10 Mart 2014 Pazartesi

Bucak’ta belediye başkanı kim olacak?


Yerel seçimlere 19 gün kala büyük soru budur!

2014-2019 dönemi için Bucak Belediye Başkanı kim olacak?

AK Parti’den Süleyman Mutlu mu?

BBP’den Abdurrahman Sarı mı?

CHP’den Hüseyin Bütün mü?

DP’den Arsal Sarı mı?

MHP’den Ramazan Kesici mi?

SP’den Hasan Mersin mi?

Evet, kafamda bir isim var ama asla söylemem..

Neden?

Tüm adaylarımız canla başla çalışıyorlar, para ve zaman harcıyorlar, en önemlisi 1 (bir) oyun bile mumla arandığı seçim süreci yaşanıyor..

Bu saatten sonra kimsenin hakkını yemek istemem.. Hani tahminimi ya da öngörümü söylersem ve birilerinin oylarını etkilersem; vicdanen çok rahatsız olurum..

Farkındaysanız, sıralamayı bile parti harf sırasına göre yaptım..

Gördüğüm kadarıyla her başkan adayımız çalışıyor, projelerini açıklıyor ve her adayımız belediye başkanı olmak istiyor, ancak Bucak’ta yaşayan 29 bin seçmen tarafından 30 Mart 2014 günü, bir kişi en çok oyu alacak ve seçilecek..

Tüm başkan adaylarımızın bildiği gibi demokrasi denen bu seçim oyununun temel kuralı; en fazla oy alana dayalı çalışıyor ve işliyor olmasıdır..  

Tek bildiğim gerçek ise belediye başkanı olacak adayımıza ve Bucak’ımıza hayırlı, uğurlu olmasıdır.

Bucak’ta yaşayan sıradan bir vatandaş olarak gönlüm geçen; elbette Bucak için hangi aday daha iyi olacaksa o adayın seçilmesidir..

Gelelim tüm adayların duymak ya da öğrenmek istedikleri izlenimlerime..

Daha 19 gün var ama seçmenlerin yüzde 70’sı sanki kararını vermiş gibi duruyor. Yüzde 30’u ise (ki bu seçmen kitlesi seçimin kaderini belirliyor) henüz karar verememiş ve son dönemeci bekliyorlar.. Bu kritik seçmen kitlesi, muhtemelen 26-27-28-29 Mart 2014 günleri kararını verir ve ertesi günü sandığa gider, oyunu atar.. Adaylarımız ve partilerimiz ‘bu günlerde nasıl bir taktik izleyeceklerini’ biliyorlar ve ona göre hazırlık yapıyorlar..

Hele bin-iki bin seçmen kitlesi vardır, ta 29 Mart gününü kadar beklerler ve o gün karar verirler..

Son 1-2 gün kala artık gündüzleri, özellikle akşamları birebir markajlar başlar, oy vereceğine dair sözler alınır..

Son 3 gün kala cemaatler, tarikatlar kararlarını üyelerine bir şekilde ulaştırır ve yüzde 90 oranında karara uyarlar.. Sanırım Bucak ilçemizde bu kategoriye giren seçmen kitlesi 4-5 bin civarındadır.. Partilerimiz alınan kararı; 29 Mart günü, mensup olan kişilerden öğrenebilirler..

Seçim sürecinde en az 10 bin kişinin elini sıkan mutlaka bir adım daha öndedir ve avantajlıdır..

Partilerimizin kadın kolları içinde hangisi iyi ve etkili çalışırsa; seçimlerde fark yaratacaktır ve sonucu etkileyecektir..

Üniversite öğrencileri, mermer fabrikası işçileri üzerinde etkili olan siyasi parti ve adayı mutlaka daha şanslı olacaktır.

Neyse bu kadar yeter! Son cümleciğim ise ‘tüm adaylarımıza ve siyasi partilerimize kolaylıklar dilerim’ olacaktır..


6 Mart 2014 Perşembe

Emekli Astsubayların ölüm çığlıkları..


Başta sosyal medya olmak üzere yazılı ve görsel medyanın bir kısmının gördüğü; TEMAD’ın Abdi İpekçi Parkındaki, 05 Mart 2014 günü başlayan, ölüm orucu eylemine değinmek zorundayım…

Amma grup, amma kişi haklılığına kesinkes inanıyorsa; ‘ölüm orucu eylemi’ yapabilir, başka türlü yeryüzünde hiçbir canlı yaşamını tehlikeye atacak, böyle bir eyleme girişmez...

Öncelikle TEMAD Başkanı Sayın Ahmet Keser ve onun nezdinde tüm Emekli Astsubaylar Derneği’nin asil ve vakurlu üyelerinin haklı ve bir o kadar gururlu eylemini destekliyorum ve onları yürekten selamlıyorum..

TEMAD (Türkiye Emekli Astsubaylar Derneği) üyelerinin eylemi boyunca taşıdıkları pankart ve dövizlerde şu talepler yazıyordu:

"Savaşta değil sokakta ölüyoruz"
"Ordunun kahramanları sokağa terk ediliyor"
"İmtiyaz değil adalet istiyoruz"
"İntiharlar şehit sayısını geçti"
"Ekonomik ayrımcılığa son"
"Maaş adaletsizliğine son"

TEMAD Genel Başkanı Ahmet Keser, 98 bin çalışanı, 120 bin emeklisi ve aileleriyle 1 milyon kişilik büyük bir aile olan TEMAD yönetiminin, adaletsizlik ile ayrımcılığa karşı tüm meslektaşları adına oy birliğiyle açlık grevi kararı aldığını söyledi.

Peki, ne talep ediyorlar?

Ta darbeci Kenan Evren’den bu yana gasp edilen özlük haklarının iadesini, askeri kanunlar önünde en temel insani hakların sağlanmasını..

Evet ya, bu kadar basit, bu kadar sarihtir..

Yazıklar olsun!

TSK’nın belkemiği diye öve-öve bitirilemeyen astsubay emeklilerinin kangrene dönüşmüş sorunlarına el atmayan ve de çözüm bulmayan başta siyasi iktidar olmak üzere tüm sorumlulara yazıklar olsun!

Peki, ölüm orucu gibi vahim bir noktaya TEMAD nasıl sürüklendi ve sorumluları kimlerdir?

Örgütlü gücün farkını algılayamayan, hala 30 yıl öncesinin ruh haliyle yaşayan, sosyal medyanın ilgisini ve yarattığı bilgisini özümsemeyen yönetici kafalardır..

Kardeşim! Emekli ya da muvazzaf (GÖREVDE) astsubayların sorunları çözmek için istesen de, istemesen de, tek bir merci vardır. O da TEMAD Başkanı ve Yönetim Kuruludur.. TEMAD dışında yapılan tüm girişimler boş ve beyhude çabadır..

Bu işin çözülememesi ve bu kadar uzamasında tek sorumlu tanırım. Oy verdiğimiz ve muhatap olduğumuz legal hükümettir.

Hükümetin başı yani Başbakan da, kaçamak güreşip; pası hep Genelkurmay Başkanlığı’na atmaktadır.  

Şimdiye kadar olması gereken prosedür; Milli Savunma Bakanı Sayın İsmet Yılmaz, TEMAD Başkanı ile yetkili kurulu davet eder, talepleri not alır, hükümete götürür ve yasalaşır. Bu arada Genelkurmay’a bilgi verir.

Neler istendiğini, TEMAD Başkanı Sayın Ahmet Keser, yaklaşık 2 yıldır neredeyse tüm televizyon kanallarını dolaştı ve anlattı..

TEMAD’ın haklı çığlığı neredeyse MARS’tan bile duyuldu ama ne hikmetse Ankara’nın göbeğindeki Başbakanlık duymadı..

Artık ölüm çığlığı atılıyorsa; buna ne Başbakanlık ne de TBMM kulaklarını tıkayabilir.

Çare nedir?


Hemen, hem de mümkünse yarın Sayın Başbakan Erdoğan, TEMAD Başkanı Ahmet Beyi, makamına davet eder, görüşlerini alır ve belli bir takvim içinde talepler hayata geçirilir.

4 Mart 2014 Salı

PARASIZ YAŞAM HAYALİ (ÜTOPİK ÖTESİ)



Zeitgeist ve Türkiye İzdüşümü

İnternette çığ gibi büyüyen 21. yüzyılın ütopya hareketi Zeitgeist'ın fikir babası Jacques Fresco olup ‘Parasız hayat’’ sunmaktadır. Valla ben de 2-3 kez ’Zeitgeist’ filmini üşenmeden izledim, notlar aldım ve pek etkilendim..
 
Peki, neyi hayal etmemizi söylüyor?

Paranın artık yaşamınızda olmadığı, teknolojinin insanlığın yıkımı için değil yükselişi için kullanıldığı ‘çağın zihniyetini’ yakalamış bir medeniyet hayal edilmesini…

‘Venüs Projesi’ olarak adlandırılan ütopyanın temel taşları nedir?

Kimlik yok, mülkiyet yok, sınır yok, ülke yok, ırk yok, din yok.. Ortak yaşam alanı yeryüzü olup yeryüzünde her şey canlıların ortak malıdır..

Zeitgeist’in ana fikri nedir?

Dünya'nın sahip olduğu zengin kaynakların ve teknolojinin yardımıyla, insanların doğaya sahip değil, doğaya ait olduğu fikrini benimsiyor ve şimdiki sistemin dünya üzerindeki tüm sorunlara neden olduğunu iddia ediyor. Hem de geçerli delillerle kanıtlıyor. İşte modern toplumla beraber insanlığın üstüne kabus gibi çöken savaş çılgınlığı, işte Afrika'nın içinde bulunduğu kıtlık ve açlık olayı...

Bu konuda bir yazı demeti de ben hazırladım..

Kafamda hep kurguladığım, parçacıkları birbirine uladığım, sürekli düşündüğüm bir sistem arayışı çocukluğumdan beri vardı. Kendi hayal dünyamın sistemini kurmak için ilk temel taşı bu ultra ütopik yazıyla attım..
 
Aslında insanlık da ilk çağlardan, milenyuma kadar hep sistem arayışındaydı. Son gelinen noktada yeni sistem arayışına birçok insan katıldı. İslamizm, Sosyalizm, Faşizm, Komünizm sistemleri ile halen dünyanın neredeyse tamamında etkin olan Kapitalizm sistemi mevcuttur. Rezerve edilmiş haliyle Liberalizm, süslenmiş haliyle Globalizm seçeneksiz olarak karşımızda durmaktadır.
 
Ne zaman ki elime Zeitgeist (Çağın zihniyeti…) isimli kaynaktan notlar aldım. Bu yazı dizisini oluşturmamda ittirici güç oldu. Kısaca Türk insanın anlayabilmesine uyumlu bir doktrin yarattığım kanaatindeyim. Bu doktrin, ‘dünya sistem arayışında’ ana hedefe katkı sağlamayı amaçlayan düşünce silsilesi de diyebiliriz.
 
Yeryüzünde halen İslami sistem ya da şeriat sistemi bazı Arap ülkelerinde ve diğer ülkelerde uygulanmaktadır. Birçok İslam ülkesinde irili ufaklı grupların İslami kural ve kaidelerle donatılmış sistem için yaşam çabaları mevcuttur.
 
Sosyalist sistem rezerve edilmiş haliyle Çin, Küba, Venezüella gibi az sayıda ülkelerde hâkimdir.
 
Tartışmasız yeryüzüne egemen olan liberal sistem önce sorgulanacak, defoları ortaya konacak sonra sistem seçenekleri sunulacaktır…
 
Liberalizmin kalbi bankacılık sistemi…
  
Bankacılık sistemi gündelik yaşamımızdan çok ayrılmıştır.

Niye mi?
 
Çünkü insanların kolayca anlayamayacağı  

‘’Sermaye Yeterlilik Rasyosu’’,
 
‘’Reel Sektör’’,
 
‘’Aktif Toplam’’,
 
‘’Hazine Bonosu’’,
 
‘’Overnight’’

gibi tabirler bile sistemi ne kadar karmaşık yapıyor ve insanların anlamasından bir o kadar uzak tutuyor.
 
Bu terimlerden biraz daha sayayım mı?
 
Çıktı açığı,
 
Emisyon,
 
Libor,
 
Likidite,
 
Parite,
 
Avans,
 
Kur,
 
Rezerv,
 
Para dolaşım hızı,
 
Reeskont…
 
Kaç vatandaş bu terimleri bilir ve üzerine yorum yapabilir?
 
Sistem sanki labirent gibi… Paranın hangi delikten girip hangi delikten çıktığını bulmak; neredeyse Mars’a gitmekten daha zordur ve daha uzundur…
 
Bundan dolayı konumuzu mümkün olduğunca anlaşılır bir dille anlatmaya çabalayacağım.
 
Önce bu kadar karşısında olduğum ve hedef tahtasına yerleştirdiğim liberalizm nedir?

Liberalizm nedir? İnsan ve para ilişkisi..
 
Önce bu kadar karşısında olduğum ve hedef tahtasına yerleştirdiğim liberalizm nedir?
 
Liberalkelimesi Latinceliber'den (özgür) türemiştir. Livy'nin (Titus Livius)History of Rome from Its Foundation eserinde aşağı tabaka ile aristokasi arasında geçen özgürlük mücadelesi anlatılmaktadır. Orta çağın değişken ortamında uykuda olan bu mücadele özgür şehir devletlerini savunanlar ve papa taraftarları arasında İtalyan rönesans sürecinde tekrar başladı.Niccolò Machiavelli, Discourses on Livy eserinde cumhuriyet'in temellerini attı. İngiliz John Lockeve Fransız aydınlanma dönemi'nin diğer düşünürleri bu mücadeleyi insan hakları temelinde ele aldılar.
Türk Dil Kurumu sözlüğü liberal sözcüğünün Fransızca libéral 'den geldiğini belirtir ve şu anlamları verir:
Hürriyet ve serbestlikle ilgili.
Serbest ekonomiden yana olan (kimse, parti vb).
(mecaz) Hoşgörülü.
18. yüzyılsonlarından itibaren liberalizm gelişmiş ülkeler için ana ideolojik akımlardan biri haline geldi.
 
Liberalizmde eğilimler
Yukarıda anlatılan temel çerçeve dahilinde olmakla birlikte, liberalizm içinde derin çatışmalar ve karşıtlıklar bulunur. Bu karşıtlıklar klasik liberalizm dışında kimi farklı eğilimler oluşmasını sağladı. Birçok tartışmada karşıt taraflar farklı kavramlar için aynı sözcüğü, kimi zaman da aynı kavram için farklı sözcükleri kullanırlar. Bu makalede; politik liberalizm liberal demokrasi taraftarlığı kültürel liberalizm bireysel hak ve özgürlüklerin kimi devletsel ve/veya dini sebepler sebebiyle kısıtlanması karşıtlığı ekonomik liberalizm devlet müdahalesine ve mülkiyetine karşı özel mülkiyet hakkı taraftarlığı sosyal liberalizm fırsat eşitsizliğine karşı olarak eşitlik taraftarlığı için kullanılmaktadır.
Muhafazakar liberalizm bireysel özgürlük, serbest ekonomi girişimciliği, düşünce ve din ve vicdan özgürlüğünü halkın geleneksel, kültürel yapısı dikkate değer alınarak reformu öngören sağcı ideoloji özgürlüğüdür.
 
Modern liberalizm kavramıyla ise yukarıda listelenen saf formlardan ziyade, bugün hemen hemen tüm birinci dünya ülkelerinde görülen, bu formların bir harmanı olan liberalizm anlatılmaktadır.
 
Politik ve kültürel liberalizm kendini liberal olarak tanımlayan insanların çoğu tarafından benzer bir şekilde algılanıp benimsenir, fakat ekonomik ve sosyal liberalizm konusunda geniş görüş ayrılıkları ve karşıtlıklar mevcuttur. Not: Kaynak Vikipedi
 
Kabaca liberalizm hakkında temel bilgileri zihnimizin bir köşesine yazdık.
 
Artık Liberalizm’in içine yavaş yavaş süzülme vakti gelmiştir.

Liberalizm’in kalbi parada atar yani bankacılık sisteminde atar. Bankacılık işlemlerini öğrenemezsek, çözemezsek liberalizm’e yöneltilen tüm eleştireler havada kalır ve insanların kafasında bir anlam ifade etmez.. Madem Liberalizm’in kalbi parada atıyorsa; insan-para ilişkisi çok önem arz ediyor. 
 
İnsanlar dediğimiz zaman milyon hatta milyarlarca yıllık süreç sonucu bugünkü fiziki görünüm şekliyle hasıl olduğunu bilimsel teoriler izah ederler.. Semavi dinler ve diğer inanç odakları da canlıların nasıl oluştuğuna dair makul açıklama yaparlar.
 
Konumuz insanların oluşması değildir, en azından benim derdim değildir..
 
Benim asıl derdim para ve insanların ilişkisidir..
 
M.Ö 6. Yüzyılda Lidya'nın, insanların gelecek tarihine en büyük zararı ‘
parayı icat etmiş’ olmalarıyla vermiştir.. Tüm canlıların ortaklığına ve uyumuna dayanan yeryüzü beraberliğine onarılmaz en büyük darbeyi para vurmuştur. Para, canlıların birbirlerini tamamlayan ilişkilerine zehirlemiştir.
 
Peki, insanlık paradan önce ilişkisi nasıldı?
 
Yaşadığı zamanın ruhuna uygun ihtiyaçları doğrultusunda çalışıyordu, üretim yapıyordu ve birbirlerine takas yoluyla devrediyordu. Agora olarak adlandırılan pazar yerlerinde; örneğin birisi, diğerine buğday verirken karşılığında mısır veriyordu. Herkesin ihtiyaçları gideriliyordu. Takas olayı zaten sadece kalabalık yerleşim yerlerinde oluyordu.

Neden?

Keçisi, atı, suyu, toprağı olan çekirdek topluluk zaten tüm ihtiyaçlarını giderebiliyordu ve takasa gerek duymuyordu.
 
Çok değil 300 yıl önce insanlık şu tabirlerin hangisini gündelik yaşamında biliyordu ya da kullanma gereği duyuyordu?
 
Küresel piyasa,

Merkez Bankası,

Dünya Bankası-IMF Borçlanma kuruluşları,

Tahvil ihracı,

Kısmi Rezerv Uygulaması,

Elektronik ortamda para sirkülasyonu,

Borçlandırma enstrümanları (Emlak-Tüketici-Otomobil Kredileri),

Kredi kartı,

Servet transferi,

Tüketim ekonomisi,

Bence hiç birini bilmiyordu ve kullanmıyordu..
 
Hoş bugün de birçok kimse için bu terimlerin çoğu yabancı ya..
 
Neyse biz insanların parayla olan zehirli ilişkisine devam edelim..
 
Yeryüzünde yaşayan canlıların parayla olan çarpık ve bozuk ilişkisine düşünebilen tek canlı olan insanoğlu ancak 1900’lü yılların ortalarında ‘dur şansını’ yakalayabiliyor.
 
İşte Karl Marks çıkıyor ve bana göre özetle şunu diyor: Feodalizm sonrası Kapitalizm sistemi sınıfsal bir çatışmadır. Parası olanla, olmayanın mücadelesidir.. Yeryüzünde yaşayan tüm canlıların Komünizm sistemiyle mutlu olacağını söyler..
 
İnsanlık bu teoriye ilk başta teveccüh gösterir, hatta Rusya başta olmak üzere birçok ülkelerde yönetimler bu felsefe doğrultusunda el değiştirir.
 
Bana göre ana sorun çözülmemiştir. Para var olduğu sürece kaçınılmaz son bellidir ve öyle de olmuştur. Birkaç istisna ülke hariç bu felsefeyi terk etmiş, yeniden Kapitalizm’e kucak açmıştır.
 
Yeryüzünde Kapitalizm’in uygulayıcısı kim ne derse desin ABD olmuştur. Hala da onun kontrolünde ve yönetiminde sürdürülmektedir.
 
Bana göre ABD önderliğinde Kapitalizm’in yeryüzünde kök salmasında en önemli etken; 1945 yılında milyonlarca insanların üzerine attığı atom bombasının patlamasıdır. Bu andan itibaren ABD’nin efendiliğine yeryüzünde tüm ülkeler boyun eğmiştir ve diz çökmüştür. O andan itibaren yaklaşık 70 yıldır para, yeryüzünde yaşayan tüm canlıları esir almıştır, cendereye hapsetmiştir ve bir şekilde boyunduruk altına almıştır.
 
Ticaret, para ve din üçgeninde..

Semavi dinleri doğuşundan itibaren ticareti ve parayı kutsamışlardır. Malumunuz Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammet SA ticaret yapmıştır, ilk eşi Hazreti Hatice Hatun’un mallarının satışını, kazancını bizzat yönetmiştir.

Hele Yahudilik inancında para o kadar kutsaldır ki ha Musa ha Para neredeyse aynı anlama geliyor. Yeryüzünde birçok zengin insanın Yahudi olması para ve ticaretin Yahudilik inanışında ne kadar hakim olduğunu kanıtlıyor.
 
Bakın, sermaye-para hakkında Kur’an-ı Kerim kitabımızda yer alan bazı ayetleri göz atalım:
 
(MEÂRİC suresi 18. ayet) Toplayıp kasada yığanı/depolayanı.

(MEÂRİC suresi 18. ayet) İşin gereği şu ki insan; aceleci, hırslı, sabırsız, tahammülsüz yaratılmıştır.

(MEÂRİC suresi 18. ayet) Kendisine kötülük/hoşnutsuzluk dokununca basar bağırır.

(MEÂRİC suresi 18. ayet) Kendisine hayır ve nimet ulaşınca ondan başkalarının yararlanmasına engel olur.

(BAKARA suresi 219. ayet) Sana uyuşturucuyu/şarabı ve kumarı sorarlar. De ki: "Bu ikisinde büyük bir günah vardır; insanlar için çıkarlar da vardır. Ama onların kötülüğü yararlarından çok daha büyüktür." Ve sana neyi infak edeceklerini de soruyorlar. De ki: "Helal kazancınızın size ve bakmakla yükümlü olduklarınıza yeterli olanından artanını verin." İşte Allah, ayetleri size böyle açıklar ki, derin derin düşünebilesiniz.

(HUCURÂT suresi 16. ayet) De ki: "Siz Allah'a dininizi mi öğretiyorsunuz? Oysaki Allah, gökte ne var, yerde ne var hepsini bilir. Allah her şeyi çok iyi bilmektedir."
 
Ticaret-para-zenginleşme-güç kombinasyonu var olduğu müddetçe haram-helal, günah-sevap, ifrat-tefrit diyerek; insanoğlunu asla dizginleyemezsiniz, durduramazsınız. Yüzyıllar durduramadığını zaten hepimizi gösteriyor, her şey gözümüzün önünde cereyan ediyor..
 
Yeryüzünde yaşayan tüm canlıların kimyasını, akışını, organiğini bozan para-insanlar ilişkisini maalesef semavi dinlerimizin hiçbiri çözememiştir. Keşke Allah’ın yeryüzünde canlılar için her şeyi yaratmıştır, bunların parayla alınması-satılması yasaktır denebilseydi..
 






Borç-kredi sarmalı..

İnsanoğlunun doğuştan gelen güdüleri illa da para kazanmak üzere mi kodlanmıştır? Bana göre külli hayır..
 
Para sistemi insanları buna yöneltmiş, odaklamış ve çaresiz bırakmış..
 
Özellikle 1945 yılından beri insanlığın kabusu haline gelen para sistemi nedir, ona değinelim, onu öğrenelim..
 
Para sistemi denince Türkiye’de ve dünyamızda ’para borçtur, borç da para’  demektir…
 
Ne kadar borç para varsa; o kadar para vardır. Başka bir açıdan cüzdanınızdaki 1 TL, birisinin, birisine borcudur.
 
Paranın var olabilmesinin tek yolu; kredidir... Çünkü hükümetler dahil ülkedeki herkes borçlarını ödeyebilecek durumda olsaydı; piyasada dönen tek 1 TL bile olmazdı.

ABD’de FED ile hazine ya da bizde TCMB (Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası) ile hazine olduğu müddetçe borç garantidir.

Bunu yaparken sistemin en hilekar öğesi olan faizi silahını kullanmaktadır. Dünyanın her yerinde borç alan hükümetler ya da şahıslar ham bir faizle borcu geri ödemek zorundadır. Diğer bir deyişle piyasadaki 1 TL eninde sonunda faiziyle birlikte bir bankaya dönmek zorundadır.
 
Peki, Türkiye tüm borçları kapatabilir mi?
 
Kapatabilir ama para nerde?
 
Hiçbir yerde ve hiç var olmadı ki…
 
Bankalara geri dönen paranın miktarı, piyasadaki paranın miktarını her zaman aşacaktır. İşte bu piyasada yaratılan enflasyondur.
 
Faiz  nedeniyle sürekli ortaya çıkan ve hep var olan bütçe açığını kapatmak için her zaman yeni paraya ihtiyaç duyulur. Borç ve faiz ikilisinin kaçınılmaz varyasyonu biri sürekli borç veriyor, diğeri daha fazlasını geri emiyor, bitmez tükenmez borç doğuyor, zaten başka türlüsü mümkün olmuyor…
 
Bu olup-bitenler içinde birilerinin fakir kalması mutlaktır ve kaçınılmazdır.

Para piyasası bir sandalye kapma oyununa benzer. Müzik durduğunda birisi mutlaka ayakta kalır. Kısa çöpü çekenler her zaman fakir kalacaktır.
 
Bu sistemin doğasında olan husus nedir?
 
Önce sizleri bir güzel borçlandırır ve Kredi kartı, tüketici, emlak, taşıt vs. krediyi alırsınız ama kredinizi ödeyemezsiniz.
 
Ne olur o zaman?
 

Eviniz, arabanız, eşyalarınız kısaca elinizde her ne varsa alınır.
 
Çok merak ediyorsanız; hangi il veya ilçede yaşarsanız yaşayın; bankalar tarafından el konulan araçların alanlarını gezebilirsiniz. Her geçen gün devasa büyük alanlara yayıldığını unutmayın. Kredi borcu nedeniyle satılan emlak katlanarak büyümektedir.

Takipteki kredi kartı sayısı yüzde 20’ye ulaşmıştır..
 

Öyle güzel reklamlar yapılır, öyle cazibeli kampanyalar yürütülür, yolda sokakta kredi kartı hediye edilir ve bu sistemin ağına insanlar bir şekilde düşürülür. Battığınızın ya da ödeyememe noktasına sürüklediğinizi fark ettiğiniz an artık çok geçtir. Ne kadar öfkelenseniz de boştur. Bu sistemin; sizleri borç ödeyememe noktasına sürüklemesi zaten kaçınılmazdır.
 
Somut örnekleme yapalım. Evini ipotek yapıp üretim yapmak üzere kredi alan birisi olsun. Eve ya da daireye ekspertiz gelir, değer biçer ve yüzde 50-60’ı oranında krediye hak kazanır. Aldığınız krediyi üretime yatırdınız, mal sattınız ancak, parayı bir şekilde tahsil edemediniz. Kredi borcunuzu ödeyemediniz. İşte o zaman donunuza kadar soyulduğunuz para oyunu başlar. Evinizi ya da dairenizi açık artırmayla satılır. Sanırsınız ki borcunuz kapanır. Oysa MÜMKÜN DEĞİLDİR. Çünkü oyunda fırsatçı para leşine hücum eden akbabalar vardır. Evin ya da dairenin eksperiz değerinden yüzde 50 aşağıya satılır. Bankadan aldığın kredi borcunun yarısı bile kapanmamıştır. Üretim yaptığın yerde satılır. Alacaklı olduğun mallar üzerine haciz konur. UZLAŞMA-İNDİRİM derken sıfırı tüketmiş, intihar noktasına ulaşmış hale geldiniz. İlinizde, ilçenizde böyle durumlara düşmüş ve maalesef intihar etmiş çok sayıda örnekleriniz vardır ya da duymuşsunuzdur.
 
En vahim olanı da bankanın sizden istediği borcun ya da kredinin
başından beri hiç var olmadığıdır.
Bunu tekrar vurgulamak isterim. Banka vadeli mevduatı size kredi olarak vermiyor, koymuş olduğu sermayeyi kredi olarak vermiyor…
 
Peki, neyi veriyor?
 
Para piyasasının yarattığı hayali parayı…
 

Fiziken kendisine ait olmayan ve sermaye varlığını dayanmayan parayı tüketici kredisi, emlak kredisi, taşıt kredisi, kredi kartı borcu şeklinde dağıtması aslında yasal değildir.
 
ABD’de bu konuda bir mahkeme örnek karar alınmıştır. Morgage kredisi kullanan ve ev alan bir ABD’li vatandaş durumu buna örnektir. Borcunu ödeyemez haline gelince banka eve el koyar. Vatandaş mahkemeye koşar. Davanın ilerleyen safhalarından verilen kredi parasının bankanın parası olmadığı, sistemin yarattığı hayali para olduğu anlaşılır. Hakim nihai kararında; felsefi bir gerekçe sunar: Yoktan var etmek Allah’a mahsustur. Bu yüzden olmayan paranın borcu ve alacağı olamaz.
 
Kendi mal varlıkları olmayan paraları veren bankaların tüm sözleşmeleri hükümsüzdür. Ancak bu tür yasal hak aramalar ya baskılandı ya da inkar edildi.
 
Netice itibarıyla yaratılan sahte parayla ve verilen sahte borçlarla servet transfer akışı devam etmektedir.
Modern kölelik..

En büyük soru:
 
Neden?
 
Para piyasası modern kölelik yaratmaktan başka bir şey değildir.
 
Düşünün bir kere! Hayali parayla milyonlarca borçlu insan yaratıldı.
 
İnsanlar borç içindeyken ne yaparlar?
 
Geri ödeyebilmek ve çalışabilmek için boyun eğerler.
 
Böyle hayali parayla borçlanan toplum nasıl kurtulur?
 
Kurtulamaz. Olay da budur!
 
Çünkü verilen kredi parası asla geri ödenemeyecek faizlerden yaratılmıştır. Yıllık yüzde 50-60’a dayanan kredi kartı temerrüttü faizleri karşısında bir vatandaş ne yapabilir?
 
Yandı! Hiçbir şey yapamaz!

Mal varlığını kaybetme korkusuyla ya da elinde tutma çabasıyla sürekli ve kaçınılmaz yeniden kredi kartı borçlanmasıyla; hamster tekerliğinde koşan, sadece faiz ödeyen köle olur…
 
Liberalizm’de bankacılık sistemi aracılığıyla nasıl kar ve servet akışı sağlandığını, hem de bunun tamamen şişirilmiş ve hayali paralarla yapıldığını, araçlarının tek olduğunu, onun da borçlanma enstrümanı olduğunu artık biliyoruz.
 
Ülkedeki daha doğrusu sınıfsal piramidin en tepesindeki elitlere, seçkinlere, burjuvaziye yani para imparatorluğuna milyonlarca çalışan hem kar sağlıyor, hem de borçlarla belli hizada tutularak korkak kılınıyor.
 
Can alıcı soru şudur: Kimin için çalışıyorsunuz?
 
Dolaylı ya da dolaysız bankalara… Çünkü nerede ve kimin adına çalışırsanız çalışın para mutlaka bir bankaya dönecektir.
 
Zaten tüm çalışanların, tüm emeklilerin, tüm üreticilerin, tüm çiftçilerin ücretlerini, alacaklarını, karşılıklarını bankalar aracılığıyla ödendiğini biliyoruz.
 
Tam ücret-maaş alan çalışanlar içinde oran yüzde 10’nu bile bulmaz. Çünkü ya kredi kartına, ya tüketici kredisine, ya otomobil kredisine, ya ev kredisine kesintisi vardır. Yani ücretinizin tamamı daha elinize bile geçmeden bankalar marifetiyle kesilir.
 
İster Liberalizm’in, ister Sosyalizm’in can damarı olan 
finans ayağını yani bankacılığı dünyadaki tüm hükümetler ve şirketler destekler. Çünkü varlıkları birbirleriyle doğrudan ilintilidir. Bakınız Çin, bakınız Almanya, Bakanız ABD…
Liberalizm’in en dahiyane buluşu ne derseniz?
 

Bence geçmişten ince bir fark yaratmasıdır. Önceden fiziki kölelik için insanlara ev ve yemek vermeyi gerektirirken; Neo Liberalizm ise ekonomik köleliği icat etti ve kendi evleri ve kendi yemekleri olmasını öngördü.
 
İşte bu hakikaten milyonlarca insanın peşine takıldığı müthiş bir açılımdır.
İnsan egosunu esir almayı amaçlayan taktiktir. Toplumu neredeyse ölünceye kadar çalışmasını sağlamaktır.
 

Ev kredisine giren bir çalışan; 30 yıl yani takriben ömrünün yarısını bankaya borç ödemekle geçirecektir. Maalesef 30 yılın sonunu göremeyen, borcunu bitiremeyen, borcunu ödeyemeyen, sonunda tüm birikimlerini yok eden sayısız örnekler vardır…
 
Türkiye’de Nisan-Haziran 2010 dönemi sonunda tüketici kredileri bakiyesi 102 milyar 488 milyon TL, ev-taşıt-tüketim kredisi kullanan toplam kişi sayısı ise 9 milyon 826 bin 815 oldu. Kısaca 10 milyon insan borçludur. Eş ve çocuklar dikkate alındığı zaman toplam nüfusumuzun yarısı bir şekilde borçludur. Borç ya da borçluluk toplumları fetih etmek ve köleleştirmek için kullanılan bir silahtır. Ve faiz onun birincil mermisidir.
 
Kendinizi, etrafınızı, ülkemizi, dünyayı sorgulayın ve göreceksiniz ki yaşamın bir bölümünde ya da tümünde mutlaka borçlanılmıştır. Ve mutlaka faiz ödenmiştir.
 
Dünyada bu sistemin ülkeler nezdinde yaygınlaşması ve daha iyi işlemesi için IMF, Dünya Bankası gibi borçlanma kurumları oluşturulmuştur.
 
Tüm ülkelerde yaşayan büyük çoğunluk olup-bitenlerden bihaber iken bankalar, hükümetler ve şirketler gizli anlaşmalar ve tezgahlar içindedirler… Örnek mi? 2001 Türkiye krizi, 2008 ABD krizi, 2011 AB krizi,
 
Bu gidişin en sonunda insan yaşamı yerine finans ve şirket gücü üzerine kurulu; ‘’dünya para tekeli’’olacaktır.
 
Dünyamızdaki eşitsizlik, işsizlik, yoksulluk arttıkça doğal olarak insanlar çaresiz kalacak ve çareyi farklılıklara saldırmakta arayacaktır... Zaten öyle de oluyor… İşte Irak, işte Yugoslavya, işte Sovyetler, işte Türkiye, işte Ruanda…
Rekabet-rüşvet-yolsuzluk bağlantısı..

Gelelim, şu soruya:
 
Bu kölelik ve açgözlülük üzerine işleyen para sistemini nasıl durdururuz?
 
Ve bundan sonra ne olacak?

Ne olacağa geçmeden açgözlülük olayını ela alalım.
 
Açgözlülük insan tabiatının sonucu değildir. Paranın yarattığı kıtlık korkusuyla; açgözlü insan davranış kalıbı yaratılmış ve yaygınlaştırılmıştır…

Bunun direk sonucu ise yaşamda kalabilmek adına birilerini ezip geçmek üzere mücadele ya da kavga etmektir. Para piyasası bunun adına da rekabet demektedir. Rekabet lafının altına ‘’büyük balık küçük balığı yutar’’ misalini hep sokarlar ya da dayatırlar…
 
Oysa rekabette en büyük silah rüşvettir. Rüşvet siyasi de olsa, adam kayırma da olsa kısaca öyle de olsa, böyle de olsa paraya dayanır.

Görünüyor ki para piyasası insan hayrına hiçbir şey tasarlamamıştır.
 
İnsan davranışlarının yüzde 60’ı çevre tarafından belirlenmektedir.

Eğer Kızılderililerin yanında büyüseydiniz, başka birilerini görmeseydiniz; onların değer yargılarına sahip olurdunuz. Böylece para piyasasının değerleri çok yabancı gelirdi.
 
Tüm dünyada para piyasası, şehir, metropol olarak adlandırılan yerleşik bir toplum hayatı kurdu, şekillendirdi, bir bakış açısı oluşturdu ve ebedi kıldı…

Böylece kendi kendilerine yeten mezralar, köyler yok edildi.

Para piyasası kumpasına dünyadaki tüm uluslar kandılar ve temel değerlerinde yozlaştılar. Böylece para piyasası içinde var olan kurumları desteklemeye yöneldiler. Buna Komünizm, Sosyalizm, Faşizm, Kapitalizm ve diğer alt kültürler de para piyasası kurallarına boyun eğdiler.

3 bölüm halinde yayınlayacağım yazı dizisidir.. İlk bölüm sonrası ikinci bölüm 1 hafta sonra gelecektir..

28 Şubat 2014 Cuma

Başbakan Erdoğan, Bucak’a neden gelmedi?


AK Parti Bucak İlçe Örgütü çok istemesine rağmen Başbakan Erdoğan, Bucak’a gelmeyi neden istemedi?

Evet, büyük soru budur!

Siz ıvır zıvır mazeretleri boş verin!

Yok Uşak’a gidecek, yok mitinge geç kalacak, bana göre laf olsun diye söylenmiştir.

Gelmeyi istese; helikopterle yarım saati bulmaz.

Ha işin doğrusu, Başbakan Erdoğan gelmeyi çok istiyordu ve de Bucak’ı çok seviyordu..

Peki, neden gelmedi?

Bence 2 (iki) gerekçesi vardır.

İlki halen AK Parti Belediye Başkanı olan Ramazan Ayaz’ın tekrar aday gösterilmemesidir. Ha Ramazan Bey, asla nezaketsizlik yapmaz ama illa da tatsız bir durum yaşanabilirdi..

2. en önemli gerekçe ise yol durumudur.

Şimdi Başbakan Bucak merkeze gelecek, dönerken ne yapacak?

Mecburen okullar caddesi ve üçgen kavşağa gelecek. Ehee yol bozuk ve o yol üzerinden geçen Başbakan Erdoğan, kıyameti koparır. O yolların yapımından karayolları sorumlu olup; önce Burdur Milletvekili Bayram Özçelik, sonra diğer yetkililer tabiri caizse çok fırça yerler..

Hadi buradan AK Parti örgütüne bir yardım çağrısında bulunayım.. Ne yapıp ne edip; o yolun 30 Mart gününe kadar bitmesi gerekiyor. Bakın, seçimi kaybederseniz; o bozuk yol, en önemli parametrelerden birisi olacaktır. Haberiniz ola!


27 Şubat 2014 Perşembe

Burdur seçmen sayısı ve yapısı..


BURDUR Merkez, ilçeler, beldeler, köyler toplam seçmen sayısı 191.766 olup şimdi ayrıntılara bakalım..

İlçe adı:                    Seçmen sayısı:
BURDUR MERKEZ        71.035
AĞLASUN                   6.982
ALTINYAYLA               4.433
BUCAK                      46.461
ÇAVDIR                     9.881
ÇELTİKÇİ                   4.606
GÖLHİSAR                 16.699
KARAMANLI               6.427
KEMER                      3.106
TEFENNİ                    8.035
YEŞİLOVA                  14.101

BURDUR ili sınırları içinde yaşayan 191.766 seçmenin:
118.864 Merkezlerde,
5.464 Beldelerde,
67.438 Köylerde yaşamaktadır.

Şimdide ilçe-ilçe seçmen yapısını inceleyelim..

BUCAK Toplam seçmen sayısı 46.461 olup merkez, belde ve köy seçmen sayıları şöyledir:
BUCAK Merkez 29.320 olup belediye başkanını belirleyecektir.
BUCAK Beldeler 3.314
BUCAK Köyler 13.827

BURDUR Toplam seçmen sayısı 71.035 olup merkez ve köy seçmen sayıları:
BURDUR Merkez 52.060 olup belediye başkanını belirleyecektir.
BURDUR Köyler 18.975

AĞLASUN Toplam seçmen sayısı 6.982 olup merkez ve köy seçmen sayıları:
AĞLASUN Merkez 3.275 olup belediye başkanını belirleyecektir.
AĞLASUN Köyler 3.707

ÇELTİKÇİ Toplam seçmen sayısı 4.606 olup merkez ve köy seçmen sayıları:
ÇELTİKÇİ Merkez 1.746 olup belediye başkanını belirleyecektir.
ÇELTİKÇİ Köyler 2.860

ALTINYAYLA Toplam seçmen sayısı 4.433 olup merkez ve köy seçmen sayıları:
ALTINYAYLA Merkez 2.493 olup belediye başkanını belirleyecektir.
ALTINYAYLA Köyler 1.940

ÇAVDIR Toplam seçmen sayısı 9.881 olup merkez ve köy seçmen sayıları:
ÇAVDIR Merkez 3.611 olup belediye başkanını belirleyecektir.
ÇAVDIR Beldeler: 2.150
ÇAVDIR Köyler 4.120

GÖLHİSAR Toplam seçmen sayısı 16.699 olup merkez ve köy seçmen sayıları:
GÖLHİSAR Merkez 12.311 olup belediye başkanını belirleyecektir.
GÖLHİSAR Köyler 4.388

KARAMANLI Toplam seçmen sayısı 6.427 olup merkez ve köy seçmen sayıları:
KARAMANLI Merkez 4.277 olup belediye başkanını belirleyecektir.
KARAMANLI Köyler 2.150

KEMER Toplam seçmen sayısı 3.106 olup merkez ve köy seçmen sayıları:
KEMER Merkez 1.479 olup belediye başkanını belirleyecektir.
KEMER Köyler 1.627

TEFENNİ Toplam seçmen sayısı 8.035 olup merkez ve köy seçmen sayıları:
TEFENNİ Merkez 3.814 olup belediye başkanını belirleyecektir.
TEFENNİ Köyler 4.221

YEŞİLOVA Toplam seçmen sayısı 14.101 olup merkez ve köy seçmen sayıları:
YEŞİLOVA Merkez 4.478 olup belediye başkanını belirleyecektir.
YEŞİLOVA Köyler 9.623

Valla Burdur’da faaliyet gösteren tüm siyasi partiler için güzel bir çalışma yaptığıma inanıyorum ve umarım faydalanırlar..

Önümüzdeki günlerde özellikle Bucak, Burdur ve diğer ilçelerde hangi parti ne kadar oy alacak, hangi aday kazanacak gibi sorulara kendimce yanıtlar vereceğim..