26 Temmuz 2009 Pazar

Eğirdir ilçesi ve Konya ili gezi notlarım...
















Yurt gezimin 1 inci gününü Eğirdir ve Konya notlarımla anlatmaya başlıyorum:

Burdur ili Bucak İlçesinden özel arabamla hareket ettim.

Burdur ili Ağlasun İlçesinde geçtim ve Isparta iline vardım. Oradan Eğirdir ilçesine vardım ve 15 dakika mola verdim. Eğirdir Gölünü fotoğrafladım. Meydanda bulunan caminin mimarisini inceledim. Şöyle bir aşağı-yukarı turladım ve bakın ne gördüm?

Eğirdir ilçesine 28 yıl önce gitmiştim. O dönem Türkiye’nin neredeyse tek kemik hastanesi buradaydı. Kardeşimin kolu kırılmıştı ve yanlış kaynamıştı. Bir seri ameliyat için Bucak’tan bu güzel ve sade ilçeye gelmiştim ve nar gibi kızarmış gölden çıkan sazan balığı yemiştim.

Gelin, görün ki 28 yıl sonra Eğirdir gölü kirlenmiş, çevre talan edilmiş, kısaca eski güzellik bana göre kaybolmuş. Hani derler ya, eski çamlar bardak olmuş, benim bildiğim eski Eğirdir tam da böyle olmuş…

Arabama tekrar bindim ve eğirdir gölünün etrafından dolanarak, birazda kendi kendime tuh, muh çekerek; Gelendost’a doğru yola çıktım. Bu arada Eğirdir Gölü etrafı boyunca bolca elma ağırlıklı meyve bahçeleri dikkatimden kaçmadı. Müteakiben Şarkîkaraağaç, Beyşehir güzergâhından Konya’ya Ulaştım. Konya’da 1 gece kaldım.

Ne mi gördüm?

Konya girişinde daha doğrusu Meram’ın yukarısından kuş bakışı manzara çok hoş oldu.

Şehrin göbeğine doğru ilerdim. Ana yolların geniş olduğunu müşahade ettim.

Anadolu Selçuklu Devletinin Başkenti Konya olduğunu tüm cami mimarilerinden belli oluyordu. Şehir içinde özellikle Mevlana Müzesi bölgesinde görülen neredeyse tüm camilerin yapım yılı 1.100-1.300 olarak duruyordu. Böylece Anadolu Selçuklu Devleti Konya’ya damgasını vuruyordu. Hele Alâeddin Tepesine yerleşmiş Alâeddin Camisi ihtişamı müthiş ve heybetle şehre bakıyordu.

Mevlana Müzesini gezdim. Eserin mistik yönüne hiç girmiyorum. Başka bir pencereden bakın ne söylüyorum?

Benim görüşüme göre Osmanlı Devletinin dini referans kaynağı burası olmuştur. Sorulara yanıtlar, işlemlere icazetler hep buradan öğrenilmiştir. Bir yerde Osmanlının din akademisi olmuştur.

Müze ziyaretçileri arasında başta Japonlar olmak üzere çok fazla yabancı olması mühimdir. Benim gördüğüm ise çok sayıda Iraklı Araplar da vardı. Türkiye’de Topkapı müzesinden sonra en fazla ziyaretçi alan yerin Mevlana Müzesi olduğunu anımsatmam sanırım her şeyi açıklamakta yeterli olur.

Konya şehri Türkiye’mizin muhafazakârlıkta en önde gitmesi de benim nazarımda çok şaşırtıcı olmuyor.

Neden mi?

Konya’nın tarihini bilirsen; eh böyle bir geçmişin, böyle bir bugünü olmasından daha doğal ne olabilir ki…

Konya’da normal ekonomik standartlarda bir Türk ailesi, 50-80 TL arasında fiyatla çift kişilik bir odada, 1 gece konaklayabilir.

Konya’dan ne mi aldım?

İşte Konya şekeri, ufak tefek bakır türü hediyelik süs eşyaları diye sayabilirim.

Eh tabidir ki Konya’da etli ekmek ve bıçakarası yenmeden gidilmez herhalde… Özellikleri ise pidenin hamur kısmı çok ince açılmış olmasıdır, elbette bana göre…

Size baştan beri söyledim:

Benim gezi notlarım farklı olacaktır. Sizlere şurada şu bina, şu tarihte, şu kişi tarafından yapılmış gibi alışılmış tarzla asla anlatmayacağım. Okul yıllarında nefret ettirilen tarih dersleri gibi hiç olmayacak.

Neyse ilk günü böylece tamamladım ve Konya’dan Ihlara Vadisine doğru yola koyuldum. İç Anadolu bozkırlarında ve dümdüz yollarında; saatte ortalama 80-100 Km. hızla ilerliyorum.

Sonra mı?

Bitti. Artık 2 nci bölümü bekliyorsunuz…

Not: Sayın Keskin Kalem rumuzlu MB arkadaşımızla Konya’da buluşacaktık ve tanışacaktık ancak elzem nedenlerle kısmet olmadı.

Saygı ve sevgilerimle…

Ömer Özdamar/26 Temmuz 2009/Burdur-Türkiye

Bu yazı daha önce counter kisi tarafından okundu.

Hiç yorum yok: