17 Temmuz 2011 Pazar

Kürt sorunu var mı, yok mu?

Aslında kan, gözyaşı, çığlık içinde düşünceleri yansıtma adına yazmak en zor olanıdır.

Benim söyleyeceklerim, sadece AK Parti iktidarınadır. Çünkü Türkiye seçimini yaptı ve yüzde 50 oyla AKP’ye 3.kez çoğunluk sağladı. Mesaj çok açıktır: Ey AKP! Çöz artık bu meseleyi çöz!...

Yüreğimizi dağlayan Silvan şehitlerinin ardından Sayın Başbakan bakın ne dedi?

''Bu ülkede artık Kürt sorunu yoktur. Bu ülkede PKK sorunu vardır.’’

İyi de Sayın Başbakanımız: bu cümleyi 20 yıl önce iktidarda olanlar da söylüyordu. Hepsi de tarih oldular ve hepside siyasi mezarlığa kayıt oldular. Siz ise ‘analar ağlamasın’, ‘güzel şeyler olacak’, ‘çözüyoruz’, ‘çözdük’ derken 20 yıl önceki noktaya geri geldiniz.

O zaman Türkiye’de yaşayan seçmenlerin yüzde 50’si sizin nezdinizde AK Parti’ye niye oy verdi ki?

Bence gerçek durum göz ardı edilerek; insanlar kandırıldı, insanlar oyalandı, insanlar avlandı… İktidara tekrar gelebilmek adına özellikle 2007 yılından beri bu konu siyasi istismara tabi tutuldu.

Sayın Başbakan, artık eski siyasilere göre çok daha geriye düşerek; ‘Kürt sorunu yoktur’ diyebiliyor. Neredeyse Kürt de yoktur noktasına gelecektir.

Herkes çok iyi biliyor ki Cumhuriyetimizin kurulduğundan bu yana Kürt sorunu vardır ve hala da var olmaya devam etmektedir. Yok demekle keşke yok olsa… Sayın Başbakanımızın önünde tarihi bir fırsat vardı. Bu konuda hiç olmadığı kadar iyi niyetli bir ana muhalefet partisi vardı. Seçim öncesi siyaseten kendini bağlayan ‘Kürt raporu’ yayınlamıştı. Bu soruna barışçıl ve kalıcı çözüm bulan bir siyasi figür mutlaka tarihe altın harflerle yazılacaktı. Sayın Başbakanımız tam aksine basit, gündelik siyasi polemiklerle bu fırsatı heba etti. Maalesef yine döndük en başa…

Bakın, daha açık, daha anlaşılır bir dille söylüyorum; bu sorunun çözümü önünde 2 yol vardır: ya savaşacaksın, ya barışacaksın…

Sayın Başbakanımız, son 9 yılında söylem ve davranışlarıyla barış yolunu tercih etti. İzlediği bu yolu herkes destekledi. Hatta PKK bile tüm silahlı güçlerini Kuzey Irak’a çekti. Ha bugün, ha yarın derken yıllar akıp geçti. Maalesef yine savaş kanalına girdik. Daha kötüsü ise devletin savaş mekanizmaları artık bu savaşa olan motivasyonunu kaybetti.

Toparlarsam; Türkiye’de hem Kürt hem de dolayısıyla PKK sorunu vardır. Bu sorunun çözümünde;  AK Parti’nin 3. kez iktidar olma hırsı yüzünden hem savaş hem de barış kaybedilmiştir.

Ömer ÖZDAMAR
Bucak-BURDUR

12 Temmuz 2011 Salı

Narsisizm, insanlık ve siyaset…


Narsisizm denince aklımıza gelen ‘dışa kapalı benlik’tir... Narsisler için tek gerçek kendileridir… İşin psikolojik, klinik tarafına girmeyeceğim zaten haddime de değildir…

İddiam şudur: 21. Yüzyıl toplumunun bireyleri artık birer narsistir. 10 üzerinde narsis puanlaması yaparsak kimisi 9-10, kimisi 8, kimisi 6, kimisi de 5 olarak oranlayabilirim. Asla 5’tan aşağı yoktur. Çünkü bireyin yaşamını sürdürebilmesi açısından en az 5 gibi bir oran gereklidir.

‘Yeni Dünya Düzeni’nde her bir bireyin sadece kendisini düşünmesi koşullandırılıyor hatta emrediliyor. En çok, azami, rekor gibi sözcükler narsislere neredeyse kulak küpesi oluyor. Narsislerin yani ‘Ben-Sever’lerin tipik sosyal davranışları şunlardır:

-Yardımlaşmayı sevmez.

-Toplu hareket etmeye gelmez.

-İnsanları ve diğer (hayvanlar, bitkiler) tüm canlıları korumaz…

-Çıkarına hizmet etmeyen ne varsa yok eder…

-Başkalarının hakkına saygı göstermez. Çünkü asıl olan kendi hakkıdır. Bunu başarmak üzere toplumsal mutabakat sayılan gelenekleri, yasaları çiğner ve işin ilginç yanı daima haklı çıkar.

-Asla empati kurmaz. Çünkü kendisini başkasının yerine koyamaz ve başkasını anlayamaz.

Maalesef 2011 yılı dünyamızda da siyasetçiler narsisizm’in pençesindedir.

Bundan 10-15 yıl önce açlık, sera gazı etkisiyle buzulların erimesi, güneşin zararlı ışınlarını engelleyen ozon tabasının yok olması, soluduğumuz havanın her gün biraz daha kirlenmesi, kimyasal atıklar yüzünden içtiğimiz suyun sağlığımızı tehdit etmesi, fosillere dayanan enerji atıklarının akarsuları, denizleri ve okyanusları kirletmesi… tarzda konular gündeme gelirken; 2011 yılında artık yok sayılıyor, ağızlar açılmıyor, kulaklar tıkanıyor, akıl ve muhakeme rehin tutuluyor…

Narsisler için Euro, dolar, TL, altın en geçerli, en makbul araçlardır. Bunlarında dışında kalanların hiçbir hükmü ve maliyeti yoktur. Bireysellikle, narsisler kol kola, iç içe girmişlerdir ve birbirlerini tamamlayan öğelerdir.

Bu tablodan insanlığın hayrına bir gelişme çıkmaz arkadaşlar… Öncelikle Afrika kıtasında olmak üzere tüm dünyamızda önümüzdeki 50-60 yıl içinde toplu ölümler kaçınılmaz olacaktır.

Ömer ÖZDAMAR
Bucak-BURDUR

10 Temmuz 2011 Pazar

Sosyal Medya programına katılmak…


Her hafta Cumartesi gece yarısından hemen sonra TRT-Haber Kanalı’nda SOSYAL-MEDYA programı vardır. Programın formatı sosyal medya dünyasıyla çerçevelidir. Ağırlıklı olarak TWITTER sosyal paylaşım sitesi baz alınarak 3 konuk seçiliyor ve söyleşi yapılıyor. Dün (09 Temmuz 2011) gece yarısından sonra ben de programı izledim. Kafamda ‘şak’ diye bu fikir hasıl oldu. Neden programa ben de konuk olmayayım…

Bir anda twit yazdım. Bakın ne dedim?

Valla neden olmasın! Ben de ÜNsüzler kategorisinden SOSYALMEDYA programına konuk olarak katılmak istiyorum. Destek ve dikkati çekmek için RT yapar mısınız?

Neyse sağ olsun! O anda ekran başında olan ve imzalı kitaplarımı okuyan  @dramatk_soprano destek verdi.

Programa katılırsam ne anlatırım?

İşte 5 yıldır sürdürdüğüm blog yazarlığını, yayınlanan ve halen piyasa olan ‘Normal Ötesi Aşk’ ve ‘Normal Ötesi Aşk-2’ isimli kitaplarımın yazılış ve basılış öyküsünü, yorumlarını anlatırım, aktif olarak yer aldığım için birazcık siyaset anlatırım… Zaten bütün bunlar yeter artar bile…


Bu yazıyı program yapımcısı ve sunucusu @mserdark Beye göndereceğim. Serdar Beyin, karar vermesine yardımcı olmak için şimdi ben, sizlerden neyi rica ediyorum?

Lütfen! Bu linki çok ama çok kez paylaşalım ve 100’leri aşacak şekilde RT edelim…

Ha olur mu? Valla Nasrettin Hoca misali 'göle maya çalalım' bakalım 'ya tutarsa' deyip bekleyelim:)
  
Şimdiden herkese çok teşekkür ediyorum. Ve hem saygı, hem de sevgi yolluyorum…


Not: 3 günde 1.500 kişi linki tıkladı, 154 kişi RT etti.


@TheWinner23
@ahmetaltuntop
@tutiyan
@ressso
@Krm_SubAsi
@dramatk_soprano
@uzaygokerman
@Sibel_Altin
@fundaerkoc
@MuratGonul
@mstfaltuntas
@NurcanGuzel
@mervethemermaid
@mahmutdundar
@GuldenErsari
@fulyac
@hazelea
@SevgiKaraca
@nkonya28
@Sakarpiyon
@edakaramanoglu
@esrabenmustapha 
@sibelozman
@gamzecelik
@windlyA
@birmic
@thelondonergirl
@jansetselss
@seyran_eyle
@cananyilmazz
@kaanambar
@CBStalkerCB
@safazengin
@melis_kantar
@E_ALBENIZ 
@Zeynepp7 
@albunea_bernitz
@yasarisgorenler
@mavimayis
@TarikRenchber
@beratkucukosman
@Zheynepp
@Quseans
@Clbsml
@filizarslanist 
@haricibeyin
@ManolyaOnur
@burcu_ay
@netracor
@baristopuz
@bycagirici
@aysenkura

Sevgili Twitter Dostlarım, sizlerin okuması, RT etmesiyle dikkati çekmeyi başardık ve şimdilik ilk kapıyı açtık.

@sosyalmedyatv  kanalından aldığım ilk mesaj:
Şimdi gördük Ömer Bey'in blog sitesini irtibata gececeğiz:)

Sonra program yapımcısı @yalcinari Bey, ne diyor?
Selamlar Ömer Bey, size bir dm atmam gerekiyor…

Sonra program yapımcısı Yalçın Beye, e-mail attım ve kısaca programa katılmak istediğimi anlattım.

Göle çaldığımız maya sanki tutacak gibi duruyor::::)))) Kısmetse olur, olmazsa da canımız sağ olsun:) En azından uğraştık, çabaladık ama olmadı diyebiliriz artık…




Ömer ÖZDAMAR
Bucak-BURDUR

9 Temmuz 2011 Cumartesi

CHP ve yemin krizi…


CHP, bir siyasi parti olarak belki kuruluşundan bu yana ilk kez radikal bir eyleme imza attı.

Neydi eylemin amacı?

Cezalandırmaya dönüşen uzun tutukluluk süresine dikkat çekmek ve milletvekili seçilen birisinin yani millet iradesinin hapiste kalmasına son vermek…

Seçim 12 Haziran 20011 günü gerçekleşti ve tam 1 aydır ‘yemin krizi’ gündemi işgal etti. 11 Temmuz 2011 günü, muhtemelen yemin krizi sona erecektir. Büyük soru şudur: Kim kaybetti, kim kazandı?

Demokrasi kazandı, AK Parti kazandı ama CHP kaybetti…

Neden CHP kaybetti? Çünkü süreç çok kötü yönetildi. Kitlelere CHP’nin meramı iyi anlatılamadı ve her kafadan polifoni modunda ses çıktı.

Bir de demokrasi ve uzun tutukluluk süresine itiraz ettiğimiz milletvekillerimiz içinde sadece Mustafa Balbay olsa amenna… Yahu Demirel’in ricasıyla listeye konan ve seçilen Mehmet Haberal için CHP niye bu kadar yorulsun arkadaş? Çünkü oğlu Erkan Haberal bilin bakalım nerede? MHP MYK üyesi… Evet, aynen öyledir. MHP tepe yönetimindedir. Oğlu bile MHP adına yemin etmeme konusunda itirazı yok, (MHP yemin etti.) ama oy kaybetme pahasına CHP çırpınıp duruyor…

Bakın, AK Parti Grup Başkan Vekili Sayın Elitaş, ne dedi?

CHP Milletvekilleri için son tarih 15 Temmuz 2011 günüdür, o günden sonra meclis başkanlık divanı toplanır ve milletvekillikleri düşer…

Bu ifadeye nasıl karşılık verdi Sayın Başbakan?

Yok, öyle bir şey, arkadaşımız sürçü lisan eylemiş…

Sayın Elitaş çıkıpta; ‘Hayır, Sayın Başbakan! Bu benim şahsi düşüncemdir. Hiçte sürçü lisan etmedim ve bilerek söyledim’ Dİ-YE-ME-Dİ…

İşte parti disipline, parti söz birliği budur arkadaş!

CHP’de İsa Gök Bey, ayrı telden,
Muharrem İnce Bey, ayrı telden,
Gürsel Tekin Bey ayrı telden,
200 imza toplayabilen Baykal muhalifleri ayrı telden çalıyorlar…

Abi, ne CHP, ne de başka bir siyasi parti bu kadar karmaşık durumla asla bir yere gidemez…

Ha ben olsan ne yapardım?

Eyleme devam ederdim. Ne zamana kadar? Sonuç alana kadar…

Ehee milletvekilliği düşme tehlikesi doğarsa ne olur?

İşte o zaman gerçek CHP’li, fason CHP’li pat diye ortaya çıkar. Bence en az 80-100 CHP milletvekili yemin ederdi. Ve parti karpuz gibi ortadan bölünürdü…

Neyse artık olan oldu, Pazartesi günü yemin ettikten sonra ne yapılması gerekir? İşte ilk aklıma gelenler:

1. Parti disiplini mutlaka sağlanmalıdır.

2. Hemen il ve ilçe kongreleri yenilenmelidir.

3. Evrensel sosyal demokrasi ne diyorsa aynısı programa alınmalıdır ve tüm sol kucaklanmalıdır…

Gerisini de partinin ‘A’ takımı düşünsün arkadaş!

Ömer ÖZDAMAR
Bucak-BURDUR

Bucak İlçesi Milli Eğitim Müdürü Kim Olacak?

Malumumuz ya da duyduğumuz mevcut ilçe milli eğitim müdürünün emekli olacağı yönündedir. Hatta emeklilik dilekçesini verdiği yönündedir…

Önümüzdeki günlerde mutlaka yeni bir atama yapılacaktır. Şimdiden eğitim camiası çalkalanıyor. Çünkü okulların müdür değişimleri ve atamaları da yapılacağı için herkesi bir heyecan sarmış durumdadır…

Neyse eski borsacı olmam hasebiyle siyasi spekülasyonu severim… Hadi bakalım, tahminlerime başlayayım:

Benim kafamda 3 aday vardır:

1. sırada Bucak Kız Teknik ve Meslek Lisesi Müdüresi Ayşe Ünal Hanım olabilir…  Bucak AK Parti Yönetim Kurulu Üyesi Emrüllah Ünal Beyin eşidir.

2. sırada Bucak Fatih İlköğretim Okulu Müdüresi Şenay Kurt Hanım olabilir… Burdur AK Parti İl Genel Meclis Üyesi Hasan Kurt Beyin eşidir…

3. sırada ise Halen Bucak İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nde Şube Müdürü olarak görev yapan Sayın Hamdi Aktürk Bey olabilir… Neredeyse 9-10 yıldır şube müdürlüğü yapmaktadır.

1,2,3 diye yazdım. Aman yanlış anlaşılmasın, olabilirlik şansı değildir. Çünkü sıralama yaptım ve her 3 adayımızın da şansı eşittir.

Ha başkası olmaz mı? Elbette olabilir. Sonuçta siyasi toto oynadım. Tutarsa ne ala, tutmazsa şaşırırım…

Hadi bakalım, hayırlısıyla kim atanacak, hep beraber göreceğiz…

Ömer ÖZDAMAR
Bucak-BURDUR

6 Temmuz 2011 Çarşamba

Fatih Altaylı ve bir garip dava…


Bugüne kadar Fatih Altaylı’nın bu kadar karmaşık ilişki barındıran haberini duymamıştım. Medyayı yakından takip eden birisi olarak kendime de şaştım kaldım…

Neyse biz mevzuya dalalım… Habertürk Gazetesi’nde Serap Çil Hanım, moda köşe yazarı olarak yerini alıyor. Bu atamaya işine son verildiği Cumhuriyet'teki eski mesai arkadaşları; stajyerlikten moda yazarlığına terfisi karşısında şaşırıyorlar. Haberi derinlemesine inceleyince ben de şaşırıyorum zaten ya…

Gel zaman, git zaman Habertürk Genel Yayın Yönetmeni Fatih Altaylı'nın kendisine şantaj yapıldığı iddiasıyla savcılığa yaptığı başvuru üzerine dava açılıyor.

Kime şantaj iddiasıyla dava açılıyor?

Sıkı durun! İşe aldığı ve moda köşe yazarı olan Serap Çil Hanıma…

Ne olmuş, neler gelişmiş?

Önce Fatih Altaylı cephesi ne diyor?
2009'un aralık ayında Elif Mertel'den elinde siyasi bir dosya ile ilgili belge bulunduğunu söyleyen mailler almaya başladım. Gazeteci refleksiyle cevap yazdım. Değişik zamanlarda ve değişik miktarlarda yaptığı 38.265 liralık ödemelerin "haber amaçlı" olduğunu, daha sonra şahsın maillerini yanıtsız bırakmam üzerine şahıs şantaj yapmaya başladığını ifade ediyor…

Fatih Altaylı’nın bankaya yaptığı  ödeme listesi şöyledir:
-Türkiye İş Bankası Teşvikiye Şubesi'nde Esra Akkök adına 0473016 no'lu hesaba 24.03.2010'da 1.265 TL yatırdım.
-ING Bank Kızılay Şubesi'ndeki Ayşe Pelin Başkale adına 5169601 no'lu hesaba 05.04.2010'da 4.000 TL yatırdım.
-ING Bank Kızılay Şubesi'ndeki Ayşe Pelin Başkale adına 5169601 no'lu hesaba 14.04.2010'da 10.000 TL yatırdım.
-ING Bank Kızılay Şubesi'nde Ayşe Pelin Başkale adına olan 5169601 no'lu hesaba 19.04.2010'da 1.000 TL yatırdım.
-Türkiye İş Bankası Teşvikiye Şubesi'ndeki Esra Akkök adına olan 0473016 no'lu hesaba 20.05.2010'da 1.250 TL yatırdım.
-Türkiye İş Bankası Teşvikiye Şubesi'ndeki Esra Akkök adına olan 0473016 no'lu hesaba 1.250 TL yatırdım" diye konuştu.

Şimdi bu ifadeye dikkat:
Kendisini sürekli arayan kişinin aslında Yayın Yönetmeni olduğu gazeteden olduğunun sonradan farkına vardığını belirten Altaylı "Süreç devam ederken Serap Başak Çil, Habertürk Gazetesi'nde telif sözleşmesine bağlı olarak 01.06.2010'da çalışmaya başladı. Çil, bir gün benimle görüşerek bana Ankara'da yaşayan Elif Mertel'in kendisinin arkadaşı olduğunu söyledi. Elif Mertel'in 1.500 TL para istediğini söyledi, ben de verdim. Elif Mertel bir süre sonra aileme mail göndereceğini ifade ederek para istedi. Elif Mertel'e iletilmek üzere, Serap Başak Çil'e 15.000 TL verdim. Daha sonra araştırdık ve Elif Mertel adıyla gönderilen maillerin bina içinden gönderildiği tesbit edildi. Elif Mertel adıyla yazan kişinin Serap Başak Çil olduğuna inanıyorum…

Bir dönem Habertürk'de moda yazarı olarak çalışan Serap Çil ise ne diyor?
Fatih Altaylı'yı bir yıldır tanıyorum. Ona şantaj yapmadım. 2010'un mayıs ayında Habertürk'te moda köşe yazarı olarak işe başladım. Aramızda duygusal yakınlaşma oldu. Haftada 4-5 gün işyerinde kendi odasında akşam geç saatlerde diğer çalışanlar ayrıldıktan sonra görüşüyorduk.
Öpüşüyorduk, cinsel ilişki haricinde sevişiyorduk. Bana duygusal sözler söylüyordu, bana aşık olduğunu bile söyledi. İşe başlama tarihimi Mayıs 2010 olarak gösteriyorlar. 24.04.2010'da Altaylı bana Prada mağazasından ayakkabı aldı, faturada ismi var. 02.04.2010'da Chanel mağazasından bana çanta aldı, faturada bilgiler ve ismi var.

Haydaaa! Ben gazeteci değilim ve herhangi bir gazetede çalışmadım. Fakat olayların kronolojik sıralamasına bakarım ve çok iyi analiz yaparım.

Fatih Altaylı Bey, haberci refleksiyle Mart ayından Mayıs ayına kadar sürekli bankaya para yatırdığını iddia ediyor. Bana göre terslik var. Haberin ön bilgisi gelir, bakılır ve önemine göre bir miktar para verilir. Haberin tamamı için pazarlık yapılır ve haber satın alınır. Bu durum benim tarifime hiç benzeşmiyor. Elden veriliyor, bankayla gönderiliyor falan filan.

Peki, ben ne anladım?

Valla Fatih Altaylı Bey, kumpasa gelmiş. O kadar tecrübeli bir gazeteci ve genel yayın yönetmeni ‘nerden geldiğini, niye geldiğini, referansların ne olduğunu?’’ Serap Hanıma sormaz mı? Bence sorar ve öyle ciddi bir kurumda sorması da gerekir. En azından Serap Hanımın, Cumhuriyet Gazetesi’nden kovulduğunu istihbarat edemez mi? Bal gibi eder…

Hukuktan biraz anlayan anlar. Burada şantaj var mı? Bence yoktur. Hani dolandırıcılık olabilir, sahtekarlık olabilir ama şantaj suçunu ben göremedim. Gören varsa beri gelsin:)

Peki, niye davalık oldu Fatih Bey?

Bence işe ailesi karışınca her şeyi göze aldı ve savcıya başvurdu.

Gerisi?

Gerisi teferruattır. Anlayan anladı artık… Zaten şu metni okuyup da hala anlamadıysa hiç boşuna anlamaya çabalamasın::))

Ömer ÖZDAMAR
Bucak-BURDUR

3 Temmuz 2011 Pazar

‘Tükürdüklerini Yalayacaklar’ Teriminin Derin Analizi…


Vay anasına! Ülkemizin başbakanı bu sokak jargonunu bile kullanabiliyor.

Bakın! Sayın Başbakan, Simav ilçesinde halka ne diyor?

‘’Arkadaşlarımız yemin etmedikçe biz 4 yıl geçse de yemin etmeyeceğiz. Bakın bu sözü unutmayın. Tükürdüklerini yalayacaklar.’’

Yahu yüzde 50 oy almış bir iktidar var. Fakat nedense hala ana muhalefetle didişiyor, atışıyor, gittikçe siyaseti gerginleştiriyor ve en önemlisi siyasi uzlaşma iklimini zehirliyor…

‘Tükürdüklerini yalayacaklar’ teriminin arka planında yatan niyet kanımca şudur: Yeni anayasa falan yapmayacağım, Kürt meselesini çözmeyeceğim, bu şekilde ana muhalefeti sürekli hırpalayacağım, MHP’yi de dümen suyuna alacağım ve en geç 1 yıl içinde erken seçim yapacağım…

Valla keser döner, sap döner, gün gelir hesap döner… Millet size yüzde 50 oy vermiş ve tüm sorunları uzlaşma içinde çöz demiş… Seçime gidip; yok CHP boykot yaptı, yok CHP meclise gelmedi laflarıyla AK Parti yüzde 60 oy alsa bile öyle de, böyle de CHP yine var olacaktır. O zaman ne diyecekler?

Ayrıca AK Parti’ye oy verenler der ki, CHP’nin olmadığı bu dönemde, TBMM’den, AK Parti’nin istediği yasaları çıkarma olanağı vardır. Niye seçime gittin? Çıkan yasaları Anayasa Mahkemesi’ne götürecek CHP tehdidi de yoksa niye halka geldin?

Valla der mi der…

Bir de diyelim ki CHP tükürdüğünü yaladı ve yemin etti. TBMM’nde yeni anayasa, Kürt meselesi için her zaman uzlaşmaya açık ve ılımlı duruş sergileyen CHP ile nasıl bir araya geleceksin?

Şu anda medya gürültüsü, patırtısıyla CHP tam anlaşılamadı. ‘Yemin etmeme’ boykotu uzadıkça insanlar soracaktır: Sahi ya, CHP niye boykot etti?

Milletin iradesinin meclise yansımaması…

Aday olmasında yasal hiçbir engel olmayan amma Ergenekon, amma Balyoz, amma KCK davalarının tutuklu sanıkları milletvekili seçilmişler, mazbatalarını almışlar ancak mahkeme kararlarıyla TBMM’ne gelememişler…

Beğensek de, beğenmesek de, halk nihai kararını vermiş ve bu adayları seçmiş mi? Seçmiş.

Bu milletvekillerinin dokunulmazlık zırhı var mı? Yok.

Bu milletvekilleri mahkeme duruşmalarına katılacak mı? Evet.

Milletvekilliği sırasında dava sonuçlanır ve mahkumiyet alırsa hapishaneye gidecek mi? Evet.

O zaman nedir sorun?

Bu milletvekillerinin görevini yapması için TBMM’ne gelmelerinden başka çare var mı? Yoktur.

Bir de diyorlar ki CHP ile BDP yan yana gelmişler… Yok işte, Kürtlerle, CHP aynı kulvara düşmüşler. Ne var bunda? Kürt Milletvekilleri Türkiye milletvekili değil mi? Ya da BDP Türkiye partisi değil mi? Hepsi evetse niye yadırganıyor?

Ha bu süreç böyle işlerse; yapılacak erken bir seçimde CHP-BDP ittifakı kaçınılmaz olur… En az yüzde 40 oy da alır ha… Haberiniz ola!

Ömer ÖZDAMAR
Bucak-BURDUR