdırır…

Bakalım, bundan sonra neler olacak? Hele şu TBMM’de açılsın esas patırtı o zaman kopacak…