Zeitgeist ve Türkiye İzdüşümü
İnternette çığ gibi
büyüyen 21. yüzyılın ütopya hareketi Zeitgeist'ın fikir babası Jacques Fresco
olup ‘Parasız hayat’’ sunmaktadır. Valla ben de 2-3 kez ’Zeitgeist’ filmini
üşenmeden izledim, notlar aldım ve pek etkilendim..
Peki,
neyi hayal etmemizi söylüyor?
Paranın artık
yaşamınızda olmadığı, teknolojinin insanlığın yıkımı için değil yükselişi için
kullanıldığı ‘çağın zihniyetini’ yakalamış bir medeniyet hayal edilmesini…
‘Venüs Projesi’ olarak adlandırılan
ütopyanın temel taşları nedir?
Kimlik yok, mülkiyet
yok, sınır yok, ülke yok, ırk yok, din yok.. Ortak yaşam alanı yeryüzü olup
yeryüzünde her şey canlıların ortak malıdır..
Zeitgeist’in ana fikri nedir?
Dünya'nın sahip
olduğu zengin kaynakların ve teknolojinin yardımıyla, insanların doğaya sahip
değil, doğaya ait olduğu fikrini benimsiyor ve şimdiki sistemin dünya
üzerindeki tüm sorunlara neden olduğunu iddia ediyor. Hem de geçerli delillerle
kanıtlıyor. İşte modern toplumla beraber insanlığın üstüne kabus gibi çöken savaş
çılgınlığı, işte Afrika'nın içinde bulunduğu kıtlık ve açlık olayı...
Bu konuda bir yazı
demeti de ben hazırladım..
Kafamda hep
kurguladığım, parçacıkları birbirine uladığım, sürekli düşündüğüm bir sistem
arayışı çocukluğumdan beri vardı. Kendi hayal dünyamın sistemini kurmak için
ilk temel taşı bu ultra ütopik yazıyla attım..
Aslında insanlık da ilk çağlardan, milenyuma
kadar hep sistem arayışındaydı. Son gelinen noktada yeni sistem arayışına
birçok insan katıldı. İslamizm, Sosyalizm, Faşizm, Komünizm sistemleri ile
halen dünyanın neredeyse tamamında etkin olan Kapitalizm sistemi mevcuttur.
Rezerve edilmiş haliyle Liberalizm, süslenmiş haliyle Globalizm seçeneksiz
olarak karşımızda durmaktadır.
Ne zaman ki elime Zeitgeist (Çağın zihniyeti…)
isimli kaynaktan notlar aldım. Bu yazı dizisini oluşturmamda ittirici güç oldu.
Kısaca Türk insanın anlayabilmesine uyumlu bir doktrin yarattığım kanaatindeyim.
Bu doktrin, ‘dünya sistem arayışında’ ana hedefe katkı sağlamayı amaçlayan
düşünce silsilesi de diyebiliriz.
Yeryüzünde halen İslami sistem ya da şeriat
sistemi bazı Arap ülkelerinde ve diğer ülkelerde uygulanmaktadır. Birçok İslam
ülkesinde irili ufaklı grupların İslami kural ve kaidelerle donatılmış sistem
için yaşam çabaları mevcuttur.
Sosyalist sistem rezerve edilmiş haliyle Çin,
Küba, Venezüella gibi az sayıda ülkelerde hâkimdir.
Tartışmasız yeryüzüne egemen olan liberal sistem
önce sorgulanacak, defoları ortaya konacak sonra sistem seçenekleri sunulacaktır…
Liberalizmin kalbi bankacılık sistemi…
Bankacılık sistemi gündelik yaşamımızdan çok
ayrılmıştır.
Niye mi?
Çünkü insanların kolayca anlayamayacağı
‘’Sermaye Yeterlilik Rasyosu’’,
‘’Reel Sektör’’,
‘’Aktif Toplam’’,
‘’Hazine Bonosu’’,
‘’Overnight’’
gibi tabirler bile
sistemi ne kadar karmaşık yapıyor ve insanların anlamasından bir o kadar uzak
tutuyor.
Bu terimlerden biraz daha sayayım mı?
Çıktı açığı,
Emisyon,
Libor,
Likidite,
Parite,
Avans,
Kur,
Rezerv,
Para dolaşım hızı,
Reeskont…
Kaç vatandaş bu terimleri bilir ve üzerine yorum
yapabilir?
Sistem sanki labirent gibi… Paranın hangi
delikten girip hangi delikten çıktığını bulmak; neredeyse Mars’a gitmekten daha
zordur ve daha uzundur…
Bundan dolayı konumuzu mümkün olduğunca
anlaşılır bir dille anlatmaya çabalayacağım.
Önce bu kadar karşısında olduğum ve hedef
tahtasına yerleştirdiğim liberalizm nedir?
Liberalizm nedir?
İnsan ve para ilişkisi..
Önce bu kadar karşısında olduğum ve hedef
tahtasına yerleştirdiğim liberalizm nedir?
Liberalkelimesi Latinceliber'den (özgür) türemiştir. Livy'nin (Titus Livius)History of Rome from Its
Foundation eserinde
aşağı tabaka ile aristokasi arasında geçen özgürlük mücadelesi anlatılmaktadır.
Orta çağın değişken ortamında uykuda olan bu mücadele özgür şehir devletlerini
savunanlar ve papa taraftarları arasında İtalyan rönesans sürecinde tekrar başladı.Niccolò Machiavelli, Discourses
on Livy eserinde cumhuriyet'in temellerini attı. İngiliz John Lockeve Fransız aydınlanma dönemi'nin diğer düşünürleri bu mücadeleyi insan hakları temelinde ele aldılar.
Türk Dil Kurumu sözlüğü liberal sözcüğünün Fransızca libéral 'den
geldiğini belirtir ve şu anlamları verir:
Hürriyet ve serbestlikle ilgili.
Serbest ekonomiden yana olan (kimse, parti vb).
(mecaz) Hoşgörülü.
18. yüzyılsonlarından itibaren liberalizm gelişmiş ülkeler için ana
ideolojik akımlardan biri haline geldi.
Liberalizmde eğilimler
Yukarıda anlatılan temel çerçeve dahilinde olmakla
birlikte, liberalizm içinde derin çatışmalar ve karşıtlıklar bulunur. Bu
karşıtlıklar klasik liberalizm dışında kimi farklı eğilimler oluşmasını
sağladı. Birçok tartışmada karşıt taraflar farklı kavramlar için aynı sözcüğü,
kimi zaman da aynı kavram için farklı sözcükleri kullanırlar. Bu makalede;
politik liberalizm liberal demokrasi taraftarlığı kültürel liberalizm bireysel
hak ve özgürlüklerin kimi devletsel ve/veya dini sebepler sebebiyle
kısıtlanması karşıtlığı ekonomik liberalizm devlet müdahalesine ve mülkiyetine
karşı özel mülkiyet hakkı taraftarlığı sosyal liberalizm fırsat eşitsizliğine
karşı olarak eşitlik taraftarlığı için kullanılmaktadır.
Muhafazakar liberalizm bireysel özgürlük,
serbest ekonomi girişimciliği, düşünce ve din ve vicdan özgürlüğünü halkın
geleneksel, kültürel yapısı dikkate değer alınarak reformu öngören sağcı
ideoloji özgürlüğüdür.
Modern liberalizm kavramıyla ise yukarıda
listelenen saf formlardan ziyade, bugün hemen hemen tüm birinci dünya
ülkelerinde görülen, bu formların bir harmanı olan liberalizm anlatılmaktadır.
Politik ve kültürel liberalizm kendini liberal
olarak tanımlayan insanların çoğu tarafından benzer bir şekilde algılanıp
benimsenir, fakat ekonomik ve sosyal liberalizm konusunda geniş görüş
ayrılıkları ve karşıtlıklar mevcuttur. Not: Kaynak Vikipedi
Kabaca liberalizm hakkında temel bilgileri zihnimizin
bir köşesine yazdık.
Artık
Liberalizm’in içine yavaş yavaş süzülme vakti gelmiştir.
Liberalizm’in kalbi
parada atar yani bankacılık sisteminde atar. Bankacılık işlemlerini
öğrenemezsek, çözemezsek liberalizm’e yöneltilen tüm eleştireler havada kalır
ve insanların kafasında bir anlam ifade etmez.. Madem Liberalizm’in kalbi
parada atıyorsa; insan-para ilişkisi çok önem arz ediyor.
İnsanlar dediğimiz zaman milyon hatta
milyarlarca yıllık süreç sonucu bugünkü fiziki görünüm şekliyle hasıl olduğunu
bilimsel teoriler izah ederler.. Semavi dinler ve diğer inanç odakları da
canlıların nasıl oluştuğuna dair makul açıklama yaparlar.
Konumuz insanların oluşması değildir, en azından
benim derdim değildir..
Benim asıl derdim para ve insanların
ilişkisidir..
M.Ö 6. Yüzyılda Lidya'nın, insanların gelecek
tarihine en büyük zararı ‘parayı icat etmiş’ olmalarıyla
vermiştir.. Tüm canlıların ortaklığına ve uyumuna dayanan yeryüzü beraberliğine
onarılmaz en büyük darbeyi para vurmuştur. Para, canlıların birbirlerini
tamamlayan ilişkilerine zehirlemiştir.
Peki,
insanlık paradan önce ilişkisi nasıldı?
Yaşadığı zamanın ruhuna uygun ihtiyaçları
doğrultusunda çalışıyordu, üretim yapıyordu ve birbirlerine takas yoluyla
devrediyordu. Agora olarak adlandırılan pazar yerlerinde; örneğin birisi,
diğerine buğday verirken karşılığında mısır veriyordu. Herkesin ihtiyaçları
gideriliyordu. Takas olayı zaten sadece kalabalık yerleşim yerlerinde oluyordu.
Neden?
Keçisi, atı, suyu,
toprağı olan çekirdek topluluk zaten tüm ihtiyaçlarını giderebiliyordu ve
takasa gerek duymuyordu.
Çok değil 300 yıl önce insanlık şu tabirlerin
hangisini gündelik yaşamında biliyordu ya da kullanma gereği duyuyordu?
Küresel piyasa,
Merkez Bankası,
Dünya Bankası-IMF Borçlanma
kuruluşları,
Tahvil ihracı,
Kısmi Rezerv
Uygulaması,
Elektronik ortamda
para sirkülasyonu,
Borçlandırma enstrümanları (Emlak-Tüketici-Otomobil
Kredileri),
Kredi kartı,
Servet transferi,
Tüketim ekonomisi,
Bence hiç birini
bilmiyordu ve kullanmıyordu..
Hoş bugün de birçok kimse için bu terimlerin çoğu
yabancı ya..
Neyse biz
insanların parayla olan zehirli ilişkisine devam edelim..
Yeryüzünde yaşayan canlıların parayla olan
çarpık ve bozuk ilişkisine düşünebilen tek canlı olan insanoğlu ancak 1900’lü
yılların ortalarında ‘dur şansını’ yakalayabiliyor.
İşte Karl Marks çıkıyor ve bana göre özetle şunu
diyor: Feodalizm sonrası Kapitalizm sistemi sınıfsal bir çatışmadır. Parası
olanla, olmayanın mücadelesidir.. Yeryüzünde yaşayan tüm canlıların Komünizm
sistemiyle mutlu olacağını söyler..
İnsanlık bu teoriye ilk başta teveccüh gösterir,
hatta Rusya başta olmak üzere birçok ülkelerde yönetimler bu felsefe
doğrultusunda el değiştirir.
Bana göre ana sorun çözülmemiştir. Para var
olduğu sürece kaçınılmaz son bellidir ve öyle de olmuştur. Birkaç istisna ülke
hariç bu felsefeyi terk etmiş, yeniden Kapitalizm’e kucak açmıştır.
Yeryüzünde Kapitalizm’in uygulayıcısı kim ne
derse desin ABD olmuştur. Hala da onun kontrolünde ve yönetiminde
sürdürülmektedir.
Bana göre ABD önderliğinde Kapitalizm’in
yeryüzünde kök salmasında en önemli etken; 1945 yılında milyonlarca insanların
üzerine attığı atom bombasının patlamasıdır. Bu andan itibaren ABD’nin
efendiliğine yeryüzünde tüm ülkeler boyun eğmiştir ve diz çökmüştür. O andan
itibaren yaklaşık 70 yıldır para, yeryüzünde yaşayan tüm canlıları esir
almıştır, cendereye hapsetmiştir ve bir şekilde boyunduruk altına almıştır.
Ticaret,
para ve din üçgeninde..
Semavi dinleri
doğuşundan itibaren ticareti ve parayı kutsamışlardır. Malumunuz Peygamber
Efendimiz Hazreti Muhammet SA ticaret yapmıştır, ilk eşi Hazreti Hatice
Hatun’un mallarının satışını, kazancını bizzat yönetmiştir.
Hele Yahudilik
inancında para o kadar kutsaldır ki ha Musa ha Para neredeyse aynı anlama
geliyor. Yeryüzünde birçok zengin insanın Yahudi olması para ve ticaretin
Yahudilik inanışında ne kadar hakim olduğunu kanıtlıyor.
Bakın, sermaye-para hakkında Kur’an-ı Kerim
kitabımızda yer alan bazı ayetleri göz atalım:
(MEÂRİC suresi 18. ayet) Toplayıp kasada yığanı/depolayanı.
(MEÂRİC suresi 18.
ayet) İşin gereği şu ki insan; aceleci, hırslı,
sabırsız, tahammülsüz yaratılmıştır.
(MEÂRİC suresi 18.
ayet) Kendisine kötülük/hoşnutsuzluk dokununca basar bağırır.
(MEÂRİC suresi 18.
ayet) Kendisine hayır ve nimet ulaşınca ondan
başkalarının yararlanmasına engel olur.
(BAKARA suresi 219.
ayet) Sana uyuşturucuyu/şarabı ve kumarı sorarlar. De ki: "Bu
ikisinde büyük bir günah vardır; insanlar için çıkarlar da vardır. Ama onların
kötülüğü yararlarından çok daha büyüktür." Ve sana neyi infak edeceklerini
de soruyorlar. De ki: "Helal kazancınızın size ve bakmakla yükümlü
olduklarınıza yeterli olanından artanını verin." İşte Allah, ayetleri size
böyle açıklar ki, derin derin düşünebilesiniz.
(HUCURÂT suresi 16.
ayet) De ki: "Siz Allah'a dininizi mi öğretiyorsunuz? Oysaki
Allah, gökte ne var, yerde ne var hepsini bilir. Allah her şeyi çok iyi
bilmektedir."
Ticaret-para-zenginleşme-güç kombinasyonu var olduğu müddetçe haram-helal,
günah-sevap, ifrat-tefrit diyerek; insanoğlunu asla dizginleyemezsiniz,
durduramazsınız. Yüzyıllar durduramadığını zaten hepimizi gösteriyor, her şey
gözümüzün önünde cereyan ediyor..
Yeryüzünde yaşayan tüm canlıların kimyasını,
akışını, organiğini bozan para-insanlar ilişkisini maalesef semavi dinlerimizin
hiçbiri çözememiştir. Keşke Allah’ın yeryüzünde canlılar için her şeyi yaratmıştır,
bunların parayla alınması-satılması yasaktır denebilseydi..
Borç-kredi sarmalı..
İnsanoğlunun doğuştan
gelen güdüleri illa da para kazanmak üzere mi kodlanmıştır? Bana göre külli
hayır..
Para sistemi insanları buna yöneltmiş, odaklamış
ve çaresiz bırakmış..
Özellikle 1945 yılından beri insanlığın kabusu
haline gelen para sistemi nedir, ona
değinelim, onu öğrenelim..
Para sistemi denince Türkiye’de ve dünyamızda
’para borçtur, borç da para’ demektir…
Ne kadar borç para varsa; o kadar para vardır.
Başka bir açıdan cüzdanınızdaki 1 TL, birisinin, birisine borcudur.
Paranın
var olabilmesinin tek yolu; kredidir...
Çünkü hükümetler dahil ülkedeki herkes borçlarını ödeyebilecek durumda olsaydı;
piyasada dönen tek 1 TL bile olmazdı.
ABD’de FED ile hazine
ya da bizde TCMB (Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası) ile hazine olduğu
müddetçe borç garantidir.
Bunu yaparken
sistemin en hilekar öğesi olan faizi silahını kullanmaktadır. Dünyanın her
yerinde borç alan hükümetler ya da şahıslar ham bir faizle borcu geri ödemek
zorundadır. Diğer bir deyişle piyasadaki 1 TL eninde sonunda faiziyle birlikte
bir bankaya dönmek zorundadır.
Peki,
Türkiye tüm borçları kapatabilir mi?
Kapatabilir
ama para nerde?
Hiçbir yerde ve hiç var olmadı ki…
Bankalara geri dönen paranın miktarı, piyasadaki
paranın miktarını her zaman aşacaktır.
İşte bu piyasada yaratılan enflasyondur.
Faiz nedeniyle
sürekli ortaya çıkan ve hep var olan bütçe açığını kapatmak için her zaman yeni
paraya ihtiyaç duyulur. Borç ve faiz ikilisinin kaçınılmaz varyasyonu biri
sürekli borç veriyor, diğeri daha fazlasını geri emiyor, bitmez tükenmez borç
doğuyor, zaten başka türlüsü mümkün olmuyor…
Bu olup-bitenler içinde birilerinin fakir
kalması mutlaktır ve kaçınılmazdır.
Para piyasası bir
sandalye kapma oyununa benzer. Müzik durduğunda birisi mutlaka ayakta kalır.
Kısa çöpü çekenler her zaman fakir kalacaktır.
Bu
sistemin doğasında olan husus nedir?
Önce sizleri bir güzel borçlandırır ve Kredi
kartı, tüketici, emlak, taşıt vs. krediyi alırsınız ama kredinizi
ödeyemezsiniz.
Ne olur o
zaman?
Eviniz, arabanız, eşyalarınız kısaca elinizde
her ne varsa alınır.
Çok merak ediyorsanız; hangi il veya ilçede
yaşarsanız yaşayın; bankalar tarafından el konulan araçların alanlarını
gezebilirsiniz. Her geçen gün devasa büyük alanlara yayıldığını unutmayın.
Kredi borcu nedeniyle satılan emlak katlanarak büyümektedir.
Takipteki kredi kartı sayısı yüzde 20’ye
ulaşmıştır..
Öyle güzel reklamlar yapılır, öyle cazibeli
kampanyalar yürütülür, yolda sokakta kredi kartı hediye edilir ve bu sistemin ağına
insanlar bir şekilde düşürülür. Battığınızın ya da ödeyememe noktasına
sürüklediğinizi fark ettiğiniz an artık çok geçtir. Ne kadar öfkelenseniz de
boştur. Bu sistemin; sizleri borç ödeyememe noktasına sürüklemesi zaten
kaçınılmazdır.
Somut örnekleme yapalım. Evini ipotek yapıp
üretim yapmak üzere kredi alan birisi olsun. Eve ya da daireye ekspertiz gelir,
değer biçer ve yüzde 50-60’ı oranında krediye hak kazanır. Aldığınız krediyi
üretime yatırdınız, mal sattınız ancak, parayı bir şekilde tahsil edemediniz.
Kredi borcunuzu ödeyemediniz. İşte o zaman donunuza kadar soyulduğunuz para
oyunu başlar. Evinizi ya da dairenizi açık artırmayla satılır. Sanırsınız ki
borcunuz kapanır. Oysa MÜMKÜN DEĞİLDİR.
Çünkü oyunda fırsatçı para leşine hücum eden akbabalar vardır. Evin ya da
dairenin eksperiz değerinden yüzde 50 aşağıya satılır. Bankadan aldığın kredi
borcunun yarısı bile kapanmamıştır. Üretim yaptığın yerde satılır. Alacaklı
olduğun mallar üzerine haciz konur.
UZLAŞMA-İNDİRİM derken sıfırı tüketmiş, intihar noktasına ulaşmış hale
geldiniz. İlinizde, ilçenizde böyle durumlara düşmüş ve maalesef intihar etmiş
çok sayıda örnekleriniz vardır ya da duymuşsunuzdur.
En vahim
olanı da bankanın sizden istediği borcun ya da kredinin
başından beri hiç var olmadığıdır. Bunu tekrar vurgulamak isterim. Banka vadeli mevduatı
size kredi olarak vermiyor, koymuş olduğu sermayeyi kredi olarak vermiyor…
Peki,
neyi veriyor?
Para
piyasasının yarattığı hayali parayı…
Fiziken kendisine ait olmayan ve sermaye
varlığını dayanmayan parayı tüketici kredisi, emlak kredisi, taşıt kredisi,
kredi kartı borcu şeklinde dağıtması aslında yasal değildir.
ABD’de bu konuda bir mahkeme örnek karar
alınmıştır. Morgage kredisi kullanan ve ev alan bir ABD’li vatandaş durumu buna
örnektir. Borcunu ödeyemez haline gelince banka eve el koyar. Vatandaş
mahkemeye koşar. Davanın ilerleyen safhalarından verilen kredi parasının
bankanın parası olmadığı, sistemin yarattığı hayali para olduğu anlaşılır.
Hakim nihai kararında; felsefi bir gerekçe sunar: Yoktan var etmek Allah’a
mahsustur. Bu yüzden olmayan paranın borcu ve alacağı olamaz.
Kendi mal varlıkları olmayan paraları veren
bankaların tüm sözleşmeleri hükümsüzdür. Ancak bu tür yasal hak aramalar ya
baskılandı ya da inkar edildi.
Netice itibarıyla yaratılan sahte parayla ve
verilen sahte borçlarla servet transfer akışı devam etmektedir.
Modern kölelik..
En büyük soru:
Neden?
Para piyasası modern kölelik yaratmaktan başka
bir şey değildir.
Düşünün bir kere! Hayali parayla milyonlarca
borçlu insan yaratıldı.
İnsanlar borç içindeyken ne yaparlar?
Geri ödeyebilmek ve çalışabilmek için boyun
eğerler.
Böyle
hayali parayla borçlanan toplum nasıl kurtulur?
Kurtulamaz. Olay da budur!
Çünkü verilen kredi parası asla geri
ödenemeyecek faizlerden yaratılmıştır. Yıllık yüzde 50-60’a dayanan kredi kartı
temerrüttü faizleri karşısında bir vatandaş ne yapabilir?
Yandı! Hiçbir şey yapamaz!
Mal varlığını
kaybetme korkusuyla ya da elinde tutma çabasıyla sürekli ve kaçınılmaz yeniden
kredi kartı borçlanmasıyla; hamster tekerliğinde koşan, sadece faiz ödeyen köle
olur…
Liberalizm’de bankacılık sistemi aracılığıyla
nasıl kar ve servet akışı sağlandığını, hem de bunun tamamen şişirilmiş ve
hayali paralarla yapıldığını, araçlarının tek olduğunu, onun da borçlanma
enstrümanı olduğunu artık biliyoruz.
Ülkedeki daha doğrusu sınıfsal piramidin en
tepesindeki elitlere, seçkinlere, burjuvaziye yani para imparatorluğuna
milyonlarca çalışan hem kar sağlıyor, hem de borçlarla belli hizada tutularak
korkak kılınıyor.
Can alıcı soru şudur: Kimin için çalışıyorsunuz?
Dolaylı ya da dolaysız bankalara… Çünkü nerede
ve kimin adına çalışırsanız çalışın para mutlaka bir bankaya dönecektir.
Zaten tüm çalışanların, tüm emeklilerin, tüm
üreticilerin, tüm çiftçilerin ücretlerini, alacaklarını, karşılıklarını
bankalar aracılığıyla ödendiğini biliyoruz.
Tam ücret-maaş alan çalışanlar içinde oran yüzde
10’nu bile bulmaz. Çünkü ya kredi kartına, ya tüketici kredisine, ya otomobil
kredisine, ya ev kredisine kesintisi vardır. Yani ücretinizin tamamı daha
elinize bile geçmeden bankalar marifetiyle kesilir.
İster Liberalizm’in, ister Sosyalizm’in can
damarı olan finans ayağını yani bankacılığı dünyadaki tüm hükümetler ve
şirketler destekler. Çünkü varlıkları birbirleriyle doğrudan ilintilidir.
Bakınız Çin, bakınız Almanya, Bakanız ABD…
Liberalizm’in en dahiyane buluşu ne
derseniz?
Bence geçmişten ince bir fark yaratmasıdır.
Önceden fiziki kölelik için insanlara ev ve yemek vermeyi gerektirirken; Neo
Liberalizm ise ekonomik köleliği icat etti ve kendi evleri ve kendi yemekleri
olmasını öngördü.
İşte bu hakikaten milyonlarca insanın peşine
takıldığı müthiş bir açılımdır.
İnsan egosunu esir almayı amaçlayan taktiktir. Toplumu
neredeyse ölünceye kadar çalışmasını sağlamaktır.
Ev kredisine giren bir çalışan; 30 yıl yani
takriben ömrünün yarısını bankaya borç ödemekle geçirecektir. Maalesef 30 yılın
sonunu göremeyen, borcunu bitiremeyen, borcunu ödeyemeyen, sonunda tüm
birikimlerini yok eden sayısız örnekler vardır…
Türkiye’de Nisan-Haziran 2010 dönemi sonunda
tüketici kredileri bakiyesi 102 milyar 488 milyon TL, ev-taşıt-tüketim kredisi
kullanan toplam kişi sayısı ise 9 milyon 826 bin 815 oldu. Kısaca 10 milyon
insan borçludur. Eş ve çocuklar dikkate alındığı zaman toplam nüfusumuzun
yarısı bir şekilde borçludur. Borç ya da
borçluluk toplumları fetih etmek ve köleleştirmek için kullanılan bir silahtır.
Ve faiz onun birincil mermisidir.
Kendinizi, etrafınızı, ülkemizi, dünyayı
sorgulayın ve göreceksiniz ki yaşamın bir bölümünde ya da tümünde mutlaka
borçlanılmıştır. Ve mutlaka faiz ödenmiştir.
Dünyada bu sistemin ülkeler nezdinde
yaygınlaşması ve daha iyi işlemesi için IMF, Dünya Bankası gibi borçlanma
kurumları oluşturulmuştur.
Tüm ülkelerde yaşayan büyük çoğunluk
olup-bitenlerden bihaber iken bankalar, hükümetler ve şirketler gizli
anlaşmalar ve tezgahlar içindedirler… Örnek mi? 2001 Türkiye krizi, 2008 ABD
krizi, 2011 AB krizi,
Bu gidişin en sonunda insan yaşamı yerine finans
ve şirket gücü üzerine kurulu; ‘’dünya para tekeli’’olacaktır.
Dünyamızdaki eşitsizlik, işsizlik, yoksulluk
arttıkça doğal olarak insanlar çaresiz kalacak ve çareyi farklılıklara
saldırmakta arayacaktır... Zaten öyle de oluyor… İşte Irak, işte Yugoslavya,
işte Sovyetler, işte Türkiye, işte Ruanda…
Rekabet-rüşvet-yolsuzluk
bağlantısı..
Gelelim, şu soruya:
Bu kölelik ve açgözlülük üzerine işleyen para
sistemini nasıl durdururuz?
Ve bundan sonra ne olacak?
Ne olacağa geçmeden
açgözlülük olayını ela alalım.
Açgözlülük insan tabiatının sonucu değildir.
Paranın yarattığı kıtlık korkusuyla; açgözlü insan davranış kalıbı yaratılmış
ve yaygınlaştırılmıştır…
Bunun direk sonucu
ise yaşamda kalabilmek adına birilerini ezip geçmek üzere mücadele ya da kavga
etmektir. Para piyasası bunun adına da rekabet demektedir. Rekabet lafının
altına ‘’büyük balık küçük balığı yutar’’ misalini hep sokarlar ya da
dayatırlar…
Oysa rekabette en büyük silah rüşvettir. Rüşvet
siyasi de olsa, adam kayırma da olsa kısaca öyle de olsa, böyle de olsa paraya
dayanır.
Görünüyor ki para
piyasası insan hayrına hiçbir şey tasarlamamıştır.
İnsan
davranışlarının yüzde 60’ı çevre tarafından belirlenmektedir.
Eğer Kızılderililerin
yanında büyüseydiniz, başka birilerini görmeseydiniz; onların değer yargılarına
sahip olurdunuz. Böylece para piyasasının değerleri çok yabancı gelirdi.
Tüm dünyada para piyasası, şehir, metropol
olarak adlandırılan yerleşik bir toplum hayatı kurdu, şekillendirdi, bir bakış
açısı oluşturdu ve ebedi kıldı…
Böylece kendi
kendilerine yeten mezralar, köyler yok edildi.
Para
piyasası kumpasına dünyadaki tüm uluslar kandılar ve temel değerlerinde
yozlaştılar. Böylece para piyasası içinde var olan kurumları desteklemeye
yöneldiler. Buna Komünizm, Sosyalizm, Faşizm, Kapitalizm ve diğer alt kültürler
de para piyasası kurallarına boyun eğdiler.
3 bölüm halinde yayınlayacağım yazı
dizisidir.. İlk bölüm sonrası ikinci bölüm 1 hafta sonra gelecektir..